Malikanenin yatak odasında hüküm süren o ağır, boğucu sessizlik; dışarıdaki fırtınanın camlara vuran hırçın pençeleriyle bölünüyordu. Lara, aynanın önünde durmuş, boynundaki o inci kolyeyi titreyen parmaklarıyla çözmeye çalışıyordu. Aras ile olan o zehirli randevudan döndüğünden beri, teninde ağabeyinin o buz gibi dokunuşunun bıraktığı bir leke varmış gibi hissediyordu. İhanetin, yalanın ve kan bağının getirdiği o ağır yük, omuzlarını her geçen saniye biraz daha aşağı çekiyordu. Baran, odanın loş köşesinde, üzerindeki gömleğin düğmelerini tek tek çözerken gözlerini bir an bile karısından ayırmıyordu. Lara’nın o savunmasız ama gururlu duruşu, Baran’ın içindeki o korumacı canavarı uyandırıyordu. Aras’ın tehditleri, protokoller, konseyin o karanlık gölgesi... Hepsi o an odanın dışında, kapın

