Eray

1159 Words
Fatma’nın elindeki bardak yere düşmüş, tuz buz olmuştu. Ramazan’da duyduklarına inanamıyordu: “Ne saçmalıyorsun abla sen?” Kadın derin bir nefes aldı: “Ben Çiçek teyzenin arkadaşının kızıyım. Adım Serap. Çiçek teyze, çocuğun senden olmadığını başkasından olduğunu söyledi. Bana bebeği, ölen bir bebekle değiştirmemi söyledi. Başta kabul etmedim ama…” “Aması ne?” Fatma hanım sormuştu. Serap, Fatma’ya baktı bu sefer: “Anamdan girdi, babamdan çıktı, bir şekilde ikna etti işte beni.” Cebinden küpeleri çıkarıp uzattı: “Bunları verdi bana.” Ramazan küpeleri tanımıştı. Sinirle baktı kadının yüzüne: “Ben seni ömrümde hiç görmedim Ramazan. Tanımam, bilmemde. Anneni tanırım bir. O zamanlar şeytana uydum. Yaptım bir hata. Ama şimdi, Allah’ta benim belamı verdi. Akciğer kanseri oldum. Beynime sıçradı. Hiç kurtuluşum yok. Ölüyorum. Yavaş yavaş, acı çeke çeke. Sizden helallik istemeye hakkım yok biliyorum. Ama ölmeden gerçekleri söylemek istedim. Oğlunuzla kavuşun istedim.” “Oğlumuz?” Ramazan ikinci bir şaşkınlığı yaşıyordu. Çünkü onlara kız bebek cenazesi verilmişti. “Evet. Sizin çocuğunuz erkekti.” Ramazan sinirle kadının yakasından tuttu: “Nerde? Oğluma ne yaptınız?” “Siverek’te görev yapan bir öğretmen vardı. Çocukları olmuyordu. Onlara verdim. Ama şimdi nerdeler, ne yapıyorlar bilmiyorum?” “Adı yok mu bu öğretmenin?” “Erdeniz. Erdeniz Bozkan. Ama dediğim gibi nerdeler bilmiyorum. Atatürk ilkokulundaydı. Hala orda mı bilmiyorum.” Ramazan kadının yakasını bırakmıştı. Ama ona tiksintiyle bakıyordu: “Ulan.. ulan insan mısınız be siz? İnsan bunu düşmanına bile yapmaz. Siz insan bile değilsiniz?” “Beni affetmeyeceğinizi biliyorum. Dediğim gibi hakkınızı helal de etmeyeceksiniz…” Fatma bu sefer konuştu: “Helallik mi? Sen birde utanmadan helallik mi isteyeceksin?” Fatma’nın yanaklarından yaşlar süzülürken, boğazından küçük bir hıçkırık kaçtı: “Ama… ama sana dua edeceğim.” Serap bunu beklemiyordu. Gözleri bir an parladı, ama hemen söndü. Çünkü Fatma’nın son sözü onu mahvetmişti: “Şimdi değil. Öleceğin günü bekleyeceğim. O gün geldiğinde, ellerimi havaya kaldıracağım. ‘Allah’ım sana bir misafir gönderdim, bugün ondan hakkımı al’ diyeceğim. Beni evladımla sınadınız. Onun acısını yaşattınız. Size beddua dahi etmeyeceğim. Hakkımı Allah’a bırakıyorum. O nasıl olsa alacak sizden.” Serap bu laflara yıkılsada, Fatma sonuna kadar haklıydı. Acı dolu bir tebessüm etti: “İnşallah bulursunuz onu. İnşallah kavuşursunuz oğlunuza.” Onlar artık tek kelime bile etmemişlerdi. Serap arkasını dönüp ağlaya ağlaya uzaklaştı. Bir nebze olsun hafiflemişti. Artık huzurla ölebilirdi. Serap gittikten sonra, ikili birbirine sarılıp ağladı. Ne çok acı çekmişlerdi. Kendi evlatlarıyla sınanmışlardı. Kahrolmuşlardı. Bu da yetmezmiş gibi, Farma iftiraya uğramıştı. Namusuna laf edilmişti. Hemde bizzat Ramazan’ın annesi tarafından. İnsan anne babasını seçemezdi. Ama bir annede evladına bu kötülüğü yapacak kadar vicdansız olamazdı. Ramazan, Fatma’yı bağrına bastı: “Özür dilerim gülüm. Hepsi benim yüzümden oldu.” Fatma ağlarken, geri çekilip Ramazan’a baktı: “Senin ne suçun var Ramazan?” “En büyük suç benim hemde. Ben size sahip çıkamadım. Anam… anam askerdeyken, bana üstün körü bir şeyler demişti. Ben anlamadım. Benim salak kafam basmadı.” Ramazan kafasına vuruyordu. Fatma elini tuttu: “Bu bizim kaderimizde vardı belkide. Oğlumuzu bulalım Ramazan. Gidip oğlumu bulalım. Getirelim evimize.” Ramazan Fatma’nın alnına bir öpücük kondurdu: “Bulalım gülüm, bulalım.” Ramazan telefonu eline alıp, Sıddık abisini aradı. Durumu anlattı. Onun eli kolu uzundu. Onlara o yardım edebilirdi. Adam olumlu karşılamış, sonuna kadar destek olacağını söylemişti. Heyecanla çıktılar yola. Siverek zaten uzak değildi. İlk önce okula gittiler. Zaten bildikleri tek yerde orası. Müdür odasına girdiler. Müdür onları karşılamış, çay ikram etmişti. Ramazan çayından bir iki yudum aldı: “Müdür bey. Bir Erdeniz hocayı arıyoruz. Erdeniz Bozkan.” Müdür ona bakıp tebessüm etti: “Erdeniz hoca burada değil maalesef. İki yıl önce tayinini istedi. Ayrıldı buradan.” Fatma elini kalbine götürmüştü. Gözleri dolmuştu. Ramazan’ında ondan aşağı kalır yanı yoktu. Müdür onlara dikkatle baktı: “Siz, neden sordunuz Erdeniz hocayı? O iyi bir adamdı, kimseyle derdi falan yoktu.” “Kötü bir şey değil, merak etmeyin. Biz onunla yabancı değiliz. Aynı cana sahibiz.” O can oğullarından başkası değildi. Onların canı, şimdi başkasının canı olmuştu. Haksız sayılmazdı yani. “Tayini nereye çıktı peki? Onu öğrenebilir miyiz?” Müdür tekrar ikisini süzdü. Öyle kötü insanlara benzemiyorlardı. Bilgisayarına baktı: “Çorlu’ya çıkmıştı tayini. Feyzi Çakmak ilkokulu.” İkili birbirine baktı. Teşekkür ederek çıktılar odadan. Okuldanda çıktılar. Fatma, Ramazan’ın kolunu tuttu: “Ne olursa olsun, bende geleceğim Ramazan.” Fatma onu götürmek istemeyeceğini biliyordu. Ondan önce davranmış, gitmek için ısrar etmişti. Eve geri döndüler. Çantalarını hazırladılar. Yarın yola çıkacaklardı. Ramazan hiç rahat değildi. Ama Fatma o kadar ısrar etmişti ki, mecbur kalmıştı onu götürmeye. Yol git git bitmiyordu. Az değildi ki, ülkenin bir ucundaydı resmen. __ Yolda durarak gitmişlerdi. Ve Çorlu’ya varmaları bir buçuk günü bulmuştu. Nihayet vardıklarında akşam olmuştu. Okul kapalı olduğundan, bir otele gittiler. Önce yemek yediler. Sonra duş alıp dinlendiler. Aslında Ramazan, Fatma’yı dışarı çıkarmayı düşünmüştü, ama ayakları şiştiği için kıyamamıştı. Sabahı zor ettiler. İkisinide gözüne uyku girmemişti. Sabah Fatma kahvaltı etmek istememişti. İçindeki heyecan onda iştah bırakmamıştı. Ramazan’ın ısrarı üzerine bir iki lokma yemişti. Ramazan karısına o kadar ısrar etmişti, ama kendisi hiç bir şey yiyememişti. O Fatma’dan daha beter durumdaydı. Okula gittiklerinde başta bilgi alamadılar. Ramazan müdüre olanları açık açık anlatmıştı. Müdür şaşkınlık ve üzüntüyle dinlemişti onu. En son vicdanı el vermemişti: “Durumunuza çok üzüldüm Ramazan bey. Ne denilir böyle bir şeye hiç bilmiyorum. Ama size gerçekleri anlatacağım.” Ramazan gözündeki yaşı sildi. Gülerek konuştu: “Allah sizden razı olsun müdür bey.” Müdür üzgün bir nefes verdi: “Anlatacağım, anlatmasına ama sevineceğinizi sanmıyorum.” İkisi ne demek istediğini anlamamıştı. Hayretle birbirine baktılar: “Ne demek istiyorsunuz müdür bey?” Müdür bir yudum su içti: “Erdeniz hocanın evlatlık bir oğlu vardı. Adı Eray’dı. Ama… Ama Erdeniz hocanın karısı kansere yakalandı. Çok yaşamadı maalesefki. Erken yaşta göçtü, gerçek dünyaya.” Ramazan elini kalbine götürdü. Kalbi durmuş gibiydi. Atmıyordu sanki. Nefesi kesilmiş gibi hissediyordu: “So- sonra?” “Sonra, Erdeniz hoca bakamadı çocuğa. Aileside kabul etmemiş galiba, bilmiyorum o kadarı, tahmin ediyorum sadece. Yetimhaneye bıraktı Eray’ı. Kendisi mesleği bırakıp, eşinin memleketine yerleşti. Şimdi ne yapar, ne eder bilmiyorum ama.” “Peki… Ne zaman bıraktı yetimhaneye?” “Çocuk bir yaşını geçmişti, ya da yakındı. Tam hatırlamıyorum.” Ramazan’ın konuşacak dermanı kalmamıştı. Asıl sınavları şimdi başlıyordu. Fatma ağlayarak konuştu: “Hangi yetimhane olduğunu öğrenebilir miyiz?” “Kapaklı’da olması lazım. Orada bir tane var zaten. Oraya vermişti çocuğu.” İkili bu okuldanda eli boş ayrıldılar. Büyük heyecanla gittikleri, yerlerden büyük yıkımla dönmüşlerdi. İçlerinde hala o heyecan vardı, ama yine bir şey çıkacak diye korkuları daha büyüktü. Kapaklı’la gittiklerinde. Yetimhaneyi biraz zor bulmuşlardı. Neredeyse kapanmak üzereydi. Israrla, zor bela girmişlerdi içeri. Müdürün odasına girdiklerinde, ikisinde içinde büyük bir boşluk oluşmuştu. El ele tutuştulat. Buradaki müdürede olanları eksiksiz anlattılar. Müdür bayandı. Dinlerken, onlar gibi ağlamıştı. Bilgisayardan kayıtlara baktı. “Ramazan bey, Fatma hanım. Hikayeniz çok acı. Bir anne bunu nasıl yapabilir aklım almıyor.” “Oğlumuzu görebilme şansımız var mı müdüre hanım.” Bu sefer bu soruyu Fatma sormuştu. Müdür ellerini masanın üzerinde birleştirdi. Parmaklarını birbirine doladı: “Bunun bende çok isterdim Fatma hanım. Ama oğlunuz Eray iki ay önce evlatlık verilmiş.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD