Milano'nun üzerine çöken yaz sıcağı, Hidalgo Malikânesi'nin kalın duvarlarının arasına bile sızmaya başlamıştı. Bahçedeki çiçekler sabahın erken saatlerinde sulanıyor, öğleden sonra güneşin altında çalışan görevliler gölgelere çekiliyordu. Lena, hamileliğinin sekizinci ayına girdiğinde merdivenleri eskisi kadar kolay çıkamamaya başlamıştı. Karnı iyice büyümüş, geceleri rahat bir pozisyon bulmak neredeyse imkânsız hâle gelmişti. Üstelik Rey de artık yalnızca yürümekle yetinmiyor, önüne çıkan her yere tırmanmaya çalışıyordu. Lena bir sabah oğlunu salondaki küçük koltuğun üzerinde ayakta bulduğunda elindeki su bardağını neredeyse düşürüyordu. Renzo ise birkaç adım geride durmuş, çocuğu yakalamaya hazır bekliyordu.
„Renzo!”
„Buradayım!”
„Onu neden oraya çıkardın?”
„Ben çıkarmadım. Kendi çıktı!”
„O zaman neden indirmiyorsun?”
Renzo iki elini kaldırdı.
„Çünkü indirdiğimde yeniden çıkıyor!”
Rey annesinin sesini duyunca kahkaha attı. Lena bir elini beline koyarak oğluna yaklaştı.
„Rey, aşağı iniyoruz.”
Küçük çocuk başını iki yana salladı.
„Yok!”
Renzo gözlerini büyüttü.
„Bunu kim öğretti?”
Lena ona döndü.
„Sen!”
„Ben ona hayır demeyi öğrettim. Yok demeyi değil.”
Lena kahkahasını tutamadı. Tam o sırada Massimo salona girdi. Üzerinde koyu renkli takım elbisesi vardı. Telefonunu cebine koyarken üçünün de aynı noktaya baktığını gördü.
„Ne oluyor?”
Renzo hemen doğruldu.
„Küçük patron koltuğu ele geçirdi.”
Massimo Rey'e baktı. Küçük çocuk iki kolunu açtı.
„Ba!”
Massimo'nun yüzü yumuşadı. Yanına gidip Rey'i kucağına aldı.
„Burada ne yapıyorsun sen?”
Rey babasının yakasına tutundu. Lena bir an ikisini izledi. Rey'in Massimo'ya kendiliğinden uzanması artık sıradan bir olay hâline gelmişti. Sabahları onu arıyor, eve döndüğünde kapıya koşuyor, bazen uyumadan önce kucağına alınmak istiyordu. Massimo da toplantıdan çıkıp geldiğinde ilk iş olarak küçük çocuğun nerede olduğunu soruyordu.
„Bugün kaçta döneceksin?”
Massimo Lena'ya baktı.
„Akşama yetişmeye çalışacağım.”
Lena kaşlarını kaldırdı.
„Dün de öyle söyledin.”
„Biliyorum.”
„Önceki gün de.”
Massimo Rey'i yere bıraktı.
„Bugün gerçekten çalışmam gereken önemli bir toplantı var.”
„Benim de önemli bir toplantım var.”
Massimo şaşırdı.
„Kiminle?”
Lena karnını gösterdi.
„Kızınla. Sabahın dördünden beri beni tekmeliyor.”
Renzo kahkaha attı. Massimo gülümseyerek Lena'ya yaklaştı.
„Yine mi uyutmadı?”
„Hiç uyutmadı.”
Massimo elini uzatmadan önce Lena'ya baktı. Lena başını sallayınca avucunu karnına koydu.
„Küçük hanım, annenin biraz uyumasına izin vermen gerekiyor.”
Lena gözlerini devirdi.
„Seni dinleyeceğini mi düşünüyorsun?”
Massimo hafifçe eğildi.
„Benimle daha önce anlaşmıştı.”
Tam o sırada bebek hareket etti. Massimo gülümsedi.
„Gördün mü?”
Lena başını iki yana salladı.
„İkiniz de aynısınız.”
Massimo alnına kısa bir öpücük bıraktı. Lena buna karşılık geri çekilmedi. Son aylarda aralarındaki yakınlık böyle küçük anlarla büyümüştü. Bazen Massimo elini uzatıyor, Lena tutuyordu. Bazen Lena onun omzuna yaslanıyordu. Henüz birbirlerine söylemedikleri çok şey vardı ama sessizlikleri artık eskisi kadar yabancı değildi.
Dokuzuncu aya yaklaştıkça Lena'nın hareketleri ağırlaştı. Doktor, doğumun beklenen tarihten önce de başlayabileceğini söylemişti. Hastane çantası hazırlanmış, bebeğin kıyafetleri yerleştirilmiş, gerekli belgeler ayrı bir dosyaya konmuştu. Lena çantayı üçüncü kez kontrol ederken Renzo kapıda belirdi.
„Yine mi?”
Lena başını kaldırdı.
„Ne yine mi?”
„O çantayı dün de kontrol ettin.”
„Eksik bir şey olabilir.”
Renzo içeri girip yatağın üzerindeki eşyalara baktı.
„Bence hastanede küçük bir mağaza açabiliriz.”
Lena gülümsedi.
„Çok komiksin.”
Renzo çantanın içinden minik bir çorap çıkardı.
„Bu gerçekten bir insanın ayağına mı olacak?”
Lena çorabı elinden aldı.
„Evet.”
„Benim başparmağıma bile olmaz.”
„Renzo!”
„Tamam, tamam.”
Lena çantayı kapattı. Ardından yatağın kenarına oturdu. Birkaç saniye boyunca nefesini düzenlemeye çalıştı. Renzo'nun yüzündeki gülümseme kayboldu.
„İyi misin?”
„Evet. Sadece yoruldum.”
„Massimo'yu arayayım mı?”
„Hayır. Her seferinde onu ararsan adam çalışamayacak.”
Renzo başını eğdi.
„Ben yine de doktorun numarasını hazır tutuyorum.”
Lena ona baktı.
„Sen benden daha çok heyecanlısın.”
„Çünkü bu evde doğum yapacak ilk insan sensin.”
Lena kaşlarını kaldırdı.
„Bu evde doğum yapmayacağım.”
„İşte bu yüzden hastanenin adresini ezberledim.”
Lena kahkahaya boğuldu. Renzo da güldü. Fakat birkaç dakika sonra Lena'nın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu. Elini karnına koydu.
„Renzo.”
„Efendim?”
„Massimo son zamanlarda neden bu kadar geç geliyor?”
Renzo'nun bakışları kısa bir an değişti.
„İşleri yoğun.”
„Bunu biliyorum. Ama başka bir şey var.”
Renzo cevap vermedi.
„Rüzgâr'la mı ilgili?”
Renzo gözlerini kaçırdı.
„Bunu Massimo'yla konuşman daha doğru olur.”
Lena derin bir nefes aldı.
„Yine aynı cevap.”
Renzo yatağın yanındaki koltuğa oturdu.
„Sana yalan söylemek istemiyorum.”
Lena ona baktı.
„O zaman söyleme.”
„Bazı şeyleri gerçekten bilmiyorum.”
„Ama tehlike olduğunu biliyorsun.”
Renzo sessiz kaldı.
Lena karnını okşadı. Son aylarda Rüzgâr'dan doğrudan mesaj gelmemişti. Fakat bunun her şeyin bittiği anlamına gelmediğini biliyordu. Massimo'nun güvenliği artırması, Polo'nun sık sık malikâneye gelmesi ve Savino'nun son haftalarda daha ciddi görünmesi, yaklaşan bir şeyler olduğunu düşündürüyordu.
„Doğumdan önce bir şey olmasını istemiyorum.”
Renzo başını kaldırdı.
„Olmaması için elimizden geleni yapıyoruz.”
Lena ona baktı.
„Bana söz verme, Renzo.”
Renzo dudaklarını birbirine bastırdı.
„Peki.”
Doğumun başladığı gece Massimo Milano dışında bir iş görüşmesindeydi. Savino da onunla birlikteydi. Malikânede Polo, Renzo ve güvenlik görevlileri bulunuyordu. Lena gece yarısından biraz sonra hafif bir ağrıyla uyandı. Önce bunun hamileliğin son haftalarında yaşadığı sıradan kasılmalardan biri olduğunu düşündü. Yatağın içinde pozisyon değiştirdi. Birkaç dakika sonra ağrı yeniden geldi. Bu kez biraz daha belirgindi. Lena doğrulup komodinin üzerindeki saate baktı. Rey yanındaki küçük yatağında uyuyordu. Lena derin bir nefes aldı. Ağrı geçince banyoya yürüdü. Yüzünü yıkadı, ardından yatağa döndü. Fakat üçüncü kasılma geldiğinde artık beklememesi gerektiğini anladı. Telefonunu eline aldı. Önce Massimo'yu aradı. Telefon çaldı, çaldı, ardından sesli mesaja düştü. Lena birkaç saniye ekrana baktı. Sonra Renzo'yu aradı.
Telefon ilk çalışta açıldı.
„Lena?”
„Renzo, uyuyor musun?”
„Hayır. Ne oldu?”
Lena bir elini karnına koydu.
„Sanırım doğum başlıyor.”
Hattın diğer ucunda bir şeyin yere düştüğü duyuldu.
„NE?”
Lena gözlerini kapattı.
„Bağırma!”
„Doğum mu?”
„Evet!”
„Şimdi mi?”
„Hayır, Renzo. Gelecek salı!”
„Tamam! Tamam! Geliyorum!”
Telefon kapandı. Lena birkaç saniye ekrana baktı.
„Allah'ım, bana sabır ver.”
İki dakika sonra kapı sertçe çalındı.
„Lena! Benim!”
„Gir!”
Renzo kapıyı açıp içeri girdiğinde üzerinde siyah bir eşofman ve aceleyle giyilmiş bir tişört vardı. Saçları dağılmıştı. Elinde telefonunu tutuyor, diğer eliyle kemerini düzeltmeye çalışıyordu.
„Nerede?”
Lena ona baktı.
„Ne nerede?”
„Bebek!”
Lena gözlerini büyüttü.
„Karnımda, Renzo!”
„Tamam, biliyorum! Sadece...”
„Sakin ol!”
Renzo derin bir nefes aldı.
„Ben sakinim.”
Lena'nın yüzü bir anda gerildi. Kasılma yeniden başladığında yatağın kenarına tutundu. Renzo hemen yanına koştu.
„Ne yapayım?”
„Hiçbir şey!”
„Su?”
„Hayır!”
„Doktor?”
„Evet, doktoru ara!”
Renzo telefonunu çıkardı. Bir yandan doktorun numarasını ararken diğer yandan odanın içinde dolaşıyordu. Lena ona baktı.
„Renzo!”
„Efendim?”
„Yürümeyi bırak!”
Renzo olduğu yerde durdu.
„Tamam.”
Doktorla konuşulduktan sonra hastaneye gitmeleri gerektiği netleşti. Renzo hemen Polo'yu aradı. Ardından hastane çantasını aldı. Lena yavaşça ayağa kalktı.
„Rey'i uyandırmayın. Bakıcısıyla kalsın. Polo da evde güvenliği ayarlasın.”
Renzo başını salladı.
„Tamam.”
„Massimo'yu tekrar ara.”
„Arıyorum.”
„Ve arabayı kapıya getirt.”
„Tamam.”
Lena ona baktı.
„Renzo.”
„Efendim?”
„Çantayı ters tutuyorsun.”
Renzo elindeki çantaya baktı. Fermuarı aşağıdaydı. Hemen düzeltti.
„Bunu kimseye anlatmayacağız.”
Lena ağrısının arasında güldü.
„Herkese anlatacağım.”
Hastaneye doğru yola çıktıklarında saat gece ikiyi geçmişti. Aracı güvenlik ekibinden bir şoför kullanıyordu. Renzo Lena'nın yanında oturmuş, bir eliyle telefonunu tutuyor, diğer eliyle emniyet kemerini kontrol ediyordu. Lena pencereye yaslanmış, kasılmaların arasındaki kısa aralıklarda nefesini düzenlemeye çalışıyordu.
„Massimo'ya ulaştın mı?”
Renzo başını iki yana salladı.
„Polo arıyor.”
„Savino'yu ara.”
„Onu da aradık.”
Lena gözlerini kapattı.
„İkisi de nerede?”
„Milano dışında.”
„Biliyorum!”
Renzo hemen sustu. Birkaç dakika sonra Lena'nın eli koluna yapıştı. Renzo irkildi.
„Ne oldu?”
„Kasılma!”
„Tamam! Nefes al!”
Lena dişlerini sıktı.
„Alıyorum!”
„Derin nefes!”
„Renzo!”
„Efendim?”
„Bir daha nefes almamı söylersen seni camdan atarım!”
Şoför ön tarafta gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Renzo kolunu Lena'nın elinden kurtarmaya çalışmadı.
„Tamam. Söylemiyorum.”
Lena birkaç saniye sonra gevşedi. Renzo koluna baktı.
„Parmaklarım hâlâ yerinde mi?”
Lena ona döndü.
„Şimdilik.”
Renzo başını salladı.
„Massimo'ya zam istemeliyim.”
Lena istemeden kahkaha attı. Fakat hemen ardından başka bir kasılma başladı. Bu kez Renzo hiç konuşmadı. Yalnızca elini uzattı. Lena onun elini sıkıca tuttu. Renzo'nun yüzü buruştu ama sesini çıkarmadı.
Hastaneye vardıklarında sağlık ekibi Lena'yı karşıladı. Gerekli kontroller yapıldı. Doğumun başladığı doğrulandı ve Lena doğum odasına alındı. Renzo, Lena'nın isteğiyle yanında kalmak için gerekli izinleri aldı. Üzerine hastanenin verdiği koruyucu kıyafeti giydiğinde aynaya bakıp yüzünü buruşturdu.
„Ben neden ameliyata girecekmişim gibi görünüyorum?”
Lena yatağın üzerinde oturuyordu.
„Çünkü birazdan bayılacaksın.”
Renzo ona döndü.
„Ben bayılmam.”
„Göreceğiz.”
Renzo yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Telefonu yeniden çaldı. Bu kez arayan Savino'ydu.
„Savino!”
„Ne oluyor?”
„Doğum başladı!”
„Biliyorum! Massimo'yla yoldayız!”
„Ne kadar kaldı?”
„Yaklaşık iki saat.”
Renzo Lena'ya baktı.
„İki saat.”
Lena gözlerini kapattı.
„Harika.”
Savino telefondan bağırdı.
„Lena nasıl?”
Renzo cevap vermeye hazırlanırken Lena onun elinden telefonu aldı.
„Savino!”
„Lena! İyi misin?”
„İyiyim. Kardeşine söyle, bebeği bekletmeye çalışıyorum ama pek işbirliği yapmıyor!”
Savino'nun kahkahası duyuldu.
„Massimo seni duyuyor!”
Arka plandan Massimo'nun sesi geldi.
„Lena!”
Lena'nın yüzü bir an yumuşadı.
„Massimo?”
„Geliyorum. Doktorlar ne söyledi?”
„Doğum başladı. Şimdilik her şey yolunda.”
„Yanında Renzo var mı?”
Lena ona baktı. Renzo iki elini kaldırdı.
„Maalesef.”
„Hey!”
Massimo'nun kısa bir gülüşü duyuldu.
„Telefonu ona ver.”
Lena telefonu uzattı. Renzo hemen doğruldu.
„Patron?”
„Lena'nın yanında kal. Doktorun söylediklerini dinle. Bir sorun olursa hemen ara.”
„Tamam.”
„Ve sakin ol.”
Renzo'nun yüzü düştü.
„Ben zaten sakinim.”
Lena araya girdi.
„Yalan söylüyor!”
Telefonun diğer ucunda Savino'nun kahkahası yükseldi. Görüşme sona erdiğinde Renzo sandalyeye oturdu.
„Bu aile beni öldürecek.”
Lena ona baktı.
„Daha başlamadık bile.”
Saatler ilerledikçe Lena'nın kasılmaları güçlendi. Doktor ve ebeler doğumun seyrini takip ediyor, gerekli kontrolleri yapıyordu. Renzo başlangıçtaki telaşını biraz olsun toparlamıştı. Lena su istediğinde getiriyor, pozisyon değiştirmesine yardım ediyor, telefonunu ve eşyalarını düzenliyordu. Fakat her güçlü kasılmada yüzündeki ifade değişiyordu. Lena onun elini tuttuğunda Renzo gözlerini kapatıyordu.
„Renzo!”
„Buradayım!”
„Elimi bırakma!”
„Bırakmıyorum!”
„O zaman neden çekiyorsun?”
„Çünkü bileğim ters dönüyor!”
Lena ona öyle bir baktı ki Renzo hemen sustu.
„Tamam. İstersen diğer elimi de verebilirim.”
Lena birkaç saniye sonra gülmeye başladı. Ardından yeniden ağrı geldi. Renzo bu kez elini kendiliğinden uzattı.
„Sık.”
Lena başını kaldırdı.
„Emin misin?”
„Hayır. Ama sık.”
Doğum ilerlerken Lena'nın yorgunluğu artıyordu. Bir ara gözlerini kapatıp başını yastığa bıraktı.
„Yapamayacağım.”
Renzo hemen doğruldu.
„Yapacaksın.”
Lena başını iki yana salladı.
„Çok yoruldum.”
Renzo bir an ne söyleyeceğini bilemedi. Sonra yatağın yanına biraz daha yaklaştı.
„Lena, beni dinle. Rey'i ilk yürüdüğünde gördüm. Sen onunla nasıl ilgileniyorsun, biliyorum. Bu küçük kız da seni bekliyor.”
Lena gözlerini açtı.
„Renzo...”
„Ben burada duracağım. Massimo gelene kadar da gitmeyeceğim.”
Lena elini uzattı. Renzo tuttu.
„Teşekkür ederim.”
Renzo başını salladı.
„Ama sonra elimi bırakmanı isteyeceğim.”
Lena gülümsedi.
„Söz vermiyorum.”
Sabaha karşı doğumun son aşamasına gelindi. Doktor ve ebeler Lena'ya ne yapması gerektiğini anlatıyordu. Renzo başucunda durmuş, söylenenleri dikkatle dinliyordu. Lena'nın alnındaki teri siliyor, arada su içmesine yardım ediyordu. Son güçlü kasılmalar sırasında Lena onun elini öyle sıkmıştı ki Renzo'nun yüzü kıpkırmızı olmuştu.
„Renzo!”
„Buradayım!”
„Bir daha doğum yaparsam beni durdur!”
„Tamam!”
„Söz ver!”
„Söz!”
Ebe gülümseyerek Lena'ya yöneldi.
„Çok az kaldı. Bir kez daha.”
Lena gözlerini kapattı. Renzo elini bırakmadı. Birkaç saniye sonra odanın içini ince, güçlü bir bebek ağlaması doldurdu. Lena'nın yüzündeki bütün gerginlik bir an için durdu. Gözlerini açtı. Doktorun elindeki küçücük bebeğe baktı. Yanaklarından yaşlar süzülmeye başladı.
„Kızım...”
Renzo olduğu yerde donmuştu. Ağlayan bebeğe bakıyor, ne yapacağını bilemiyordu.
„Doğdu mu?”
Lena ona döndü.
„Hayır, Renzo. Bu ses senden geliyor!”
Renzo'nun gözleri doldu. Kısa bir kahkaha attı.
„Gerçekten doğdu.”
Bebek gerekli ilk değerlendirmelerin ardından annesinin göğsüne yerleştirildi. Lena titreyen elleriyle kızını tuttu. Küçük bebeğin yüzüne, minicik parmaklarına baktı. Rey'i ilk kucağına aldığı günü hatırladı. O zaman da dünya bir anlığına durmuş gibi gelmişti. Şimdi aynı duygu yeniden göğsüne yerleşiyordu. Fakat bu kez yanında başka insanlar vardı. Renzo gözlerini silmek için başını çevirdi.
Lena ona baktı.
„Ağlıyor musun?”
Renzo hemen doğruldu.
„Hayır.”
„Renzo.”
„Gözümün içine bir şey kaçtı.”
Lena gülümsedi.
„İki gözüne birden mi?”
Renzo cevap vermedi. Lena yeniden kızına döndü. Küçük bebek annesinin göğsünde sakinleşmeye başlamıştı.
„Hoş geldin, küçük kızım.”
Massimo hastaneye ulaştığında güneş yükselmişti. Savino'yla birlikte koridordan hızla yürüyordu. Polo önceden gerekli güvenlik düzenlemelerini yapmıştı. Massimo doğum servisinin kapısında Renzo'yu gördüğünde durdu. Genç adam bir sandalyede oturuyordu. Saçları dağılmış, gözleri kızarmıştı. Sağ elini sol eliyle tutuyordu.
„Renzo!”
Renzo başını kaldırdı. Massimo'yu görünce ayağa kalktı.
„Patron.”
„Lena nerede?”
„İçeride.”
„Bebek?”
Renzo'nun yüzünde yorgun bir gülümseme belirdi.
„İkisi de iyi.”
Massimo'nun omuzları gevşedi. Birkaç saniye gözlerini kapattı. Savino hemen Renzo'nun yanına geldi.
„Kız mı?”
Renzo başını salladı.
„Kız.”
Savino gülümsedi.
„Harika!”
Massimo kapıya yönelirken Renzo yeniden konuştu.
„Patron.”
Massimo durdu.
„Ne?”
Renzo sağ elini kaldırdı.
„Ben birkaç gün izin istiyorum.”
Savino kahkaha attı.
„Neden?”
Renzo eline baktı.
„Çünkü Lena doğum yaparken neredeyse bütün parmaklarımı kırdı.”
Massimo'nun yüzünde ilk kez geniş bir gülümseme belirdi.
„Doktora görün.”
Renzo şaşkınlıkla ona baktı.
„Sadece bu mu?”
Massimo kapıyı açarken arkasını döndü.
„Ve teşekkür ederim.”
Renzo birkaç saniye sustu. Sonra başını eğdi.
„Her zaman, patron.”
Massimo odaya girdiğinde Lena yatağın üzerinde yarı oturur durumdaydı. Saçları dağılmış, yüzü yorgun düşmüştü. Kollarında küçük bir bebek vardı. Massimo kapının yanında durdu. Lena başını kaldırınca göz göze geldiler. Birkaç saniye hiçbir şey söylemediler.
„Geç kaldın.”
Massimo yavaşça yaklaştı.
„Biliyorum.”
„Kızın seni beklemedi.”
Massimo yatağın yanına geldi. Gözleri bebeğe kaydı.
„Görüyorum.”
Lena küçük battaniyeyi hafifçe araladı.
„Bak.”
Massimo eğildi. Bebeğin yüzüne baktı. Minik burnu, kapalı gözleri ve küçücük dudakları vardı. Bir eli battaniyenin dışına çıkmıştı. Massimo parmağını uzattığında bebek küçük avucuyla onu kavradı. Massimo olduğu yerde hareketsiz kaldı.
„Çok küçük.”
Lena gülümsedi.
„Bunu ultrason sırasında da söylemiştin.”
Massimo ona baktı.
„Kucağıma alabilir miyim?”
Lena başını salladı.
„Elbette.”
Massimo ceketini çıkardı, ellerini temizledi ve hemşirenin yardımıyla bebeği dikkatle kucağına aldı. Kızını tutarken kollarını nasıl yerleştireceğini anlamaya çalışıyordu. Lena onu izliyordu. Massimo bebeğin yüzüne baktı. Küçük kız hafifçe kıpırdandı.
„Merhaba.”
Lena'nın gözleri doldu. Massimo başını eğdi.
„Ben Massimo.”
Lena gülümseyerek gözyaşlarını sildi.
„Bunu henüz anlamayacak.”
Massimo ona bakmadan cevap verdi.
„Biliyorum.”
Bebek hafifçe ses çıkardı. Massimo onu biraz daha dikkatli tuttu.
„Ama bir gün anlayacak.”
Lena sessiz kaldı.
Massimo başını kaldırdı.
„Adını ne koyacağız?”
Lena gülümsedi.
„Birlikte karar verecektik.”
Massimo bebeğe baktı.
„Aklında bir isim var mı?”
Lena birkaç saniye düşündü.
„Mira.”
Massimo başını kaldırdı.
„Mira?”
„Evet. Kısa, güzel. Rey'le de uyumlu.”
Massimo ismi birkaç kez sessizce tekrarladı.
„Mira Hidalgo.”
Lena ona baktı.
„Soyadı konusunu yasal işlemler tamamlanınca konuşacağız.”
Massimo başını salladı.
„Haklısın.”
Lena gülümsedi.
„Ama Mira'yı sevdin mi?”
Massimo bebeğin alnına hafifçe yaklaştı.
„Çok sevdim.”
Lena onun yüzüne baktı.
„İsmi mi?”
Massimo gözlerini kaldırdı.
„İkisini de.”
Lena'nın dudakları titredi. Massimo bebeği dikkatle ona geri verdi. Ardından yatağın kenarına oturdu. Lena'nın elini tuttu.
„Yanında olamadığım için özür dilerim.”
Lena başını salladı.
„Gelmeni istedim.”
„Biliyorum.”
„Çok korktum.”
Massimo'nun parmakları elinin üzerinde sıkılaştı.
„Bir daha böyle bir günde seni yalnız bırakmak istemiyorum.”
Lena ona baktı.
„Renzo yanımdaydı.”
Massimo hafifçe gülümsedi.
„Evet. Bütün hastane onun sesini duymuş.”
Lena kahkaha attı.
„Asıl benim sesimi duydular.”
Massimo başını iki yana salladı. Lena bir süre ona baktıktan sonra elini uzatıp yanağına dokundu.
„Geldin ya.”
Massimo başını eğip avucuna kısa bir öpücük bıraktı. Lena gözlerini kapattı. Mira annesinin kollarında uyuyordu. Odanın dışında Savino, Renzo'yla konuşuyor, koridorda hemşirelerin ayak sesleri duyuluyordu. Massimo bir süre sonra Lena'ya döndü.
„Sana çiçek getirdim.”
Lena kaşlarını kaldırdı.
„Nerede?”
Massimo kapıya baktı.
„Savino'da.”
Lena gülümsedi.
„Umarım yine beşik büyüklüğünde bir şey almamıştır.”
Tam o sırada kapı açıldı. Savino içeri girdi. Kucağında kocaman bir çiçek buketi vardı. Buketin arkasından yüzü neredeyse görünmüyordu.
„Yeğenimi görmeye geldim!”
Lena kahkahaya boğuldu.
„Savino!”
Massimo başını iki yana salladı.
„Sana küçük bir buket almasını söylemiştim.”
Savino çiçeklerin arkasından baktı.
„Bu küçük!”
Renzo kapıdan başını uzattı.
„Patron, bence küçük olanı arabaya sığmadı.”
Lena yeniden güldü. Savino çiçekleri kenara bırakıp bebeğe yaklaştı. Küçük Mira'yı gördüğünde yüzündeki alaycı ifade kayboldu.
„Aman Tanrım.”
Lena gülümsedi.
„Tanış, Savino. Mira.”
Savino başını eğdi.
„Merhaba, küçük prenses.”
Mira hafifçe kıpırdandı. Savino bir süre onu izledi. Sonra Massimo'ya döndü.
„Artık bu evde iki küçük patron var.”
Renzo araya girdi.
„Üç.”
Savino ona baktı.
„Üç mü?”
Renzo Lena'yı işaret etti.
„Asıl patronu unutmayalım.”
Lena kahkaha attı. Massimo gülümseyerek başını iki yana salladı. Odanın içinde bir süre yalnızca kahkahalar ve küçük Mira'nın hafif sesleri duyuldu.
İki gün sonra taburcu edilmesi planlanan Lena, hastane odasında Mira'yı emzirip dinlendirdikten sonra pencerenin önüne geçti. Milano'nun sokaklarında insanlar günlük hayatlarına devam ediyordu. Arabalar geçiyor, karşı binanın balkonunda bir kadın çamaşır asıyordu. Lena küçük kızını kucağına aldı. Rey'i düşündü. Oğlunu iki gündür yalnızca görüntülü aramalarda görmüştü. Eve döndüğünde kardeşiyle nasıl karşılaşacağını merak ediyordu. Kapı açıldığında Massimo içeri girdi. Elinde telefon vardı. Lena'ya yaklaştı.
„Rey seni arıyor.”
Lena hemen gülümsedi.
„Göster.”
Massimo görüntülü aramayı açtı. Ekranda Renzo ve Rey belirdi. Küçük çocuk annesini görünce iki elini uzattı.
„Anne!”
Lena'nın gözleri doldu.
„Canım oğlum!”
Rey ekrana dokunmaya çalışıyordu. Renzo telefonu biraz geriye çekti.
„Küçük patron, telefonu yeme!”
Lena güldü.
„Rey, bak. Kardeşin burada.”
Massimo telefonu biraz aşağı tuttu. Mira'nın küçük yüzü ekranda göründü. Rey birkaç saniye baktı. Sonra başını yana eğdi.
„Bebe.”
Lena'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
„Evet, bebeğim. Kardeşin.”
Renzo gülümsedi.
„Bence tanışmaya hazır.”
Massimo başını salladı.
„Yarın eve dönüyoruz.”
Renzo'nun yüzü bir anda değişti.
„Yarın mı?”
Lena kaşlarını kaldırdı.
„Neden? Bizi istemiyor musun?”
„Hayır! Sadece...”
Massimo gözlerini daralttı.
„Renzo.”
„Efendim?”
„Ne yaptın?”
Renzo birkaç saniye sustu.
„Hiçbir şey.”
Arka plandan Savino'nun sesi duyuldu.
„Yalan söylüyor!”
Lena kahkaha attı.
„Savino da mı orada?”
Renzo gözlerini kapattı.
„Maalesef.”
Massimo'nun yüzü ciddileşti.
„Savino ne yapıyor?”
Savino ekrana girdi. Arkasında çalışanların büyük çiçek aranjmanları taşıdığı görülüyordu.
„Küçük prensesin gelişine hazırlanıyoruz!”
Massimo'nun çenesi gerildi.
„Savino.”
„Ne?”
„Ne hazırlığı?”
Savino genişçe gülümsedi.
„Yarın görürsünüz.”
Görüntülü arama sona erdiğinde Lena bir süre telefona baktı. Ardından Massimo'ya döndü.
„Kardeşin ne yapıyor?”
Massimo derin bir nefes aldı.
„Bilmiyorum.”
Lena gülümsedi.
„Bence biliyorsun.”
Massimo pencereye baktı.
„Sadece küçük bir aile karşılaması yapmasını söylemiştim.”
Lena kaşlarını kaldırdı.
„Savino'ya mı?”
„Evet.”
Lena kahkahaya boğuldu.
„O zaman geçmiş olsun.”
Massimo başını iki yana salladı. Lena kızını biraz daha sıkı tuttu. Mira uykusunda kıpırdandı. Massimo yanlarına gelip bebeğin küçük eline dokundu. Lena başını onun omzuna yasladı. Birkaç saniye boyunca sessiz kaldılar. Dışarıda güneş yavaşça alçalıyordu. Lena, yarın eve döneceğini düşündü. Artık iki çocuğu vardı. Bir oğlu, bir kızı. Ve onların hayatında kalmayı seçen bir adam. Geleceğin ne getireceğini bilmiyordu. Ama o an, kızının sıcaklığını kollarında hissederken başka hiçbir şey düşünmek istemedi.
Massimo başını eğdi.
„Hazır mısın?”
Lena ona baktı.
„Neye?”
„Eve dönmeye.”
Lena gülümsedi.
„Evet.”
Massimo alnına kısa bir öpücük bıraktı.
„O zaman yarın eve gidiyoruz.”
Lena küçük Mira'nın yüzüne baktı. Ardından Massimo'nun elini tuttu. İki gün önce doğum sancılarıyla hastaneye gelirken ne kadar korktuğunu hatırladı. Şimdi ise yanında kocası, kucağında kızı vardı. Eve döndüğünde Rey onu bekliyor olacaktı. Renzo'nun bitmek bilmeyen şakaları, Savino'nun aşırı hediyeleri ve malikânenin kalabalık koridorları yeniden hayatının bir parçası olacaktı.
Fakat Lena henüz bilmiyordu. Savino'nun hazırladığı karşılama yalnızca çiçeklerden ve hediyelerden ibaret değildi. Hidalgo ailesinin yıllardır birlikte çalıştığı güçlü aileler de davet edilmişti. Ve o insanların arasında, Lena'nın geçmişiyle ilgilenen biri vardı.