KEYİFLE OKUYUN VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN.
(Gerçek hayat hikayesinden uyarlanmıştır. )
Tek dizini sallayan genç adam merakla dedesinin diyeceği şeyi beklemeye başladı. Cemal Bey akşam üzeri eve gelmiş ve Mustafa'ya odasına gelmesini söylemişti. Mustafa da derhal onun peşine takılmış ve şimdi de karşısında oturmuş ne diyeceğini merakla bekliyordu.
Direkt söze girip,
"Kadir'in evinden geliyorum Mustafa." dedi Cemal Bey ve gözlerini Mustafa'ya dikti.
Mustafa'nın ise bedeni gerilmeye başladı. Kadir'in kim olduğunu biliyordu elbette, gerilmesi bundandı zaten. Ne diye gitmişti oraya peki? Düşündüğü şey yüzünden miydi acaba? Bunların yanıtı dedesinde idi. O vakit sorup, merakını giderecekti genç adam.
"Evet dede."
Cemal Bey,
"Adam haklı olarak artık düğünü yapalım diyor Mustafa." deyip Mustafa'nın yüzüne dikkatlice baktı. "Yoksa bu işten vazgeçecek. Her gün bile kıza görücü gitmek isteyen bir sürü kişi varmış. Sadece bu da değil, elalem sürekli sizden bahsediyor. Bunlara artık bir dur demenin vakti çoktan geldi oğlum. Sözlüne sahip çıkacak ve düğünümüzü yapacağız Allah'ın izni ile." dedi Cemal Bey kararlı ve kesin sesi ile.
Mustafa derin bir nefes alıp verdi. Aklındaki soruyu en nihayetinde sormaya karar verip konuşmaya başladı.
"Bir şey soracağım dede. Kız istemez ise ne olur?"
Çattı kaşlarını Cemal Bey. Bu ne biçim soruydu böyle?
"İstemeseydi şayet bunca sene seni beklemezdi." dedi Cemal Bey hoşnutsuz bir sesle.
Mustafa vazgeçmeyecekti elbette. Dedesinin yüzüne karşı ben istemiyorum diyemiyordu ancak belki kızın istemiyor ihtimalini kullanacaktı.
"Dedem... Belki kız istemiyor artık. Bunca sene olmuş, belki bu evliliği istemiyor. Bunu bilemiyoruz ki." diyen Mustafa sesini üzgün çıkarmıştı. Biraz duygu sömürüsü yapsa hiç fena olmazdı.
Cemal Beyin kafası karışmıştı kesinlikle Mustafa böyle sorunca. Böyle bir şey olabilir miydi? Züleyha vazgeçmiş olabilir miydi? İlk iş bu soruyu nihayete erdirmek olacaktı.
"Konuşup sorarız o halde."
"Peki istemiyorsa ne yapacağız dede?" dedi Mustafa ısrarla sorduğu soruya yanıt almak isterken.
Kırlaşmış sakallarını kaşıyıp,
"İstemiyorsa o zaman işler değişir." dedi Cemal Bey bunu düşününce. Gerçekten de Züleyha istemiyorsa ne diyecekti ki?
"O zaman evlilik olmaz yani? Öyle mi diyorsun dede?" Mustafa'nın ses tonu değişmişti bu sırada. Daha hevesli ve daha heyecanlı çıkıyordu genç adamın sesi.
"Dur hele Mustafa Efendi! Ortada daha hiçbir şey yok. Ben biliyorum ki, Züleyha bizim gelinimiz olacak Allah'ın izni ile. Kafandan sil at bu düşünceyi, istemeseydi bunca sene seni beklemezdi. Gelen kişilerden biri ile illa ki evlenirdi ama o yapmadı bunu seni bekledi."
Mustafa başını eğip elleri ile oynamaya başladı. Bu kız ne biçim bir kızdı böyle?! Nasıl kendisine böyle bağlanmış ve gözü kimseyi görmez olmuştu? Bunun hal çaresine bakması icap ederdi ki bu yüzden de aklındakini dedesine söyledi.
"Dedem izninle ben kızla konuşmak istiyorum. Kendi ağzından isteyip, istemediğini öğrenmek istiyorum. Bu benim en doğal hakkım." diyen Mustafa'nın sesi kararlıydı.
Cemal Bey bir süre boyunca düşündü ve ardından konuşmaya başladı.
"Tamam, ben Kadir ile konuşacağım. Sende kızla konuş amma kıza sakın yanlış bir şey deme. Güzel bir dille konuş." dedi uyarıcı bir sesle.
"Sen merak etme dede. Ben sadece onun isteyip, istemediğini öğrenmek istiyorum. Onu biraz tanımak istiyorum."
"Hakkındır oğlum buna bir şey demem. Amma evvela dediğimi unutma sakın, kızla güzel güzel konuş."
"Tamam dedem." deyip ayaklandı Mustafa. "İzninle ben gideyim artık, sende dinlen. Hayırlı akşamlar." dedi ve kapıya doğru yürüdü.
Cemal Bey,
"Hayırlı akşamlar." dedi ve giden adamdan sonra içten içe endişelenmeye başladı. Umuyordu ki, Mustafa kıza yanlış bir şey demezdi. Umuyordu ki, bu iş çok hayırlı olurdu...
♤♧♤
Kahvaltı sofrasında oturan aile bireyleri sessizce kahvaltılarını yapıyorlardı. En baş köşede Cemal Bey, onun sağında Mustafa, solunda Mihriban Hanım ve Mihriban Hanımın yanında da Fadik vardı. Fadik'in yanında ise Cemal Beyin rahmetli olan kızından torunu Zeynep vardı. Birde başka şehirde okuyan Mihriban Hanımın Umut adında oğlu vardı. Ancak genç delikanlı şimdi burada değildi. Yardımcılarını da saymazsak, koskoca evde bu kadar insan yaşıyordu işte.
Daha önce Cemal Beyin diğer oğlu ailesi ile birlikte onlarda yaşıyordu burada ancak yaptıklarından sonra Cemal Bey onları buradan kovmuştu ve tüm her şeyini Mustafa'ya bırakmaya karar vermişti. Çokta doğru bir karar vermişti kesinlikle. Çünkü oğlu Zübeyir asla iyi bir şeyi hak etmiyordu ona göre.
Mustafa, Züleyha ile evlendi mi değmeyin Cemal Beyin keyfine. Artık ölse de gam yemez, gözleri açık gitmezdi yaşlı adamın.
"Kadir ile konuştum sabah." dedi Cemal Bey ve herkesin dikkatle kendisine bakmasını sağladı.
"Hayırdır inşaAllah baba?" dedi Mihriban Hanım merak içinde.
"Hayır kızım hayır tabii! Akşam gidip düğün tarihini belirleyeceğiz. Sonra da Demirhan soyadına yakışır anlı şanlı bir düğün yapacağız." dedi Cemal Bey kendinden emin bir şekilde.
"Haydi inşaAllah baba. Hayırlısı olsun." dedi Mihriban Hanım sevinçle. Doğrusu Züleyha'yı çok seviyordu ve artık gelini olarak burada olması kadını epey mutlu edecekti kesinlikle.
"Amin inşaAllah. Allah'a şükürler olsun ki, Züleyha artık buraya yanıma gelecek. Ah canım arkadaşım, çok seviyorum onu." dedi Fadik son cümlesini de kısık sesle söyleyerek.
Masadaki üç kişi çok mutlu iken, diğer iki kişi kesinlikle memnun değillerdi. Mustafa bu evliliği istemediği için memnun değildi, lakin Zeynep de Mustafa evlenecek diye memnun değildi. Genç kız, Mustafa'yı görür görmez vurulmuştu ona ve başkası ile de sözlü olması ona aşık olmasına engel olmamıştı. Yürekti bu ferman dinlemiyordu ki!
Cemal Beyin konuşmasından sonra hem Mustafa, hem de Zeynep kahvaltı yapmayı bırakmış ve sadece tabakları ile oynuyorlardı. Zaten yiyecek iştahları kalmamıştı, zorlamıyorlardı o yüzden kendilerini.
Cemal Bey ayağa kalkıp,
"Haydi bakalım Mustafa kalk fabrikaya gidiyoruz. İşlere bir göz atalım, sonra erkenden gelelim. Dünürlerimize akşam yemeğine davetliyiz, geç olmadan orada olalım." dedi ve önden yürümeye başladı.
Mustafa da derhal yerinden kalktı ve dedesini takip ederek peşine takıldı. Giderken de bu işten nasıl kurtulacağını düşünüyordu genç adam.
♤♧♤
Arabayı kullanan Mustafa'ya bakan Cemal Bey,
"Akşam için çiçek ve çikolata almayı unutma oğlum. Üstüne başına da bir şeyler al. Böyle gelme adamların evine." dedi ve yeniden dışarıyı izlemeye başladı adam.
Doğrusu Cemal Bey, Mustafa'nın kılık kıyafetini hiç beğenmemişti. Çünkü genç adam kumaş pantolon ve gömlek yerine kot pantolonlar ve bol gömlekler giyiyordu. Allah var yukarıda çok yakışıyordu lakin Cemal Bey torunun biraz ağır olmasını ve bunu da kılık kıyafet ile yapmasını istiyordu. Ancak Mustafa onun istediğinin tam aksine giyiniyordu.
Anlamayan genç adam yandan baktı dedesine ve konuşmaya başladı.
"Ne var ki üstümde başımda dede?" diye sordu Mustafa kendi üstünde olan siyah kot pantolon ve açık mavi gömleğe. Gömleğin önü de açıktı ve genç adam içine beyaz bir tişört giymişti. Şüphe yoktu ki çok yakışıklı idi. Hele uzun tutamlı kumral saçları ise ayrı bir hava katıyordu Mustafa'ya.
"Biraz daha resmi ve ağır şeyler giy Mustafa. Böyle halen daha toy delikanlılar gibi görünüyorsun." diyen Cemal Bey oldukça hoşnutsuzdu.
Mustafa duyduklarıyla içinden sabır dilenirken, dışından sadece,
"Tamam dede, sen merak etme ben halledeceğim." dedi ve sustu. Sonra da gidecekleri yere kadar sesini çıkarmadı genç adam.
BÖLÜM SONU...
BÖLÜM BİTTİ, NASIL BULDUNUZ? 🤍