Garip bir hayatım vardı...
Annem, doğumuma haftalar kala teröristlerin saldırısına uğramıştı. Asker karısı olmasına rağmen bir kere bile eline silah almamış bir kadınmış. Buna rağmen kendini son ana kadar savunmuş. Dört teröristi cehenneme postalarken başına aldığı darbeyle daha fazla dayanamamış. Bulunduğunda öldü sanılmış, zayıf nedeniyle yaşamaya çalışmasına rağmen hastaneye kaldırıldıktan bir kaç dakika sonra beyin ölümü gerçekleşmiştir. Gelişimimin tamamlanması için haftalarca ölü annemin karnında tutulmuşum. Ne garip değil mi, daha doğmadan annesiz kalmışım. Doğduktan bir kaç ay sonra ise gittiği görevden dönemediği için babasız... Daha sonra ne anne tarafım almıştı beni ne de baba tarafım, bilmediğim bir şehirde tanımadığım çocukların olduğu bir yetimhaneye terk edilmiştim. Büyüdüğümde anlatmışlardı, anne ve baban şehit düştü demişlerdi. O gün söz vermiştim kendime, asker olup intikamlarını alacaktım. Alıyordum. Şimdi üzerimdeki üniformanın verdiği gururla, anne ve babamı, onlar gibi bir çok insanımızın intikamını alıyordum. Mutluydum, çoğuna göre zor bir meslek olsa da seviyordum.
"Üsteğmenim." Diyen sesle bakışlarımı gökyüzünde çekip yanıma gelen askere baktım.
"Söyle asker!" dedim yerimde dikleşip.
"Ahmet Albayım sizin odasına çağırıyor komutanım." deyince oturduğun yerden kalktım ve onaylayarak gitmesini emrettikten sonra hızlı adımlarla binaya ilerledim. İki gündür buradaydım, yaralarım çok dahaviyi durumdaydı. Aslında bir saat önce eve gitmeliydim. Ama istemiyordum, etrafımda askerlerin varlığını hissetmeyi özlemiştim. Bu yüzden buradan ayrılmamıştım. İyi ki de gitmemiştim, albay öylesine çağırmazdı, görev vardı. Albay'ın odasının kapısına gelince sol elimin işaret parmağıyl kapıyı tıklattım ve başımdaki bordo beremi düzelttim.
"Gir!" diyen güçlü sesle kapıyı açtım ve odaya girdim. Tüm tim ve saatler önce gördüğüm komutan odadaki toplantı masasının çevresinde durmuş önündeki kağıtlara bakıyordu. Bakışları bana dönen albaya selam verdim.
"Gel Anka." diyen Albayla onlara doğru yaklaşmak istedim ancak duraksamamı sağlayan masanın üzerindeki harita ve fotoğraflardı
"Hedefimiz bu üç adam, yarın sınırdan geçecekler. Akşam toplantıları var! Bu adamları yakalamak için tek bir şansımız var. İçlerine sızıp, yapmayı planladıkları saldırıları öğreneceksiniz." dedi Albay ve bakışlarını bana çevirdi. "Anka, bu adamlar hakkındaki bildikleri timinle paylaş. Bu adamlar hakkındaki en ufak bilgi bile operasyonun seyrini değiştirir." deyince başımla onayladım. Fotoğraftaki adamlardan birini elimle gösterdim ve konuştum.
"Ekrem, namı diğer Sinsi." dedim, ondan nefret bile etmiyordum. Kadın düşkününün tekiydi, çok kez taciz etmeye çalışmıştı. Ama kurtulmam zor olmamıştı. Başka bir fotoğrafı gösterdim. "Bu Ekrem'in örgüt içindeki baş düşmanı Serdar. İkisi her konuda birbirinin tersini söyler. Onları yan yana sadece bir kez gördüm. Büyük bir saldırı hazırlığı için toplanmışlardı yani bu ikisini bir araya getirebilecek tek şey var, o da çok büyük çaplı bir saldırır." dedim ve kalan son fotoğrafı gösterdim.
"Bu da Ekrem'in yanından ayırmadığı köpeği Aslan. Ekrem, Aslan yanında olmadan bir adım dahi atmaz." dedim ve aklıma gelen görüntüyle duraksadım. Ekrem, gecenin bir yarısı odama girip beni taciz etmeye çalışırken kapıda durmuş bizi izliyordu Aslan. Öyle duygusuzdu ki, ilk defa o gün korkmuştum. Ekrem'in üzerimde dolaşan elini kırmıştım, bunu yaparken bile bakışlaro değişmemişti. Ekrem acı içinde odamı terk ederken yanıma yaklaşmıştı, bir süre tam gözlerimin içine bakmış, daha sonra omzums döken saçlarımdan bir kaç tutamını okşamış ve odadan çıkmıştı. O gün hissettiğim korkuyu hiç bir zaman hissetmemiştim. Bir gece sonra tekrar gelmişti yanıma, bu kez Ekrem iti yoktu, bir süre ne yaptığını anlamak için uyuyor taklidi yapmıştım. Daha sonra elleri direkt göğüslerimi bulmuştu, hızlı davranarak kaçmaya çalışmıştım, tek eliyle ellerimi kavramıştı. Anın şokundan olsa gerek bir kaç saniye hiç bir şey yapmamıştı. Daha sonra suratına kafa atmıştım. Bir şekilde kurtulmuştum ama ömrümden ömür gitmişti. "Aklınıza gelebilecek her an da Ekrem'in yanında durur, asla bir adım uzaklaşmaz. Aslan'ı yakalarsak, Ekrem ve Serdar yakalamak zor olmaz."
"Bu Aslan, o mu?" diyen Albaya baktım. Onun tarafından taciz edildiğimi biliyordu, sadece onayımı almak istiyordu.
"O komutanım." dedim ve gözlerindeki değişime an be an şahit oldum. İntikam hırsıyla yanan bakışları bir süre üzerimde dolandı. O gün ilk kez komutanımla aramızdaki tabuları yıkmış ve bir baba gibi destek vermişti bana. O gün ettiği intikam yeminlerini, yarın gerçekleştirecekti.
"Devam et." dedi sertleşen sesiyle. Başımla onaylayarak devam ettim.
"Serdar'ın tek hassas noktadı yüzüne darbe alması." dedim gülerek. Bir gün teröristlerden biri yanlışlıkla yüzüne değdiği için adamı öldürdüğünü görmüştüm. Tim gülmemek için kendini kasarken bakışlarım Aslan'ın fotoğrafında dolandı. Keskin yüz hatları, korkutucu derecede koyu göz rengiyle hep korkutucu görünüyordu. Onu söylemekten vazgeçip Ekrem'e baktım.
"Ekrem'in tek zayıf noktası kadınlar." dedim göz devirip. Bakışlarım tekrar Aslan'ı bulduktan sonra Albay'a döndüm.
"Komutanım eğer izininiz olursa içeri ben girmek istiyorum."
"Olmaz." dedi Albay yüzüme dahi bakmadan. Derin bir nefes aldım, bu cevabı vereceğini biliyordum. "Doruk, içeri sen gireceksin!"
"Komutanım." dedim sakin sesimle, timle birlikte komutanından bakışları bana dönünce derin bir nefes aldım. "Onlar hala benim asker olduğumu bilmiyor, içeriye girmem çok kolay olur." dedim, Ahmet Albay bakışlarını sakince bana çevirirken yüz ifadesinin aksine gözlerindeki alevin farkındaydım. Bakışları Ekrem'in beni taciz etmesinin aksine Aslan'dan nasıl korktuğumu hatırlatmıştı. Yine de yüz ifademi korumaya çalıştım.
"Anka! Emrime karşı mı geliyorsun! Hayır dedim sana." dedi sert sesiyle.
"Hayır komutanım!" dedim ve bakışlarımı dimdik duran timimde gezdirdikten sonra devam ettim. "İçeriye neden girmemi istemediğinizi biliyorum komutanım. Fakat onların arasına girmek istememin nedeninin de bu olduğunu bilmelisiniz. Ekrem ve Serdar'ı durdurmak kolay, asıl zor olan kişi Aslan! O kimseyi yanına yaklaştırmaz, isterseniz tüm timi içeriye sızdırın Aslan'ı alamayız. İzin verin ben gireyim, o günün intikamını bahane ederek yanına girebilirim. O bunu yapacağımı biliyor, bu yüzden yanına girmeme izin verecek. Onlarla aylarca ben kaldım Komutanım, o günü atlatmamı siz sağladınız. Yarınsa tüm tim arkamda olacak, hiç olamdığım kadar güvende olacağım." dedim kendimden emin bir sesle.
"Kızım sen deli misin!" diyen sert sese rağmen bakışlarımı Albay'ın yüzünden çekmedim. "Sen bana diyorsun ki! Komutanım ben sizi delirtmek istiyorum! Aylarca planlanan bir operasyonu, senin haftalarca onların yanında kalmanı bile umursamadan, kendi ünvanımı ve hatta," deyip eliyle masanın etrafındaki timimi gösterip işaret parmağını bana çevirdi. "Karşımdaki tüm bu timin rütbelerini yakmayı bile göze alıp o dağ başına gelmeyi düşündüm ben! Şimdi sen bana diyorsun ki! Ben, o pezevengin yanına gideceğim!"
Derin bir nefes aldım, beni anlamıyordu. İntikam ateşiyle yandığımı bilmiyordu, o gece Ekrem'in eli tüm bedenimde dolanırken beni donuk bakışlarıyla izleyen adamdan nasıl korktuğumu bilmiyordu. Ekremin bana dokunan elini kesip münasip bir yerine sokmayı planladığımı bilmiyordu, Aslan'ın o gözlerini oyup eline vermek istediğimi bilmiyordu. Ya izin verecekti, ya izin verecekti. Timimi yakmayacaktım, onları acı çekmesine şahit olmayacaktım. Duraksadım, belki bir kaç saniye sonra asker olamayacaktım ama yine de vazgeçmeyecektim. Hızlı hareketlerle cebimdeki askeri kimliğimi ve sırtımdaki silahı çıkarıp masanın üzerine koydum. Albayın sert bakışları önce masaya koyduğum silahı ve kimliği buldu. Karan ise konuşmanın en başından beri yalnızca yüzüme bakıyordu.
"O geceyi yaşayan bendim komutanım! O gecenin intikamını bir tek ben alabilirim. İzin verin ben gireyim, yanımda kimi verirseniz verin! Ya da ben Aslan denilen itin hesabını kestikten sonra bizzat siz gelip tutuklayın beni!"
Albayın sert bir şekilde nefes almasını umursamadım, kararlı bakışlarımı çekmedim.
"Bu yaptığının cezası ağır olacak Anka üsteğmen!" dedi Albay, gülümsedim.
"Her türlü cezaya hazırım komutanım!"
"Doruk, içeriye Anka'yla giriyorsun!" deyince gülümsemem büyüdü. "En az biri yaşasın! Gerisini ne yaparsanız yapın! Geri kalanlar dışarıdan temizliğe giirerek yardım edecek. Anlaşılmayan?"
"Anlaşıldı komutanım!"
"Anka, Doruk'la birlikte sınıra gidin, terörist kılığına girin. Sonrası sizde." diyen Albayı onayladım. "Şimdi çıkın, iki saat sonra hazırlığınız tamamlanmış olsun!" deyince onayladık, masanın üzerindeki silahımı ve kimliğimi aldım.
"Görevden döndüğünde, bugün ki davranışın hakkında görüşeceğiz Anka." diyen Albay'ı onayladım.
"Emredersiniz komutanım!" diyerek selam verdim ve odadan çıkıp kendi odama ilerledim.
"Aden." diyen sesle durmuş Karan'a dönmüştüm.
"Buyrun komutanım." Bir süre koyu mavi gözlerini yüzümde dolandırdı, ardından konuştu.
"Hazırlandıktan sonra odama gel."
"Emredersiniz." dedim ve selam verip yanından ayrıldım. Odama girdikten sonra, küçük banyoda hızlı bir duş alıp çıktım. Onların arasına gireceğim için üniformamı giyemezdim. Bu yüzden rahat hareket edebileceğim siyah kalın bir tayt, üzerine sporcu atletimi ve siyah kapşonlu ceketimi giydim. Ceketin önünü kapatıp saçlarımı taradım ve sıkı bir at kuyruğu yaptım. Gözlerime kahverengi lensleri taktıktan sonra hazırdım. Dağda en rahat şekilde yürümeme yardımcı olacak siyah sporlarımı da giyince hazırdım. Telefonumu alıp Ece'ye göreve gittiğime dair kısa bir mesaj yazdım ve telefonu çekmecelerden birine attım. Silahımı ve yedek mermi ceketimin cebine yerleştirip, iki tane çakıyı sporcu atletimin arasına sıkıştırıp odadan çıktım. Karan'ın odasına ilerlerken göreve gittiğim ve intikamımı alacağım için heyecanlıydım.
Yüzbaşı Karan GÜÇLÜ
Soyadı, kişiliğini yansıtmıştı, güçlü bir adamdı Karan ve benim yapmam gereken tek şey o adamdan uzak durmamdı. Garip bir aurası vardı, kendine çekiyordu. Ama komutanımdı, gerekirse kendimi ıssız bir dağ başına bağlardım ama yine de ona çekilmezdim. Çekilemezdim, yasaktı! İsmine bakmayı bırakıp kapısını tıklattım
"Gir!" diyen sert sesiyle derin bir nefes alıp odaya girdim. Benim odamla çok bir farkı yoktu, sadece Karan'ın odasında onlarca dosya vardı. "Gel Aden, geç otur." deyince bir adım yaklaştım ama oturmadım.
"Otur dedim Aden!" Dedi ses tonunu yükselterek.
"Emredersiniz komutanım." Dedim ve karşılıklı konumlandırılmış iki tekli sandalyeden birine oturdum. Elindeki kağıtları üst üste koyup masanın üzerindeki dosyayı kapattı ve laciverte yakın gözlerini bana çevirdi. Hafif nemli saçları yeni duş aldığını gösteriyordu ve ben o an ilk kez bir erkeğin saçlarına dokunmak istedim.
"Birazdan göreve çıkacağız, bizimle birlikte çıkacağın ilk görev bunun için heyecanlı olmanı anlıyorum. Ama orada yapacağın en ufak itastsizlikte az önce masanın üzerine bıraktığın silahını bir daha eline almaman için elimden geleni yaparım. Ben sabırlı bir adam değilim Aden, beni zorlamamanı tavsiye ederim." Dedi, böyle sert konuşurken ne kadar yakışıklı göründüğünün farkında olup olmadığını merak ettim. Ciddi tavırları ve etrafa yaydığı enerji komutanım olduğu için ne kadar şanslı olduğumu söylüyordu bana. Bu uyarıyı yapması normaldi, geldiğimden beri gözüne batmak için bir çok sebep vermiştim eline... Bu yüzden gayet sakin bir şekilde konuşmaya devam ettim.
"Sözünüzden çıkmayacağıma emin olabilirsiniz Komutanım." dedim güçlü bir sesle, gerçi onun karşısında ne kadar güçlü görünebilirdim bilmiyorum. "Eğer izin verirseniz, sizden bir şey rica etmek istiyorum." diye devam ettim. Orada yapacağım şeye karışmaması gerekiyordu. O Aslan denilen itten intikamımı almadan rahata ermeyecektim.
"Dinliyorum?"
"Aslan'ın yanına gireceğim, ben girdikten sonra dinlenilmek istemiyorum." dedim itiraz edeceğini anlayınca konuşmaya devam ettim. "Ekrem ve Serdar'ı sizin yanınıza getireceğim komutanım. Ama Aslan'ı öldürmeden buraya geri dönmeyeceğim."
Karan bakışları bir süre üzerimde gezindi, sakindi, neden böyle bir şey istediğimi bilmiyordu, merak ediyordu. Üzerimdeki gözleri kalbimin ritmini değiştirirken neden böyle hissettiğimi anlamak istedim. Heyecanlanmıştım,
Aslan'dan alacağım intikam için.
Diye düşündüm, heyecanlanmam için başka bir sebep yoktu önümde.
"Neden? Aslan'la ne alıp veremediğin var?"
Ama sen benimle bu ses tonuyla konuşursan, ben senin karşında nasıl sert durabilirim ki?
Yumuşacık ses tonu, kalbimin teklemesine neden olmuştu. Çoğu insan biriyle tanıştığında onun nasıl biri olduğunu anlamak için giyimine, yüzüne veya davranışlarına bakardı. Ama ben her zaman insanların ses tonuna dikkat etmiştim. Karşımdaki insanın ses tonu ondan uzak durup durmamam gerektiğini anlatırdı bana. Karan'ın ses tonu şse koşarak uzaklaşmam gerektiğini fısıldıyordu adeta. Ama ne kadar kaçarsam kaçayım, buraya ait olduğumun farkındaydım. O benim komutanımdı.
"Aden?" dedi yine o ses tonuyla. Sadece beni terk etmeyeceğine emin olduğum adamın ikinci ismimi kullanmasını istemiştim ama şimdi karşımdaki komutanım bana bu ismimle seslenirken mutluydum... Böyle hissetmemeliydim, yanlıştı. Üstelik neredeyse tecavüz edecek adam hakkında konuşuyorduk. Belki de tiksinecekti benden, başka adamların elleri değmişti bedenime.
"Dört ay boyunca sadece iki gece yan yana kaldık, Aslan'sa orada korkmama neden olan tek adamdı." dedim boğazımı temizledikten sonra.
"Neden?"
Neden?... Söylemek zorunda olduğumu biliyordum, yoksa istediğimi yapmayacak hatta belki Aslan'ın yanına girmeme izin vermeyecekti. Ama ona söylemek istemiyordum, benden iğrensin istemiyordum.
"Üsteğmen! Bir kez daha tekrar etmeyeceğim! Soruma cevap ver." derken sinrlendiğini anıyordum. Bir ihtimal tiksinmez belki, diye düşünüp konuştum.
"Tecavüz etmeye kalkıştı."
Bir insanın gözlerinden alevler çıktığını gördünüz mü hiç? Ben gördüm. Şu an karşımda gözleri alev alev yanan adam, komutanım değildi sanki. Elini hızla masaya vurunca irkilmiştim. Karşımdaki Karan, üç gündür gördüğüm adam değildi. Kasılan yüz hatları onun delirmek üzere olduğunu gösteriyordu. Ya da delirmişti, bakışları öyle korkutucuydu ki arkama bakmadan kaçmak istedim.
"Nasıl olur lan bu!" diyen sesinin taburun girişinden bile duyulduğuna emindim, çünkü kulaklarım az önceki sesinden dolayı çınlamıştı. "Onlar sana! Bir kadın Türk askerine nasıl bunu yapmaya cürret edebilirler!"
"Bende bunun hesabını soracağım Komutanım." dedim, konuşmamla birlikte ayağı kalktı. Bende hızla oturudpum yerden kalkıp esas duruşa geçtim.
"Köklerini kazımaya gidiyoruz Asker!" deyince gülümsedim.
"Emredersiniz komutanım!"