Ateş Aslan beni o eski dağ evine getirmişti. Eşi Leyla da yanımızdaydı. O bizi getirmişti. Gözleri açık bir kızdı. Bir şeyler olduğunu sezip hemen bizimle gelmişti. Kendime gelmiştim ama bu, içimde büyüyen o karanlık ve yıkıcı hisleri yatıştırmaya yetmiyordu. Sanki damarlarımda dolaşan bir volkan vardı; patlamak için saniyeleri sayıyordu. Her nefes alışımda öfkemin dozajı artıyordu. Ellerim istemsizce titrerken, başımı ellerimin arasına alıp derin nefesler almaya çalıştım. Ama bu işe yaramıyordu. Hiçbir şey o yanmayı söndüremiyordu. Leyla'nın sorgulayıcı ve sabırsız sesi, beynimde bir çekiç gibi yankılanıyordu. - Çip mi? Ateş, bu çipi nasıl öğrendiklerini bir anlat! Baban cahil değil miydi?! Aslan’ın sabrı tükenmişti ama hâlâ o kontrolcü tavrını koruyordu. Her zamanki gibi soğukkanlı

