Saray Entrikalarına Giriş

2817 Words
Saray koridorları hunharca doluydu. Erkek muhafızlar ve kız muhafızlar her yana yayılmış düşman krallıktan gelecek yeni gelin İzabellayı bekliyordu. baş muhafız Monabila emir veriyor ve emir verirken de gelecek prensesin ne kadar önemli olduğunu insanlara anlatıyordu. " Unutmayın bu Prenses diğer prenseslere benzemeyecek. Çok güçlü bir hanedanın çok güçlü bir kralının kızı. Ona gözünüz gibi bakacak en ufak saygısızlıkta bulunmayacaksınız Anladınız mı! " Monabila konuşmasını bitirdiğinde içlerinden sarı saçlı, mavi gözlü bir muhafız Yaşlı baş muhafıza doğru dönerek konuştu. " Ona neden saygısızlık yapalım? Sonuçta o da bizim gibi bir insan. Asıl o ben ve grup arkadaşlarıma terbiyesizlik yapmasa iyi olur. Yoksa... " " Desaptre amtropia Sen dediğinin farkında mısın! Senyorita! O bir prenses! Kraliçe bunu duysa ne tepki verir biliyor musun! " Sarı saçlı kız öne doğru bir adım atıp ismini söyleyerek söze başladı. " Ben Artemis, Sizin gibi ömrümün sonuna kadar köle olmamaya kararlıyım. " Monabila Artemise doğru gülümseyip. " O zaman biraz akıllı olsaydın da krallardan birinin koynuna girseydin. Bonapelli! siz ne anlarsınız saray kurallarından. Tanrım bu aziz ve kutsanmış kuluna yardım et. " Monabila haç çıkartıp tekrar Artemise baktı. " Sen! Sen karşılama törenine katılmayacaksın. Tören bitene kadar odada kal başka yerlere kaybolayım deme yoksa... " Monabila sözünü bitirmeden Artemis sarışın saçlarını savurarak saray koridorlarında yürümeye başladı. sessiz saray koridoruna varınca arkasına baktı. Gizli yerine gidip orada biraz kitap okumak onu biraz daha güçlendirebilir ve kölelik hissini hafifletebilirdi. Gizli yerine doğru yol alırken Koridordan muhafızlar akın akın odalarına doğru yürümeye başladı. " Hey Artemis sen canına mı susadın bir prensese karşı gelmek mi Prenses Hestia bunu öğrenirse ne yapar biliyor musun? " " Cidden canına susamış bu kız " " Prenses Hestia o yaşlı haliyle ne yapabilirmiş ki " ( Diğer kızların konuşmaları) " Öyle deme ama Gerçekten çok iyi ve ferasetli bir kadın. O durgun görünümünün altında kim bilir neler yatıyordur. " " Kardeşinin korunması altına girmiş basit bir kadın ne yapabilir ki Asteria lütfen saçmalamayabilir misin? " Artemis kızların geçişinden rahatsız olmuştu onlar buradayken gidemezdi bu yüzden savaş elbisesiyle kızların yanına koşup gülerek onların sohbetlerine katıldı. Yürürken konuşmalardan kesit " Artemis elbisen güzelmiş yeni mi aldın hahaha " " Evet her an ukala tiplerle savaşmak üzere üzerimde taşıyorum. " Artemis bu sözleri hiçte soğuk bir tavırla söylememişti hatta eğlenerek ve gülerek söylediği söylenebilirdi. Artemis bu sözcüklerden sonra kız muhafızın önünden yürüyerek odaya ilk giren kişi oldu. Kızlar Artemis yatağa oturur oturmaz onun etrafına toplandı. " Bu beden ve çeviklikle kralı bile etkileyebilirsin. Artık muhafızlardan biriyle olmalısın onlar da seni çok arzuluyor hem Apollon sana aşık kızım. Ah o yanımda olsaydı ona neler yapmazdım... " Artemis Arkadaşlarının bu sözlerine asla dayanamazdı. Onun için bekaret onun her şeyiydi ve bunu kaybetmek istemiyordu. Bu yüzden kendisine bunu soran arkadaşlarına her zaman verdiği cevabı yine naif bir gülümsemeyle verdi. " Üzgünüm kızlar bekaretimi korumalıyım. " Arkadaşları onun bunu her söyleyişinden her zaman etkileniyordu. Bir insanın içinde bu kadar mı arzu olmazdı. Her ne kadar kızlar onu ikna etmeye çalışsa da içlerinde ona karşı bu yüzden büyük bir hayranlık seziyorlardı. Artemis ayağa kalkacakken yardım aldığı demirin keskin noktası parmağına batarak hafif bir kanamaya neden oldu ama Artemisin bağırışı arkadaşlarını o kadar endişelendirmişti ki hepsi birden ayağa kalkıp Artemisin parmağına baktılar. Kızlar elinde çok zor görünen kan lekesini gördüklerinde derin bir oh çekerek yerlerine oturdu. " Çok hassas " Artemis buna karşı. " Hayır hassas değilim. " Konuşan kız tekrar cevap verdi. " Evet içimizde en iyi ok atan sen olabilirsin ama kabul etmelisin ki çok hassasın. Belki de erkeklerle olmamanın sebebi budur hı hahaha " Artemis naif gülümsemesiyle yataktan aldığı yastığı Kaireye fırlattı ve bununla beraber yastık savaşı başlamış oldu her yanı yastık tüyleriyle dolana kadar savaşmaya devam ettiler ve hepsi Artemis'in üzerine saldırıyordu yastık savaşı ancak Monabila içeriye girip büyük bir sinirle bağırdığında durmuştu. " Bonapilla! geleceğin büyük prensesi geliyor ve siz hala burada Oyun mu oynuyorsunuz! Tanrım! Artemis benimle geliyorsun sen üzerine şık bir şeyler giyin. Kızlar ona yardım edin hazırlayın paklayın ve güzel kokular sürün. Sana bekaretini bozmanın yolu göründü belli ki. " Monabilla büyük bir hışımla dışarıya çıktığında kızlardan biri onun taklidini yaptı. " Bonapilla aman tanrım aman tanrım hahahaha ölse de kurtulsak şu cadıdan. Savaşlarda savaşan biziz sonuçta. Onun tek görevi burada yaşına başına bakmadan birilerinin içine girip yemek yiyiyip şişmanlamak. O koca kalçayı nasıl yaptığını sanıyorsunuz? " Monapilla gerçekten geniş kalçalı patavatsız bir kadındı. İyi tavrı sadece üst düzey makamlara geçerliydi. Dedikodular arasında Manapilla'nın hala genç erkeklerden hoşlandığı geçiyordu. Artemis Monapilla'nın dediklerine şaşırmış ve üzülmüştü. Bekaretini korumak onun için en değer verdiği şeyler arasındaydı çünkü annesi çocukluğundan beri bir savaşçı olarak yetiştirmişti onu. Son ayrılışında Annesini bir adamla uygunsuz bir durumda yakalamıştı ve annesinin kendisinin bir savaşçı olması uğruna tüm bekaretini erkeklerin eline verdiğini öğrendiğinde kendine bu konuda söz vermişti ve asla bekaretini bir başkasının elinde kurutmayacaktı. Kızlar heyecanlı tavırlarıyla Artemis ile dalga geçerken Artemis donuk bir tavırla kaçmayı düşünüyordu. Kızlar onun için beyaz bir elbise ve beyaz papatyadan yapılmış bir taç seçtiler. Artemis bir an önce gitmek adına büyük hamamda yıkanacağını söyleyip kızlardan kurtulmayı başardığında derin bir nefes alıp verdi ve uzun kadifemsi beyaz elbisesiyle dalgalanarak gizemli bahçesine doğru yol aldı. Gizemli bahçe krallar köşkünün yanındaydı bu oraya gitmesi için bir bahaneydi ama bahaneye de pek ihtiyacı yoktu çünkü orası genellikle pek kalabalık olmazdı hatta oldukça sessiz ve sakin olurdu bunun nedeni belki de Ana kraliçeler Niobe ve Leto'nun birbirlerini kıskandıkları için kraliyet katını hep bir üst kata taşımak istemeleriydi Çünkü o ikisinin arasındaki düşmanlık çok tehlikeliydi. Leton çok sakin ve zeki olmasına karşı Niobe Letoyu öldürmek üzere oğullarını pusuda bekletiyordu ama kral Olympust yüzünden bunu yapamıyordu çünkü Leto kralın en gözde kraliçelerinden biriydi. Çapkın olmasına rağmen eşlerini hep sever ve sayardı. Ama buna karşı Kraliçe Leto'nun hiç çocuğu yoktu bu da onu ana kraliçe olarak savunmasız ve güçsüz yapıyordu. Şuana kadar hayata kalmasının tek sebebi belki de zekasıydı. Leto acılı bir anneydi aslında kraliçe olarak bu saraya geldiğinden beri hep kötü davranılmıştı hatta iki evladı Niobe'un kendi elleriyle öldürülmüştü. Artemis saray koridorlarında sert ve naif tavrıyla yürürken genç kral Beatrus onu fark etti ve fark eder etmez ona büyük bir aşkla tutulup peşine düştü. Böyle bir kadın daha önce hiç görmemişti. O da babası kadar olmasa da çapkındı eşi kraliçe Demeter babasının eski eşlerinden biriydi. Babası ona dokunmadığı için oğluna hediye olarak vermişti ve Beatrus terk edilme hissini babasının kendisine çocukluğundan beri kadınları uğruna odaya çekilmeleri ve bu uğurda kendisini dövmesiyle birlikte bu kadını kendi yerine koymuş ve ona saygı duyup bir akıl hocası olarak görmüştü. Demeter bundan memnun olsa da hep sessiz ve kimseye dokunmazdı. Kimileri onun yaşadıklarının bir ejderhanın zehrine, Kimleri bir şeytanın öfkesine kimleriyse yuvasında saklanan bir yılanın sinsiliğine benzetiyordu ve saray kahinlerinin dediklerine göre o yılan bir gün küçük yuvasından çıkıp tüm saray kadınlarına büyük bir dehşet yaşatacaktı. Hatta Büyük kraliçe, Kralın resmi olarak sahip olduğu kadından bile bir gün intikamını alacağını söylenenler arasında yer alıyordu. Büyük kraliçe Hera hiçbir şeyi beğenmez hizmetkarlara sürekli kötü davranırdı. Bunların yanında herkes ondan korkar ve büyük bir saygıyla bağlanırdı çünkü güzelliği Krallığın en gözde yüzüydü. Bunun nedeni tabii ki bu tek değildi. Sinsi ve ne yaptığını bilen kişiydi. O her zaman ne yaptığını bilirdi. Artemis çevik bedeniyle her adımında çapkın Beatrusun daha çok dikkatini çekiyordu. Oldukça yakışıklı ve çapkın bir genç adamdı ama buna rağmen çok kibar ve diğer veliyahtlara göre kadınlara daha nazik davranıyordu. Onlara bir nesne gibi değil de onların arzularını karşılamaya çalışan bir erkek olarak davranırdı. Veliyaht Beatrusun en dikkat çekici özelliğiyse çocukluğundan kalan travmalarından dolayı kadınları bir nesne olarak görmemesinin yanında onların kadınlığına asla müdahale etmiyordu ki çok az kadınla sevişirdi o babasının hediye ettiği Demeterden sonra artık hiç bir kızla sevişmemeye başlamıştı. Beatrus görmediği anne sevgisini Demeterin sevgi dolu kalbinden çıkarırdı çünkü annesi Hera çok katı ve sevgisiz bir insandı ve içinde ufacık bile anne sevgisi bulunmuyordu. Güzelliğini sadece Babası kral Olympusta gösteriyordu onun kalbi sadece Kral içindi. Artemis Duvara aşağıya daha rahat inebilmek için beyaz elbisesinin dalgalanan kısımlarını iki eliyle birlikte tutup aşağıya indi. Beatrus Artemisin berrak ayaklarını görünce ondan etkilenmişti. Artemis aşağıya indiğinde Beatrus duvarın yanına yaklaşıp elini rastgele bloklara değdirmeyi denedi ve uzun bir uğraştan sonra doğru blokları bulup aşağıya indi. Aşağıya indiğinde yerde Artemisin papatya tacını gördü ve yere doğru eğilip aldıktan sonra aydınlığa doğru koşmaya başladı. Koridorun sonuna geldiğinde önünde kocaman bir bahçeye bakan deniz manzaralı bir yer çıktı. Burası eskiden krallar ve kraliçeler için bir eğlence bölgesiydi. Saray kadınlarının aralarındaki kavgalar yüzünden kapatılmıştı. Beatrusun burada bir çok anısı vardı. Burada bir çok prenses öldürülmüş Bir çok prenses ise denizin gizemli kollarında bulmuştu kendini. Beatrus buranın hala genç ve taze olmasına şaşırmıştı burayı terk edeli çok olmuştu. Burada bir çok anısı vardı. çocukken burası terk edilmiş çorak bir alandı ama şimdi ise yeşermiş bereketli bir topraktı. Güller, laleler, menekşeler bahçeye güzel kokular salıyordu. Beatrus buraya bir daha gelebileceğini düşünmüyordu. Eskiden saray kargaşasından kaçmak için buraya gelirdi. Elinde her zaman güzel bir kitap olur ve kitap dolabının içerisine her gün bir kitap koyardı. Beatrus duvara dayalı olan kitap dolabının görünce yanına gidip kapağı açtı. Kapak açılır açılmaz içinden mavi kelebekler uçuştu. Beatrus mavi kelebekleri eliyle kovalayarak dolabın içine baktı. Burada eskiden yaptığı maketler hala duruyordu. Atlar, krallar, kraliçeler ve cadılar... Beatrus burada kendi imparatorluğunu kurmuştu. Şimdi eskilere bakınca eskisi gibi güçsüz bir prens değildi. Artık onu kimse güçsüz olduğu için suçlayamazdı. Beatrus arka bahçeye bakmak için ilerledi. Sağa dönünce önünde Artemisi Gül ağacının altında lalelerin içinde kitap okurken gördü. Kulağına taktığı gülün dikenleri kulağını kanatıyordu ama buna rağmen Artemis naif gülümsemesiyle kitap okumaya devam ediyordu. Beatrus böylesine narin bir bedene sahip birinin nasıl olur da bu kadar dayanıklı olabileceğine şaşıyordu. Beatrus yavaşça Artemis'in yanına yaklaştı ve Artemisin okuduğu kitabı gördü. " Aşk Katili " Artemis sesi duyar duymaz kitabı hızla bir kenara koyup ayağa kalktı ve göğsünden çıkardığı kırmızı bir sargıyla sarılı hançeri Beatrusa doğru çevirdi. " Ne yapıyorsun burada! Beni takip mi ettin yoksa! " Artemis hançerin keskin ucunu Beartlusa doğru yakınlaştırıp salladı. " Kanıyorsunuz " Artemis hançeri daha fazla yakınlaştırarak. " Bekaretimi çalamayacaksınız! Gerekirse sizi öldüreceğim. " Beartlus buna karşı tatlı bir gülümsemeyle gülümseyip Artemise baktı. Yüzü annesine çok benziyordu onun kadar güzel yüzlü ve güzel gülüşlü biriydi. " Sizin kanınızı emip kalan bez parçasını denize atacağım. " Beartlus gülmeye devam ederken Artemis anlamaya çalışan gözlerle bakmaya devam ediyordu. " Kulağın kanıyor. Bir an önce bir bezle emmemiz gerekiyor. " Artemis kulağının kanadığını Beartlus söylediğinde anlamıştı. Kulağındaki acıyı hissetiğinde hançeri yere indirip büyük bir çığlık atarak yavaşça gül ağacının altına oturdu. Beatrus yanına yaklaşıp gömleğini parçalayıp bezi elleriyle sardı ve Artemisin kulağını doğru götürdü. Beatrus çok hafif değdirmesine rağmen Artemisin canı acıyordu. Beatrus kanı tamamen temizlediğinde Artemis Beartusa doğru baktı. Çıplaklığı onu utandırmıştı ama Artemis çıplaklığa değil gözlerine bakıyordu. Mavi gözlerine ve hafif sarı saçlarına. Bir süre boyunca birbirlerine bakmaya devam ettikten sonra Artemis Beatrustan biraz daha uzaklaşıp başını duvara yansıtarak gül ağacının altında oturur vaziyette gökyüzüne baktı. " Bu sefer kesinlikle öldüm. Ana kraliçe Heranın karşısına nasıl böyle çıkabilirim. " Beartlus annesinin isiminin and edilmesiyle birlikte gözlerini Artemise doğru çevirdi. " Az önce ne dedin sen? " Artemis Beartlusa doğru bakarak tekrar etti. " Kraliçe Hera... " " Tamam. Sana yardım edeceğim. " Artemis şaşkın gözlerle Beartlusa doğru baktı. " Ama nasıl? Dışarıya bu şekilde çıkamam. " " Nerden geldin buraya? " " Ben bir muhafızım bana dokunmasan iyi edersin. " Beartlus ayağa kalkıp Artemise doğru elini uzattı. Artemis uzatılan eli reddedip duvardan yardım alarak ayağa kalktı ve karşısında duran çıplak bedene baktı. Beartlus çapkın sırıtışıyla Artemise doğru bakıp. " Dokunmak ister misin? " dedi. Buna karşılık Artemis Beartlusun karnına sert bir yumruk atarak cevap verdi. Beartlus elini karnına götürüp hala gülen tavrıyla. " Hey tamam şakaydı. " " Bana yaklaşmasan iyi edersin!" Beartlus elini karnından kaldırıp Artemise doğru yaklaştı Artemis kendini korumak üzere yerdeki Hançere yönelecekken Beartlus yerdeki kitabı kaldırıp Artemise doğru uzattı. " Aşk Katili. Aşka olan nefretini anlayabiliyorum. " Beartlus arkasına dönüp ileriye doğru yürümeye başlamışken Artemis dalgalı elbisesiyle koşarak yanına geldi ve yürüyerek konuşmaya devam ettiler. " Aşka olan bir nefretim yok. " Beartlus cevap vermeden yürümeye devam ederken konuşmaya başladı. " Bu sarayın her tarafına teker teker biliyorum. Sen sadece benim arkamda ol yeter . " Artemis hafifçe başını sallayarak onayladı. Çıkış kapısına ulaştıklarında Beartlus önden geçmesi için Artemise eliyle yolu gösterdi ama Artemis ilk başta kendisinin geçmesini söyledi. " Bana güvenmiyor musunuz Leydi... " " Artemis " " Artemis... " " Genel olarak erkeklere güvenmediğimi söyleyebilirim bu yüzden buyrunuz önden geçin. " Beartlus itiraz etmeden önden geçti. Beatrus önden herhangi bir sesin gelip gelmediğini kontrol etmek için önden dışarıya çıktı. Tam Artemise doğru onay verecekken sol taraftan genç bir muhafız önünden eğilerek geçti. Genç muhafız geçtikten sonra Beatrus Artemise doğru gelmesi için işaret yaptı. Artemis olduğu yerden çıkarak Beartlusa doğru baktı. " Şimdi hangi taraftan gideceğiz " Beartlus sağı göstererek " İşte şuradan. Hatırladığım kadarıyla oralarda bir yerlerde gizli bir duvar olması gerekiyor. " " Tamam hadi gidelim. " " Arkamda kalmaya devam et. " Artemis hafifçe onay verip başını salladıktan sonra sessiz koridorda Beartlusun arkasından kanlı elbisesiyle koşmaya başladı. Artemis Beartlusa bu konuda pek güvenmiyordu bu yüzden her adımını korkarak atıyordu. " Yaklaştık hadi gel. Biraz hızlı yürü. " Gizli duvara doğru yaklaştıklarında odalardan birinde bir vazonun kırılma sesi ve sevişen iki insanın sesi duyuldu. Beatrus Artemisi arkada tutmaya devam ederken göz ucuyla odanın içine baktı. Odada bir kadın ve ondan yaşça küçük bir adam masanın üzerinde birbirlerini öpüyordu. İkisinin de üstü tamamen çıplaktı. Beatlus Artemise doğru sıratarak baktı ve fısıltılı bir sesle. " Sanırım geçmemizde bir sakınca yok. " Artemis ne gördüğünü merak edip Beatrusu bir kenara çekip odanın içine baktı. Gördüğü manzara karşısında gözleri sonuna kadar açık kapının tam ortasında durmuşken Beatrus onu kapının önünden çekip ağzını kapattı ve onunla beraber gülmeye başladı. Beatrus elini Artemisin ağzından çektiğinde Artemis alaycı bir tavırla Beatrusa doğru gülümseyip. " O bizim baş muhafızımızdı. İnanmıyorum demek denilenler doğruymuş. Şimdi işin bitti Bonapelli. " " Tamam hadi gitmemiz gerekiyor sessiz ol. " Beatrus ile Artemis kapının önünden geçtiler. Artemis bu iğrenç manzaraya bakmamak için özellikle çaba gösteriyordu. Beatrius Artemisi çıkmaz bir koridorun sonuna getirdiğinde Artemis Beatrusa bakarak geriye doğru adım attı. " Bana yalan mı söyledin... " Beatrius Artemisin konuşmasının devamını getirmesine izin vermeden duvarı itti ve duvarı itmesiyle aşağıya doğru bir merdiven oluştu. " Gel hadi. " Artemis hızla Beatriusun yanına gelip merdivenlerden inmeye başladı. Beatrius yarı çıplak haliyle merdivenlerden inerken Artemis arkasından ona doğru bakıyordu. Merdivenleri inerken arkasında dalgalanan uzun kıvrımları Artemisi narin ve zarif gösteriyordu. Beatrus ve Artemis merdivenleri inmeye devam ederken Artemis Beatrusun şaşkın gözlerle önüne bakmasıyla beraber durdu. " Ne oldu. " Artemis ne olduğuna bakmak üzere Beatrusun yanına gittiğinde elindeki şamdanla birlikte güzel ama bir o kadar korkutucu görünen Kraliçe Herayı gördü ve görür görmez olduğu yerden irkilip sarı saçlarıyla birlikte hafifçe boynunu eğdi. Kraliçe Hera uzun ihtişamlı kırmızı bir elbise giymişti. Saçları her zamanki gibi dalgalı ve siyahdı böylesine güzel bir kadından ancak böylesine yakışıklı bir adam doğabilirdi. Kraliçe Hera nefret dolu gözleriyle birlikte Artemise baktı ardından Beatrusa doğru dönüp elinde tuttuğu şamdanla birlikte. " Ne oluyor burada! " Beatrus açıklama yapmak üzere konuşacakken Kraliçe Hera elini havaya kaldırarak sesini kesti. " Açıklanacak bir şey yok! Bu kadın bir Veliyahtı baştan çıkarmaya çalışmaktan hakim önünde yargılanacak! " Artemis bu sözlerden sonra sarı saçlarıyla birlikte Beatrusa doğru baktı. O bir Veliyahttı ve bunu yeni öğreniyordu. Artemis kraliçenin keskin mavi gözlerine doğru bakarak. " Kraliçem aramızda hiçbir şey geçmiş değildir. Gerçekleri göremiyorsunuz lütfen açıklanmasına izin verin... " Kraliçe Artemisin sözünü bitirmesine izin vermeden boğazından tutup duvara yapıştırdı. Parmağında keskin elmaslar Artemisin canını açıklıyordu. Yüzü yavaşça morarmaya başlamışken karanlık ve dar merdivende Beatrus annesinin keskin mavi gözlerinden kendini alamıyordu. Bu gözler onu hep etkilemişti ve ona asla söz söyleyemeyeceğini sağlamıştı. " Sen kimsin! Seni burada öldürdüğümde bu canın değerinin olmayacağını anlamıyor musun! Benim kim olduğumu biliyor musun. Ben gezegenin dört bir yanını yöneten Keatrewya Kraliçesiyim kim bana saygısızlık yapabilirmiş göster ve kellesinin uçurulmasını izle. Seni kendi ellerimle boğacağım sonra cesedini halkın önüne süreceğim. Herkes bana saygısızlığın sonucunun senin gibi olacağını daha iyi anlayacak. " Artemis'in boynundan yüzüğün batırdığı keskin noktalarla birlikte kan akarken Artemis Beatrusa doğru bakıyor ve onun kendisini savunmasını bekliyordu ama Beatrus olduğu yerde durup annesinin keskin mavi gözlerine bakmaya devam ediyordu. Artemis dayanamayacak seviyeye geldiğinde Beatrus son anda da olsa kraliçenin en hassas bölgesinden vurup Artemisin hamile olduğunu söyledi. Kraliçe Hera bunu duyar duymaz elini Artemis'in boynundan çekip oğluna baktı. " Bunu bana neden daha önce söylemedim! Çocuktan kurtulmak mı istiyordun! Cevap ver bana! " Artemis yerde boğazını tutup soluklanırken Beatrus Kraliçe Herayı umursamayarak Artemisin yanına çöktü ve onu ayağa kaldırdıktan sonra kraliçe Heraya doğru baktı. " Kraliçem... Böyle bir şey yapabileceğimi nasıl düşünürsünüz... " " Bunu daha sonra konuşacağız onu şimdilik kendi odana götür. Hiç kimse onu görmemeli anladın mı? " Kraliçe Hera o kadar sert ve soğuk bakmıştı ki Beatrusa doğru Beatrus o an her şeyi unutmuş Kraliçesinin önünde diz çökmüştü. Sanki ne kadar çok diz çökerse o kadar sevileceğini düşünüyordu ama bu kadının kalbi belki de evlat sevgisine karşı çoktan kararmıştı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD