Bölüm 5: Kasaba Ziyaretleri

1052 Words
Tereyağlı ekmeklere dokunmadım. Dün akşam o kadar çok yemek yemiştim ki muhtemelen bu akşama kadar acıkmazdım. Kahveli sütümün tadını çıkardıktan sonra uyuşuk adımlarla yataktan çıktım. Geniş odanın bir köşesine yerleştirilmiş bir kova suyla yüzümü yıkayıp aynadaki yüzüme baktım. Yüzüm kırmızı korkunç elbiseden kurtulduktan sonra eski halinde görünüyordu. Yine de yorgun gözlerimde dünkü cesaretimden eser yoktu. Biraz bıkmış biraz da teslim olmuştum. Odayı toplamak için içeri doluşan hizmetçilere işlerini ben gittikten sonra halletmelerini ve yardıma ihtiyacım olmadığını söyleyip saraydan getirdiğim sandıkların başına dikildim. Elbiselerin içinden en sadesini seçip iplerini kendi başıma sıkı sıkı belime dolamaya çalıştım. Dadım olmadan bu iş beni biraz uğraştırsa da sonunda halledebilmiştim. Kızıl saçlarımı beceriksizce toplayıp incilerle bezenmiş ince bir işçiliği olan tacımı başıma yerleştirdim. İncileri çok severdim ve bu sevgi bana tıpkı kızıl saçlarım ve mavi gözlerim gibi annemden geçmişti. Sonunda hazırladığımda odadan çıkıp merdivenlerden aşağı indim ve malikanenin bahçesine çıktım. Sevgili nişanlım gülümseyerek beni karşıladı. Gülümsediği zaman yanakları iyice şiştiği için küçük gözleri tamamıyla kayboluyordu. "Günaydın prenses," dedi neşeli bir sesle. "Ata binmeyi çok sevdiğinizi duydum ve bugün çevredeki kasabaları ziyaret edebileceğimizi düşündüm. İnsanlarınız sizi görmek için sabırsızlanıyorlardır." "Memnuniyetle," dedim ve Andrew'in başında durduğu birkaç atın yanına yaklaştım. "Hangisine binmek istersiniz?" diye sordu. İnce parmaklarımla en solda duran açık kahverengi tüyleri olan güzel bir atı işaret ettim. Nedense at bana biraz önce içtiğim kahve çekirdeklerini ve sütü anımsatmıştı. "Güzel seçim," dedi Andrew başını aşağı yukarı sallayarak. "O, atlarımızın içinde en iyilerindedir." Atın yanına gidip bana yardımcı olmak için elini uzatan muhafızı görmezden gelerek tek hamlede üzerine sıçradım. İlk olarak ben atıma bindiğim için diğerlerini bekleme gereği duymayarak ilerlemeye başladım. Ardımda bıraktığım muhafızlar ve Andrew'in şaşkın bakışlarını biran için sırtımda hissetsem de bana yetişmeleri uzun sürmedi. Andrew yanıma geldiğinde muhafızlar belli bir mesafeden bizi takip etmeye başlamıştı. Yine de onunla yalnız kalmaktan hiç hoşnut değildim. "Biliyor musun?" dedi birkaç adım önümden ilerleyerek. "Dün elbisene rağmen çok güzeldin." "Teşekkür ederim," dedim mesafeli bir sesle. Andrew bile elbisemin berbat olduğunun farkına varmışsa konteslerin önümüzdeki on yıl boyunca öğle çayında konuşacakları tek konu elbisem olacaktı. İstemeden de olsa gülümsedim. Tavus kuşu onu rezil ettiğim için benden nefret ediyor olmalıydı. "Bugünse doğan güneşten bile daha güzelsin," dedi Andrew iltifatlarına devam ederek. Anlaşılan bu konuda Edward'dan biraz ders alması iyi olurdu. Ne de olsa kardeşim bu konularda ustaydı. Cevap vermek yerine sessizliğimi korudum ve ağaçlarla öğle güneşinin tadını çıkarmaya başladım. Malikanenin bahçesinin her yanından değerli havuzlar ve biçimli heykellerle gösteriş akıyordu. Dawson  ailesi ünlerini korumak adına hiçbir masraftan kaçınmamıştı. Malikane sınırlarını aştığımızda ve ziyaret edeceğimiz ilk kasabaya yaklaştığımızda sanki başka bir dünyaya adım atmış gibiydim. Gösterişli ve bakımlı bahçelerin yerini çamurlu ve pislik içinde yollar kaplamıştı. Bu durumdan rahatsız olsam da surat ifademi değiştirmedim. Andrew gururlu bir ses tonuyla "Ziyaret ettiğimiz kasabaların tüm toprakları babama aittir prenses," dedi. "Köylüler bizim için çalışır ve biz de onların yaşamak için gerekli ihtiyaçlarını karşılarız." Köylülerin ihtiyaçlarının karşılandığı pek belli olmuyordu doğrusu. İyice kasabanın içine girmiş ve meraklı bakışlarıyla insan topluluklarının arasında kalmaya başlamıştık. Küçük çocuklar sevecen ve hayran gözleriyle beni süzmeye başlamıştı. Çocukların çıplak ayaklı olduklarını fark ettiğimde içim sızladı. Daha fazla at üstünde gitmeye sabredemeyerek kendimi aşağı attım ve güzel atın semerini muhafızlardan birine teslim ettim. Bir servet değerinde olan ayakkabılarımın çamura bulanmasına aldırmadan çocukların yanına gittim. Aralarından bir tanesi parlak kahverengi gözlerini üzerime dikmiş, toza bulanmış yüzüne hayret dolu bir ifade yerleştirmişti. Üç dört yaşlarında bir oğlan çocuğuydu ve zayıflıktan yırtık elbisesinin altındaki kemikleri sayılabiliyordu. İnsanların meraklı bakışları eşliğinde oğlanı kucağıma alıp saçlarını okşamaya başladım. Çocuğun üzerine sinen çim ve tezek kokusu Edward'la küçükken bahçede oynadığımız nadir zamanları hatırlattı. Çocuğun yanağına sulu bir öpücük kondurup yanında annesi olduğunu tahmin ettiğim kadına adının ne olduğunu sordum ve "Jasper," cevabını aldım. "Sevimli Jasper," diye mırıldanarak çocuğu yere bıraktım. Aniden Andrew'in bileğimden tutmasıyla irkildim. "Artık gitmeliyiz," dedi onaylamayan bir ifadeyle. Muhtemelen köylülerden birinin çocuğunu kucağıma aldığım için bana kızmıştı. Muhafızın atımı tekrar getirmesiyle eski yerime yerleşip istemeden de olsa Jasper ve diğerlerinden ayrıldım. İngiltere'de kont ve kontesler geniş ve bereketli topraklara sahipken köylü karnını zorlukla doyurabiliyordu. Bu zaten uzun süredir bildiğim bir şeydi ancak hayatımda ilk defa saraydan  ayrılıp gerçek insanların arasına girmiştim ve gördüğüm manzara beni hem şaşırtmış hem de üzmüştü. En azından sefaletin halkın arasında bu derece kol gezdiğini tahmin edememiştim. Saraydan nefret ettiğim için dışarıdaki özgür hayat bana her zaman ilgi çekici gelmişti ama şimdi anlayabiliyordum ki halkımızın durumu iyi değildi. Gezdiğimiz diğer kasabalar da ilkinden farksızdı. İnsanlarla hayvanlar aynı yerlerde yaşayıp çok fazla çalışıyorlardı. Güneş batmak üzereyken Dawson Malikanesi'ne dönmeye başladık ve malikanenin bahçesine girdiğimizde kendimi fazlasıyla yorgun hissediyordum. Küçük oğlan çocuğu, yani Jasper hayatımda ilk defa saray dışından tanıdığım bir insandı ve nedense onu orada bırakmak üzülmeme neden olmuştu. Üzerimi değiştirip akşam yemeğine indiğimde her yer sessizdi. Sadece hizmetçilerin masaları yemekle donatırken çıkardıkları tabak çatal sesleri vardı. Andrew'in babası pek konuşkan bir adam değildi ve annesi de muhtemelen dün akşamki yemek rezaletinden olmalı surat asıp duruyordu. Onları umursamadan bir süre tabağımla oyalandım. Sonunda daha fazla sabredemeden izin isteyip yatak odasına çıktım. Bugün hiç bir şey yememiştim ama yine de kendimi aç hissetmiyordum.  Sadece hem bedenim hem de zihnim yorgundu. Geceliklerimi giyip kendimi yatağa attım ve odadaki hizmetçiye baş ucumdaki cılız mumu söndürüp çıkmasını emrettim. İşini bitirip usulca odadan çıktığında ben daha uykuya dalmadan dadım içeri girdi. Gözlerimin açık olduğunu ve henüz uyumadığımı anladığında yanıma gelip yatağın ucuna oturdu. "Gezintiniz nasıl geçti?" diye sordu fısıltıyı andıran bir sesle. "Jasper adında bir çocuk tanıdım," dedim gülümseyerek. "Kahverengi cam gibi gözleri ve güneşte parıldayan darmadağınık saçları vardı. Sanırım daha üç dört yaşında. Çok sevimliydi." Mary başını salladı. Tedirgin gözleri üzerimde geziniyordu. "Dün akşam ki olay saraya gitmiş," dedi biraz olsun çekinerek. Anlaşılan eve döndüğümde bir de Henry'le uğraşacaktım.  "Elbisemin güzelliği mi yoksa sarhoş olmam mı?" diye sordum umursamaz görünmeye çalışarak. "Her ikisi de," dedi dadım endişesini sürdürerek. "Merak etme," dedim Mary'nin elini tutarak. "Önemli değil." "Bir de Andrew," dedi kararsız bir şekilde. "Ne olmuş Andrew'e?" diye sordum. "Saraya söylemeyecekmiş  ancak bugün köylülerle konuşman hiç hoşuna gitmemiş. Bir prensesin kendinden alt tabakalarla konuşmasının kabul edilemez olduğunu düşünüyor," dedi. Bu kadarına da artık dayanamazdım. "Lanet olası şişman Andrew'in ne düşündüğü umurumda değil," dedim bağırarak. "Sus," dedi dadım işaret parmağını dudağına götürürken. "Sessiz ol." "Yarın buradan gidiyoruz," dedim. "Bu adama daha fazla dayanamayacağım." Andrew'i iki gün üst üste görmenin beni mahvettiğini düşünürsek onunla hayatımın sonuna kadar ne yapacağımı bilmiyordum. Eğer onunla evlenirsem... Bunun düşüncesi bile beni çileden çıkarıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD