9.BÖLÜM

1323 Words
Ben sevmiştim. Ben aşık olmuştum. Evet buna inanıyordum artık. O adamı sevdiğim o gün zihnime dolan görüntülerden belliydi zaten. Aksi inkar edilemez bir durumdu. Bir hayat paylaşıyordum ben onunla. Öğrendiğim kadarıyla 6 senedir hayatımdaydı bu adam benim. Koskoca altı sene. Tek varolduğum, tek başıma mücadele ettiğim zamanlar bile o adam bizim günümüzde varmış. Bensiz, beni hissederek 2 sene beraberliğimizi çocuklarımızla kutlamış. Bunu, bunu duyduğumda o kadar kötü olmuştum ki tarifi yoktu. Sanki, sanki o an kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı. Barut hiçbir zaman ben yokum gibi davranmamış. "işte öyle kızım. O dağ gibi adam senin yokluğum da bunları çekti. Ne olursa olsun seninle açtı gözlerini yeni güne. Her gün, her saat oturup anlatırdı çocuklara seni. Duyardım hep. Çocuklara ben baktım belli süre. Sensiz Alya çok huysuzlanırdı. Asrın ise daha 2 aylık bebeydi bilmezdi. Çok aradı ama yavrucak sütünü. Ne süt anneler bulup getirdik de kabul etmedi. O zamanlar dedi Barut beyim 'olmaz izin vermem' diye de zaten çocuk da kabul etmedi. Elden geldiğince mamayla bekledik getirdik bugüne. İşte sonrada sen geldin. Kocan da evlatlarında aydınlandı. Hepsinin yüzü güler oldu. Sensiz matem eviydi. Barut beyim matemdeydi. Yine de evlatları yanında hep güldü. Sevgisini mahrum bırakmadı. Senin emanetlerini sahip çıkıp yavrularını korudu kol kanat gerdi. Dersin şimdi zaten bunu yapmak zorunda diye de. Yok be kızım. Görmüyor muyuz televizyonlarda neyin. Millet karısı gidince, ölünce çocuklarını sahipsiz bırakıveriyor. Ama Barut beyim. 2 kol yetmedi 4 kolla sarıldı yavrularına. Bir parça yüzleri gülsün diye şebek oldu ellerinde. " Emine anne soluksuz konuşurken dolan gözlerimi saklamak için tavana baktım. Bu adam gerçekten başkaydı. Ne olursa olsun yavrularına sahip çıkan bir adamdı, bunu anlamıştım. Ona hayranlığım biraz daha arttığını hissettiğim de boynuma dolan kollarda hüzünlü halim hemen dağıldı. O atölye de zaman geçirdikten sonra daha çok bağlandım çocuklarıma. İçimdeki bir sürü şüphe uçup gitti. Kızıma kollarımı dolarken bacaklarıma deyen ellerle daha çok gülümsedim. Bit kolumla da oğlumu kucağıma çekip oturttum. "Allah mutluluğunuzu daim etsin " diye mırıldanıp sessizce yanımdan ayrılan emine annenin arkasından tebessüm ettim. Kızım tatlı tatlı konuşmaya başladığın da oğlum yine başını göğsüme yaslamıştı." anne biz babamla resim yaptık. Ben babamın yüzünü boyadım biliyor musun. Sonra Asrın uyandı babamda kardeşimi merdivenlerden indirip banyo yapmaya gitti" Kızımı dinlerken büyük keyif alıyordum. 5 yaşında olmasına rağmen kelimeleri yutup duraksıyordu. Hatta heyecanlanınca gözlerini kocaman açıyor, bir şey anlatırken ise ellerini ve mimiklerini kullanıyordu. Kızımı da oğlumu da bu kısa sürede çözmüştüm işte. Oğlum ne kadar sessiz sakin bir çocuksa kızım da o kadar hareketli ve konuşkan. Asrın çok gülmeyi sevmeyen bir çocukken Alya sürekli gülüyordu. "oh oh topladın çocukları başına benim de pabucumu dama attırdın. " Barut söylene söylene içeri girerken biz kızımla hemen kıkırdamaya başlamıştık. Asrın ise. Babasını görür görmez hareketlenmişti. Oğlan çocukları anneye düşkün diyenlerin lafına katiyen inanmıyordum işte. Çünkü oğlum tam bir baba aşığıydı. Barut hızlı adımlarla yanımıza gelip ona yönelmeye çalışan Asrın'ı bir çırpıda kucağına alıp yanıma kuruldu. Sonra aniden kokusu geldi burnuma. Nane gibi kokuyordu. Kokusunu derince içime çektiğim de sanki daha önce bu kokuyu biliyor gibiydim. Birsen başıma bir ağrı saplandı. Elim hızlıca başıma giderken acıyla inledim. Kolumdaki ağırlık yok olduğun da birden bedenimi bir titreme sardı. Gözlerim kararırken zihnimde bir anı oluştu. "umm yine bir nane kokusu alıyorum" başımı kaldırdığım da Barut ıslak saçlarıyla önümde dikiliyordu. Şiş karnımın el verdiğince doğrulmaya çalıştım. Fakat kocam benden önce davranıp belimden tutup beni doğrulttu. Sırtıma bir yastık bırakıp "yeni duş aldım" dedi karşıma otururken. Elimi ıslak saçlarına geçirip "saçlarını kurut sevgilim hasta olursun sonra" dedim. Barut elimi tutup bir öpücük kondurdu. "sen bana bakarsan olabilirim "dediğinde sırıtıyordu. Dudaklarımı büküp" sen hasta olursan kızımızın istediklerini kim alıp gelecek " dedim. Barut hızlıca dudaklarıma bir öpücük bırakıp eliyle şiş karnımı okşadı. Eli hala karnımdayken" ölüm döşeğinde de olsam kızımın istediklerini bulur gelirim ben" dediğinde hızlıca Barut 'un dudaklarına vurdum. "tövbe de be adam. O ne biçim laf. " dediğimde gözlerim dolmuştu. Ben bu adamı canımdan çok severken ölmesi beni diri diri toprağa gömerdi. Kocam karnıma dikkat ederek beni kollarının arasına aldığında "şaka yaptım güzelim. " diye fısıldadı. Yanağımdan bir damla süzülürken burnumu boynuna dayayıp o içimi açan nane kokusunu derince çektim. Kollarımı boynuna dolayıp "bırakma beni. Hiç bırakma. Ne olursa olsun bırakma. Ben sensiz, sen olmadan yaşayamam" diye fısıldadım. Barut kendini geri çekip büyük elleriyle yüzümü avuçladı. "asıl sen bu lafı etme. Ve bana söz ver. Ben olsam da olmasam da hep güçlü bir kadın olacaksın. Ne olursa olsun dik duracaksın. Çünkü bizim bir yavrumuz olacak. Ben bir gün varım, belki de bir gün sonra olmayacağım. Eğer bir gün olmazsam ayakta kalacağına kızımıza güçlü bir anne olacağına söz ver. " göz yaşlarım yanaklarım dan hızlı hızlı akarken" yapamam ben. Ben sensiz olamam ki" dedim. Barut o sert ifadesine geri dönüp kaşlarını çattı. "o lafı unut. Unutacaksın! Ben olmasam da yaşayacak evladımıza sahip çıkacaksın. Bunu yapacaksın Bahar. Biliyorsun nedenleri" "Bahar! Bahar'ım kendine gel. Aç güzelim gözlerini. Korkutma beni" Derinden gelen sesle zihnimdeki görüntü yavaş yavaş yok oldu. Sanki gözlerimin önünde bir sis bulutu vardı. "güzelim kendine gel" diyen sesle sanki yavaş yavaş netleşiyordu her şey. Derin bir nefes çektim ciğerlerime. Gözlerimi sım sıkı yumup geri açtım. Başımda inanılmaz bir ağrı vardı. Gözlerimi geri açtığım da her şey daha netti şimdi. Önce ellerimdeki sıcaklıkları hissettim. Başımı eydiğim de ellerimi sım sıkı tutmuş bir çift el gördüm. O büyük ellerim üzerinde ise bir iki damla kan. Yeniden bir damla daha aktığında o kanın bana ait olduğunu anladım. Yine bir atak gelmişti galiba. Sonra ansızın onu hala korkutmamak için "iyiyim" diye fısıldadım. Başımı hafif çevirdiğim de Barut 'un dolmuş gözleriyle karşı karşıya geldim. Barut benim için ağlamıştı. Gözlerimin içine acıyla baktığın da "bizi bırakma" diye fısıldadım. "ben hiçbir şey hatırlamıyorum. Hatırlamam zaman alıyor. Sana söz verdim ama bizi yalnız bırakma. Ben her şeyin üstesinden tek başıma gelemem" Barut yeniden bir şey hatırladığımı anlayınca önce gözleri ışıldadı sonra o ışıltı aniden söndü. Kaşlarım çatılınca "hatırlıyorsun" dedi. Başımı salladığımda "hatırlamanı istemiyorum" dedi sert sesle devam etti. "her zaman böyle olacaksan hatırlama" Başımı yavaşça geriye eyip göğsüne yaslandım. Nefeslerim hala hızlıydı. Sanki saatlerce koşmuş gibi nefesler çekiyordum içime. Haklıydı aslında. Her atakta bunlar oluyordu. Doktor söylemişti ihtimaller olabilir. Farklı şekillerde yollar var diye ama benim ki çok acılı bir süreçti. Resmen kalbim yerinden çıkacak gibi atıp duruyordu bu durumda. Başımda inanılmaz bir ağrı oluşuyordu ve sürekli burnum kanıyordu. Sıcak göğsü beni mayıştırırırken gözlerimi kapadım. Yorgun düşmüştü bedenim. Sanki saatlerce yük taşımış koşmuş gibi bir yorgunluk vardı. ** Sabah gözlerimi açtığımda kendime gelmem uzun sürmedi. Sanki bütün yorgunluğum bir uykuyla uçup gitmişti. Ve bir kaç eksik hissettim yanımda. Her sabah uyanır uyanmaz yanıma gelen kızım ve oğlum odaya gelmemişti. Zaten Barut da yanımda kalmıyordu. Nedeni ise her ne kadar kocam olsada kocam olduğunu bilsem de ben hazır değildim. Bunu eve kanıtlarla geldiğimiz gün konuşmuş ve anlaşmıştık. O yan odada kalıyordu. Beni anlayışla karşılamıştı. En azından ben ona tamamen alışıncaya kadar. Yataktan dirseklerimin üzerinde kalkıp kendimi yukarı çektim. Üzerimdeki pikeyi ayaklarımla iteleyip kalktım. Önce banyoya girip ihityaçlarımı giderdikten sonra çıkıp giyinme odasına girdim. Bir kaç bakıştan sonra kendimi daha iyi hissettiğim için pembe yünlü bir elbise aldım elime. Bir kaç çekmece açıp kapattıktan sonra çorap bulup giyinmeye başladım. Üzerimi değiştikten sonra ev ayakkabılarımı ayağıma geçirip giyinme odasından çıktım. Odaya girince aynanın önüne gelip elime aldığım tarafla gelişi güzel saçlarımı tarayıp bir lastikle ensemde saçımı topladım. Hazır olunca ise odadan çıktım. Merdivenleri inip salonun girişine geldiğimde emine annenin "kızcağızım hadi ye. Bak üzülürüm yoksa. Hem sen yemiyorsun diye kardeşinde yemiyor. Saniye yazık yavrum" dediğini duydum. Biraz daha ilerlediğim de yemek masasında emine annenin çocukları doyurmaya çalıştığını gördüm. Ben yanlarına yaklaştığım da beni ilk gören Alya oldu. Kızım "anne" diyerek sandalyeden hızlıca indiğinde "dikkat et" desemde Alya duymamış koşa koşa yanıma gelmişti. Bacaklarıma sarıldığı an kızı tutup kenarı çektim. Onun boyunun hizasına eğilip kollarımın arasına aldığım da oğlumu nda huysuzlaştığını buraya gelmek istediğini fark ettim. Emine anne oğlumu indirdiğinde oğlum paytak adımlarla yanıma geldi. Bir kolumla da onu saçmaladığım da ikisininde o bebeksi kokusunu içime çektim. Belki de bu hayatın bana verdiği iki güzel hediye onlardı. -Bölüm sonu
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD