Aslanbey Malikanesi'nin yüksek duvarlarının ardında günler birbirini takip ederken Lena için zaman anlamını yitirmeye başlamıştı. Sabahları küçük Rey'in sesiyle uyanıyor, gün boyunca Selma'nın yanında vakit geçiriyor, akşam olduğunda ise Leo'nun eve dönmesini bekliyordu. Bir zamanlar kocasının gelişini heyecanla bekleyen genç kadın, artık koridorda duyduğu her ayak sesinde istemsizce kapıya bakıyordu. Leo'nun hangi ruh hâliyle geleceğini bilmemek, onunla aynı evde yaşamayı her geçen gün daha da zorlaştırıyordu. Bazen saatlerce kendisiyle konuşmuyor, bazen hiçbir şey olmamış gibi davranıyor, bazen de en küçük itirazında sesini yükseltiyordu. Lena bütün bunların arasında kendisine ait küçük bir alan bulmaya çalışıyordu. Bu alan, artık yalnızca telefonunun ekranında beliren birkaç cümleden ibaretti.
O sabah Rey'i uyuttuktan sonra pencerenin önündeki koltuğa oturmuştu. Bahçede çalışan görevlileri izlerken telefonu hafifçe titredi. Ekranda Rüzgâr'ın adı belirdi. Lena hemen kapıya baktı. Koridordan herhangi bir ses gelmeyince mesajı açtı.
„Lena, seni böyle huzurlu görmek güzel ama gerçekten her şey yolunda mı?”
Genç kadın mesajı birkaç kez okudu. Rüzgâr'ın neden böyle bir soru sorduğunu biliyordu. Son haftalarda onunla konuşurken sürekli aynı kelimeleri kullanmıştı. İyiyim. Mutluyum. Her şey yolunda. Oysa bu kelimelerin hiçbiri yaşadığı hayatı anlatmıyordu. Telefonu iki eliyle tutarak cevap yazmaya başladı.
„Evet, her şey yolunda, Rüzgâr. Leo'yla hayatımız düzene girdi. Şimdi çok daha iyiyiz. Rey de çok mutlu. Burada huzur bulduk.”
Mesajı gönderdiğinde gözleri pencerenin önündeki demir korkuluklara kaydı. Bahçenin her köşesinde güvenlik görevlileri vardı. Malikanenin girişindeki kameralar günün her saati çalışıyordu. Lena'nın huzur bulduğunu söylediği evden tek başına çıkmak bile artık kolay değildi.
Rüzgâr, şirketindeki çalışma odasında telefonuna gelen cevabı okudu. Masasının üzerinde açık duran dosyaları bir kenara itti. Lena'nın mesajındaki kelimeler, onun tanıdığı genç kadının konuşma biçimine benzemiyordu. Eskiden iyi olduğunda uzun uzun anlatır, en küçük ayrıntıya kadar paylaşırdı. Şimdi ise sanki kendisini ikna etmeye çalışıyordu. Rüzgâr bir süre düşündükten sonra yeniden yazdı.
„Gerçekten mi, Lena? Eğer bir şey varsa bana anlatabilirsin. Sadece merak ediyorum. Leo nasıl biri oldu? İkinizi de uzun zamandır görmedim.”
Lena'nın parmakları ekranın üzerinde durdu. Leo'nun kendisine son söylediği sözleri hatırladı. Başka bir kadınla evlenmek istediğini açıklamasını, herkesin önünde kendisini tehdit etmesini, ardından geceleri yaşadıklarını... Bir an bütün bunları Rüzgâr'a anlatmak istedi. Yalnızca bir kez, birine gerçeği söylemek. Fakat Leo'nun Rüzgâr'dan ne kadar nefret ettiğini biliyordu. Daha önce aralarındaki sıradan bir mesajlaşma yüzünden bile öfkelenmişti. Şimdi gerçekleri öğrenirse neler yapabileceğini düşünmek istemiyordu.
„Leo çok değişti ama iyi anlamda. Artık daha anlayışlı ve sevgi dolu. Beni gerçekten seviyor, Rüzgâr. Her şeyin yolunda olduğuna inanabilirsin.”
Rüzgâr mesajı okuduğunda kaşlarını çattı. Bir süre telefonun ekranına baktı. Lena'nın söylediklerine inanmak istiyordu. Fakat Leo'nun şirketteki davranışlarını, karısından bahsedildiğinde yüzünün nasıl değiştiğini, onunla görüşmesini istemediğini hatırlıyordu. Yine de Lena'yı daha fazla sıkıştırmanın onu kendisinden uzaklaştırabileceğini düşündü.
„Tamam, Lena. Sana güveniyorum. Ama bir şeye ihtiyacın olursa ya da yalnızca konuşmak istersen her zaman buradayım. Senin mutlu olmanı istiyorum.”
Lena'nın gözleri doldu. Uzun zamandır kimse ona ne istediğini sormuyordu. Leo ne giyeceğine, nereye gideceğine, kimlerle görüşeceğine karışıyordu. Rüzgâr ise yalnızca iyi olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Genç kadın bu farkı düşündükçe boğazındaki düğüm büyüdü.
„Teşekkür ederim, Rüzgâr. Bunu bilmek benim için çok değerli. Seninle konuşmak bana iyi geliyor. Kendine dikkat et.”
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre koltuktan kalkmadı. Rüzgâr'ın kendisine neden bu kadar yakın davrandığını bilmiyordu. Bazen gözlerinde açıklayamadığı bir tanıdıklık görüyordu. Özellikle sustuğu anlarda... Fakat bu düşünceyi her seferinde zihninden uzaklaştırıyordu.
O gece Leo her zamanki gibi geç saatlerde odasına gelmişti. Lena onunla tartışmamak için konuşmamış, sorularına kısa cevaplar vermişti. Leo ise karısının sessizliğini kendi istediği gibi yorumlamış, onun sınırlarını bir kez daha hiçe saymıştı. Ardından hiçbir şey olmamış gibi yatağından kalkarak kendi odasına gitmişti. Lena bir süre yatakta hareketsiz kaldı. Gözleri tavandaydı. Yanındaki yastığın üzerinde Leo'nun bıraktığı izlere bakmamaya çalıştı. Yavaşça doğrulup dizlerini kendisine çekti. Parmaklarını birbirine kenetledi. Kapının kapandığını duymuş olmasına rağmen yeniden açılabileceğini düşünerek uzun süre bekledi.
Telefonu titrediğinde irkildi. Ekrana baktı. Rüzgâr'dan mesaj gelmişti.
„Görüşelim, lütfen. Seni görmek istiyorum. Yalnızca dost olarak konuşacağız.”
Lena mesajı okuduğunda nefesi hızlandı. Rüzgâr'ı görmek istiyordu. Onunla yüz yüze konuşmayı, bir süreliğine de olsa malikanenin dışına çıkmayı, kendisini yeniden sıradan bir insan gibi hissetmeyi istiyordu. Fakat bunun ne kadar tehlikeli olabileceğini de biliyordu. Leo öğrenirse yalnızca bağırmakla yetinmeyebilirdi. Genç kadın telefonu kapattı. Ardından yeniden açarak mesajı okudu. Birkaç dakika boyunca cevap yazmadı.
„Bu çok zor, Rüzgâr. Leo öğrenirse büyük sorun çıkar.”
Cevap kısa sürede geldi.
„Seni zor durumda bırakmak istemiyorum. İstemiyorsan görüşmeyiz.”
Lena'nın gözleri doldu. Rüzgâr'ın bu cevabı, üzerinde düşünmesi gereken bir şey bıraktı. Bir insanın hayır demesini kabul etmek gerçekten bu kadar kolay mıydı? Uzun süredir böyle bir davranışla karşılaşmamıştı.
„Hayır, seni görmek istiyorum. Ama kimse bilmemeli.”
Rüzgâr telefonunu elinde tutarak bir süre bekledi. Lena'nın bu kadar korkmasının sıradan bir kıskançlık meselesi olmadığını düşünüyordu.
„O zaman seni beklerim. Ama kendini tehlikeye atmanı istemiyorum.”
Bir süre sonra buluşacakları yeri kararlaştırdılar. Malikaneden uzakta, şehrin eski mahallelerinden birinde bulunan sessiz bir sokağın köşesinde görüşeceklerdi. Lena gece yarısından sonra herkes uyuduğunda çıkabileceğini söyledi. Rüzgâr bu saate itiraz etmek istedi ancak Lena başka bir zamanın mümkün olmadığını belirtti.
Gece yarısı geçtiğinde malikanenin koridorları sessizleşmişti. Lena koyu renkli bir pantolon ve uzun bir hırka giydi. Saçlarını topladıktan sonra telefonunu cebine koydu. Küçük Rey'in odasına girdi. Bebek beşiğinde uyuyordu. Lena eğilerek alnından öptü.
„Hemen döneceğim, küçük adamım.”
Kapıyı yavaşça kapattı. Koridorda birkaç saniye bekledi. Ardından merdivenlerden indi. Evin arka tarafındaki kapıya yönelirken her adımda durup etrafı dinliyordu. Malikanenin güvenlik kameralarını biliyordu. Görünmeden çıkabileceği yolu günlerdir düşünmüştü. Bahçeye ulaştığında soğuk hava yüzüne çarptı. Hırkasını sıkıca kapattı. Güvenlik görevlilerinin bulunduğu ana girişten uzak durarak arka taraftaki küçük geçitten çıktı. Birkaç dakika sonra malikanenin yüksek duvarları arkasında kalmıştı.
Sokakta yürürken adımlarını hızlandırdı. Uzun zamandır ilk kez tek başına dışarıdaydı. Etrafında kimse yoktu. Sokak lambalarının altında uzayan gölgesine baktı. Bir an durup derin bir nefes aldı. Sonra yeniden yürümeye başladı. Rüzgâr'ın beklediği yere yaklaştığında yol kenarında park etmiş koyu renkli bir araba gördü. Arabanın yanında duran adam başını kaldırdı.
„Lena?”
Genç kadın birkaç adım daha attı.
„Rüzgâr...”
Adam onu gördüğünde yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. Ancak Lena yaklaştıkça gülümsemesi silindi. Genç kadının yüzü solgundu. Gözlerinin altında koyu halkalar vardı. Hırkasının kollarını ellerinin üzerine kadar çekmişti.
„Geldin.”
Lena başını salladı.
„Evet. Ama fazla kalamam.”
Rüzgâr ona doğru bir adım attı, sonra durdu.
„İyi misin?”
„İyiyim.”
Adam gözlerini ondan ayırmadı.
„Lena, bana bak.”
Genç kadın başını kaldırdı.
„Ne oldu?”
„Çok zayıflamışsın.”
Lena hafifçe gülümsedi.
„Rey beni çok yoruyor. Biliyorsun, bebek büyütmek kolay değil.”
Rüzgâr onun gülümsemesine karşılık vermedi.
„Peki, neden gecenin bu saatinde görüşmek zorundayız?”
Lena gözlerini kaçırdı.
„Leo yanlış anlayabilir.”
„Bir arkadaşınla görüşmeni mi?”
„Rüzgâr, lütfen...”
Adam derin bir nefes aldı.
„Tamam. Sorgulamayacağım.”
Bir süre sessizce durdular. Uzaklardan geçen bir arabanın sesi duyuldu. Lena hırkasının kollarını düzeltti. Rüzgâr onun titreyen ellerini fark etti.
„Üşüdün mü?”
„Biraz.”
„Arabada oturabiliriz.”
Lena hemen başını salladı.
„Hayır. Burada kalalım.”
Rüzgâr itiraz etmedi. Lena'nın kendisini kapalı bir alanda rahat hissetmeyebileceğini düşündü. Onun geçmişini herkesten iyi biliyordu. Çünkü o geçmişin en karanlık bölümünü kendi elleriyle yaratmıştı.
„Seni gerçekten merak ettim.”
Lena ona baktı.
„Biliyorum.”
„Şirkette kimse seni görmüyor. Baban bile eskisi kadar görüşmediğinizi söylüyor.”
Genç kadın dudaklarını ısırdı.
„Yeni hayatımıza alışmaya çalışıyoruz.”
„Mutlu musun?”
Lena cevap vermedi.
Rüzgâr bir süre bekledi.
„Lena?”
„Bilmiyorum.”
Adamın yüzündeki ifade değişti.
Genç kadın hemen sözlerini düzeltti.
„Yani... Mutluyum elbette. Rey var. Selma anne çok iyi biri. Boran Bey de bana çok iyi davranıyor.”
„Ben sana Leo'yla mutlu olup olmadığını sordum.”
Lena gözlerini yere indirdi.
„Leo da iyi.”
Rüzgâr bir şey söylemedi. Genç kadın bu sessizlikten rahatsız oldu.
„Bana öyle bakma.”
„Nasıl?”
„Sanki yalan söylediğimi biliyormuşsun gibi.”
Rüzgâr birkaç saniye ona baktı.
„Peki, yalan mı söylüyorsun?”
Lena başını kaldırdı. Gözleri dolmuştu.
„Keşke her şey bu kadar basit olsaydı.”
Adamın eli hafifçe hareket etti. Lena'nın yüzüne dokunmak istedi ancak kendisini durdurdu.
„Bana anlatabilirsin.”
Genç kadın başını iki yana salladı.
„Anlatırsam hiçbir şey eskisi gibi olmaz.”
Rüzgâr'ın boğazı düğümlendi.
„Belki de bazı şeylerin eskisi gibi kalmaması gerekiyordur.”
Lena uzun süre ona baktı. Bu sözleri anlamaya çalıştı. Ardından yüzünü çevirdi.
„Gitmem gerekiyor.”
Rüzgâr başını salladı.
„Tamam.”
„Kızmadın mı?”
Adam şaşkınlıkla ona baktı.
„Neden kızayım?”
„Bu kadar yolu geldin. Doğru düzgün konuşamadık bile.”
Rüzgâr'ın dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.
„Seni görmek istedim. Gördüm.”
Lena'nın gözleri doldu.
„Teşekkür ederim.”
„Kendine dikkat et.”
Genç kadın birkaç adım uzaklaştıktan sonra durdu. Arkasına döndü.
„Rüzgâr?”
„Efendim?”
„Beni merak ettiğin için teşekkür ederim.”
Adam cevap vermeden önce bir süre ona baktı.
„Her zaman merak edeceğim, Lena.”
Genç kadın hafifçe gülümsedi. Ardından karanlık sokağın içinde uzaklaştı. Rüzgâr, onu gözden kaybolana kadar izledi. Sonra arabasına yaslanarak başını geriye kaldırdı. Lena'nın gözlerindeki korku zihninden çıkmıyordu. Ona gerçeği anlatmasını istemişti ama kendisi de büyük bir gerçeği saklıyordu.
Ben Rey'im, Lena.
Bu sözleri söyleyebilseydi genç kadın ona yine aynı şekilde bakar mıydı?
Lena malikaneye döndüğünde ev hâlâ sessizdi. Odasına çıkmadan önce küçük Rey'i kontrol etti. Bebek huzurla uyuyordu. Genç kadın yanına oturup bir süre onu izledi. Sonra telefonunu çıkardı. Rüzgâr'dan yeni bir mesaj gelmişti.
„Eve sağ salim döndün mü?”
Lena'nın dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
„Evet. Her şey yolunda.”
„Güzel. İyi geceler, Lena.”
„İyi geceler, Rüzgâr.”
Telefonu kapattıktan sonra pencereye yöneldi. Bahçenin karanlığına baktı. Birkaç saat önce o duvarların dışındaydı. İstediği gibi yürümüş, biriyle konuşmuş, kimsenin izni olmadan nefes almıştı. Bu küçük özgürlük anı, ne kadar çok şey kaybettiğini yeniden hatırlatmıştı.
İlk buluşmanın ardından günler geçti. Lena, Rüzgâr'la yeniden görüşmek için bahaneler aramaya başladı. Bazen Rey'in uyumasını bekliyor, bazen Leo'nun şehir dışında olduğu geceleri değerlendiriyordu. Sonunda haftada iki kez, kısa süreliğine de olsa buluşmaya başladılar. Her seferinde aynı yerde görüşmüyorlardı. Bazen eski bir sokağın köşesinde, bazen gece geç saatlere kadar açık olan küçük bir kafede, bazen de şehrin sessiz bir parkında oturuyorlardı. Lena bu buluşmalarda evde yaşadıklarını anlatmıyordu. Daha çok şirketten, eski arkadaşlarından, küçük Rey'in büyümesinden söz ediyordu. Rüzgâr ise onu dinliyordu. Bazen saatlerce konuşmak yerine yalnızca birlikte oturuyorlardı. Lena, sessizliğin de huzurlu olabileceğini yeniden öğreniyordu.
Bir gece parkta otururken Rüzgâr ona baktı.
„Biliyor musun, eskiden çok daha fazla konuşurdun.”
Lena gülümsedi.
„Şimdi de konuşuyorum.”
„Hayır. Eskiden susmak bilmezdin.”
„Demek seni çok yoruyormuşum.”
„Aksine.”
Lena ona döndü.
„Aksine ne?”
Rüzgâr gözlerini uzaklara çevirdi.
„Sesini duymak hoşuma gidiyor.”
Genç kadın birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından önündeki ağaçlara baktı.
„Ben de seninle konuşmayı seviyorum.”
Rüzgâr'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
„Biliyorum.”
Lena hafifçe güldü.
„Ne kadar kendinden eminsin.”
„Bazı konularda.”
„Mesela?”
Rüzgâr ona baktı.
„Mesela seni gördüğümde iyi hissettiğimden eminim.”
Lena'nın gülümsemesi yavaşça silindi. Kalbinin hızlandığını fark etti. Bu sözlerin ne anlama geldiğini sormadı. Çünkü cevabını öğrenmekten çekiniyordu.
„Rüzgâr...”
„Efendim?”
„Biz arkadaşız, değil mi?”
Adam birkaç saniye boyunca ona baktı.
„Sen ne olmamızı istiyorsan.”
Lena gözlerini kaçırdı.
„Arkadaş.”
Rüzgâr başını salladı.
„O zaman arkadaşız.”
Fakat ikisi de bu kelimenin aralarındaki sessizliği açıklamak için giderek yetersiz kaldığını hissediyordu.
Lena için Rüzgâr, malikanenin dışında kalan dünyaya açılan küçük bir kapı hâline gelmişti. Rüzgâr içinse Lena'yla geçirdiği her dakika, bir zamanlar kaybettiği hayatın yeniden karşısına çıkmasıydı. Genç kadın onun yanında kendisini daha rahat hissederken adam, sakladığı kimliğin ağırlığını her geçen gün daha fazla taşıyordu.
Bir akşam Lena eve dönmek için ayağa kalktığında Rüzgâr da doğruldu.
„Lena?”
Genç kadın durdu.
„Efendim?”
„Bir gün bana gerçekten nasıl olduğunu anlatacak mısın?”
Lena uzun süre ona baktı. Ardından hafifçe gülümsedi.
„Belki bir gün.”
Rüzgâr başını salladı.
„Beklerim.”
Lena arkasını dönerek uzaklaştı. Adam onun ardından bakarken elini göğsüne götürdü. Gömleğinin altında, Lena'nın bıçağından kalan yara izi vardı.
Bir zamanlar onu kaybetmemek için maskesinin ardına saklanmıştı.
Şimdi ise aynı kadının kendisine güvenebilmesi için başka bir maskenin ardında yaşamaya devam ediyordu.
Ve Rüzgâr, Lena'nın kendisine her gülümseyişinde aynı soruyla karşı karşıya kalıyordu.
Gerçeği öğrendiğinde yine bana böyle bakacak mısın?