Birinci bölüm

775 Words
Yeni Bir Hayat İstanbul’da sabah daha yeni ağarıyordu. Reyhan Yalçın, odasının ortasında duran son valizin başında oturmuş, elindeki küçük eşyaları tek tek yerleştiriyordu. Oda her zamanki odaydı. Duvarlar, dolap, yatağının üzerindeki örtü… Hepsi aynıydı. Ama Reyhan ilk kez onlara sanki son kez görüyormuş gibi bakıyordu. Mardin’e tayini çıkmıştı. Bir anaokulu öğretmeni olarak yeni bir hayata başlayacaktı. Bitlisli bir ailenin kızıydı ama İstanbul’da büyümüştü. Bu yüzden Mardin’e gitme fikri ailesini ondan daha çok endişelendirmişti. Telefonu çaldığında ekranda annesinin ismini gördü. — Efendim anne? — Kızım, çıktın mı sen? — Daha çıkmadım. Son birkaç şeyi koyuyorum. Annesinin sesi telefonda biraz telaşlıydı. — Aman kendine dikkat et. Oralarda kimseyi tanımıyon. Reyhan gülümsedi. — Anne, ben Bitlisliyim. Mardin’den korkacak değilim. — He, sen İstanbul’da büyüdün de şimdi kendini buraların insanı sanıyon. Reyhan kahkaha attı. — Tamam anne, merak etme. Ararım seni. Telefonu kapattıktan sonra valizin fermuarını çekti. Bir an odasının ortasında öylece durdu. Sonra derin bir nefes aldı. — Yeni hayat… Valizini aldı ve evden çıktı. ⸻ Saatler sonra araba Mardin’in köy yollarına girdiğinde Reyhan camdan dışarı bakıyordu. İstanbul’un gürültüsü çoktan geride kalmıştı. Burada taş evler, toprak yollar ve geniş araziler vardı. Telefonunun ekranına baktı. Çekmiyordu. Kaşlarını kaldırdı. — Tamam… Bu biraz farklı olacak. Araba okulun önünde durdu. Reyhan indiğinde kendisini bekleyen birkaç kişi vardı. İçlerinden Ayşe hemen yanına geldi. — Hoş gelmişsen öğretmen kızım. — Hoş buldum. Ayşe valize uzandı. — Ver hele, ben taşırım. — Yok, yok. Ben taşırım. Ayşe gülerek valizi elinden aldı. — Sen daha buraları bilmisen. Ver hele. Reyhan itiraz etmedi. Birlikte yürümeye başladılar. Bir süre sonra Reyhan merakla sordu: — Ben lojmanda kalacaktım diye biliyordum. Ayşe’nin yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. — He… Lojman meselesi biraz karışık. — Nasıl yani? — Sen bi gör hele. Lojmanın kapısından içeri girdiklerinde Reyhan birkaç saniye konuşamadı. Duvarların boyası dökülmüş, pencereler eskimiş, tavanda su lekeleri oluşmuştu. Reyhan etrafına baktı. — Burası… Ayşe gülmeye başladı. — He. — Bayağı eskiymiş. — Eski mi? Kızım burası yaşlanmış. Reyhan da gülmeden edemedi. — Ben burada nasıl kalacağım? — Kalmazsan daha iyi. Tam o sırada Çimen kapıda göründü. — Ayşe abla, öğretmen gelmiş mi? — He, gelmiş. Lojmanı da gördü. Çimen Reyhan’a baktı. — Korkma öğretmenim. Biz seni burada bırakmayız. Reyhan şaşkınlıkla onlara baktı. — Peki nerede kalacağım? Ayşe başını konağın olduğu tarafa çevirdi. — Kara konağının yanında misafirler için yapılmış ev var. Üç katlıdır. İkinci kat boş. Orda kalırsın. Reyhan biraz çekinerek sordu: — Emin misiniz? Rahatsızlık vermeyeyim. Çimen hemen cevap verdi. — Ne rahatsızlığı? Zahra Hanım seni kendi kızı gibi görür. Misafir evi beklediğinden çok daha güzeldi. Üç katlı taş binanın ikinci katındaki daire ona ayrılmıştı. Reyhan odasının penceresinden dışarı baktığında hemen karşısında büyük konağı gördü. Ayşe valizini yerine koyarken konuştu: — Bak, aşağıda biz varız. Bir ihtiyacın olsa seslenirsin. — Çok teşekkür ederim. — Ne teşekkürü kızım? Sen artık bizim öğretmenimizsin. Reyhan gülümsedi. Karşıdaki konağa bir kez daha baktı. Henüz o konağın kendisi için ne ifade edeceğini bilmiyordu. ⸻ Ertesi sabah ilk kez sınıfına girdiğinde çocuklar meraklı gözlerle ona bakıyordu. Reyhan gülümseyerek: — Günaydın çocuklar. Küçük sesler bir anda sınıfı doldurdu. — Günaydın öğretmenim! İçlerinden küçük bir çocuk elini kaldırdı. — Öğretmenim! — Söyle bakalım. — Sen İstanbul’dan mı gelmişsen? Reyhan gülerek başını salladı. — Evet. — İstanbul çok büyük mü? — Çok büyük. Çocuk biraz düşündü. — Bizim köyden büyük mü? Sınıf kahkahaya boğuldu. Reyhan da güldü. — Biraz büyük. O çocuk Poyraz’dı. Zerde’nin oğlu. Reyhan’ın yeni öğrencisi. ⸻ Günler geçtikçe Reyhan köye alışmaya başladı. Konağın kadınları onu yalnız bırakmıyor, sık sık yanlarına çağırıyordu. Bir akşam Zahra’nın sesi misafir evine kadar geldi. — Öğretmen kızım! Gel hele, tek başına oturma. Bizimle çay iç. Reyhan önce çekindi. Sonra konağa geçti. O günden sonra bu ziyaretler sıklaşmaya başladı. Reyhan artık kendisini yabancı hissetmiyordu. Konağın kadınlarıyla sohbet ediyor, Poyraz’la okulda ilgileniyor, Ayşe ve Çimen’le gülüp eğleniyordu. Mardin yavaş yavaş ona ev gibi gelmeye başlamıştı. Ama ailenin bir ferdi hâlâ yoktu. Demir Kara. Konağın oğlu. İstanbul’da işlerin başındaydı. ⸻ Aynı saatlerde İstanbul’da Demir ofisindeki son dosyayı kapatıyordu. Telefonu çaldı. Annesiydi. — Buyur ana. — Oğlum, ne zaman gelisen? — Yarın çıkacam. Zahra’nın sesi yumuşadı. — Gel artık. Seni özledik. Demir gülümsedi. — Ben de sizi özledim ana. — Hele gel de sana güzel yemekler yapam. — Tamam ana. Ama kendini yorma. — Sen benim oğlumsan, ben niye yorulacam? Demir güldü. Telefon kapandı. Demir masadan kalktı. Mardin’e dönme vakti gelmişti. ⸻ O gece Reyhan pencerenin önünde oturup çayını içerken karşıdaki konağın ışıklarına baktı. Artık Mardin’in sessizliği ona garip gelmiyordu. Kendi kendine fısıldadı: — Sanırım gerçekten alışacağım buraya. O sırada çok uzakta, Mardin’e doğru ilerleyen bir araba vardı. Demir eve dönüyordu. İkisi henüz birbirlerinin hayatında değildi. Ama yollarının kesişmesine artık çok az kalmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD