Elif sabah uyandığında, içindeki huzursuzluk yerini garip bir netliğe bırakmıştı. Artık neyin içinde olduğunu inkâr etmiyordu. Bu evlilik, bu konak, Baran’ın dünyası… Hepsi hayatının bir parçası hâline gelmişti. Kabul etmek, teslim olmak değildi. Bunu ayırmayı öğreniyordu. Hazırlanıp aşağı indiğinde Baran’ı mutfakta buldu. Bu kez takım elbise yoktu; koyu renk bir kazak giymişti, daha az resmî, daha insani görünüyordu. Kahvesini hazırlarken Elif’e baktı. — Bugün programın nedir? diye sordu. Bu soru, Elif’in duraksamasına sebep oldu. İlk kez biri ondan hesap sormuyordu, sadece bilmek istiyordu. — Derslerim var. Sonra kütüphanede kalacağım, dedi. — Akşam geç gelebilirim. — Tamam, dedi Baran. — Haber verirsen yeter. Elif başını salladı. Bu cümle, aralarındaki dengeyi biraz daha sağlamlaş

