Gözümü açtığımda Asrın ın hiç kıpırdamadan durduğu belliydi. Ellerini bile çekmemişti. Belki çekmek istemedi. Belki de hareket etmesi beni uyandırır diye yapmadı. Uyandığımı fark edince gülümsedi.
'Günaydın.'
'Günaydın da. Sen nasıl başardın ya öyle heykel gibi durmayı.'
'bilmem. Aslında zor olmadı. Hareket etmek gelmedi içimden. Memnundum halimden. Ama sözümü tutup sabaha kadar uyumadığıma göre artık uyku iznini alabilir miyim. '
'Ben seni birazdan göreceğim. Hareket etmeyi dene de. Pansumanını yapalım da izni düşünürüz. '
Denedi. Ve acı çekmeye başladı. Fark ettirmek istemese de belli oluyordu. Gülüştük.
'Her yerin tutulmuş değil mi.'
Onunla huzurlu uyumuştum. Ona güveniyordum. Uykumda bile biliyordum bunu. Ama ona güvenmekten nefret ediyordum. Ben onun için güvenilecek biri değildim. Hayatında güvenebileceği kimse yoktu. Ya da ben görmemiştim. Ama bu kadar zamanı benimle geçirdiğine göre olmama ihtimali daha yüksekti. Bu kötüydü. Çok kötüydü. Kendimi hırsızlık yaparken bile bu kadar kötü hissetmemiştim. Güvendiğiniz birine güvenilecek bir olmamak olamamak.
......
Asrın gülümsedi.
'Sırf kalın kafamı yardım diye beni burada tutup kafamdan başka her yerimin ağrımasına neden oldun. Mutlu musun.'
'Çekilseydin. İnsan öyle durur mu saatlerce benim suçum ne.'
'Tavşan uykusu olan birinden bahsediyoruz. Çekilseydim muhtemelen sıçrayarak uyanırdın. O zaman ne anlamı kalırdı güvenilecek bir omuz olmanın.'
'Sen nasıl bir adamsın ya.'
'Normal bir adamım.'
Normal değildi. Ya da dünya normal değildi. Bu nedenle Asrın içinde farklı kalıyordu. Kalkıp pansuman için gerekenleri getirdim.
'Bakalım şu kalın kafan ne durumda.'
Pansuman yapmaya başladım. Hiç sızlanmadı. Bittiğinde malzemeleri toplarken bileğimi tuttu.
' her şeyi anlattın mı bana. Başka bir sır çıkmayacak değil mi'
......
'kimse her şeyi anlatamaz Asrın. Sen sanki bana anlatabildin mi. Sırlarımız olmazsa şeffaf oluruz. Utanırız. Sırlarımız bizim giysimiz. Bizi saklayan ve koruyan.'
'Tensel çıplaklıktan çok daha zor diyorsun yani ruhsal çıplaklık. Belki de haklısın. Ama benim anlatamayacağım bir şey yok sana. Nerdeyse hakkımdaki her şeyi biliyorsun zaten. Kimseye anlatmadıklarımı bile.'
'Soyadın niye Sarpoğlu. İlk tanıştığımızda demiştin ki'
'Babam yok demiştim. Yok zaten. Annem daha bana hamileyken gitmiş. Hemde hamile olduğunu söylediği gün. Babasının bile istemediği bir çocuğum ben yani.'
'Bardağa dolu tarafından bak. En azından annen istemiş seni.'
'Sen ailen hakkında hiçbir şey bilmiyor musun? İstersen yurttan bilgileri alabilirim. Bir yolunu bulurum yani. Hiç bulmak istemedin mi aileni.'
.......
'Teşekkür ederim. Ama gerek yok. Ben bilgilerimi çaldım zaten. Annem beni iki günlükken çöpe atmış.'
'İki günlük mü. Çöp mü'
'Tuhaf geliyor değil mi.'
'Vicdansızca geliyor. Bilinmiyor mu yani ailen'
'yoo biliniyor. Annem İstanbul a gelmiş bir öğrenciymiş. Evli bir adamla ilişkisi olmuş. Sonra hamile kalmış adamda terk etmiş. Annem beni kaldığı yurdun tuvaletinde dünyaya getirmiş. Sonra da çöp poşetine koyup çöpe atmış. Ertesi gün çöpçüler bulmuş beni. Açlıktan ve havasızlıktan ölmek üzereyken. Sonra annemi bulmuşlar. Her şeyi anlatmış annem. Babamı da çağırmışlar. Mahkemeye çıkmışlar. Annem üç ay ceza almış. Üç ay. Ama ikisi de istememiş beni. Adımı hemşire koymuş. Soyadım da uydurma. Adam soyadını vermek istememiş. Ama böylesi daha iyi. Olay duyulunca babamın eşi boşamış iki çocuğu varmış. Sonra bir daha evlenmiş bir çocuğu daha olmuş. Annemde memleketine dönmüş o da evlenmiş iki çocuğu olmuş. '
' Maşallah kaç kardeşin var yani. '
' Kardeş olarak görmüyorum ama beş tane. '
' Onlarla görüşmeyi hiç denedin mi. '
' Herkesin düzeni kendine Asrın. Kimsenin hayatına sonradan kardeş olarak giremezsin. En azından damdan düşer gibi. Kardeşlik paylaştıklarınla olur. Caner var mesela. Öz abim gibi. '
' Caner in sana bir faydası olduğunu görmedim. '
......
' çünkü fayda anlayışın farklı. Sen hala benim kurtulmam gereken bir hayatım var gibi görüyorsun. Ama Caner her düştüğümde yanımda ne kadar karanlığa düşersem düşeyim. Sonra kardeşlerim var. Sende tanıdın onları. Benim zaten çok güzel bir ailem var yani. Senin bildiğin aile kavramından baya farklı olsa da. '
Daha fazla bu konularda konuşmak istemedim. Ona güvenmek istemedim. Daha fazla anlatmak. Ama en çok bana daha fazla güvenmesini istemedim. Eski masamın kilidi tek çalışan çekmecesini açtım ve flash belleği aldım. Bilmek hakkıydı. Sırlar onu nasıl allak bullak ediyor görmüştüm. Anlatamazdım belki ama bilmek hakkıydı. Çekmeceden aldım. Son kez baktım elime. Sıktım avcumu. Elimi yakıyordu. Asrın ın içini yakacağı gibi. Asrın ın yanına gittim. Elini tutup avcunu açtım. Ve avcunun içine bıraktım. Şaşkın baktı.
'Bu ne'
'Bu senin gerçeğin.'
Hala anlamamıştı. Şu an konu o kadar farklı bir yerdeydi ki ve benden öyle bu hareketi o kadar beklemiyordu ki anlamamıştı.
'Ezgi nin dosyası' diye devam ettim cümleme. Eli boşluğa düştü. Sanki küçücük şey ağır gelmişti.
'Nerden buldun bunu. Niye tek başına iş yapıyorsun'
....
'Tek başıma yapmadım Asrın. Seninle karakola gittiğimiz gün aldım.'
'Bana yalan söyledin yani. Yine bana yalan söyledin.'
Ayağa kalkmıştı. Haklıydı. Gözleri neden diyordu. Gözleri sorgulamakta her zaman Asrın dan daha cesurdu. Asrın sorgulamıyor çekip gitmeyi tercih ediyordu. Gözlerinin sorusuna cevap verdim.
'Ben bilemedim Asrın. Sana vermem doğru mu bilemedim. İçindekiler seni ne hale getirir bilemedim.'
'Peki şimdi nasıl vermeye karar verdin.'
Durdu. Büyük bir hayal kırıklığı ile baktı bana. Ve devam etti.
'Baktın değil mi. İçinde ne olduğunu biliyorsun. Ve kendince bana verebileceğine karar verdin.'
'Baktım. Ama içindekileri bilmek sana nasıl gelecek hala bilmiyorum. Ben sadece gerçeği bilmenin hakkın olduğunu düşündüm.'
Gerçek demiştim. Gerçek neydi. Doğrularla sarılmış yeni bir yalandan başka bir şey değildi gerçek. Çünkü kimse zaten çıplak gerçeği bilmek istemezdi. İnsanlar rahatlamak isterdi. Gerçek olmasını istedikleri şeylerin gerçek diye önlerine sunulmasını. Ama bu öyle bir gerçek değildi. Asrın ın olmasını isteyeceği bir gerçek. Ama gerçek miydi. Dayısı ile ilgili tek bir iz yoktu ve ben hala bu gerçeği ondan saklıyordum. Ona verdiğim gerçek değildi olsa olsa gerçeğimsi bir yalandı. Ama bilmeliydi. Bana baktı. Öyle boş öyle anlamsız baktı ki.
.....
'En acısı ne biliyor musun Alya. Ben artık bana yalan söylemene şaşırmıyorum. Yine de teşekkür ederim bu gerçek için. Geç kalmış olsa da.'
Telefonunu aldı ve gitti. Gittiği an anlamıştım. Aslında neden verdiğimi neden itiraf ettiğimi anlamıştım. Şu ana kadar kendimi kandırıyordum. Benim en büyük nedenim o uykuydu. Asrın ın yanında rahat uyuduğumda korkmuştum. Onunla bu kadar yakın olmaktan güvenmekten ona güvenen kendimden bana güvenmesinden her şeyden korkmuştum. Ben aslında Asrın gitsin istemiştim. Çekip gitsin. Ve gitmişti.
Bir taksi çağırırdı başının çaresine bakardı. Motorunun olduğu tamircinin adresini attım ve telefonu kapattım. Çocuklara gittim. Düzenlerini kuruyorlardı. İyiydiler. Mutluydular. Havalar soğuyordu ve ilk kez soğuktan korkmuyorlardı. Benimde içim rahattı. Motoruma atladım. Nerede duracağımı bilmeden.
.......
Bir hafta sonra...
Alya o gün bir anda çok küçük ama çok ağır bir şey verdi elime. Öylece avuçlarıma bıraktı. Ve ortadan kayboldu. Bir haftadır ne bir ses ne bir iz. Üç gün öylece baktım. İçinde ne olduğunu görmeye cesaretim yoktu. Sonunda her şeye rağmen Alya ile konuşmaya ona sormaya karar verdim. Belki onun yanında bakabilirdim. Ama Alya yoktu. Ediz üç gündür ortalıkta olmadığını aradığını söyledi. Üzerinden dört gün geçti. Polis olmasına rağmen o da bir iz bulamıyordu. Zaten telefondan takip etmek imkansızdı. Soygun haberlerinden de bir şey çıkmıyordu. Zaten Alya şikayet edebilecek kişilerden bir şey çalmıyordu. Bir tek Caner rahattı. Çıkar ortaya diyordu.
Çocuklara da bir hafta önce uğramıştı. Onlarda her yere bakıyordu ama yoktu işte. Sanki yer yarılmış yerin içine girmişti. Caner in rahatlığı sinirimi bozuyordu. Sonunda tartıştık. Hapse girse haberimiz olurdu dedi. Eğer daha kötü bir şey olduysa ne yapacaksın dedi. Ne yapabileceksin sanki. İntikamını mı alacaksın. Neye yarayacak. Alya nın hayatını sonunu kabul edemiyorsan onun etrafında dolaşma dedi.
Bu kadar kolay mıydı yani. Alya ya bir zarar verip bir yere atsalar öyle hiç yaşamamış hiç var olmamış gibi yok olup gidecek kimse peşine düşmeyecek miydi. Bir insan bunu vicdanına nasıl kabul ettirirdi. O an fark ettim. Alya hayattaysa kendi ortaya çıkmadığı sürece asla öğrenemeyecektim. Kimbilir belki bir gün hiç hayatıma girmemiş gibi unutacaktım.
Alya nın hayatı buydu işte. Hiç yaşamadan yaşanan bir hayat. Alya buydu. Ne hayatının kaydı vardı ne ölümünün olacaktı. Alya yoktu. O bir yoklukta var oluyordu.