Evin ne yapacağını bilemedi:
“Olmadım. Aşık falan olmadım. Hem ben ona aşık olmam.”
“Neden Evin?”
Evin bu soruyla Gülay’a döndü:
“Neden mi? Sende demiştin hatırlıyor musun? O adam iyi değil, seni üzer diye. Bunlar açık açık belliyken ben nasıl aşık olayım ona?”
“Peki ya öyle değilse?”
Evin’in kaşları çatıldı:
“Gülay sikicem bak belanı. Bir öyle diyorsun, bir böyle taşak mı geçiyorsun kızım benimle? Kafamın içi çorbaya döndü.”
“Anlamaya çalışıyorum Evin. Sen çok karışıksın, sana da bir yön bulasın diye söylüyorum. Öyle olursa ne hissedersin, böyle olursa ne hissedersin diye.”
“Bilmiyorum ama bence bırakalım olur mu? Şu an bunu düşünecek kafada değilim. Kaçırıldım ya ben. Bir depresyona falan girmem lazım. Psikolojik sorunlar yaşamam lazım.”
“O nasıl söz ya? Evin sen gerçekten kaçıksın.”
“İnsan kaçırılınca böyle olmuyor mu? Ne bileyim ben? Az yalnız bırakın beni, belki ağlarım falan.”
“Niye ağlayacakmışsın?”
Hivda telaşla yanına gelip sordu. Ellerini ellerinin arasına aldı. Evin haline bakıp gülümsedi:
“Ay ben hiç kaçırılmadım ya, ilki yaşıyorum. Çok heyecanlıyım, ne yapılır ki insan kaçırıldığında. Hiç bilmiyorum.”
“Manyak onu mu dert ettin şimdi?”
Evin bu sefer soru soran Gülay’a baktı:
“Tabi onu dert edeceğim. Başka ne olacak?”
Kızlar gülüşürken, Safiye geldi:
“Kızlar Azer bey geldi. Evin seni çağırıyor.”
Kızlar ayaklanıp aşağı indiler. Evin sessizce konuştu:
“İnşallah amcamda Tufan konusunu açmaz. Bir kez de ona anlatamam valla.”
Kızlar ona şaşkınca bakıyordu. Salona geçtiklerinde kahve içiyorlardı. Onlarda koltuklara oturdular. Azer dik dik Evin’e bakıyordu:
“Evin neden bu zamana kadar bize bahsetmedin bu Adem’den?”
“Amca böyle olacağını bilmiyordum ki. Yıllar sonra çıktı karşıma. Ben avmde uyarmıştım onu ama dinlememiş işte.”
Azer kaşlarını çattı:
“Uyarmıştın?”
Evin ellerini birbirine doladı. Şuan çok stres olmuştu:
“Yani uyardım amca. Bir daha karşıma çıkmamasını söyledim.”
Azer sadece başını salladı. Bir süre sustu, düşünüyor gibiydi. Sonra aklına gelen şeyle Nesih ağaya baktı:
“Ailesini hallettim. Bir daha böyle bir durum yaşanmayacak. Adem denen piçte dersini alacak.”
“Ne yapacaksın Azer?”
Nesih ağanın sorduğu soruya Azer sadece gülümsedi. Ona kalsa öldürür atardı bir köşeye, ama Tufan ben ona bir ders vereceğim demişti. Kendine cazip gelmişti tabi. Tufan’ı onaylamıştı. Nesih ağaya tekrar baktı:
“Ben bir şey yapmayacağım. Benim ortağın çok güzel planları var.”
Tufan adı geçmemişti ama ondan bahsedildiği ortadaydı. Serhat buna oldukça gerildi. O gün ona söyledikleri beyninde yankılandı. Yumruklarını sıkarak konuştu:
“Ona ne ki? O niye ilgileniyor?”
Azer tek kaşını kaldırıp Serhat’a baktı:
“Ben söyledim. Asıl sana ne oluyor? Neden Tufan’a karşı böyle kin dolusun?”
Azer’de bir şeylerin farkındaydı. Bazen bu durum hoşuna gitsede, bazen o da olmamasını istiyordu. Çünkü Tufan ateşken, Evin benzindi. Onların bir araya gelmesi sadece onları değil, bütün aileyi, Mardin’i, hatta Mezopotamya’yı yakardı. Azer bu ikilem arasında susmayı seçmişti. Ama boşda durmuyordu. İkisinide izliyor, tartıyordu.
“Amca senin ortağını sevmek zorunda değilim. Hata yapıyorsun. O piçi bu kadar aile içine sokman doğru değil.”
“Sen bana akıl mı veriyorsun Serhat?”
Azer’de sinirlenmişti. Ev halkı müdahale etmeye, ikisinide sakinleştirmeye çalıştı. Serhat’ın sinirini biliyorlardı, Azer’in sinirinide. Ve Azer’in sinirinden korkuyorlardı.
Serhat’ın cevap vermesine Nesih ağa izin vermemişti. Serhat susmak zorunda olduğu için daha çok sinirlenmişti. Susmasa işlerin daha çok kızışacağının farkındaydı. Sinirle ayrıldı yanlarından.
Evin’mi?
Tufan’ın adını duyunca kalbi hızlanmıştı. Nedenini bilmediği bir heyecana kapılmıştı. Ana sesini çıkarmadı. Bu durumu belli etmemeye çalışıyordu.
Azer biraz daha oturduktan sonra kalktı. Gün akşam olmak üzereydi. Yemeğe kalmamıştı. İşleri olduğunu söylemişti. Aslında Serhat’a sinirliydi. Aynı zamanda Tufan’a da. Yakında adı gibi bir Tufan kopacaktı. Azer bunu biliyor ve canı sıkılıyordu. Onunla karşılıklı konuşmanın artık vakti geldiğini düşündü. Sabah ilk işi bu olacaktı.
Bir hafta geçmişti. Evin hiç evden çıkmıyordu. Ne kadar sakin dursada korkmuştu kaçırıldığında. O kafeste kaldığı otuz altı saat. Adem’in ‘benden başka bir yolun yok’ demesi. Bulundukları yerde bir ara gerçekten umudunu kaybetmişti. Yer altında olmaları, sınırı gecekleri, hiç bulunmayacağını düşündürmüştü. Evdekilere karşı dalgaya alıyordu ama kafasına çok takıyordu. Geceleri uyuyamıyordu. En çok aklını meşgul eden tabiki Tufan’dı. Yaptıkları.. söyledikleri… öpüşü…
Ne zaman kaçırıldığı anı düşünse, sonra hemen Tufan’ı düşünmeye başlıyordu. Kızlar bu kadar çok üstüne gittiği için bilinç altına yerleştiğini düşünmeye başladı artık. Aksi taktirde kafayı yiyecekti.
Gülay bu durumu farketmişti. Onu kendisinin gittiği Oya hanıma gitmeyi tavsiye etti. Evin o kadar ileri derece bir durum olmadığını söyleyerek, kibarca reddetti.
Hivda ve Gülay ile dışarı çıkmaya karar verdi. İlk onlarla çıkarsa, devamının geleceğini umuyordu. Bu sefer alış veriş yerine, gezmeye gittiler. Evin başta çok tereddüt etmişti, ama iyi de gelmişti. Kızların kocalarının sohbetleriyle korkuları aklına bile gelmemişti.
Akşam eve geldiklerinde, yemekten sonra Serhat onunla konuşmak istemişti. Birlikte terasa çıktılar. Serhat Evin’e uzunca baktı:
“Sana açık soracağım Evin. Lafı dolandırmayı sevmem bilirsin. Tufan ile aranızda ne var?”
Serhat ne zamandan beri kafasına takıyordu. Evin’in durumundan dolayı soramamıştı. Bugün insan içine çıkmış olmasından olsa gerek, konuşup sormak istemişti. Evin’in eli ayağı birbirine dolandı yine:
“Bir şey yok abi. Ne olacak ki?”
Serhat tek kaşını kaldırarak baktı:
“Evin. Bana yalan söyleme kızım. Ne varsa direk söyle. Sonradan öğrenirsem hiç iyi olmaz.”
Evin abisinin gözlerine baktı:
“Bir şey yok dedim abi. Neden yalan söyleyim sana?”
“Ben bilmem. O gün seni buldu, kurtardı..”
Dişlerini sıkarak cümlesini tamamladı:
“Öpüştünüz..”
Evin derince yutkundu. Gözleri irileşti. Ama yinede abisine duygularını söylemek yerine, kaçırılmış olmasını kullandı:
“Abi. Bak ben kaçırıldım. Neden yaptım, niye yaptım bilmiyorum. O anki psikolojiyle oldu. Kurtarılmış olmanın sevinciydi sanırım.”
Aslında yalanda değildi. Neden öptüğünü kendiside bilmiyordu. Serhat sorgulayarak baktı:
“Peki o piç? O neden öptü seni?”
Evin derin bir nefes aldı:
“Bilmiyorum abi.”
“Bak Evin, o anki psikoloji diyorsun onu geçtim. O piç böyle bir şeye cesaret ediyorsa bu senden kaynaklı kızım.”
“Ne demek benden kaynaklı?”
“Senden kaynaklı tabi. Sen cesaret vermesen böyle bir şey yapabilir mi?”
Evin sinirlenmiş ve sinirden titremeye başlamıştı. Kendisi hiçbir zaman cesaret vermemişti. Bir kere gülmemişti, karşısında. Serhat ona büyük haksızlık ediyordu:
“Ya şimdi ben mi suçlu oldum abi? O dediğin piç, amcamın ortağı. Unuttun mu? Azer amcamın ortağı. Sence onunla takılan biri normal olur mu?”
Serhat sustu. Düşündüğü belliydi. Haklıydı aslında Evin. Sonuç olarak amcası neyse, ortağı da o olurdu.
“Neyse ne Evin. Uzak dur o adamdan.”
Evin başını omzuna yatırıp, abisine baktı:
“Abi. Ben zaten o adama bakmamda. Sen bu adamı neden sevmiyorsun?”
Serhat’ın çenesi kasıldı. İlk gördüğünde elektrik vermişti ona. Baştan zaten kötü başlamışlardı. Birde Evin için söyledikleri. Evin’den yana olmazdı ama Tufan her şeyi yapabilecek bir adamdı. Sinirle baktı Evin’e:
“Sevmiyorum işte. İlla sevmem de gerekmiyor. Seninde aynı şekilde. Uzak dur.”
Evin Serhat’ın koluna dokundu:
“Merak etme abi. İki cihan bir araya gelse ben ona bakmam. Dediğin şey mümkün değil yani.”
Serhat Evin’i kendine çekti. Alnına bir öpücük kondurdu:
“Aferin güzelim. Uzak dur.”
Evin bir şey dememiş, abisine sarılmıştı. Ama bilmiyordu ki, bu konuştuğu büyük lafları zamanı gelince bir bir yutacaktı. Hemde öyle böyle değil.
Onlar sarılırken Gülay terasa çıktı. Kapıdan onlara baktı:
“Gelebilir miyim?”
İkiside Gülay’a baktı. Serhat tek kolunu yukarı kaldırdı:
“Gel.”
Gülay koşarak geldi. Serhat’ın diğer kolunun altına da o girdi. Serhat ikisine birden sarılmıştı. Önce Gülay’ın, sonra Evin’in başını öptü:
“Başımın belaları.”
Gülay huysuzlandı:
“Ne bela olduk sana?”
Serhat güldü:
“Valla hiç normaliniz yok ki. Hep dert, hep bela.”
Evin Serhat’ın kolunun altından çıktı. Onları göz ucuyla süzdü:
“Neyse bana müsaade. Siz şimdi öpüşürsünüz falan. Ben gideyim de rahat öpüşün.”
“Evin. Kaşınma abicim.”
“Hiç niyetim yok abicim. Hem gidip depresyona gireceğim daha. Kolayı alkol sanarak içeceğim. Çubuk krakeride sigara yerine koyarım artık.”
“Lan Evin..”
Serhat sesini yükseltmişti. Evin hızla teras kapısına yürüdü. İçeri girince, onlara baktı:
“Sizde artık birbirinizi emcükleyin.”
Gülay ayağındaki terliği çıkarıp, arkasından fırlattı. İsabet etmemişti ama Serhat bu durumu sesli gülmüştü. İkiside onun kıymetlileriydi. İkisinede zarar gelsin istemiyordu.
Gülay’ı Evin hakkında konuşması için zorlamıştı. Ama Gülay ondan fazlasını bilmediğini savunmuştu. Halbuki öyle değildi. Ama bunu Serhat’ın bilmesi gerekmiyordu. Serhat arkadaşının bekarlığa vedasını söyleyerek evden çıkmıştı. Meyhaneye gidecekti. Gülay’ın içine kurt düşmüştü bir kere. Canı sıkılmıştı.
Hızla aşağı, Evin’in odasına gitmişti. O kadar kafası doluydu ki kapıyı çalmadan içeri girdi. İçeri girdiğinde Evin dediği gibi kola almış, çekirdek yiyerek film izliyordu. Hem çekirdek çitliyor hem küfrederek ağlıyordu. Gülay’ı görünce başını kaldırdı. Ona boydan bir bakış attı:
“Ne oldu?”
Gülay ona şaşkınca bakıyordu:
“Asıl sana ne oldu?”
Evin ağzındaki çekirdek kabuğunu tükürdü:
“Depresyona gireyim dedim, ama galiba o bana girdi.”
Gülay gülse mi, üzülse mi bilemedi. Yanına gelip oturdu:
“Neden?”
“Ne bileyim? Canım sıkıldı.”
Evin Gülay’a da çekirdek uzatmıştı. Gülay elindeki çekirdekleri aldı, filme baktı:
“İyide neden? Canı sıkılan depresyona mı giriyor?”
“Ben nerden bileyim? Öyledir diye düşündüm.”
“Ne izliyorsun?”
“Aşk filmi değil bir kere. Ama çok duygusal.”
Gülay’da filmi izlemeye başlamıştı. Bir süre sonra Evin Gülay’a baktı. O da ağlıyordu:
“Sen neden gelmiştin?”
“Galiba bende depresyona girdim.”
“Sen niye girdin?”
“Kocam bekarlığa vedaya gitti.”
Evin yeniden çekirdek kabuğunu tükürdü:
“Ne?”
“Evet. Arkadaşı evleniyormuş. Sen biliyor musun kim arkadaşı?”
“Metin abi. Ama veda falan ne alaka?”
“Bende bilmiyorum. Meyhaneye gittiler.”
“Allahallah.”
Gülay elindeki çekirdekleri tekrar tabağa koydu. Burnunu çekerek konuştu:
“Evin bunlar dansöz falan tutmamışlardır değil mi?”
“Yok daha neler? Onlar genelde eskort getirir.”
Gülay’ın tükürüğü boğazına kaçmıştı. Öksürmeye başladı. Evin telaşlandı. Eliyle Gülay’ın sırtına vurdu:
“Kız şaka yaptım. Sakin ol.”
Gülay zorla kendine gelmişti:
“Ben hiç sakin değilim, olamamda. Bana yardım etmek ister misin?”
Evin tek kaşını kaldırdı:
“Ne için?”
“Meyhaneye gidelim.”
“Meyhaneye?”
“Evet. Gidip bakalım ne yapıyorlar?”
“Saçmalama istersen Gülay.”
Evin hem böyle söylüyor, hemde ayağa kalkmış hazırlanıyordu.
“İçim hiç rahat değil Evin.”
“Bak o dediğin şey saçma, yani dansözdü, karıydı, kızdı. Boşa kuruntu yapıyorsun.”
“Gidip bakalım işte. Saçma mı değil mi görürüz.”
Evin son kez uyarmıştı. Baktı ki Gülay kararlı montunu aldı:
“Gidelim madem. Hem az eğleniriz.”
“Ben can derdindeyim, sen eğlenme derdindesin Evin.”
Gülay tripli konuşmuştu. Evin ona bakıp güldü:
“Kız o anlamda değil. Gece gece meyhane basacağız. Bundan iyi eğlence mi olur?”
Gülay’da gülmüştü. Hemen yukarı çıkıp, montunu giydi. Evin şoför koltuğuna geçmişti. Meyhanenin sokağına gelince durdular. Gülay arabada Serhat’ı aradı. Açmadı. Yeniden arayınca açtı:
“Nerdesin? Neden açmadın telefonu?”
“Tuvaletteydim Gülay. Bir şey mi oldu?”
İçeriden çok yüksek müzik sesi geliyordu. Gülay sesini bir tık yumuşattı:
“Uykum gelmedi de. Sen ne zaman geleceksin?”
“Bir saate gelirim. Neden uykun gelmedi senin?”
“Neyse benim uykum geldi, yatıyorum ben.”
Gülay telefonu kulağından çekmişti, ama içeriden gelen kadın sesiyle yeniden kulağına götürdü. Serhat çok beklemeden kapatmıştı. Gülay duyacağını duymuştu:
“Bak demiştim. İçimde kötü bir his var diye. Bunlar masumca parti yapmıyorlar.”
Evin’de Gülay’a hak vermişti. Arabadan inip meyhaneye doğru yürüdüler. Evin meyhanenin çapraz karşısında Tufan’ın arabasını gördü. O da mı gelmişti yani? Biraz daha yaklaşınca daha net gördü. Tufan arabadaydı, yanında birisi vardı.
Gülay’da farketmişti. Evin sinirle Gülay’a baktı:
“Sen git kocanı bas. Bende şuna bir basayım.”