Artık ben de sinirleniyordum. “ Sen Meleğin ne kadar acı çektiğinin farkında mısın Seyit, böyle davranmakla sadece onu üzüyorsunuz. Sizi kırmaktan öyle korkuyor ki ekmeği yemek istemediğini bile söyleyemedi. Kolu kanadı kırık, canı yanıyor, sizin yüzünüzden suçlu hissediyor. Peki suçu ne sevmek mi. Benim suçum ne böyle davranıyorsun.” Artık sesimin de desibeli epey yükselmişti, ayağa kalkıp karşısına dikilerek devam ettim. “ Sen o yıllarca kendi kendine acı çekip canına kıymaya karar vermeden önce yanında olmalıydın. Abiliğini o zaman görmeliydik. Şimdi bana ihtiyacı var, ve gerekirse ben tek başıma sizden bile koruyacağım onu” Parmağını tehdit eder gibi bana uzattı. Bir şey söylemek istese de ağzından kelimeler çıkmıyordu. Ağır konuştuğumu biliyordu. Ama artık ben de yorulmuştu

