Zaman Aşımı
Ve vakit geçmişti Üniversite puanım o kadar iyiydi ki şu an tek hedefim olan o üniversiteyi kazanacaktım.
Ama buna bile gölge düşecekmiş meğerse hiç bilemedim.
Babam gelmişti ve ısrarla Adana da okumam için bana baskı yapmaya başlamıştı bile. Kız çocuğu uzakta okumazmış, uzakta olsam başıma bir sürü iş gelirmiş. Parasız kalınca başka şeyler yaparmışım türlü türlü iffetsizliği önüme sunuyordu babam. Evlat sahibi olmuşları ama ne annem ne babam evlatlarına güvenmeyi öğrenememişlerdi. Ne olursa olsun Ali Sadi hocamdan destek alıp gitmek istediğim üniversiteye gidecektim. Ali Sadi hocamla babam kısa bir süre görüştü ve beraber yanıma geldiler. ‘’Bak Nehir Adana güzel bir şehir, üniversite de dünya listelerine girmiş bence tercih listende yer vermelisin’’ demesin mi canım hocam.
Yok demek imkansız, babam bütün heybetiyle önümde duruyor, yanımda hocam ısrar ediyor. Direnemedim, savaşamam ki babamla. Tamam dedim. Sustum, sesim kayboldu, içime yutkundum.
‘’Eve git valizini hazırla hadi kızım birlikte dönelim, artık burda işin bitti senin’’ dedi.
Sabah acı acı çalan telefonun sesine uyandım. Daha sabahın körüydü, babam ‘Irmaaak telefoon’ diye bağırdı.
‘Alo, efendimm’
‘Irmak tercihler açıklanmış, ben Adana’yı kazandım, sen baktın mı? Neresi gelmişş?’
Yasemin için sorun yoktu, o zaten dünden hevesliydi, Adana’da okumaya.
‘Yasemin yeni uyandım ben, kızım ne diyosun? Tamam bakıp haber veririm sana da. Bu arada senin için sevindim canım arkadaşım’ dedim.
Dua okuya okuya (içimden inşallah Adana gelmemiştir) diye diye geçtim bilgisayarın başına.
‘Ne oldu dedi babam, ne işin var sabah sabah bilgisayarda? ‘ dedi.
‘Tercihler, dedim güç bela’
Geldi yanıma oturdu, ‘Kızım kazanamazsan üzülme, ben seni dershaneye yazdırırım burda yine hazırlanırsın’ dedi. Kafamı salladım sağ ol dercesine. Ama biliyorum ki kazandım ve inşallah Adana değildir diye geçirirken içimden, ekranda Çukurova Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği yazıyordu. Babam savaş kazanmış gibi kutluyordu zaferini…
Ağlamaya başladım, konuşamıyorum. Heyecandan sanıyordu ama ne kadar üzüldüğümü biliyordu babam. Annemi aradı, eşi dostu arayıp dururken ben hala ekrana bakıyordum usulca.
Gittik, kaydı yaptırdık. Utanmasa elimden tutacak babam. O derece gururlu. Kızım öğretmen demeye başlamıştı bile. İçten içe gülüyordum bu haline. Muafiyet sınavı tarihini öğrendik. Eve gelirken sürücü kursunun önünde durduk. Hadi dedi babam gel bakalım.
Ne oldu? baba dedim.
Kaydını yaptıralım ehliyetini de al. Arada arabayla gidersin okula dedi.
Allahh be dedim, tabi ya burdaysam bütün imkanlardan faydalanacaktım.
2 hafta sonra okul başladı ve muafiyet sınavını geçmiştim. İlk ders günüm bugündü ve okula gidecektim ama içimde korku, heyecan, kalp çarpıntısı vardı. İçerde hazırlanırken babam seslendi
‘Irmak gel bakalım buraya’ dedi.
‘Irmak senle konuşmamız lazım, okula gideceksin ya sen şimdi, yanında erkek sinek bile görmeyeceğim, sınıf içinde gereksiz samimiyet kurmadan konuşabilirsin. Sigara içtiğini görmeyeceğim. Açık saçık kıyafetler de istemem. Okul saatin belli çıkışın belli. O saaten sonra direk eve gelmezsen ölümlerden ölüm beğen’ dedi.
(Kel Mahmut vardı ya hababam sınıfında aynı onun kurallar)
‘Nazi kampında mıyız? Haberim yok baba!’
‘Okumak istiyorsan şartlar bu’ demesin mi!
Tamam dedim. Hazırlandım çıktım evden. Sürekli arkama bakıyordum, takip edecektir kesin diye. Baktım baya gelmedi. Durağa giderken büfeden ilk işim gidip bir paket sigara almak oldu. Hiç içmemiştim, hatta babam içiyor diye kızdığım halde inadına gittim sigara aldım.
Okulun kapısından girerken çıkardım bir sigara içtim. Dersliğe geldim.
Herkes tanışmaya çalışıyordu. Sınıfta 6 Adanalı vardı. Kesin bunların ailesi de göndermemiştir dışarıda okumalarını dedim.
İyice psikolojim bozulmuştu :)
Sınıfta başka başka şehirden gelenler vardı. Derste kendimizi tanıtıyorduk. Profesör Sezgin hocaya. Mardin, Diyarbakır, Siirt, Batman,Ankara, İstanbul,İzmir ... Herkesi rüzgar savurmuş buraya, bana gelince yaprak kımıldamamıştı, yerimde saydım öylece.