7. Bölüm

1744 Words
Mayra'dan 1 günde tembelliğe alışmıştım. Sabah alarmı kapattığım için işe yetişebilmek için biraz ayağımı falan burktuğum doğrudur. Şirkete gelince koşar adım asansöre yöneldim. Asansör son katta olduğu için Çağhan beyin geldiğini anlamam uzun sürmedi. Asansör gelince hızla bindim ve en üst düğmeye bastım. Sanki asansörü hızlandırabilecekmişim gibi ağzımda geveledim. "Senin yüzünden azar yiyeceğim, acele etsene" demeye kalmadan asansörün kapısı kapanmaya başladı. Bir el araya girince irkildim. Asansör kapısı tekrar açılınca korktuğum başıma geldi Çağhan bey ile göz göze geldik. Sanki zaman durmuş gibi ne o hareket edebildi nede ben. Ben mal mal bakarken o kendine gelip asansörün içine girdi. Bir kaç adım geriye gitsem de üzerime gelmeye devam etti. Asansörün kapısı kapandı. Ben yutkundum. Bakışı boğazıma takıldı. Aramızda yarım metre var veya yoktu bilmiyorum ama parfüm kokusu burnuma doluyordu. "Geç kalınmasını sevmem" dedi ciddi bir ifade ile. "Şe-şey üzgünüm ben.." diye kekeledim. "Sen ne?" diye sorarken başını bana yaklaştırdı. Başımı geriye çekerek yana yatırdım. Neden böyle davranıyordu? Bu yakınlık beni ürkütmüştü. "Bir daha olmaz" dedim. Neyse ki asansör durmuştu. Ben ise yerimde sabit kalmıştım. "Olmasın" diyerek son kez bana bakıp önüne döndü. Yana çekilince bana yol verdiğini anladım. Sessiz bir nefes alıp asansör den çıktım. Neden arkamda olunca huzursuz hissediyordum? O iyi bir adamdı. Benim için o genci hastanelik etmesi kadınlara değer verdiğini gösteriyordu. Odamın önüne gelince durdum. Ona dönerek "Ben geçen gün olan olay için teşekkür ederim" dedim. Anında gerildi. Bakışlarım üzerinde gezinirken yumruklarını sıktığını fark ettim ve elinin üzerinde yeni olmuş yaralar görünce gözlerim büyüdü ve hızla dibine giderek elini elimin içine aldım. "Çağhan bey yara olmuş, benim yüzümden oldu. Ben çok üzgünüm, canınız yanıyor mu?" diye sordum. Konuşmamın hızına ben bile yetişememiştim. Elinin üzerine bakarken gevşediğini hissettim. Bu bana tuhaf gelince bakışlarımı yukarı yüzüne çıkardım. Hiç göz kırpmadan beni izliyordu. Her zamankinden yoğun olan bakışları ile içimi bir ürperti sardı. Bu adam neden böyle bakıyordu? Kendime gelip "Acıyor mu?" diye sordum. "Acımıyor Mayra" dedi. Elini bırakıp bir adım geri çekilirken boğazımı temizledim. "Ben üzgünüm, böyle olmasını istemezdim" dedim. "Neden bu kadar büyütüyorsun? Alt tarafı Mercan'ın arkadaşına yardımcı oldum" diyerek beni azarlar gibi konuşunca yüzüm düştü. Neden bu kadar sert çıkışmıştı? "İşimin başına döneyim, yine de teşekkür ederim Çağhan bey" diyerek odama döndüm. O tarafa bakmasam da hala odasına girmediğini fark ettim. Bir süre sonra odasına girdi. Saatler sonra beni yanına çağırıp kahve yapmamı istedi. Daha sonra bir kaç görev verdi. Öğlen arası verdiğimiz zaman yemekhaneye indim. Kendime tepsi de yemek alıp boş masa aramaya koyuldum. Çok az yerde boş masa vardı. "Gelsene Mayra, burda boş yer var" diyen Erdem'e döndüm. Biraz kararsız olduğu mu görünce oturduğu sandalye den kalkıp karşısında ki sandalyeyi çekti. "Gel lütfen" dedi. Onu mahcup etmek istemediğim için masaya doğru yürüyüp tepsi mi masaya bıraktım. "Teşekkür ederim" diyerek sandalyesine oturmasını izledim. Ben sandalyeyi kendime göre ayarlayıp oturdum. Bir kaç meraklı bakışı umursamadım. İş arkadaşıydık sonuçta. "Nasıl gidiyor?" diye sordu nazik sesiyle. "İyi senin?" "İyi" yemeğimizi birlikte yedik. Erdem yakışıklı bir gençti. 26 27 yaşlarında ancak vardı. Zaten ilk çalıştığı yer burasıydı. Ayağa kalkıp tepsi mi elime aldım. "Sana afiyet olsun" dedim. Bundan hoşlanmamış gibi duruyordu. İfadesi hoşuma gitmedi. Anlaşılan mesafe koymak gerekiyordu. Tepsimi mutfak kısmına götürüp tezgaha bıraktım. Kalan son dakikalarımı ihtiyaçlarım için kullanacaktım. Bugün yeterince geç kalmıştım, birde öğle arasını uzatırsam Çağhan beyin gözüne batardım. Biraz Gülsüm ablanın yanına uğrayıp aklıma takılan bazı soruları sordum. Daha sonra ihtiyaçlarımı giderip odama döndüm. Neyse ki Çağhan bey odada yoktu. Bir süre aldığım notları inceledim. Asansör sesi duyunca duruşumu düzelttim. Kapım açılınca bu beni şaşırttı. Kapıya dönen bakışlarımla onun ters bakan ifadesiyle ayağa kalktım. "Odama" gel dedi otoriter bir sesle. Benim bir şey söylememe fırsat vermeden kapıdan ayrıldı. Kendimi toparlayıp odadan çıktım. Odasının kapısı açıktı. Hafif bir ses çıkarıp odanın ortasına doğru yürüdüm. Yine gergin görünüyordu. Bu adamın bu hallerine alışmam imkansızdı. "Daha geçen gün bir erkeğin tacizinden kurtardım seni" dediği zaman boğazıma bir acı oturdu. "Anlamadım" dedim sessiz bir sesle. "Bundan sonra yemeklerini odanda yiyeceksin. Tüm ihtiyaçlarını bu katta göreceksin" diyerek sert bakışlarını bana yöneltti. Bu sözlere anlam vermemiştim. "Neden böyle konuşuyor sunuz? Bir hatam mı oldu?" "Ben hataları affetmem ve cezalandırırım Mayra. Şimdi Nadide'nin yanına giderek bana yarın gideceğimiz iş görüşmesinin dosyalarını getir. Acele et" Ben duraksamıştım. Ne olduğuna anlam veremiyordum. Erdem ile yemek yememe mi kızmıştı? Böyle bir hakkı yoktu ki. "Acele etmeni söyledim" dedi beni ayakta dikilirken gördüğü için. Bir şey söylemeden arkamı dönüp kapıdan çıktım. Yaptığı iyiliği yüzüme vurmuştu dengesiz herif. Bazen çok iyi davranıyor bazense yerden yere vuruyor. Çoklu kişilik bozukluğu olabilir onda. Bana da kafayı yedirecekti en sonunda. Nadide denilen yelloz dan dosyaları aldım. Aynı hızla 10. Kata çıktım. Odasının önüne gelince kapıyı çalıp içeriye girip dosyaları önüne koydum. "Bana bir kahve yap getir, birlikte dosyaları inceleyeceğiz" söylediklerine artık kafa yormayacaktım. Küçük mutfakta kahvesini yapıp odaya döndüm. Deri koltukta oturmuş dosyaları inceliyordu. Kahvesini önüne koydum. "Otur" dedi oturdum. "Yarın şehir dışına yolculuk yapacağız, kendini ona göre hazırla" dedi. Kaşlarım çatıldı. "Ailem izin vermez" dedim. "Akşam kalmayacağız. Sabah gidip iş çıkışına doğru geri döneceğiz" Neden ben gidiyordum? Benim gibi acemi bir asistanın ona ne gibi bir faydası olabilirdi? Bana dosya ile bilgi verdikten sonra günü bitirmiştik. *** Aynı gün gidip döneceğimiz için aileme haber vermemiştim. Bunun bir hata olduğunu biliyorum ama izin vermeyeceklerini biliyordum. Stajımın bitmesine bu kadar az kalmışken sorun istemiyordum. Çağhan beyin arabasını görünce yanıma gelişini izledim. Arka kapıyı açınca "Öne gel" diyen adamla elim kapının kolunda kaldı bir süre. Kapıyı kapatıp öne bindim. Genellikle şöför kullandığını fark ettiğim adam şimdi uzun yol için kendisi kullanacaktı. Şöför olsaydı keşke, kendimi daha rahat hissederdim. "Benim yanımda neden bu kadar gergin oluyorsun?" birde soruyordu dengesizler kralı. "Değilim" dedim. "Rahat ol, yolculuk boyunca sadece iki sivil insan gibi davranabilirsin" Sivil mi? Sanki şirkette asker, polis vs yetiştiriyor adam. "Tamam Çağhan bey" dedim. Nefesini duydum. Yolculuk sessiz bir şekilde devam ederken telefonum çaldı. Arayanın abim olduğunu görünce sert bir soluk bıraktım. Bu Çağhan beyin ilgisini çekmiş olacak ki bakışları üzerime döndü. Yerimde rahatsızca kıpırdandım. Şimdi abime ne söyleyecektim. "Neden açmıyorsun?" diye sordu Çağhan bey. Sana ne dememek için kendimi zor tuttum. Bu adam benim patronumdu, onun dışında üzerimde hakkı yoktu. Yada Mercan ile beni aynı kefeye koyduğu için böyle davranıyordu bilemiyorum. Çağhan beye cevap vermeden telefonu açtım. " Efendim abi?" dedim gerginlikle. "12 de mi ara veriyorsun?" "Evet neden ki?" kesin bir işi düşmüştü bana. "Bir uğramak istiyorduk Belen ile, tabi müsaitsen" "Bugün işler yoğun abi" dedim anlamasını umarak. "Hafta sonu pazar günü üçümüz bir yerde oturabiliriz istersen" "Belen iş yerini merak ediyordu ama neyse, madem işin yoğun başka gün geliriz" "Evet yarın yada sonra ki gün mutlaka size zaman ayıracağım, üzgünüm" "Yapma Mayra, bunun için üzüldüğünü söyleme. İş yeri sonuçta, her zaman müsait olamayabilirsin" üzüntüyle yutkundum. Ah abim. "Tamam abi. Başka bir şey yoksa" "Yok sana kolay gelsin güzelim" "Teşekkür ederim görüşmek üzere" telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes aldım. Telefonu çantama geri koyarken "Ona yalan söyledin" diye sorguladı Çağhan bey. Bakışlarımı kucağıma indirdim. "Bu konu da konuşmak istemiyorum" zaten kendimi suçlu hissediyordum. "Aç mısın?" "Değilim" aslında hiç bir şey yememiştim. "Sabah kahvaltısı yapmadım. Bir yerde durup yiyeceğim bana eşlik edersin" bir şey söylemedim. Burda patron oydu. Yaklaşık bir saat sonra kahvaltı için durduk. Masa da ki yiyecekler gerçekten ağız sulandırıcıydı. Yolculuk beni iyice acıktırdığı için tabağıma bir şeyler aldım. Bugün nedense onun yanında rahat hissediyordum. Üzerimde ki boş vermişlikle yemeye başladım. Hatta iki büyük bardak çay bile içtim. "Allah'tan aç değildin, ya birde olsaydın?" içtiğim çay boğazıma takıldı. Yediğim de boğazıma takılmıştı. "Sadece şakaydı" dedi. Boğazımı zorla düzelttim. Bir süre sessizlik oluştuktan sonra "Gidelim" diyerek ayağa kalktı. Bende kalktım. Önden yürümem için beni teşvik etti. Yolculuk kaldığı yerden devam etti. Birlikte kırsal ve yüksek bir alanda ki otele geldik. Otel diyip geçmemek lazımdı, çok lükstü. Sanırım bir asgari ücret ödemek yeterli gelmezdi. Otelin bahçesinde ki masalara doğru yürümeye başladık. İki adam eliyle Çağhan beye işaret verince onlara doğru yürüdük. Ben Çağhan beyin arkasındaydım. Adamların gözü anında bana takılmıştı. Tabi sütlü çikolata görmek herkese nasip olmazdı. Çağhan bey adamlarla merhabalaştıktan sonra bana dönüp beni tanıttı. Adamlara baş selamı verdim. Hep birlikte oturduktan sonra not defteri mi çıkarıp önemli konuları not aldım. Arada üzerimde gezinen bakışlara aldırmadım. Toplantı bitince adamlarla aynı zamanda ayağa kalktık. Çağhan bey yeniden el sıkıştı. Adamlarla önümü kapatıyor gibiydi. Adamların da temkinli davranışları gözümden kaçmamıştı. Bu adam beni koruyor sonra kendi yerden yere vuruyordu. Her neyse. Adamlar gittikten sonra hazırlandım. "Biraz gezmeye ne dersin?" diye sorunca kaşlarım çatıldı. "Geç kalırız Çağhan bey, dönelim" "Geç kalmayacağız. Biraz yukarıda hayatında görebileceğin en güzel göllerden birisi var" "Şey bilemedim ben Çağhan bey, sonuçta iş için geldik" "Hadi gidelim. Hem acıkmışsındır" dedi. Kahvaltı aklıma gelince yanaklarım kızardı. Çok yediğim için acıkmamıştım. "Acıkmadım" dedim. Yakışıklı yüzüne yan bir sırıtış ekledi. "Biliyorum" dedi imalı bir şekilde. Sabahı hatırlatıyordu kendince pislik adam. Derin bir nefes alıp cevap vermedim. Neyse şu gölü de bir görelim. Malum yaşadığımız yerde çok göl yoktu. Gitmek için ise araba şarttı. Birlikte dediği göle geldik. Arabadan inince büyülendim. Bir köy büyüklüğünde kocaman bir göldü. Etrafında çeşitli kuşlar ve gaz, ördek gibi yerli hayvanlar vardı. Büyülenmiş gibi etrafa baktım. Bu manzara uzun süredir yaşadığım stresli zamanlarımın üzerine çok iyi gelmişti. "Burayı seveceğini biliyordum" dedi. Başımı olumlu anlamda salladım. Anlaşılan bu otele ve bu göle çok kez gelmişti. "Buraya çok mu geldiniz?" "Bir kaç kez diyelim" Ben ileri doğru yürümeye başladım. Çağhan bey ile kanka gibi olmuştuk sanki. Belki de yavaş yavaş alışıyordum ona. "Çok ileri gitme çamur var" dedi. Başımı salladım. Ben manzarayı izlerken "Gel otur" dedi. Ona dönüp bakınca istemsizce kaşlarım çatıldı. Ceketini yere sermişti. "Bu pahalı bir ceket, hiç gerek yok Çağhan bey" "Gel ve otur" "Olmaz" dedim. Neden ceketi mahvedeyim? "Bana karşı gelmeyi bırak" dedi. "Birazdan gideceğiz zaten" "Hayır gitmeyeceğiz. Bizim için yemek gelecek" "Zaman yok" cümlemin sonu gelmeden beni susturdu. Yavaş yavaş acıktığımı hissediyordum ama çantamda ki çubuk kraker beni eve kadar götürürdü. Anlaşılan boğazına düşkündü. Tekrar oturmam için beni uyarınca ceketinin üzerine oturdum. O ise ayakta durmaya devam etti. Ona bakmamak için savaşırken nihayet yiyecekler gelmişti. Mangal gelmişti yemek olarak. Sıcak ve salata ile harika görünüyordu. Köfte ve inek eti vardı sadece. Anlaşılan tavuk türü onu kesmiyordu. Küçük bir masanın üstünde karnımızı doyurduk. Yemek sessiz geçmişti. Manzarayı son kez izledikten sonra arabaya döndük. İş yemeği diye çıktığımız yolculuk beni fazlasıyla memnun etmişti. Yolculuk esnasında hiç durmadık ve tam zamanında şirkete vardık. 10 dakika kadar sonra çıkacaktık. 10. Kata çıktığımız zaman "Bugün için teşekkür ederim Çağhan bey" dedim. Sadece başını sallamakla yetindi. "İzninizle çıkıyorum" "Çıkabilirsin" dedi. Odama girip notları bıraktım belki lazım olur diye. Son kez odamı kontrol ettikten sonra şirketten ayrıldım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD