Stuttgart Üniversitesinin kapısındaydım, resmen bir hayalin gerçekleşmesinin hazzını yaşıyordum. Irmak Demir dün neredeydin bugün neredesin? Zaman çok hızlı geçiyordu. Beyaz elbisem, bronz tenimle herkes yabancı olduğumu bir bakışta anlıyordu. Ders kayıtlarımı yaptırdım ve dersler 10 gün sonra başlıyordu. Ben bu sürede ne yapacağımı düşünürken gelen wp araması böldü düşüncelerimi. Arayan babamdı hemen wp kullanmayı öğrenmişti bile. Kapatıp görüntülü aradım. Ekranı üniversiteye çevirdim, etrafı tanıttım ve sonra kendimi gösterdim. ‘O elbise ne ilk günden kime kendini göstereceksin?’demesiyle sinirim tavana zıpladı. Ne kadar uzağa gidersem gideyim benim gerçeğim buydu işte.
‘Hava güzeldi giydim baba, bir daha giymem asla’ diyip uzatmadım bir an önce kapatması için. İnsan iyi dilekler diler, moral verir ama babam olan moralimi de alt üst etti. Sonra telefon tekrar çalmaya başladı, Dilan arıyordu ‘Irmakk bu ne güzellik arkadaşım ve tabi tüm sınıftakiler ekrana akın etti, bize Alman çikolatası getir, bol bol kahve iç bizim yerimize de, Alman sevgili yaptın mı, kızları göster… Bu muhabbet gittikçe uzayacaktı. En sonunda kapattılar da rahatladım. Bir tek Vural aramamıştı. En iyisi onu da ben arayayım diye düşündüm. Telefon çaldıı, çaldı açan olmadı. Derstedir diye önemsemedim. Yurda döndüğüm de İzmir’li bir arkadaşla ve Letonya’lı bir kızla aynı odayı paylaşıyorduk. Plan yapmışlardı bu hafta sonu Fransa’ya gideceklerdi. Beni de davet ettiler, hiç düşünmeden kabul ettim. Bir daha böyle fırsatlar karşıma çıkmaz diye kabul ettim.
Trene bindiğimiz de karşımda ki çift Adana’dan geziye geldiğini anlatıyordu. Bir an içimi bir özlem kapladı. Onları görünce Vural’ın beni hala aramadığını fark ettim. Ve bir mesaj yazmaya karar verdim. ‘Geleli tam 20 gün oldu ve sen hala bir kere arama zahmetin de bulunmadın. İyi misin? Merak ediyorum seni…’ cevabın ne zaman geleceğini bilmeden başımı cama yaslayıp uzunca dalmıştım yine.
Eyfel kulesinin önünde çektiğim fotoğrafı hemen İ’’’’’’da paylaştım. Babam göremezdi nasıl olsa bir de elbise giymiştim. Saçlarım o kader uzamıştı ki fotoğrafta fark ettim ve bu görüntüyü beğenmiştim. İzmir’li diye takıldığım Meltem ‘Irmak çok güzelsin ve bunun farkında değilsin. Neden bu kadar içe kapanıksın, hayatında biri var mı? Hiç bir şey konuşmadık canım seninle’ dedi. Aslında haklıydı ben de onu çok tanımıyordum. Bu yolculuk bana aslında uzun yıllar kopmayacağım bir dost edindirecekmiş meğerse hiç haberim yokken.
Yurda döneli 2 gün olmuştu ve yarın dersler başlayacaktı. Heyecanlıydım, farklı kültürden bir çok arkadaşım olacaktı. Gece yatağa geçtiğim de biraz telefonla vakit geçirdim, Vural hala hiç bir şekilde dönmemişti bana.
Havaalanında bana sarılırken ne kadar da gerçekti oysa. Şimdi hayal gibi gelen anlar gözlerimin önünden gitmiyordu, gözlerimden akan yaşları gördü sonra Meltem. ‘Irmak sen neden ağlıyorsun, yoksa özledin mi aileni daha şimdiden?’ ‘Ne yalan söyleyim özledim biraz ama Vural’dan haber alamamak beni çok üzüyor canım’ dedim. Çünkü o benim hayatıma giren ilk erkekti ve tam olarak çok şey paylaşamasakta onun benim için doğru biri olduğunu düşünüyordum ve galiba yanıldığımı anlıyorum’ dedim. Meltem bir öneriyle geldi bana. Yarın okuldayken Dilan’ı arayıp ona soracaktım. Sonuçta o görüyordur ve neler olduğunu bana en iyi o anlatacaktır.
‘Alo Dilan, okulda mısın canım? ‘
‘Evet canım Figen hocanın gelmesini bekliyoruz’
‘Tamam sana acilen bir şey sormam lazım, müsait ol biraz uzaklaş yanındakilerden’ dedim.
‘Dilan Vural hoca nerde görüyor musun hiç diye direk girdim konuya ve aramızda geçenlerden az çok bilgisi olduğu için hiç yadırgamadı.
‘Ben de ne zaman soracaksın diye bekliyordum aslında Irmak’ dedi ve birazdan duyacaklarım bütün bedenimi titretip sarsacağından habersiz bir şekilde devam etmesini bekledim