İLKYAZ Göz kapaklarım ağır ağır aralandığında, odanın içine süzülen güneş ışıkları tenime dokunur gibi yayılıyordu. Ilığın en yumuşak haliydi bu; ne yakıcı ne de rahatsız edici… Sadece huzurlu. Başımın altındaki sertliği fark etmem birkaç saniyemi aldı. Boran’ın göğsüne yaslanmıştım. Kollarım, sanki gece boyunca hiç gevşememiş gibi, hâlâ ona sarılı duruyordu. Nefes alış verişi düzenliydi. Göğsümün altında yükselip alçalan o ritim, içimde tuhaf bir güven hissi uyandırıyordu. Yavaşça başımı kaldırdım, yüzüne baktım. Uyuyordu… Ya da öyle görünüyordu. Parmak uçlarımı temkinli bir şekilde alnına götürdüm. Tenine dokunduğum an içimde tuttuğum o ince korku, yerini derin bir rahatlamaya bıraktı. Ateşi yoktu. Meltem’in sesi hâlâ zihnimin bir köşesinde yankılanıyordu. Soğuk, mesafeli ama bir

