Kızıl Afet

2161 Words
Miya ve Song, Kang ile konuşmak için evden çıktılar. Miya, Hye'den daha çok oğlunu düşünüyordu aslında! Her hal ve olayda çenesi iki dakika susmayan kadın, dün geceden beri gerekmedikçe ağzını açmamıştı. Song, Miya'nın bu hallerinden nefret ediyordu. Arabanın içinde sessizlik hakimken Song karısına yandan bir bakış attı. Miya ise o anlarda tamamen geçmişe gitmişti. Bundan Üç yıl öncesini düşünürken oğlu için endişeleniyordu. Üç yıl önce Nam Sung ve Hye sevgiliyken Hye gittiği yurt dışı eğitiminde bir koca gözlüye aşık olup gelmiş, kendisi yetmiyor gibi kuyruğu da peşinden yollara dökülmüştü. Hye, Nam Sung'a telefondan doğru ayrıldığını söylemiş olmasına rağmen kimse sebebini anlamamıştı. Bir ay sonra evlilik izni almak için gelen çift iki aileyi de şoka sokmuştu. Kang kızıyla ciddi bir konuşma yapsa da hiç kimse bu aceleci tavrın sebebini bilmiyordu. Hye'nin hamilelikten dolayı acele ettiği evlendikten iki ay sonra düşük yapmasıyla ortaya çıkmıştı. Bu dönemde ise Nam Sung tamamen hırçın bir kişiliğe bürünmüş, acısını etrafındakilerden çıkarmıştı. Ta ki Hye'nin bir bebek kaybettiğini öğrenene kadar! Hye'nin bebeğinin evlilik öncesi olduğunu öğrendiği anda Hye'yi düşünmeyi bırakıp her gün başka bir kız ile birlikte olmaya başlamıştı. Herkese üzülmediğini, yaşadıklarının onu etkilemediğini ispat etmeye çalışmıştı. Miya oğlunu herkesten iyi tanırdı. İçten içe yıkıldığını biliyordu. Vurdumduymaz davranışlarının altında kalbinin parçalara bölündüğüne emindi. Kadınlara ve ilişkilere olan güvenini kaybetmişti. Hye için bir şeyler yapmaktan hoşlanmasa da kendi çevrelerinden uzaklaşması için çiğ tavuk bile yiyebilirdi. Miya ise şimdi oğlunun tekrar Hye yüzünden üzülmesinden korkuyordu.  Nam Sung'un çapkın ve edepsiz hallerini üzgün olmasındansa çekmeye razıydı. Bildiği bir şey varsa oğlu Hye'ye gerçekten aşık değildi. Miya aşkı iliklerinde ve yüreğinde en hat safhasında yaşayan biri olarak oğlunun aşık olduğuna inanmıyordu. Eğer Nam Sung gerçekten aşık olmuş olsa Miya'ya göre hemen başka kızları yatağa atmaya kalkmazdı. Nam Sung sadece Hye'yi alışkanlık haline getirmişti ya da sadece Miya böyle düşünüyordu. "Hey kadın! Kime diyorum ben" Miya, Song'un sesi ile geçmişin tozlu raflarından sıyrıldı. Oğlunun iyiliği için her şeyi yapabilirdi. Ailesinin mutluluğuna kendi yeğeni dahi olsa gölge etmesine izin vermeyecekti. "Duyduk be adam! Ne bağırıyorsun kulağımın dibinde?" "Duydun mu? Dalga mı geçiyorsun sen benimle! Yarım saattir sana sesleniyorum. Giderek duyma yetini kaybediyorsun yaşlı cadı!" Miya kocasına ters bir bakış atmayı ihmal etmeden söze girdi. "Bana bak buzlar lordu! Yaşlı diye sana derler. Dedemin gözlüklerini takıp dünyaya dört gözle bakmana rağmen gözlerin görmez olmuş. Ben nice yeni yetmeye taş çıkartırım. Şimdi gitsem Han nehri kenarına, salına salına yürüsem adamlar gözlerini benden alamazlar.. .." Miya daha konuşmaya devam ediyordu ki Song'un sesi ile susmak zorunda kaldı. "Bana bak kadın beni delirtme! Seni de sana bakanı da Han nehri sularında sallaya sallaya boğarım." "Hoş geldin katil yobom!" diyerek gülmeye başlayan Miya, Song'un hoş bulduk demesiyle kahkaha atmaya başladı. Bu buzlar lordu ilelebet kendini kıskanmaktan vazgeçmeyecekti. Zaten vazgeçmesini de istemiyordu. Song'un dudaklarına bir öpücük bırakıp karşısındaki eve baktı. "Hadi sevgilim daha Kang'ı buzluğa sokup sakinleştirmemiz lazım!" ******* Şuan dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir insan evladı ile oturmayı tercih ederdim. Hye ile evimde sakince oturduğuma inanamıyorum. Sanırım bunda acıları ile baş başa bıraktığım kızılın etkisi büyük! Kafamı topladıktan sonra şu kızı arasam iyi olacak. Derdim yetmiyor gibi bir de Hye'nin gözlerinin üzerimde olması Çin işkencesi gibi! Bu kız neden hala bu evde onu da çözebilmiş değilim. Nerede bu kızın ipsiz kocası! Adamın ismi bile kendi gibi ipsiz! Jonny ? Ne o öyle köpek çağırır gibi! "Nam Sung" diyen sesle köpeği düşünmeyi bir kenara bıraktım. Pardon Jonny'i! "Ne var Hye!" Ayıptır söylemesi çok kibarımdır. Aile genlerimden olsa gerek! "Bana hala kızgın mısın?" Tanrı aşkına bu nasıl bir soru? Bizim gerizekalı Jung bile bakışlarımın ne anlama geldiğini anlayabiliyor. Sanırım yıllar önce bu kızın zeki olduğunu düşünmekle büyük bir hata yapmışım. "Yok Hye niye kızayım? Sonuçta her erkek hem sevgilisi hem kuzeni tarafından aldatılabilir. Doğal yani! Hem de bir telefonla ayrılık mesajı da alabilir. Aldatıldığını sevgilisi evlendikten iki ay sonra düşük yaptığında da öğrenmiş olabilir. Hepsi mümkün yani. Şimdi düşündüm de niye kızayım değil mi? Gayet seviyeli şeyler yaşamışız." Hye hanım verdiğim cevapla suratını buruştururken zevkle sırıtmaya başladım. Sen kaşındın pisi pisi ben burada adam gibi sessizce oturuyordum. "Bu arada dün gece nerede kaldın?" Sana ne! deyip geçmek vardı ama iyi tarafıma geldin. "Kızıl bir afetin kollarında göğüslerinin boyutunu tartışıyorduk. O çok büyük diye şikayet ediyor, bende tam ağzıma göre olduğunu kanıtlamaya  çalışıyordum."  Hye aldığı cevapla sinirle ayağa kalktı. Sinirlensen bile gözümde pul kadar değerin yok Hye! Neyin hesabını sormaya çalışıyorsun bana? Böyle dumur ederler adamı… "Bana kızıl deme! Ne bu kızıl merakı? Kocam da kumraldan vazgeçip kızılların tadına bakmaya karar vermiş. Senden de, ondan da ve bütün kızıllardan da nefret ediyorum," diyerek odayı terk etti. Tanrı aşkına ben ne dedim şimdi! Kocası kızıllara merak saldı ise benim suçum mu? Bir ara da sarışınlara merak salmıştı. Ne yani tüm sorun kızıl olması mı? Ah her neyse, şimdilik kocan da kızıllar da beni ilgilendirmiyor. Kapıdan çıkan kızın arkasından alayla bakmayı ihmal etmedim. "Günaydın Hye, sonunda uyandın!" Neyse artık Hye'de, ipsiz kocası da beni ilgilendirmiyor. Okula gitsem iyi olacak. Bu arada kızıl için birkaç yalanda söyledim ama pek yalan sayılmaz. Sonuçta birlikte o yatağa girdik ve eminim göğüslerinin büyüklüğünden memnun olduğumu dile getirmişimdir. Tanrım! Bu kız neden çıkmıyor lanet beynimden! Arabayı okula park edip kampüse yöneldim. Yanımdan geçen kızların etek boyları ile kendimce bir kaç yorum yaptım. Uzun etekler hiç hoşuma gitmiyor açıkçası! O bacakları göremedikten sonra bakmanın bir anlamı yok! Kafeteryaya gitmek yerine arka bahçeye yürümeye başladım. İçimden bir ses beni arka bahçeye sürüklerken gördüğüm görüntü ile kan beynime sıçradı. Bu aralar lanet iç sesim susmamakla birlikte resmen benimle dalga geçiyor. Karşımdaki manzaraya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Bütün gözler otomatik olarak bana dönerken öfkeyle bağırdım. "Lanet herif! Ondan uzak dur! Şimdi kıracağım o elini!" İnsan kılığına girmiş şeytanlarla aynı havayı içime çektiğime inanamıyorum. Çapkın, umursamaz ve biraz züppe olabilirim fakat adi, üç kuruşluk bir şerefsiz değilim. Önümde gerçekleşen sahneden dolayı erkek olmamdan utandım. Pislik herifin teki kızı kuytu köşede sıkıştırmış öpmeye çalışıyor. Lanet herif! Kızı bırak dememle bana bakan serseriyi tuttuğum gibi yumruğu geçirdim. İnanın içimin yağları eridi. Erkeklerin egemen olduğu bir dünyada bunları yaşamak maalesef olağan bir durum. Bir türlü anlamıyorum zorlamak niye? Seni isteyenlerle rahat rahat öpüşmek varken dayak yeme riskine girmek nasıl bir fantezi? Fantezi demişken kızda cidden güzelmiş. Ah her neyse! Elimdeki serseriyi suya gitmeyen eşeğin dönmesine kadar dövmeye niyetliydim ama bizim kel sanat yönetmeni olaya el koydu. Bu adamdan nefret ettiğimi daha önce söylemiş miydim? Serserinin elinden kurtardığım kız yanıma gelerek yanağıma bir öpücük kondurdu. Bu kız milletini anlamakta pek mümkün değil arkadaş! Daha beş dakika öncesine kadar o öpücüğü vermemek için kırk takla atıyordu. Tüm mesele kızı kurtarmakmış, zavallı çocuk yanlış taktik denemekle kalmadı bir de dayak yedi. Neyse ne ben stres attım mı attım. O zaman sorun yok. Kahve molasının yorulan bedenime ve zihnime iyi geleceğini düşünerek kafeteryaya geçtim. Bir yandan gözlerim bizim bitirim ikiliyi ararken bir taraftan da kızları kesmeye başladım. Dün geceyle ilgili hala bir şey hatırlamamak sinirimi bozuyor. Bu kızıl bana ne yaptı acaba? Ben içsem bile mutlaka tüm detaylar bir süre sonra beynime hücum ederdi. Bu sefer neden çakmıyor beynimdeki şimşek? "Selam" diyen ikizime döndüm. Bu kız yine boya küpüne düşmüş diyeceğim ama boya küpüne girenler çoğunlukla çirkinleştiği için söylemeye dilim varmıyor. Bu kız çirkinleşmek yerine milletin salyalarını akıttığı bir afete dönüşüyor. Tanrım önceki yaşantımda nasıl bir günah işledim de böyle bir belayı başıma verdin? "Ae Cha o etek kısa değil mi?" "Sana selam vermek hataydı zaten!" diyerek kalkmaya çalışınca geri adım attım. Bu kıza göz kulak olmaktan nefret ediyorum. Babam kızına kendi sahip çıksa daha güzel olacaktı. Çünkü emirleri veren babamdı ama Ae Cha beni düşman olarak görüyordu. "Tamam sustum. Lanet olsun otur şuraya!" Ae Cha bana üstten bir bakış atıp kalktığı yere yeniden oturdu. Madem tekrar oturacak niye kalkıp enerji sarf ediyor ki?  Won Chul ile Jung sohbet ederek görüş alanıma girdi. Won Chul'un elindeki bandaj dikkatimi çekerken ne olduğunu merak etmedim değil! "Hey Nam Sung yarın okula bir kız geliyormuş. Yeni öğrenci ve Amerika'dan buraya dönüyormuş. Görenlerin dediklerine göre kız bir içim su!" diyerek Jung yanımızdaki boş sandalyeye oturdu. Won Chul bugün nedense sessiz. Bu çocuk bir yıldır yakın arkadaşım olsa da ikizime olan bakışları hiç hoşuma gitmiyor. Vardı bir şeyler de kondurmak istemiyordum. Arkadaş katili olmaktan zevk alacağımı sanmıyorum. Yeni kız yeni macera demek! Bakalım dedikleri kadar var mıymış. Won Chul iyice daldı gitti, şeytan diyor git çıkar şu boncuk gözleri bir daha bakamasın! Boğazımı temizledim ama dönmedi. Çareyi lafa girmekte buldum. Kardeşimi benim yanımda süzerken benden de utanmıyor. "Won Chul eline ne oldu?" diyerek biraz yüksek sesle bağırdım. Telaşla bana dönerken suratının şekli değişti. Biraz mahcup olmuş gibiydi ve yakalanmanın telaşına düşmüştü. Bu çocuk ne işler karıştırıyor? "Kestim meyve keserken, pardon yemek yaparken. Of Nam Sung kesildi işte!" Bu çocuğu gören de gizli saklı iş çeviriyor sanır. "Tamam be! Sorduk sadece!" Boş muhabbet, dolu sohbet derken akşam oldu. Dün gece iyi bir ders aldığım için bu gece beni kimse evden, annemin dizleri dibinden ayıramaz. "Hoş geldiniz çocuklar! Bakın içeri de kimler var," diyen annem bizi ardı sıra çekiştirmeye başladı. Çekmese sanki biz salonu bulamayacağız. Salona girmemle gözlerim ilk Hye'yi gördü. Dikkat çekmeyecek gibi değil ki! Gözlerini dikmiş ölü balık gibi bana bakıyor. Keşke ölü olsaydın Hye! O zaman şu lanet ayı oturmazdı kalbimin üstüne. "Vay vay vay yaşlı bunak sende mi geldin?" deyip tonton dedemin üstüne çullandım. Bu ailede annemden sonra en çok bu ihtiyarı seviyorum. "Eşek sıpası dedeye bunak denmez," dediği anda eşek yerine konulan babam devreye girdi. "Peder bey ayıp oluyor ama çocukların önünde eşek falan! Eşek miyim ben!" "Damada bak hele! Sen eşeğin önde gidenisin!" Babam hariç herkes kahkahayla gülerken baba düşkünü Ae Cha olmayan dudaklarını büzerek dedeme döndü. "Babama laf söyleme dede! O seni çok seviyor," demesiyle dedem homurdanmaya başladı. "Ya tabi o kadar çok seviyor ki bir ara sevgisinden öldürecekti." Annem, dedemin son sözleriyle öksürük krizine girerken tuhaf aile mi dikkatle inceledim. Utanmayın söyleyin böyle bir aileden normal bir çocuk çıkması mümkün mü? Benim oyum mümkün olmadığından yana! Babam ve dedem bildim bileli birbirlerine laf sokmaktan zevk alır. Tabi bu laflar annemin öksürüğü ile her zaman son bulur. Çok iyi hatırlıyorum, çocukluğumda dedemin mafya masalları ile büyüdüm. Bu tonton adam bu kadar şeker olmasa yer altı mafyası olduğunu düşünürdüm. Öyle bir anlatıyordu ki o masal dediği korku hikayelerini, her gece rüyamda kendimi savaşın ortasında buluyordum. Kang dayım, dedeme göre daha sakin biri! Kızından hayır görmese de oğlu ile araları çok iyi! Ji Yang sırf babası istedi diye Amerika'ya okumaya gitti. Bunu isteyen benim babam olsaydı eminim avucunu yalardı. Ben ve ekonomi okumak? Tanrı korusun! Ailece yenen yemekten sonra kahve keyfi yapıldı. Tabi benim için işkenceden farksız değildi. Hye'nin bakışları ruhumu daralttı. Gözlerini üstüme üstüme dikip bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama bende duymamazlıktan geliyordum. Hye için dinleme kotam yıllar önce dolmuş, köprünün altından metreküplerce su akmıştı. "Eee Nam Sung sevgili durumları nasıl?" diyen dedeme sırıtarak baktım. "Hangisini sayayım ihtiyar?" "Dedenle düzgün konuş Nam Sung! Alacağım şimdi seni ayağımın altına, halıda yüzünün şekli çıkacak." "Anne sen karışma yah! Şurada dedemle erkek erkeğe sohbet ediyoruz." Annem hala söylenmeye devam ediyordu. Ah kimin umurunda ki! O hiç bir zaman susmaz zaten! "Evet kızım sen karışma! Biz torunumla sohbet ediyoruz. Sen kocanla ilgilen, bugün yine şirkette mini etekli kızları kesiyordu." Herkes topluca bir kahkaha patlatırken annem sinirli bakışlarını yüzümüze dikti. Bu bakışın anlamını çok iyi biliyorum. O lanet çenenizi kapatın demek istiyor.  "Bana bak babalık kocamla uğraşmaktan vazgeç!" "Tamam be sana da bir şey denmiyor. Al kocanı tepe tepe, söve söve kullan! " Bu babamın annemle, dedemden çektiği işkenceler bini aştı. Hoş o da bu ikisinden altta kalmıyor. Yine de üzülüyordum haline. Hele annem kıskançlık krizine girdiyse babama Tanrı yardım etsin. Annemin kıskançlığı gerçekten hiç çekilmiyordu. "Eee Nam Sung kızları anlat güzel mi?" Bu ihtiyar bu yaşta azdı mı ne? Konu dönüp dolaşıp kızlara geliyor. Bu durumdan şikayetçi olduğum söylenemez zira Hye'nin kızlardan bahsettikçe değişen suratı keyfimi sekiz köşe yapıyor. Ya Hye hanım! Bu daha hiçbir şey! Sen dünyanın kaç bucak olduğunu anlayana kadar ben dünyanın yuvarlak olduğunu bilmenin haklı gururunu yaşayacağım.  Dedemle bir süre karı kız sohbeti ettikten sonra Hye'nin ölü balık gibi bakan bakışlarına daha fazla dayanamayarak odama geçmeye karar verdim. Kang dayım anne ve babamın baskısı ile Hye'yi evlerine götürmek için buraya kadar gelmiş. İyi bari en azından her gün yüzünü görmek zorunda kalmayacağım. Odama geçtikten sonra bir süre Kızıl'ı düşündüm. Anlamadığım o kadar çok şey var ki kendimi salak gibi hissediyorum. Bu kız madem açmayan bir güldü, niye dalından koparmama izin verdi. Yada sadece koparılmak mıydı niyeti? Emin değildim. Hele yaşadığımız geceyi bir anlık olsa da hatırlamamam sinirlerimi bozuyordu. Hatırlamak istiyordum. Ne vardı sanki o kadar içecek! Sonuç ne olursa olsun bu kızdan kurtulmam gerek! Çünkü başıma bela olursa beni annemin gazabından kimse kurtaramaz. Böyle tuhaf durumlarda resmen bir canavara dönüşüyor. Gözlerimi usulca kapatıp dün geceyi hatırlamaya zorladım. Düşündüm, düşündüm ve yine düşündüm. Cık… Maalesef herhangi bir sahne gözümde canlanmadı. Ne yapıp edip olanları hatırlamam gerekiyor. Bu işten nasıl kurtulacağımı, kızla ne yapmam gerektiğini hiç bilmiyorum. Kazasız belasız şu işi atlatsam güzel olacak. Yarın halletmeyi umarak bedenimi uykuya teslim ettim. Ulan kızıl, senin gibi bir afetle yaşadıklarımı nasıl hatırlamam ben!  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD