KEYİFLİ OKUMALAR!
"Sen O'sun değil mi?"
Eğer omzunda o gün gördüğüm dövmeye dair herhangi bir şey varsa annemi vuran kişi karşımda demekti.
Ve eğer gerçekten o ise, neler yapabileceğimi tahmin bile edemiyordum. Çünkü öfkelendiğim zaman gözüm hiçbir şeyi görmezdi.
O kişi olup olmadığını anlamanın tek bir yolu vardı.
Dikkatle beni izlemeye devam ederken ben de tişörtünün omuz kısmını sıyırmaya devam ettim. Bunu gözlerinin içine bakarak yapıyordum.
"O'sun değil mi?" dedim.
Bir mimik arıyordum. Neye baktığımı bildiğine dair herhangi bir mimik.
Bana garip bir yüz ifadesiyle bakıyordu ama ne yaptığımı anlamadığından mı, yoksa her şeyi biliyor olduğundan mı böyle bakıyor anlayamamıştım.
Tişörtü sıyırdığımda sakince kafamı uzattım.
Ama yoktu.
Hiçbir şey yoktu.
Ben gözlerimi omzundan çekip ona baktığımda bakışlarımız buluşamadı, çünkü o arkamda bir noktaya bakıyordu. Silahını indirdi. Neler döndüğünü anlamıyordum.
Elimi omzundan çektim.
"Değilsin." dedim şaşırmış bir yüz ifadesiyle. Kendi kendime konuşur gibi söylemiştim bunu.
"O zaman... Sen kimsin?"
Bu sefer ona söylemiştim. Kaşlarını çattı. Gözlerini bana çevirdiği an kapı açıldı ve arkamı dönmeme fırsat bile olmadan biri beni çekti.
Kim olduğunu çoktan anlamıştım.
Şeytan.
Koluma pençelerini geçirdi ve çekiştirerek beni arabadan indirdi.
O beni çekiştirirken karşımdaki genç adam, bana hafif çatılmış kaşları ve puslu bakışlarıyla bakmayı sürdürdü. Ama ne bir tepki gösterdi, ne de konuştu.
"Kim lan bu herif?"
Bunu ben de bilmiyordum ki. Tanımlayabileceğim tek kelime yabancıydı.
Babam olacak adam yayık konuşmasıyla ona küfürler etmeye başlayınca yabancı, benim indirildiğim kapı açık olmasına rağmen gaza basarak yanımızdan hızla uzaklaştı.
Şeytan ise beni itip çekip hırpalayarak lanetim olan 30 numaralı eve götürdü. Ona karşı koymadım. Bu, kendime verdiğim bir tür cezaydı.
¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤
¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤
Kolları dirseğime kadar uzanan siyah badimi üzerime geçirdiğim sırada şeytanın dün sıkmaktan morarttığı kolum canım acımıştı. Aldırmadım.
Sırt çantamı alarak evden çıktım. Üniversitemin kapısından girdiğim an bütün gözler bana döndü. Yine.
Giyim tarzım farklı olduğu için genelde dikkat çekiyordum ama bugün dikkat çekmemin asıl sebebi bu değildi.
Bir önceki gün üzerine saldırdığım kız, üniversitenin bahçesine çıkmak için kapıya doğru yürüyordu. Ona dik dik baktım.
Beni gördüğünde dışarı çıkmaktan vazgeçti ve koşarak tekrar okula girdi. Bunu benimle birlikte okulun bahçesindeki herkes görmüştü.
Sert adımlarım koridorları titretirken ruhsuz bir şekilde yürüyordum. Dekanımız yine beni odasına çağırmıştı. Kapıyı çaldıktan sonra gir sesini duymayı beklemeden içeri girdim.
"Gel." dedi kim olduğuma bakmadan. Odasına böyle giren tek kişi bendim, bunu biliyordu.
Birkaç adım atarak masasına yaklaştım. Bir elimle çantamın kayışını tutarak karşısına dikildim. Bilgisayarda uğraştığı işini bitirdikten sonra bana döndü.
"Bu kaçıncı olayın senin?"
Ukala tavırlarla yukarı baktım. Kaçıncı olduğunu ben de sayamamıştım.
"Bu sefer geçerli bir nedenin var mı bari?"
Kafamı aşağı yukarı salladım.
"Neymiş o?"
"Kız fazla ukalaydı. Sürekli benimle uğraşıyordu. Hakkımda saçma sapan şeyler uydurmuş. Ve bunu bütün üniversiteye yaymış."
"İyi de senin bu okulda hiç arkadaşın yok ki. Nereden öğrendin bunu?"
"Kulaklarım iyi duyuyor sevgili dekanım."
Bunu gerçekten 3 masa ötedeki kızlar konuşurken duymuştum. Benimle ilgili olan konuşmaları dikkatimi çekmişti. Hakkımda ne düşündükleri umurumda değildi, umurumda olan asılsız olan şeyleri yayan kızdı. Ve o kız, umurumda olmayı başardığı için benden güzel bir ders almıştı.
Bana baktıktan sonra kaşlarını çattı.
Dekan annemin çocukluk arkadaşıydı ve onu çok iyi tanıyordu. Ölümünü öğrendiğinden beri benim üzerime düşüyordu. Sicilime hiçbir şey işlenmemesi için elinden geleni yapıyordu.
"Neden böyle yapıyorsun kızım?"
Kendi içimde yaşadığım şeylerden haberi yoktu. Bu yüzden bu soruyu bana rahatça sorabiliyordu.
"Neden her seferinde bir sorunla karşıma geliyorsun? Kendine bunu yapma."
Yutkundum.
"Bu olay üniversite sınırlarının dışında olduğu için sizi pek ilgilendirmez."
Kafasını iki yana salladı.
"Kendine olan öfken dinsin artık."
"Bittiyse gidebilir miyim?"
Annemin ölümünden kendimi sorumlu tuttuğumu biliyordu. Bir nevi beni düzeltmeye, kurtarmaya çalışıyordu ama kimden kurtaracaktı? Kendimden mi?
"Öfken, kendini bitirmekten başka hiçbir işe yaramayacak."
Kapıyı çarpıp çıktım.
Anestezi bölümü dersleri. Anatomi, Fizyoloji, Temel Kimya...
Artık bu derslere alışmıştım. İkinci senemdi ve dersleri kavramam oldukça basitti. Sınavlara çalışmama bile gerek kalmıyordu. Her şeyi biliyor gibi hissediyordum. Bir kere duyduğum bir şeyi asla unutmuyorum ve dersleri de genellikle dinlediğim için tüm bilgiler aklımda kalıyordu.
İnsanların tuhaf bakışları arasında bugünkü son dersten de çıktım. Koridorda yürürken nedenini bilmediğim bir şekilde huzursuz hissediyordum.
Her huzursuz hissettiğimde yaptığım gibi elimle boynumu kaşımaya başlamıştım.
Bu şekilde kafeteryaya doğru yürüdüm. Bir kahve satın aldıktan sonra boş masalardan birine oturdum.
Her zamanki gibi yalnızdım. Koskoca üniversitede hiç arkadaşım yoktu. Daha doğrusu böyle olmasını ben istemiştim. Yalnızlık asildi ve herkesin harcı değildi.
Kahvemi yudumlayıp notlarımı karıştırırken birinin bana baktığını hissederek kafamı yana doğru çevirdim. Etrafı inceledim ama kimse bana bakmıyordu.
Omzumu silkerek önüme döndüm.
Tekrar notlarımı karıştırmaya başladım. Bu sırada bana yaklaşan biri olduğunu fark ettim. İfademi bozmadan öylece durdum.
Ve 3, 2, 1...
Karşımdaki sandalyeyi çekti.
Kafamı notlardan kaldırmadan "Kaybol!" dedim. Karşımdakinin kim olduğunu bilmiyordum fakat kimsenin yakınımda bulunmasını da istemiyordum.
"Hangi cüretle bana böyle dersin?"
Gözlerimi karşımdaki şahsın gözlerine diktim. Sanırım herkesin tanıdığı biri olduğunu ve benim de mutlaka onu tanımam gerektiğini düşünüyordu.
"Bir kere söyleyince anlamıyorsun sanırım. Kaybol dedim."
Yüksek sesle söylediğim şeye karşılık bir yere bakarak güldü. Oraya döndüğümde birkaç kişinin bizi izlediğini gördüm. Tahmin etmiştim. Benimle dalga geçmeye çalışıyorlardı.
Sadece güldüm.
Masada bana doğru eğildi.
"Kim olduğumu biliyor musun?"
Sırıttım ve diğerlerinin de duyabileceği bir tonda konuşmaya başladım.
"Ah, evet tabii ki biliyorum. Senin kim olduğunu bilmemem mümkün mü?"
Kendini bayağı yükseklerde görüyordu sanırım. O sırıtmaya başladığı an ben somurttum.
"Birazdan buradan kaybolacak olan kişisin. Defol şimdi."
Yüzü öfkeli bir ifadeye büründü. Havası yavaş yavaş sönüyordu.
"Güle güle."
Bizi izleyen zeka yoksunlarının ağızları bir karış açılmıştı. Kahvemi yudumladıktan sonra onlara döndüm. Bakışlarını hemen farklı yönlere çevirdiler.
Karşımdaki çocuk sinirlendi. Bu siniri sanırım onun kim olduğunu bilmediğim içindi. Kalkıp giderken bunun acısını çıkarmak isteyeceğinin bilincindeydim. Ne isterse yapabilirdi.
Kendi halinde takılan, okulda bir tane bile arkadaşı bulunmayan birinden ne istiyorlardı ki? Anlamıyordum.
O gittikten birkaç dakika sonra ben de kalktım. Kafeteryadan çıkışa doğru ilerlerken masalardan birinden bir ayak önüme uzandı. Sanırım biri bana çelme takacaktı. Benim de yere düşüp gülünecek bir manzara yaratmam bekleniyordu. Öyle değil mi?
Peki ben ne mi yaptım?
Yere hiç bakmadan, onu görmemiş gibi yürürken önüme çıkan ayağa tekme attım. Kız acıyla çığlık attı. Kimsenin fark etmemesi için o tekmeyi normal bir şekilde yürür gibi yaparken atmıştım. Yani kameradan baksalar bile bu hareketi yanlışlıkla yaptığım gözükecekti.
Kız ayaklanıp sinirle bana elini kaldırınca kolunu mükemmel bir refleksle yakalayıp ters çevirdim. O acıyla bağırırken kulağına eğilip fısıldadım.
"Üç santimetre. Kolunu sadece üç santimetre daha çevirirsem kırılmış olacak. Bunu ister misin?"
Kafasını deli gibi iki yana sallarken görüş alanıma tanıdık bir sima girdi.
Bu oydu. Beni sarhoşun elinden kurtaran çocuk.
Dev LCD ekranının önünde bulunan koltuklarda oturuyordu ve doğrudan burayı izliyordu.
Kızı bırakıp hızlı adımlarla ona doğru gitmeye başladım. Fakat aklıma dank eden şeyle bir iki adım attıktan sonra yavaşladım.
Ben neden onun yanına gidiyordum? Soru sorsam bana cevap mı verecekti sanki?
Eğer benimle bir derdi varsa birkaç güne zaten kendisi yanımda bitecekti. Şu an onun ayağına gitmek bana hiç mantıklı gelmiyordu.
Adımlarımı tekrar hızlandırarak önünden geçip gittim ve hatta onu hiç görmemiş gibi davrandım. Eninde sonunda kendisi benim ayağıma gelecekti zaten.
Birkaç gün boyunca onu hep okulumun etrafında gördüm. Sürekli kafeteryada dolaşıyordu. Kızların ilgi odağı olduğu aşikardı. Zaten fark edilmemesi mümkün olmayan derecede yakışıklı bir yüzü vardı. Bunu yeni yeni düşünmeye başlamıştım.
Her gün onu pek umursamadan derslerimi aldıktan sonra çıkıp gidiyordum. Benimle konuşacağı anı bekliyordum.
Dekan, bir gün beni odasına çağırdı.
"Seni özellikle çağırdım çünkü bulaşmaman gereken biri var."
"Kim?" diye sordum merakla. Aklımda bir kişi vardı ama...
"İstihbarattan bir polis. Aslında bu okulda okumuyor ama şu an o şekilde gösterilmesi gerekiyormuş."
Bingo. Kesin oydu. Okulun etrafında ondan başka şüphe çeken herhangi biri yoktu. Veya ben fark etmemiştim, bilmiyorum.
Her neyse en çok dikkat çeken oydu.
"Peki ya bulaşırsam..."
"Bulaşırsan senin başın bu sefer gerçekten belaya girer küçük hanım."
Soğuk bir şekilde gülümsedim.
"Tamam. Anlaşıldı."
Arkamı dönüp giderken sordu.
"Bir dakika. Sen onu tanıyor musun?"
Zeki kız havalarına girerek evet anlamında kafamı salladım ve dekanın odasından çıktım.
Demek polisti. O zaman o adamı bıçakladığı falan tamamen yalandı. O kan başka bir şeyin kanıydı. Polisler böyle yapmazlardı. Kahramanlığı mesleğinden geliyordu. Sadece o gün bana denk gelmişti.
Peki o zaman evimi nereden biliyordu ve şimdi neden okulumdaydı?
Bu sorularımın cevabını elbette alacaktım. Sadece benimle iletişime geçmeye çalışana kadar sabretmeliydim.
Parmaklarımı kenetleyip çıtlatarak yürürken onu yine görmüştüm. Ama bu sefer soğuk bir şekilde gülümsedim. Ne yaptığımı anlamamış olmalı ki garip bir ifadeyle suratıma baktı. Gözlerimi ondan çekip çıkışa doğru yürüdüm.
O akşam babam olacak herif yine çok sarhoş bir şekilde eve geldi. Saçmalayıp bağırıp çağırırken odadaydım.
Kapıyı tekmeleyerek odaya daldığında ellerimi başıma koydum.
"Geçen seferki herif. Kimdi lan o arabasından indiğin?"
Cevap vermedim. Vermeyince daha çok sinirlendi.
"Sürtük mü olacaksın lan sen başıma?"
Bunu duyunca ellerimi indirip öfkeli gözlerle ona baktım.
"Beni altına yatan o kadınla karıştırma."
Öyle baktığımı gördüğünde bir tokat geçirdi bana.
"Sen kimsin de onun hakkında konuşabiliyorsun lan?"
Bir tokat daha attığında dudağımın kenarının kanamaya başladığını hissettim. Acıyla gözlerimi yumdum. Bu benim cezamdı. Buna katlanmak kendime verdiğim bir cezaydı. Şeytan odadan çıkıp gitti.
Ertesi gün dudağımdaki yara için krem sürmekten başka bir şey yapamamıştım. Şapka takarak bir nebze de olsa yüzümü gizlemeyi planlıyordum.
Pudra rengi kolları dirseğime kadar gelen badimi giyip beyaz şapkamı da taktıktan sonra üniversitemin kapısından girdim. O an bana bakışlarını fark ettim. Tam karşımdaydı.
Bakışlarından rahatsız olmuştum. Şapkamı eğerek insanların arasına kaynayıp yürümeyi düşündüm. Bu eylemi gerçekleştirirken bile tedirgindim.
Okulun içine girip arkamı döndüğümde hala bana baktığını gördüm. Umursamadan dersliğe doğru yürüdüm.
Saatler gibi gelen ders nihayet bittikten sonra kimseye bulaşmadan çıkıp gitmeyi düşünüyordum. Şapkam eğik bir şekilde yürürken önüme biri çıkınca ona çarptım.
Bu aslında benim hatamdı. Buna rağmen özür bile dilemeden geçip gidecektim ama gitmeme izin vermedi. Kafamı kaldırdığımda onu gördüm.
Sabah bana garip bir şekilde bakan şahıs karşımdaydı. Bir karın ağrısı olduğunu ve yanımda biteceğini tahmin edebilmiştim. Gözleri önce patlamış olan dudağıma kayınca rahatsız olup onu iterek çekilmesini sağladım. Bu sefer kolumdan tuttu.
Şeytan'ın sıkarak morarttığı kolumdan tuttuğu için canım acımıştı. Yüzümü buruşturdum. Bir şeyler olduğunu anlamış olmalı ki o kolumu bıraktı ve acıyla gülümsedi.
"Sana kötü davranılması hoşuna gidiyor sanırım."
Ona öylece baktım. Kim olduğunu doğrudan sormayacaktım. Benimle olan derdini anlamaya çalışıyordum.
"O adama neden katlanıyorsun?" dedi. Bunu biliyor olmasını yadırgamadım. Hakkımda daha çok şey bildiği kesindi ama şimdi neden sorguluyordu ki bunu?
"Bu seni ilgilendirmez."
Diğer kolumdan tutup beni çekiştirmeye başladı.
"Hey! Ne yaptığını sanıyorsun?"
Daha az insanın olduğu bir yerde durduğunda kolumu ondan çektim.
"Kurtulmak istiyor musun bilmiyorum ama artık kurtuluyorsun bu heriften. Neden biliyor musun? Çünkü artık benimlesin."
"Ne saçmalıyorsun sen?"
Sinirlerim tepeme çıkarken duyduğum cümleyle öylece kalakaldım.
"Baban, seni bana sattı."
BÖLÜM SONUU!
NASIL BULDUNUZ BÖLÜMÜ? YORUMLARINIZI BEKLİYORUM.