Yengemin ağzından çıkan bu sözler artık susma kararımın da sonu olmuştu. Küçükken ona baktıkça hep örnek aldığım kadının, bugün benim hayatımı değiştireceğini bilmediğim için idolüm haline gelmişti yengem benim. Şimdi ise ona şaşkınlıkla bakarken içimde oluşan öfke tarif edilemeyecek kadar fazlaydı.
Annem her zaman babamın karşısında naif duruşuyla kırılgan bir kadın gibi görünürken , yengem tam tersiydi. Otoriter duruşuyla bana her zaman yıkılmaz bir sur gibi görünürdü. Annem ise babamın karşısında söz söylemeye bile cesaret edemezdi. Bu yüzden küçük bir kız çocuğuyken çok kızardım anneme. Kendini bu kadar savunmasız bir insan gibi gösterdiği için. Onun naifliği zayıflık gibi görünürdü taa o zamanlar bile gözümde.
Ama ben bugün annemin kızı değil yengemin çırağı olacaktım. Öylece benim hakkımda karar vereceklerini sanıyorlarsa çok yanılıyorlardı. O küçük Defne değildim artık. Gerçi ben küçükken de hiç bir zaman ailenin söz dinleyen uslu kızı olmamıştım.
"Hayır. "
Ağzımdan çıkan bu tek kelime itiraz kabul etmeyecek bir tondaydı. Resmen kendi ses tonumdan ürkmüştüm.
Bu itiraz cümlemden sonra bütün bakışlar bana odaklandığında içimden korkudan tir tir titresem de geri dönmeye niyetim yoktu.
"Bunu yapmanıza asla izin vermeyeceğim. Bana bunu yaptıramayacaksınız. Abim gibi gördüğüm bir adamla sırf mahalledeki insanların ağzını kapatayım diye beni aynı yatağa koymanıza asla göz yummayacağım. "
Çenemi kaldırıp karşılarında ezilmeyeceğimi hareketlerimle desteklemeye çalışırken bir anda küçük abim Tunç'un bir kartal gibi üzerime atlamasıyla bütün o korkusuzluğum da uçup gitmişti. Bizim ailenin öküzlerinin yanında ancak bu kadar kararlı durulabiliyordu. Hepsi su katılmamış birer ayıydılar. Hem de en yabanisinden. Sonuçta ufacık bir kadındım en nihayetinde. Bu unsan irileri ile savaşmak imkansızdı.
"Sen hala konuşuyor musun kız? Adamın ayaklarına kapanıp bu yaptığı şey için münnettar olacağına bir de dilleniyor musun sen? "
Az önce Tarık abimin turtuğu aynı noktadan saçlarımı kavradığında zaten acısını hala atlatamadığım saç diplerim artık acıdan uyuşmuştu.
"Bırak beni hayvan." Canımın acısını unutmuş öfkeden bütün bedenimin uyuştuğunu hissediyordum.
" Bak hala konuşuyor. Gebertirim lan seni. Edepsiz. Bir de hala konuşuyor. " Öküz gibi böğürmesi ve ısrarla saçımı çekmesi beni çileden çıkartmıştı. Küçükken de saç baş kavgalarımız olurdu ama o zaman sadece çocuktuk ve bir yerde insanın zoruna gitmiyordu bu yapılan. Sadece can acısı ile bağırıp çağırıp birkaç saat sonra barışırdık. Dediğim gibi o zaman çocuktuk. Oysa şimdi yaptıgı insanın bedenini değil ruhunu yaralıyordu.
Beni bez bir bebek gibi koltuğa fırlatıp yeniden üzerime geldiğinde kollarımı kendime siper ettim. Suratımın ortasına yediğim sert tokat ile bu hareketimin işe yaramadığını da anlamıştım.
Sonuçta ben küçük bedenimle ne kadar koruyabilirdim ki kendimi bu insan irisi yaratıklardan. Beni tuttuğu gibi yere fırlattığında tek düşüncem bir yerlere çarpmamaktı. Artık etrafımdaki hiçbir sesi duyamayacak kadar uyuşmuştu beynim.
O sırada salonda Doğaç'ın kulakları sağır eden haykırışı beni kendime getirmişti.
"Tunç bir kere daha dokunursan ona, leşini sererim buraya. "
Kelimeler ağzından eze eze çıkarken bakmaya bile cesaretim kalmamıştı artık kimseye. Yorgundum, tükenmiştim ve her bir hücreme kadar yararlanmıştım.
"Sen bu işe karışma. O benim bacım. " Bir de böyle savunmaları yok muydu? Bacın olunca, namusun olunca her türlü pisliği yapabilen bir grup yabani ile aynı havayı solumak eziyet gibi geliyordu artık bana.
"Artık benimde namusum lan. Çek ellerini, kırarım yoksa. "
Hırlarcasına ağzından çıkan kelimelerin anlamını kavradığım anda bedenimdeki ağrılara aldırmadan kafamı çevirip alev alev ateş saçan kuzenimin gözlerine baktım.
Ne demişti o az önce?
Allah'ım bu bir kabus ve ben birazdan uyanacaktım bu cehennemden değil mi? Bütün bunlar günlerdir yaşadığım kabusun ayakta gördüğüm haliydi. Hepsini bir göz açması ile tuzla buz edecektim ben değil mi? Nasıl bir dram dizisinin içine düşmüştüm böyle?
"Ayşe sen Defne'yi al, odasına götür. "
Bir an bile bana bakmayan kuzenime öfkeyle solumama rağmen artık bütün kelimelerim de tükendiği için bu emre sessizce itaat etmek o an için mantıklı bir yol gibi görünmüştü gözüme. Benim uysallıkla kalktığımı gören Doğaç belli ki hırçınlık yapmadığıma şaşırmıştı. Sanırım bu benim için de bir ilkti. Tabi kimse aklımdakileri bilmiyordu. Bunların hayvanlıklarına boyun eğeceğimi sanıyorlarsa hepsi de aptaldı. Hem de şu katılmamışından.
Bedenimdeki ağrılarla ayakta kalmaya çalışırken Ayşe koluma girip beni odama doğru götürdü. Yıllardır kalmadığım odadan içeri girdiğimde halamın evinde olan o odadaki aitlik duygusunu bu odada hissedemiyordum. Duvarlar bile buraya ait olmadığımı avaz avaz bağırıyorlardı bana. Gözlerimi etrafta gezdirdiğimde küçük bir kız çocuğu için döşenmiş olan bu yer bana ait değildi sanki.
Evet çünkü bu oda onüç yaşındaki bir kız çocuğuna aitti. Şuan ki genç kadın o zaman burada bıraktığım o çocuk değildi artık. Hem bedenen hem de ruhen değişmişti. Çok fazla zaman geçmişti ve o neşeli kız çocuğu hayatında çok fazla şey yaşamıştı. İnsan kendine yabancı olur muydu? Hissettiğim tam olarak buydu. Sanki burada bıraktığım küçük Defne bambaşka birisiydi.
Kendimi bitkinlikle yatağa bıraktığımda bedenim de alarm vermeye başlamıştı. Kendimi yüz kişilik kalabalığın arasında kalıp dayak yemiş bir kurban gibi hissediyordum. Bütün kemiklerim isyan ediyordu. Ben acıyla inleyince kuzenim yanıma gelip gözlerindeki yaşlarla saçlarımı şefkatle okşadı.
"Senin için ne yapabilirim canım? "
Onun bu hali öyle etkilemişti ki beni. Bu ailede benim için göz yaşı döken tek insandı Ayşe. Onu incitmek istemesem de şuan gerçekten yalnız kalmak istiyordum.
"Sadece biraz dinlenmek istiyorum Ayşe. Lütfen beni yalnız bırakır mısın? "
Karşımdaki kızın gözlerinde gördüğüm kırgınlık canımı yaksa da şuan ihtiyacım olan tek şey buydu. Kimseyi düşünecek halde değildim. Bu canımı bile düşünmeden vereceğim çocukluk arkadaşım olsa da.
"Eğer bir şeye ihtiyacın olursa buradayım. "
Kırgınlığına rağmen sesindeki şefkat beni daha da utandırmıştı. O kapıdan çıkıp giderken ben de yatakta cenin pozisyonu alıp kendimi yumuşak yatağın şefkatine bıraktım. Kendimle baş başa kalınca serbest kalmak için gözlerimde bekleyen yaşlar yastığımda küçük bir göl oluşturmaya başladı. Artık hayatımın kontrolü tamamen ellerimin arasından kayıp gitmişti ve ben sadece seyretmekle kalıyordum.
Zincire vurulmuş bir tutsak gibiydim.
Yalnız kaldığımda aklıma dolan eski hatıralarım yine beni aylar öncesine götürdü. Oralara gitmek istemesem de yaşadıklarım beni itiyordu buna.
~~~~~
(Geçmiş Zaman - Amerika)
"Dafni... Dafni... Ya bir dursana kızım. Sana sesimi duyuracağım diye bir taraflarımı yırtıyorum burada. "
Arkadaşım Liz'in bağıra bağıra okulun koridorunda konuşması beni delirtmişti. Bu kızın hiç ayarı yoktu. Etrafıma baktığımda bedenime odaklanan bir çift mavi göz kanımın kaynamasına neden olsa da bakışlarımı telaşla kaçırdım. Artık bu durum giderek sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Neyim doğruydu ki ilişkim de doğru düzgün olsun?
"Seni duyuyorum Liz. Neden bağırıyorsun? "
Ben bıkkınlıkla nefesimi dışarı verdiğimde. O bir anne edasıyla kafama eliyle bir tane indirdi. Bir gülle gibi ağır olan eliyle canımı yakan ayarsız arkadaşımın bu hareketine suratımı buruşturup vurduğu yeri ovalamaya başladım.
"Öküz gibi vurmasana kızım. Azıcık kız gibi hareket et ya. " Kesinlikle bu kızın içinde bir erkek vardı. Bu ağır el hangi kadına ait olabilirdi ki? Hem de karşımda narin görüntüsü olan bu genç kadına hiç uymuyordu gülle gibi vuruş.
"Biraz sonra bana söylediğin o sözler için binlerce kez özür dilediğinde görürüm seni. "
Ben dudağımı hafifçe yana kaydırıp bu söylediğinin imkansız olduğunu vurgularken o elinde iki kağıt parçasını havada sallamaya başladı.
"Onlar ne? "
Ben elindeki kağıtlara dikkatimi vermiş okumaya çalışırken o da göstermemek için çekiştiriyordu. Dışardan bizi gören gözlerin bu halimize güldüğüne emindim. Kesinlikle yerimiz bu fakülte değil ilk öğretimdi.
"Ufff hadi ama Liz. Bak rezil olduk herkese. "
O da bu durumun vehametini kavramış olacak ki elindeki kağıtları bana uzatıp görmemi sağladı. Ben gördüğüm şeyle gözlerimi kocaman açarken arkadaşım da ukala bir dudak bükmeyle 'ben sana demedim mi? ' bakışlarını atıyordu.
"Ohaaa... Ciddi olamazsın... Şaka değil mi bu? "
Şaşkınlıkla gözlerinin içine baktığımda onun gözlerinin içi parlıyordu. Liz'in elinde tuttuğu iki tane Duman konseri için olan biletlere hayatımın anlamı gibi bakmış olmalıyım ki bu durumu hemen değerlendirdi domuz.
"Şimdi bu biletin bir tanesinin senin olmasını istiyorsan özür dile bakalım küçük hanım. "
"Şaka yapıyorsun? "
"Yooo gayet ciddiyim... Eğer Özür dilersen ikisi de senin olabilir. " Yanıma yaklaşıp fısıltıyla devam etti. " Gizemli sevgilinle harika bir gece benden sana hediye. "
O bakışlarını Daniel'a çevirip onu süzdükten sonra göz kırptı.
"Yapma şöyle ya, biri görecek şimdi. " umutsuzca nefesimi dışarı salıp devam ettim. "Ayrıca bu imkansız. Biri görürse ne olur düşündün mü? "
" Amaan sen de korkak. " Biletleri elime tutuşturup arkasını döndüğünde bir taraftan da bağıra bağıra konuşmaya devam etti.
"Akşam sekizde hazır ol bebek seni her zamanki buluştuğumuz yerden alırım. "
Ben gülerek arkasından bakarken içimden çiftetelli oynamaya başlamıştım bile. Aman Allah'ım akşama Duman konseri vardı ya. Deli gibi hoplaya zıplaya eve doğru yol alırken akşama ne giyeceğimi de kafamda tasarlamaya çalışıyordum bir taraftan da.
~
Akşam olup Liz ile her zamanki buluştuğumuz yere geldiğimde telaşla etrafıma bakındım. Konsere az bir zaman kalmıştı ve bu kız hala ortalıkta yoktu. Ben içim içime sığmaz bir şekilde bakışlarımı çevrede gezdirirken kulağımın dibinde duyduğum bir sesle bütün bedenim alev alev yanmaya başladı.
"Birini mi bekliyordunuz küçük hanım? "
Hızla arkamı dönüp bana gülümseyerek bakan mavi gözlerde hapsoldum. Şaşkınlıkla ağzımı açmıştım ki belimi tutup beni kendi bedenine hapseden Daniel'ın o ateşli dudaklarında kayboldum. Bir süre istekli dudaklarıyla beni esir alan adamın keyfini çıkardığımda aklımın başına gelmesiyle onu tatlı sert azarladım.
"Hey kendinize hakim olun Profesör. Bu yaptığınız çok teklikeli. "
O ise serseri bir aşık gibi beni sarmalamaya ve yüzüme öpücükler kondurmaya devam ediyordu.
"O kadar güzelsin ki kendimi senden uzak tutamıyorum meleğim. "
Yeniden beni güçlü kollarına hapsettiğinde gülümsememe engel olamadım. Ahh... Bu adam öyle bir etki yaratıyordu ki bende. İstesem de onun karşısında güçlü duramıyordum.
"Ne işin var burada? "
"Bir melekle randevum var. "
Ben kaşlarımı çatmıştım ki parmaklarıyla kaşlarımı düzeltip beni azarladı.
"Sana kaç defa şu kaşlarını çatma şöyle diyeceğim? Çok çirkin oluyorsun. " Bu sözlerinden sonra homurdanarak arkamı dönüp küskünce kollarımı ğögsümde birleştirdiğimde arkadan bedenimi sarıp kulak mememi çekiştirerek ısırdı. Ona küs olmama rağmen bu yaptığı baştan çıkarıcı hareket üzerine inlememe mani olamadım.
"İşte böyle meleğim. Bana bunlarla gel. Sahte küskünlüklerle değil. " Ben omuz silkip konuşmamakta direnince hızla bedenimi kendine çevirip kollarına aldı bedenimi. Açık bıraktığım saçlarımı okşayıp dudaklarımı bu defa yüzeysel öperek konuştu.
"Hadi meleğim konsere geç kalıyoruz. "
Ben sorgularcasına yüzüne baktığımda gülümseyerek konuştu.
"Seni onca kalabalığın içine o cadı Liz ile göndermemi beklemiyordun değil mi? "
Beni eritip kül eden gözleriyle bana bakınca hipnotize olmuş gibi onu takip ettim. Elini belime atıp beni gideceğimiz yere doğru yönlendirdi. Yaşadığım yer öyle merkezi bir yerdeydi ki çoğu zaman araç kullanmaya gerek duymuyordum.
Duman altı şarkısını söylemeyi bitirdiğinde üzerime giydiğim kıyafetler de ter içinde kalmıştı. Kollarının arasında dans ettiğim adam da benden aşağı kalır değildi. Onunla ilk kez bir yere gitmenin keyfini çıkarırken ilişkimiz boyunca ilk defa aramızdaki yaş farkı beni rahatsız etmemişti. Okul yönetiminden dolayı aylardır gizli saklı yaşadığımız aşkı bugün doya doya yaşamıştım sevdiğim adamla.
Başında direndiğim profesörüm beni öyle bir bağlamıştı ki kendine , onun için bütün tehlikeleri göze alacak kadar karartmıştım gözümü. Onun da benden aşağı kalır yanı yoktu. Bana bakışlarından bu aşkın sadece benim hayal ürünüm olmadığını görebiliyordum. Zaten ilk başında ( Yani beni odasında ilk öpüşünden sonra. ) Ondan günlerce kaçmama rağmen beni kendine tutsak etmişti kollarında olduğum adam. Ona geri dönülemez şekilde aşık olmuştum. Kurallar yüzünden de ya onun evinde görüşüyor ya da bizi kimsenin göremeyeceği yerlerde aşkımızı yaşıyorduk. Bu durumun öğrenilmesi takdirinde ikimizde başımıza ne geleceğini gayet net biliyorduk. Daniel benim okulum bitene kadar bu duruma alışmamız gerektiğini söylüyordu.
"Ne düşünüyorsun meleğim? " güçlü kollarını belime dolayıp beni kendine daha çok bastırdığında şehvetle inledim.
"Seni ne kadar çok sevdiğimi. " Dudakları boynumu ateş gibi kavururken zevkle başımı ğögsüne yasladım.
"O dudaklarından dökülen bu sözlerin beni ne hale getirdiğini biliyor musun sen. " işveyle hareket edip evcil bir kedi gibi mırıldadım.
"Bana ne yapıyorsun böyle Defne? Yaşadığımız her gün sana biraz daha aşık oluyorum. Sanki daha fazla olabilirmişim gibi. "
Güçlü elleriyle bedenimi okşarken dudakları da boynumda alevler bırakmaya devam ediyordu. O anda Duman'ın beni yak parçası çalmaya başladığında durumumuza ne kadar uygun olduğunu düşündüm.
"Beni yak kendini yak her şeyi yak. Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak. İster öp okşa istersen öldür. Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk. Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk.
Seni içime çektim bir nefeste. Yüreğim tutuklu göğüsüm kafeste. Yanacağız ikimizde ateşte... Bir kıvılcım yeter hazırım bak. Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk.
Allah'ım Allah'ım ateşlere yürüyorum. Allah'ım acı ile aşk ile büyüyorum.
Ölüyorum hasretinle sevgine yor. Sevgisiz ayrılık tanrım çok zor. Dilediğin kadar acıt canımı. Varlığında yokluğunda yetmiyor.
Allah'ım Allah'ım ateşlere yürüyorum. Allah ım acı ile aşk ile büyüyorum. "
"Ne kadar güzel bir müzik , sözleri ne? "
Daniel benimle tanıştığından beri aynı dili konuşmakta ısrar ettiği için ona fırsat buldukça Türkçe öğretmeye çalışsam da hala tam olarak kelimelerin anlamlarını çözemiyordu. Bu nedenle şarkının sözlerini ona ingilizceye çevirdiğimde içimi ürperten ses tonuyla fısıldadı.
"Ne kadar da bize uyuyor. Kesinlikle bir melek için ölmeye değer. "
Bu sözler üzerine dolan gözlerimi görmemesi için saklamaya çalışsam da bedenimdeki her hareketi artık ezbere bilen adam beni hızla kendine çevirip gözlerimin içine baktı.
"Neden ağlıyorsun? Ben seni üzmek için söylemedim o sözleri meleğim. Bunu bana yapma ne olur. Senin gözlerinde yaş görmeye dayanamıyorum . Sen sadece mutluluktan ağlayabilirsin Defnem. "
Bu sözleri üzerine zorlukla tuttuğum gözyaşları yanaklarımı ıslatırken beni kendine çekip sarıldı ve saçlarımı şefkatle okşamaya başladı.
"Seni yanacak kadar , yakacak kadar çok seviyorum meleğim. "
~~~~~
Aklıma gelen bu düşüncelerle ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama hafifçe yatakta doğrulduğumda yastığımın gözyaşlarım ile sırılsıklam ıslandığını fark ettim. Mutlu günlerimin anısı birer birer zihnime dolup benimle alay ediyordu sanki. İşte o zaman Daniel'e olan öfkem daha da katlanıyordu. Her şeyi sırf kendi çıkarı uğruna harcamış olması canımı yakıyordu. Yeniden kendimi yatağa bırakıp yorgun vücudumu uykunun kollarına teslim ettiğimde bedenimdeki ağrılar da etkisini göstermeye başlamıştı.
~~~~~
Doğaç'tan
Akşamdan beri ıssız sokakları adım adım dolaşıp kendimi bu içindeki cehennemden kurtarmaya çalışırken öfkem hala yerli yerinde duruyordu. Annemin iş güzarlığı yine bana pahalıya patlamıştı. Ben nasıl evlenecektim o kızla? Nasıl ona karım diyecektim? Başka bir erkeğin sahip olduğu bir kadını ben nasıl yanımda gezdirip karım diyecektim? Beynimde binlerce soruyla bütün gece serseri bir mayın gibi dolaşıp durmuştum. Günlerdir öfkem beni esir almış ve yapmadığım şeyler yaptırmıştı bana.
Defne'nin Amerika'da okuldan atıldığını duyduğumuzda böyle bir boklukla karşılaşacağımız hiçbirimizin de aklına gelmemişti.
O kadar gözümüzden sakındığımız kızın , hocasıyla yasak bir ilişkiye girip okuldan atılacağı kimin aklına gelirdi ki?
Hemde Defne gibi bir kızın?
Amcamlar durumu ilk öğrendiğinde Tarık ve Tunç'un gözlerinde gördüğüm ölüm öfkesi beni bu işten uzak duramayacağım bir yola sokmuştu. Eğer onlar giderlerse emindim ki fiziksel zarar vereceklerdi kıza. Benim de öfkem onlardan aşağı değildi ama onu dinleyeceğimi biliyordum. Amcamlara benim gideceğimi söylediğimde önce karşı çıksalar da sonradan mantıklı olanın bu olduğunu anlamış olacaklar ki kabul ettiler. Yolculuğum sırasında kendimi bu duyulanın yalan olmasını dilerken bulduğumda inanamamıştım düşüncelerime. Tarif edemeyeceğim bir hisle bunun olmaması için dua ediyordum. Çünkü küçükken o kıza değer veriyordum. Büyüdükçe yanında olamadığım için ona karşı hissettiğim koruma iç güdüsü yok olmuş olsa da sanırım yıllar sonra yeniden gün yüzüne çıkmıştı aynı hislerim. Hâlâ yaptıklarına inanamasam da bilinçaltım onu koruma içgüdüsü ile hareket ediyordu.
Amerika'ya iner inmez daha önce planladığım gibi devreye soktuğum bir kaç adamla olayın iç yüzünü araştırdığımda gerçekler bir tokat gibi çarptı yüzüme. Onca sakınıp koruduğumuz kız gerçekten de yapmıştı bunu. Bedenimde oluşan tarif edilemez öfke beni esir aldığında neden bu kadar öfkelendiğime anlam veremedim başta.
Sonuçta Defne de Ayşe de aynı anlamı taşıyorlardı. Hiçbir farkı yoktu onun da Ayşe'den.
Sonrasında yaptığım onca hareketi mantığım durdurmaya çalışsa da o an kalbimle hareket etmeye karar verip mantığımı bedenimin en karanlık odasına hapsettim. Abileri ona fiziken zarar vermişti , ben ise ruhunu paramparça etmiştim. Peki neydi beni bu denli öfkelendiren. Tamam yaptığı doğru değildi ama ben ne diye alıp daha uçaktan iner inmez hastaneye götürmüştüm ki? Kime neyi kanıtlamaya çalışıyordum?
Son bir kaç günde bambaşka bir adama dönüşmüştüm. Öfkeyle yoğrulmuş bir ölüm meleği gibiydim.
Yaşanılanlardan sonra daha fazla evde duramayacağımı anlayınca nefes almak için kendimi sokaklara attığımda ayaklarım ağrıyana kadar yürümeye devam ettim. Can dostum Kemal'in de bu işkenceye maruz kaldığını artık gücü tükenen adamın isyanıyla fark ettim.
"Dursana oğlum. Deli fişek gibi akşamdan beri durmadan yürüyorsun. Hayır neyin var onu da söylemiyorsun. "
Bakışlarımı dostuma çevirip sanki bütün olanların suçlusu oymuş gibi hırladım. Nasıl anlatılırdı ki olanlar.
"Siktir git Kemal. "
Kollarını birbirine kenetleyip duvara yaslanarak gözlerimin içine bakıp sigara paketini uzattığında, hırsla elinden çekip ağzıma zehiri götürüp yaktım. Ciğerlerim alışık olduğu zehiri hevesle kabul ederken dumanı yeni doğan şafağa doğru üfledim
"Ulan kardeşim dediğim kızın koynuna sokacaklar beni. Hem de başka bir erkeğin kollarından çıkıp gelen bir kızın. "
Kemal şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdığında ağzımın bozulan terazisine küfür savurdum. Ne diye bunu söylemiştim ki? Nasıl böyle bir konuşmayı dile getirmiştim. Öfkeyle başımı arkaya atıp sigaramı içmeye devam ettiğimde durumun vehametini anlayan arkadaşım sessizce yanımda durmaya devam ediyordu.
Hay senin ağzının ayarını sikeyim Doğaç. Ne bok yemeye anlatıyorsun lan adama. Erkeğim diye gez bir de. Senin erkekliğine sokayım.
İçimden kendime savurduğum küfürler beni daha çok öfkelendiriyordu.
"Defne bunu yapacak bir kız değil oğlum. Emin misin sen buna? "
Kemal'in söylediklerinin doğru olduğunu bilsem de öfkeli yanım bunu inkar ediyordu. Sonuçta on üç yaşından beri sadece kardeşime attığı fotoğraflardan tanıyordum o inatçı fareyi. Yıllar geçtikçe güzelleştiğinin tek kanıtı bir kaç tane fotoğraftı. Yaz tatilinde bir kaç defa karşılaşmıştık ama benim işlerimin yoğunluğu onun da uzun kalmaması birbirimize yabancı gibi bakmamıza sebep olmuştu. Zaten anladığım kadarıyla o da eski neşeli ve yaşadığı mahalleye bağlı olan kız değildi artık.
Kendi bile farkında değildi ama değişmişti Defne. Hem de çok değişmişti. Benim tanıdığım asiliği ile bizi kızdıran tatlı kız değildi artık. Sinir bozucu bir kadına dönüşmüştü.
"Madem ondan bu kadar nefret ediyorsun. Niye kabul ettin evlenmeyi oğlum? "
Kemal'in sorduğu bu soru kendime defalarca sormaktan kaçtığım bir soruydu. Ben neden kabul etmiştim? Hayır diyebilecekken neden herkesin ortasında ona namusum demiştim? Ben daha bu sorunun cevabını kendime veremezken diğer sorusuyla beni darmadağın etmişti.
"Peki Ceren ne olacak Doğaç? " İşte buna verilecek bir cevabım yoktu. Evet onunla resmi bir ilişki yoktu aramızda ama yine de bazen sözlere gerek yoktu bir şeyler için. Her ne kadar içimdeki hissin aşk olmadığını bilsem de sözsüz bir karar vardı sanki onunla ve aileler arasında. Bu mahallede evlenebileceğim ideal bir eş adayıydı Ceren. Fakat artık ok yaydan çıkmıştı. Karar vermiştim bir anlık gazla. Defne abilerinin gazabını üstüne çekmişken bir anlık bir koruma iç güdüsü ile dönüşü olmayan bir yola girmiştim. Ne olursa olsun sözümden dönmeye niyetim yoktu. Bizim kültürümüzde erkek adamın söz ağzından bir defa çıkardı. Her ne kadar hâlâ ona olan öfkem yerli yerinde duruyor olsa da yapılacak olan belliydi.
Defne ile evlenmek zorundaydım...
~~~~~