Timur'dan...
Tam üç hafta sonra 25 yaşımdan gün alacaktım. Bunca zaman birden fazla erkeksi dürtüyle baş etmiş, birçok karmaşık durumdan hasar almadan çıkmıştım. Hayatımda pişmanlık duyduğum tek bir hatam vardı. O da babımla aramı açan, hatırladıkça ağzımda kekremsi bir tat bırakan hata. Birilerine göre benim hiçbir suçum yoktu ancak babam, bunu bir türlü kabullenememiş ve eğer ben fırsat vermeseydim bütün bu yaşananlar olmazmış gibi davranmıştı. Sırf babamın gözünden düştüğüme inandığım için bütün suçu sahiplenmiş ve uzun bir zaman kendime eziyet etmiştim.
Lise son sınıfta, üniversite sınavından hemen sonra babamın askeriyeden dostları ile birlikte Ören Askeri kampına gitmiş ve bütün yazı orada geçirmiştik. Bana kalsa gereksiz bir hadiseydi başlarda. Ama zaman geçtikçe kurduğum arkadaşlıklar, maceralı tekne turları ve asker çocuklarının genellikle sahip olduğu o asi baş kaldırışın yaptırdığı hatalar, kampı sevmem için yetip artmıştı. Taa ki babamın devre arkadaşlarından birinin kızı, gece yüzmek için gittiğimiz sahilde bana aşkını ilan edip, beklediği karşılığı alamayınca gruptaki gençlerin dalga konusu olana kadar. Sonra da üzerindeki gülüşmeleri bıçak gibi kesen salakça bir hata yapmıştı. Bizim iddiasına girip de bir türlü cesaret edemediğimiz kayalıktan denize atlamış ve bu atlayış belinin kırılmasıyla sonuçlanmıştı. O harika başlayan yaz mevsimi, hatırladıkça iliklerimizi üşütür hale sokmaya yetiyordu şimdilerde. Babam da kendine göre haklıydı. Onu belki o kalabalığın içinde reddetmeyip insanları ona güldürmeseydim gururu bu kadar kırılmayacaktı. Ama ben kimseyi onunla dalga geçmeleri için cesaretlendirmemiştim ki. 18 yaşında, kanı deli akan bir ergendim o tarihte. Ailesinin tek oğlu, göz bebeği, babasının medarı iftiharı, annesinin paşası yeni yetme bir delikanlı. Hoşlanmadığım birine boşuna ümit vermemekti aslında niyetim. Belki yanlıştı davranışım, belki de yersiz bir tepki vermiştim ama dediğim gibi o an aklıma başka türlüsü gelmemişti işte.
Bu sabah uyanıp da onu yeniden bu evde görebileceğim aklıma geldiğinde sebepsiz bir tebessüm belirmişti yüzümde. Babamın çaprazımdaki koltuğa oturup beni seyrettiğini bilmiyordum. "Ne sırıtıyorsun ulan gevşek?" demeseydi de belki de farkına bile varmayacaktım. "Bir şey olduğu yok. Güzel bir rüya gördüm sadece. Yoksa o da mı yasak bana?" diye sormam nedense yüzünü düşürmüştü. O da içten içe suçlu olmadığımı biliyordu ama devre arkadaşının ona sarf ettiği kırıcı sözleri hala yedirememişti kendine. Acılı bir babanın dilinden dökülenler babamın bütün dengesini bozmuştu.
Daha fazla konuşmadık ve ikimiz de sessizce mutfaktaki kahvaltı masasına yerleştik. Annem yine bütün marifetlerini konuşturmuştu. Sofradaki patates kızartmasından bir parça aldığımda babam öfke ile bakmış ve ardından kendisi de bir tane almıştı. Biliyordum benimle yaptığı tatlı atışmaları o da özlüyor fakat o gece beni sözleriyle yerle bir etmiş olmanın pişmanlığını bir türlü dile getiremiyordu. Aramızda aşmamız gereken bir çok şey vardı ve ne hikmetse ikimiz de ilk adımı atan taraf olmaktan kaçınıyorduk.
Kısa bir süre sonra mutfağın açıldığı koridordan kibar adım sesleri gelmeye başladı. Biri annemdi, diğeri de o. Yeşil gözlü, güzel yüzlü kız. Babamın ısrarla Timur abin demesi canımı öyle sıkmıştı ki, dün gece aklıma geldiğinde elime aldığım çatalı hınçla sıkmıştım. Daha ilk dakikadan aramıza aşılmaz bir mesafe koyduğunun farkında mıydı bu adam? Hiç mi düşünememişti bu iki gencin arasında ileride hoş bir beraberlik yaşanır diye? Ben kendimi öyle kaptırmıştım ki bu duruma, annemin sofrada Dane'ye takılma sesleriyle ancak kendime gelebilmiştim. Takılmakta haklıydı da üstelik. Deyim yerindeyse kuş gibi lokmalar alıyor, onları da dakikalarca çiğniyordu. Onun bu mahcup halleri onu korumam gerektiği konusunda adeta beni kamçılıyordu. Yaşadığı evde sürekli bastırılmış, istekleri yok sayılmış, ve bir birey olmasına asla izin verilmemişti. Bütün cesaretini toplayıp geldiği yerde ise aynı durumlarla yeniden karşılaşırım korkusuyla kendini kapatması, bir nevi korumaya alması belki anlaşılır bir şeydi ama onu böyle görmek insanın kanına dokunuyordu. Kahvaltı bitince annem sofrayı toplama işini yine ustalıkla bize kilitledi ve yeni oyun arkadaşını da alarak salona geçti. Oyun arkadaşı diyorum çünkü dışarıdan bakan herkes, Semiha hanımın özlemini çektiği kız çocuğuna sonunda kavuştuğunu görebilirdi.
Ellerimi yıkamak için lavaboya adımladığım sırada annemin yeni serzenişlerini işittim. Onun için alışveriş yapmak istediğinden ve bu durumun herhangi bir garipliği olmadığından bahsedip duruyordu. Yine öyle bir heyecana kapılmıştı ki, karşısındaki kızı ürküttüğünün farkında bile değildi. Çarşıya bırakma işini babam üstlendiğinde ben de evime uğrayıp, son fotoğrafları gazeteye yollamak için çıktım. Motorun sağını solunu kontrol ettiğim sırada, birinci kattaki haddinden fazla neşeli bulduğum genç kız bana seslenip, "Timur abi misafiriniz mi var? Abimle akşam gördük de merak ettik. Daha önce size gelmiş miydi? Biz mi hatırlayamadık acaba?" diye, birbirine benzeyen bir çok soru sorup kafamı salça etmişti. Ama benim asıl canımı sıkan söz, "abimle beraber gördük ve merak ettik." demesiydi. Annemden sık sık duyardım o Tekin denen çocuğun pek de tekin olmadığını, kız analarının ya da babalarının sık sık kapılarına dayanıp hesaplar sorduğunu. Ne yani, biz şimdi bir kurdun olduğu binaya masum bir kuzu mu getirmiştik? Onu korumak, kollamak isterken belaya mı bulaştırmıştık? İçten içe babamın olumsuz bir şey yaşanmasına müsaade etmeyeceğini düşünsem de içimi garip bir huzursuzluk kaplamıştı. Benden hala bir yanıt bekleyen kıza dönüp olanca ciddiyetimle yanıt verdim. "Evet ilk defa geliyor abicim ve bizim için oldukça kıymetli biri. O pencerenin ardına saklanıp da bizi dinleyen abine söyle, eğer etrafına on metreden fazla yaklaşırsa götünden kan alırım. Hadi selametle." Deyip kaskı kafama geçirdim ve aklımı kurcalayan onlarca soruyla kendi daireme doğru yol aldım. Anlaşılan baba evi ile kendi evim arasında daha çok gidip gelecektim.
Eve nihayet geldiğimde hızlıca maillerimi kontrol ettim ve göndermem gereken dosyaları gazeteye gönderdim. Günlerdir açmadığım mail gözüme tekrar ilişince bir süre mail ikonu ile bakıştım fakat, açamayı yine başka zamana erteleyip kendimi dışarı attım. Şimdi sırada babamı ikna edip, hanım efendileri alma işini üstlenmek vardı. İkisini motorla götüremeyeceğim için de babamın arabasını almam gerekiyordu. Kıymetli arabasını, anneme bile vermeye kıyamadığı ceylanı. Gerçi anneme vermemekle yerden göğe kadar haklıydı ama söz konusu olan da annemdi bir yerde. Uğruna ölürüm dediği kadındı.
Babamı aradığımda istediğim şeye garip bir şekilde karşı gelmedi. Hatta bana konum atıp yarım saat içinde yanında olup olamayacağını sordu. Onun bu ılımlı yaklaşımına sık sık şahit olmadığım için elimi çabuk tutup, dediği zamandan önce vardım yanına. Arabanın anahtarını bekletmeden elime tutuşturup, daha önce görmediğim arkadaşının arabasına binerek uzaklaştı. Neler olduğuna daha sonra kafa yormayı düşünüp, evlerine yakın olan ve annemin sık sık gittiği AVM'nin yolunu tuttum. Babamın söylediğine göre yarım saat sonra onu otopark girişinde bekleyeceklerdi.
Arabayı uygun bir yere bırakıp çıkmalarını beklemeye başladım. Çok geçmeden çıkış kapısında göründüklerinde, mütebessim bir şekilde gök yüzüne bakıp havayı derince soluyan kıza takılıp kalmıştım. Anlaşılan o da benim gibi kapalı ortamları pek sevmiyordu. Onunla birlikte annem de beni fark ettiği için kendime çeki düzen verdim ve yanlarına doğru adımladım. Geliş sebebimi söyledikten sonra, ben hariç çevredeki her yere bakan küçük hanım sayesinde annemin anahtarı kapıp sürücü koltuğuna geçmesine engel olamamıştım. Ben alışkındım ama onun gibi ürkek biri annem sayesinde bir daha motorlu hiçbir taşıta binmek istemeyebilirdi. Keza evin önüne sağ salim vardığımızda kireç gibi bembeyaz olan yüzü bunun kanıtıydı. Annem hiçbir şey yapmamış gibi çantaları elime tutuşturup meraklı komşularının yanına gidince onunla yalnız kalmıştım. O da annemin gidişine takılmış ve benimle ne yapacağını bilmediği için yerinde huzursuzca kımıldanmıştı. Onu bu kadar tedirgin edecek ne yapmış olabilirdim ki? Benden hoşlanmadığı fikri canımı yeterince sıkarken, bir de istemeden onu ürkütmüş olabileceğim düşüncesi sinirlerimi iyice geriyordu. Tam ağzımı açıp ona nedenini soracakken, birinci katın penceresinde Tekin denen o çocuğun arkası ona dönük olan kızı merak ve iştahla süzdüğünü gördüm. Benim onu gördüğümü henüz fark etmemişti ama daha fazla bu manzaraya katlanamazdım. Biraz ısrarcı, biraz da ültimatom dolu bir üslupla onu eve çıkmaya ikna ettim. Niyetim onun ardından o şerefsizi aşağı çağırıp bir güzel benzetmekti. Ne site sakinleri ne de kaç yıllık komşuluk safsatası umumda bile değildi. O saf ve temiz kızın, o şerefsizin elinde oyuncak olabilme ihtimali damarlarımdaki bütün kanın kızgın bir lava dönüşmesine yetmişti. Bu öngörümde ne kadar haklı olduğumu, ilerleyen zamanlarda ne yazık ki acı bir şekilde öğrenecektim...