2.BÖLÜM

4818 Words
Kapım çalınınca zorla kalktım açmadan önce iki ağrı kesiciyi bol suyla içtim. “Simay, evrak işlerini sana bırakıyorum. Oğlan ateşlenmiş, gitmeliyim.” “Merak etme devrem sen git minik nişanlımla ilgilen.” “Ne kızsın be, bu halde bile gülümsememi sağlıyorsun.” “Görevimiz kayınpederimize iyi davranmak.” Erdem minik valizini askısından omzuna taktı el sallayarak gelen taksiye bindi. Şu evrak işini hemen halledebilirsem boş vaktim kalacak gönlümce denize girebilecektim. İlk işim karakola gidip gelişmeleri öğrenmek, sonrada otele gidip olayları bildirmekti. Fazla büyük olmayan karakola girerken kimliğimi çıkardım gösterdim bekleniyor olmalıydım hemen komiserin odasına yönlendirildim. “Simay Kaya. İstanbul cinayet masasında komiserim.” “Methinizi duyduk, işleriniz oldukça yoğun olmalı.” “Fazlasıyla yoğun.” “Kısa bir süre İstanbul’da görev yaptım, yorgunluktan başımı kaşıyacak vaktim olmuyordu. Buraya tayinim çıkınca rahatladım.” “Küçük yerlerde fazla olay olmaz ama ben hareketliliği seviyorum.” Boşuna oyalanmak istemiyordum hızlıca gerekli evrakların üzerinden geçtik. Ceset morga kaldırılmıştı. Tek atış, kalbine giren kurşunla ölüm. Para için ölmeye değer miydi? Gerçi biz neler görmüştük daha sudan sebepler için bile cinayet işleyenler vardı. “Simay komiserim cesedi kim teslim alacak, oğlunun da cesedini alan olmamış.” “Ben de bilmiyorum öldürmek istediği üvey kızı ne yapılacağını söyler herhalde. Yanlarına gidiyorum size haber veririm.” Evet, bu iş tamamlanmıştı, otele doğru hareket ettim ne güzel yerlerdi. Denizle yeşilin muhteşem birlikteliği göz alıcıydı. Aracın klimasını kapattım camları açtım hava sıcak olsa da oksijeni doyasıya ciğerlerime çekmek istiyordum büyük kentlerde bu temiz havayı bulmak imkânsızdı. Otele tam zamanında gelmiştim Kerem’le Hasret kapıda duruyorlardı, aracımdan indim “Keşke telefon açsaydım.” Hasret yanıma geldi parmak uçlarıyla koluma dokundu “Kolun nasıl oldu?” “Bunlar ufak yaralanmalar” diyerek omuz silktim, ani hareket edince biraz sızlamıştı. Yanlarında tanımadığım bir kadın vardı. Hasret “Betül, benim can dostum.” diyerek kadını tanıştırdı. Taksi önümüzde durunca Betül vedalaşarak bindi. Sevgilileri fazla oyalamanın anlamı yoktu, “Niye geldiğimi söyleyeyim de, siz de işinize bakın. Ya da aracınız yoksa yolda giderken konuşalım.” Otelin kapısında birden hareketlenmeler olunca kenara çekilmek zorunda kaldık. Beyaz elbise giyinmiş Omar, yarı çıplak kadınları, oldukça kalabalık korumalarıyla ilginç bir grup oluşturuyor çevrede olan kişilerin dikkatini çekiyorlardı. Bizi görünce yanımıza geldi… Günaydın sözlerinden sonra bana baktı “Kolunuz nasıl oldu?” Bu adamla konuşmak istemiyordum. Önümüzde duran tur otobüsünden inen iki kişi kavga ediyordu. Normalde karışmak benim görevim olmasa da sırf bu adamdan kurtulmak için olaya müdahale edebilirdim. Sorusuna cevap vermeden yürüdüm… “Bu kadının derdi ne? Kibarlık edip soranda kabahat, sizlere iyi günler.” dediğini duydum, kibarlık etmiş serseri. Kibarlığını bana değil sevgililerine göstermeliydi. Kavga edenleri dinlerken yan gözle ne yaptığına bakıyordum; üstü açık spor arabasına binerek hızla hareket etti. Kadınlar arkada kalmışlardı, aceleyle araçlarına binen korumaların yanlarına zar zor sıkıştılar. Kadınlarına bu kadar değersiz davranan kendini beğenmişin, bana göstermeye çalıştığı kibarlık yapay kalıyordu. Gittiğini görünce, adamlara, kavga etmeye devam ederlerse tatillerini nezarette geçirmek zorunda kalacaklarını söyleyerek geri döndüm.“Hadi sizi gideceğiniz yere bırakayım, yolda konuşuruz” Hasret yanıma oturdu, Kerem arka koltuğa geçti “Nereye gitmek istiyorsunuz?” “Pansumana gidiyorduk, sen niye gelmiştin?” Öldürdüğüm kadının oğlunun Hasret’in başını yarmış olduğunu öğrenmiştim. Başındaki bandaj küçüktü… Hasret iyi bir haber alamayacağını biliyormuş gibi yüzünü asmıştı. “Cenazeleri almaya kimse gelmedi ne yapılacağını sormak istedim, sonuçta babanın karısı ve üvey oğlu.” “İlgilenmiyorum, kızına sorun.” “O uzunca süre kimseyle ilgilenemeyecek.” “Babamın yattığı yere gömülmesinler de nereye gömülürlerse gömülsünler.” “Haklısın ben de olsaydım aynı şeyi düşünürdüm.” “Erdem’le gittiğini sanmıştım.” “Biraz iznim vardı böyle güzel bir yere gelmişken bir iki günlüğüne kalmak, hem de dosya işlerini halletmek istedim” “Bizim otelde mi kalıyorsun?” “Ne mümkün, prens midir, şeyh midir tüm maiyetiyle oteli ele geçirmiş. Yakınlarda bir pansiyonda kalıyorum. Yer bulmak mucize.” Hastanede işimiz çok çabuk bitti, dikişleri çabuk kaynamıştı, Hasret’in ilk sorusu saçını yıkayıp yıkayamayacağı oldu. Doktor dikkatli olursa yıkayabileceğini söylediğinde, sevinci görülmeye değerdi. Araca ihtiyaçları varsa benimkini kullanmalarını teklif ettim. Kerem kabul etmedi, araç kiralayacağını söyledi. Yakındaki pastanede soğuk bir şeyler içmeye karar verdik. Kerem gitti… “Çok zor zamanlar geçirdin.” “Kerem olmasaydı dayanamazdım herhalde.” “Seni çok sevdiği belli...” “Ben de onu seviyorum. Ya sen sevdiğin biri yok mu? Çok güzelsin mutlaka erkek arkadaşın vardır.” “Erkek arkadaşlarım çok, ama sevgi yani senin gibi aşk duyduğum bir erkek yok.” “Aşka inanıyorsun.” “İnanıyorum ama aşk nedir bilmiyorum.” “Çok güzel bir duygu, Kerem’le karşılaşana kadar aşk denen duygunun sadece romanlarda filmler de olduğunu düşünürdüm. Şimdi Kerem olmadan bir dakika geçiremezmişim gibi geliyor. Dilerim sen de âşık olacağın adamla karşılaşırsın.” “Benim için çok zor hatta imkânsız. Mesleğimi duyan uzaklaşıyor.” “Akşam yemekte buluşalım.” “Yanınızda fazlalık olmak istemem.” Hasret’i sevmiştim, telefon numaralarımızı ve adreslerimizi yazdık. İştekiler dışında arkadaş edinmem hoş olacaktı. Kerem gelince kalktım… “Size iyi gezmeler, biraz denize girmeliyim, piştim sıcaktan.” Hasret “Akşam yemekte buluşuyoruz unutma sakın.” diye ardımdan seslendi… ***** Arabamı amaçsızca sürmeye başladım. Hoşuma giden ilk yerde duracak kolumu fazla ıslatmadan denize girip çıkacaktım. Tenim çok beyaz olduğundan fazla güneşe gelemiyordum. Yolda yavaşlayan arabalara uyarak hızımı düşürdüm. Uzaktan görebildiğim kadarıyla ultra lüks bir araba elektrik direğine vurmuş oldukça hasar almıştı. Bu Borkan’ın arabasıydı. Başka bir araç da yan dönmüş duruyordu… Kadının birini ağlarken görünce durdum. Bu pisliği birkaç gün nezarette tutmak çok güzel olurdu. “Hanımefendi yaralı mısınız?” “Yok, ben çok korktum.” “Korkmakta haklısınız bazı sürücüler araba değil uçak kullandıklarını sandıklarından böyle kazalar oluyor. Trafik polisine haber verildi mi?” Borkan arabasının arkasından çıktı beni görünce şaşırmıştı. “Kendi ülken sandın herhalde.” Hızlıca vücudunda gözlerimi gezdirdim yaralı değildi. “Hız yaparsan olacağı bu.”Kazaya karışan diğer araca doğru yürümeye başladım. Kolumdan sertçe tutulup çevrildim “Bana bak kadın, senin benimle derdin ne?” “Kolumu bırakmazsan polise saldırıdan seni tutuklatırım birkaç gün içeride yatarsan nasıl davranman gerektiğini öğrenirsin.” “Derdinin ne olduğunu sordum.” Hâlâ elini kolumdan çekmemişti öbür elimle tutup zorla ayırdım. “Ehliyet ve ruhsatını çıkar, ölümlü kaza yapmadığına şükret, kullandığının deve değil araba olduğunu da bir daha unutma” “Saygı sınırlarını geçiyorsun.” “Sen kimsin ki sana saygı duyacağım, senin borun kendi ülkende öter.” Öfkelenmişti, hiç umurumda değildi. Araca yaklaştım, kadın şoka girmiş gibi duruyordu. Kimliğimi gösterdim, şu anda trafik polisi olup olmadığımı sorgulayacağını sanmıyordum. Kadın kimliğimi görünce ağlamaya başladı “Sakinleşin.” “O küçük çocuk birden önüme fırladı, duramadım. O araba önüme geçip beni durdurmasaydı çocuk ölecekti. Nasıl ödeyeceğim araç çok pahalı kaskom yok ödemeye ömrüm yetmez.” “Çocuk mu?” Endişeyle çevreme bakındım. Borkan, kucağında küçük bir çocukla duruyordu yükselen sesi kulağıma kadar geldi. “Çocuğuna sahip çıkamıyorsan sokağa çıkmayacaksın. Nasıl elini bırakabilirsin nasıl?” İlk konuştuğum kadına bağırıyordu… Trafik polisleri gelmişti daha fazla burada durmamın anlamı yoktu. Bu sefer hata etmiştim ani çıkışlarım hoş olmamıştı. Adamları da araçlarıyla gelmişlerdi, trafik polislerinin yanına gidip olayı anlattım, iki kadında Borkan’ın çocuğun hayatını kurtarmak için arabaya çarptığını söyleyince tutanak çabuk tutuldu… Adamlarından ikisini aracının başında bırakarak boş yolda yürümeye başladı. Ardından bakakalmıştım adamları da ne yapacağını şaşırmış haldeydiler. Kadınlardan biri peşinden yürümeye başladı yüksek topuklarıyla sendeleyip durunca takip etmekten vazgeçti. Aracıma bindim yanından geçerken içim rahat etmedi. Heriften hoşlanmasam da küçücük çocuğun hayatını kendi hayatını hiçe sayarak kurtarmıştı. Geri vitese taktım yanına gittim. Tam, yürümene gerek yok, diye seslenecektim ki; peşinden gelen kadın, ayakkabılarını çıkararak adama yetişmeyi başardı… Yok, her ne olursa olsun ben bu adamla yüz yüze gelemezdim onu görünce kanım köpürüyordu. Patinaj yaparak hızla kalktım dikiz aynasından gördüğüm kadarıyla iki kumru toz içinde kaldılar. ***** Keyfim kaçmıştı pansiyona geri dönüp duşumu yaptım, uyudum. Hasret’in davetine gitmek için kalktığımda telefon geldi. Elinde olmayan nedenlerle yemek davetini iptal etmek zorunda kaldığını, sabah çok erken Prens’in özel uçağıyla İstanbul’a gideceklerini, orada mutlaka görüşmek istediğini söyledi. Anlaşılan adamla Kerem iyi anlaşmışlardı. Tekrar yatak ve tekrar uyku, işe başladığımdan beri ilk kez bu kadar çok uyuyordum. Gece yarısı kalkıp camı sonuna kadar açtım oda serinlemiş mis gibi çam kokuları yanında çiçek kokuları da odama yayılmış yeniden uykuya dalmama sebep olmuştu. Çalan telefonu hayal meyal duyuyordum, rüyamın en güzel yerinde bu bana yapılmazdı. Geceydi, çöl kumlarının arasındaki sanki mum ışıklarıyla aydınlatılmış gibi gözüken vahaya deli gibi koşturuyor bir damla su için yanıyordum. Henüz varmıştım, ellerime su doldurup ağzıma doğru götürdüğümde minik gölün içinden çıkan adam, elime vurarak kolumdan tuttu. Çırılçıplaktı, bir hamlede suyun dibine çekti beni. Şimdi sadece susuzluktan değil başka şeylerden de yanıyordum. Yüzünü göremediğim adam kalçalarımı okşuyor, beni kendine daha çok çekiyordu. Telefon, telefon, kahretsin tam bu anda yapılacak şey miydi? Resmen dolma gibi sarılmış olduğum pikeyi üzerimden attım, tenime değen serin hava vücudumun sıcaklığıyla sanki cız etti. Ter içindeydim, tam başlarken biten ihtirasın yoğunluğuyla keman teli gibi gerilmiştim. “ALO” “Bu ne biçim alo demek, uyuyor muydun?” Telefonun saatine baktım “İnsaf amirim saat sabaha karşı dört, tabi ki uyuyordum.” “Simay görev çıktı.” “Biliyorsunuz tatildeyim amirim, elinizde benden başka polis kalmadı mı?” “Simay beni de bu saatte uyandırdılar. Prens Omar Borkan Al Fayed kadın koruma talep etmiş.” “Olmaz amirim, adamın köpek sürüsü gibi koruması var zaten.” “Annesi ve ablası aniden gelmiş. Emir, büyük yerden... Hemen kalk havaalanına git işinin başına geç, sabah İstanbul’a özel uçaklarıyla geliyorlar, sen de rahat gelmiş olursun.” “Asla olmaz.” “Bu bir emirdir, fırla.” dedi ve telefonu kapattı. Allah’ım insanın istemediği ot burnunun ucunda bitermiş sözü tam bana uygundu. Gözlerimi kapatıp rüyamın devam etmesini sağlayabilir miydim acaba. Hayali bile yoktu, oflaya puflaya kalktım çantamı hazırlayıp tekrar duş yaptım. Pansiyonun parasını önceden ödemiştim. Arabama bindim, Dalaman havaalanına geldim, beklemeye başladım. Beklerken Borkan denen adamı araştırmamam için bir neden yoktu. Hande bu gece nöbetçi olmalıydı. Telefon açıp ismini verdim… “Vay bu ne yakışıklı adam, yakından nasıl anlatsana Simay.” “Ya ben sana soru sordum cevap vermeden soru soruyorsun.” “Hayatı, ülkesinde değil, yurt dışında geçmiş.” “Devam et.” Soylu kötü çocuklardandı. Kuveyt’e bağlı, oldukça büyük, kendilerine ait toprakları ülkesinin can damarı gibiydi. Petrolün yüzde kırkı onların sahip olduğu topraklardan elde ediliyordu. Bu kadar şımarık olmasına şaşmamak gerekirdi altın yumurtlayan tavuk değil, tavukların üzerinde oturuyordu. Nefes aldıkça kasalarına para doluyordu. “Sağ ol Hande.” “İki abisi suikast sonucu öldürülmüş.” “Büyük başın büyük derdi olur derler.” “Dikkatli ol.” Veda ederek telefonu kapattım parası olanda dertliydi, olmayanda dertliydi. Nerede kalmıştı bunlar. Ayağa kalkıp sıkıntıyla dolaşmaya başladım VİP girişine doğru yürüdüm. En nihayet gelmişlerdi. Bej uzun elbise giyinmiş Borkan, siyahlar içinde korumalar, aynı şekilde siyahlar içinde iki kadın… Kollarında asılı olan Gucci çantalar en az üç bin ederdi, güneş gözlükleri de benim bir yıllık maaşıma denkti herhalde. Eh ben de bu gruba uygun sayılırdım siyah kotumu siyah bluzumu giymiştim. Kerem’le Hasret de aralarındaydı yazlık kıyafetleri içinde pek bir garip duruyorlardı. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Hasret beni karşısında görünce şaşırdı “Simay senin ne işin var burada?” “Emirler…” Diyerek koruma grubunun arasında yerimi alarak kadınların yanına geçtim… Borkan’a baktım beni fark etmemiş gibi duruyordu… Sadece Borkan mı? Kadınlar da tepki vermemişlerdi sanki görünmezdim Kısa süre sonra ortalama büyüklükte olan uçağa bindik. Uçak uçak değil sanki çok lüks bir dairenin salonu gibiydi… Korumalar panelle ayrılmış bölüme doğru yürüyünce ben de onların arasına katıldım. Panelin tam yanındaki koltuğa oturdum, devamlı konuşuyorlardı. “Karıya bak be.” “Prensimizin takıntısı oldu, yakında bunu da haremine katar.” “Güzel parça, bir şansımı denesem mi?” Arapça bildiğimden haberleri yoktu Abazaların. Prensiniz beni zor yatağa atar pislikler desem arbede çıkacak birkaç tanesini hırpalamak zorunda kalacaktım. Akılları fikirleri belden aşağı işliyordu. İçlerinden birinin ısrarlı bakışına kaşlarımı çattım, bunu yeni görmüştüm, kadınlarla gelmiş olmalıydı. Bakışlarını fark ettiğimi görünce kendine geldi. Oldukça hoştu, Borkan kadar yakışıklıydı, diğerlerinin kısa boyları yağlı göbeklerini zor taşıyan halleri arasında seçkin bir görünüm sergiliyordu. Kulağım panelin arkasındaki konuşmalardaydı. Borkan “Arkadaşınızı yanınıza çağırabilirsiniz, arkada erkek korumalarla oturmasına gerek yok.” dedi, Prens hazretleri lütfetmişti. Panelin arkasından çıkan Hasret’in yüzünü görünce sevindim, yerimden kalktım“Bu adamlar iki dakikada başımı şişirdiler.” Öne geçtik, arkadaki koltuklardan birine oturdum“Niye yanımıza gelmiyorsun?” “Görevdeyim ve o adamdan mümkün oldukça uzak durmak niyetindeyim.” Hasret hemen yanımdaki koltuğa geçti “Ne oldu hemen anlat, tatil yapacaksın sanıyordum.” “Ben de öyle sanıyordum, gece telefon geldi, Prens Borkan koruma talep etmiş… Kadın polis istediğini belirtmiş. Tabi İstanbul polisinden birinin burada olduğu söylenmiş, amirime ulaşılmış… İşte bu şanslı kadın polis ben oldum… Bu adamdan nefret ediyorum, iki günlük tatilimi mahvetti. Dün geceden beri sinirden ne yapacağımı bilemedim.” “Annesiyle ablası geldi, herhalde onlar içindir.” “Kabak benim başıma patladı, keşke daha önce dönmüş olsaydım. Herife bak tam bir kasıntı, kadınları ne oldu?” “Onları yollamış olmalı, görmedim.” “Ailesi niye gelmiş biliyor musun?” “Evlenmesini istiyorlarmış.” “Dilerim cadı bir kadına düşer ya da kadınlara mı demeliyim?” “Tek eşliliğe inanıyormuş.” “Hah hiç güleceğim yoktu, beyimiz ondan mı dört kadınla yatıp kalkıyordu. Bunlar adam olmaz… Babasının kaç karısı olduğunu biliyor musun? Altı.” “İnanmıyorum.” “Zoraki koruma olarak mecbur bırakılınca araştırmak zorunda kaldım. Ve beyzadenin kırmadığı ceviz kalmamış. Ailenin yaramaz oğlu, ayrıca tek eşlilik safsatasına inanmıyorum. Hep çoklu ilişkileri olmuş… Kadınlarla ilişkileri çok erken başlamış… On sekizli yaşlarda İspanyol bir mankenle iki üç sene takılmış, sonrasında kendini dağıtmış. Ülkesinde hiç yaşamamış gibi bir şey, tüm okul hayatı yurt dışında geçmiş. Yirmi sekiz yaşında, boy bir seksen beş… ” “Oldukça fazla araştırmışsın.” Hasret biraz imalı mı bakıyordu, yok canım bu adama ilgi duyduğumu düşünüyor olmazdı. “Mecburen araştırıyoruz, koruduğumuz kişileri iyi tanımamız gerek. Şu kadınlar gitse de ben de kendi görevime dönsem. Ya siz nasıl bu uçağa davet edildiniz? Adam çok sıkı korunuyor yeni tanıştığı insanları bu kadar çabuk hayatına dâhil etmesi ilginç geldi.” “Otelin üç katını birden kiraladığını biliyorsun, bizim odamızda o katların arasındaydı. Korumalar çıkmamızı istediler, Kerem karşı çıktı. Olay büyüyecekken Borkan geldi hak verdi. İlk tanışmamız böyle oldu. Biz vedalaşmak için Betül’ün evine giderken onu yolda gördük arabamıza bindi, Annesiyle ablasının baskısından bunaldığı için otelden çıkmış. Kerem’le uzun süre konuştular iyi anlaştılar. Sabah İstanbul’a döneceğimizi söyleyince de beraber gidelim diye davet etti.” Borkan, oturduğu koltuktan kalkıp uçağın arka kısmına geçti. Kerem, Hasret’e bakınca“Hadi nişanlının yanına git, bak gözleri gel diyor.” diyerek Hasret’i uyardım. “Sonra görüşürüz,” dedi, yanımdan kalktı. Koltuğuma biraz daha yerleştim şekerleme yapmanın tam zamanıydı. Borkan kıyafetini değiştirmiş olarak yanımdan geçerken temiz sabun kokusuyla karışık hafif parfüm kokusu burnuma doldu. Kot üzerine, çizgili gömlek giymişti. Adam, baştan ayağına kadar, ben kaliteyim diye bağırıyordu. Kerem’le Hasret’i birbirine sarılmış uyku pozisyonunda görünce çaprazıma oturup gömleğinin manşetlerini kıvırdı. Bileğindeki saat milyon dolarlık rolexlerden olmalıydı. Daha aşağısını takmak beyzadenin kanına dokunurdu. Birden başını kaldırıp bana baktı, hemen yüzümü cama doğru çevirip gözlerimi kapadım… Sabun kokusunu çok net duyuyordum.Gözlerimi açtım, Borkan koltuğumun kollarına ellerini dayamış üzerime eğilmişti “Ne yapıyorsun?”dedim, aceleyle çevreme bakındım görebildiklerim uyuyordu, uçağın ışıkları loş hale getirilmişti. “Tadımı merak etmiyor musun?” “Hayır, nereden çıkardın?” “Bakışlarından.” “Yanlış anlamışsın ben sana hiç bakmadım.” Eliyle çenemi tuttu “Yalancı, bu güzel dudaklarla nasıl yalan söyleyebiliyorsun.” Dudaklarımı parmağının ucuyla okşadı. Kanım delirmeye başladı “Kabul et, tadımı merak ettiğini kabul et.” Gözlerinin, sesinin boğuk tınısının etkisinde kalmıştım. Dudaklarıma şöyle bir dokunup geri çekildi, bayılacak gibiydim nefret ettiğim adamın tesirinde nasıl kalabilirdim. Sessizliğimi, kabullenme sanmıştı. İnanamıyordum, gerçekten bu adamın tadını, nasıl öpüştüğünü merak ediyordum. “İşte böyle benim için arala güzel dudaklarını.” Harikaydı, dudakları dudaklarımı esir alıyor resmen beni sömürüyordu. Karşılığını vermeliydim, o benim tadımı nasıl alıyorsa ben de onu tatmalıydım. Dudaklarını, dilini karşıladım. Hayatımda bu kadar erotik bir an yaşamamış bu kadar ihtirasa kapılmamıştım. Onun hissettirdiklerinden başka hiçbir şey düşünemiyordum, belimden aşağıya lavlar akıyor gibiydi. Dudaklarımdan başka hiçbir yerime dokunmayan adamın yangınının içinde kaybolmuştum. İnlemelerime engel olamıyordum kimin duyacağı hiç önemli değildi alev almış yanıyordum. **** “Dikkat dikkat sayın yolcularımız, İstanbul havalimanına iniş yapmak üzereyiz lütfen kemerlerinizi bağlayınız.” İniş mi? Kemer mi? Birden gözlerimi açtım; Borkan oturduğu koltukta bana bakıyordu. Tanrım gerçekten öpülmüş gibiydim çekinerek göz ucuyla baktım. Tek kaşını kaldırarak bakışıma cevap verdi. Of Allah’ım inlememiş olayım; Borkan’ın yüzündeki tuhaf ifadeyi görünce kendimden şüphe ettim. Rüyaydı, sadece rüya… Kemerimi bağladım bir daha onun olduğu tarafa bakmadım. Uçak havalimanına indi. Kapı açılıp İstanbul toprağına ayak bastığımda değişik bir şekilde mutlu oldum. Ülke içi veya dışı nereye gidersem gideyim evimin olduğu yer çok daha güzel geliyordu. Omar Borkan maiyetiyle ön hazırlık için beklerken, biz korumalar önlem amaçlı dışarı çıktık. Kapının önünde limuzin vardı, kesin Omar’ın olmalı diye düşündüm… Çevreyi kontrol ettim biraz ileride yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana bakan adamı görünce sevinçten ne yapacağımı bilemedim. Koruma olduğum bir anda aklımdan çıktı, Polat’ın son anda açtığı kollarına atıldım sevgiyle sarıldık. “Ne haber fıstık?” “Hainsin oğlum sen.” “Ne hainliğimi gördün?” “Arkadaşım tehlikede dedin kendimi Kaş’a zor attım, senin yüzünden hiç hoşlanmadığım insanların korumasına getirtildim. Bana borçlusun Polat Bey.” Polat “Hah sanki ben oralarda kal dedim.” diyerek saçlarımı karıştırdı. “Şu hareketi yapma diyorum… Seni öldüreceğim.” Bir yumruk salladım hemen engelleyip sarıldı. “Sizin ülkenizde koruma görevi böylemi yapılıyor?” Borkan’ın sert sesi kulağımda patladı… Kapının önünde durmuş Polat’la bana bakıyordu… Oldukça sinirli görünüyordu, hemen toparlandım. “Ukala herif, sanki ben istedim koruma olmayı. Sonra görüşürüz Polat.” Limuzine binmeye çalışan kadınların yanına gittim iki kadın büyük koltuğa oturdu, karşılarına geçtim. Borkan’ın diğer araçla gideceğini düşünürken, içeri girip yanıma oturdu. Araçlar hemen hareket etti. “Ülkene geri dönmelisin sorumluluklarından kaçamazsın.” Yaşlı kadın asabi görünüyordu, fena kaynana olacağı belliydi. “Sorumluluklarımdan kaçtığım yok. Evlenmek istemediğimi defalarca söyledim.” “Babanın yerine geçtiğinde evli olmalısın, halkımız buna çok önem verir.” Hah doğru, çok önem verip üç beş tane kadın alırlar, kendimi sıkmasam kahkahalarla gülecektim. Genç kadın beni süzüp duruyordu“Bu kız kim, burada korumalarımız vardı.” “Kadın korumayla daha rahat edeceğinizi düşündüm.” Yaşlı kadında bana bakmaya başlamıştı“Yattığın kadınlardan biri mi? Öyleyse bizimle aynı yerde oturamaz.” “Anne konuştuğuna dikkat et, herhangi bir koruma değil Türk hükümetinin polislerinden biri.” “Ne olmuş yani kadın polis de olsa kadındır. Güzel olunca, ne mesleğinde ne dininde ayrım yapmadığını cümle âlem biliyor.” Borkan elindeki dosyayı koltuğa sertçe vurdu. “Annem olman, ulu orta beni yargılama hakkını vermez. Üvey annem olduğunu unutmamanı tavsiye ederim.” Yaşlı kadın omuzlarını silkti “Öz annen olsa o da aynı sözleri söylerdi.” “Yanılıyorsun, annem yerini bilir ona göre davranırdı.” Neredeyse ağzının payını vermek üzereydim. Kendimi son anda frenlemem iyi olmuştu, Arapça bildiğimi açık etmemin anlamı yoktu. Oldukça büyük bir otelin önünde durduk. Diğer araçta bizi takip eden korumaların bir kısmı otelden içeri girerek rutin kontrollerini yaptılar. Haber geldiğinde araçtan inip, içeri girdik Otelin sahibi tarafından karşılandık. Kadınları odalarına yerleştirir yerleştirmez amirime telefon açtım. “Geldik amirim, görevimi tamamladım.” “Kadınlar bu gece gidecekmiş, yanlarında kal yarın sabah işine dönersin.” “Resmen eziyet, başka birini görevlendirseniz…” “Simay görevini yap.” “Emredersiniz amirim,”Holde duvarda asılı olan aynaya dil çıkarttım, akşama daha çok vardı. Başımı çevirdim Borkan beni seyrediyordu. “Annemler kapalı çarşıya gitmek istiyorlar.” “Çok kalabalıktır koruma sağlamak zor.” “Dediğimi yapın, adamlarım yardımcı olacaklar.” “Kapalı çarşıyı bilmediğiniz belli, aşırı kalabalık olur. Her hangi bir şey olursa uyarmadığımı söyleyemezsiniz.” “Validemle, ablamla ilgileneceksiniz. Saygısızlığa asla tahammülüm yok bilesiniz.” “Ben devletin polisiyim sadece amirimin emirlerini dinler ve uygularım. Beni korumalarınızla bir tutmayın” “Devletinizle ülkemin karşılıklı çıkarları doğrultusunda, şu an benim emrim altındasınız” dedi geniş adımlarla yürüyüp gitti. Kendini beğenmiş, sırf bu sözleri söyleyebilmek için validesine özelikle beni koruma olarak istediğini tahmin etmek zor değildi. Beni küçük düşürmek için ne mümkünse yapıyordu. Sayılı saatler çabuk geçerdi, gece bunlardan kurtulacaktım. Kapalıçarşı, İstanbul kentinin merkezinde Beyazıt, Nuruosmaniye ve Mercan semtlerinin ortasında yer alan dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşılarından biridir. Bin dört yüz altmış bir yılında, Fatih Sultan Mehmet tarafından inşaatına başlanmış, asıl büyük çarşı ise Kanuni Sultan Süleyman tarafından ahşap olarak inşa ettirilmiştir. Anne kız halı için pazarlık yaparlarken ben kenarda bulduğum minik kitaptan Kapalıçarşı’nın tarihini okuyordum. Senelerdir bildiğim yerin geçmişini şimdi öğrenmek ilginç olmuştu. Of, kadınlar iki kuruşun hesabını yapar gibilerdi. En zengin petrol kaynaklarının üzerinde oturdukları halde pazarlık yapıyorlardı. Aşırı kalabalık vardı insanlar omuz omuza yürüyordu, satıcıların önümüze çıkıp ikide bir lokum uzatmalarından, dükkânlarına davet etmelerinden içim fenalaşmıştı. Neler yoktu ki; baharatçılar, şekerciler, halıcılar, eski Osmanlı kıyafetleri satanlar, özellikle sıra sıra kuyumcular. Kadınların dikkatini halıcılar ve kuyumcular çekmişti. Her kuyumcunun önünde duruyor beğendiklerini hemen alıyorlardı. Aşırı şekilde alış veriş yapmaya başlayınca diğer esnaflarında ilgisini çekmişlerdi. Her dükkâna zorla sokulur olmuştuk. “Hay ben sizin…” “Aişe hanım biraz Türkçe bilir, bence sözlerine dikkat et.” diyen yakışıklı korumaydı “Sen de biliyorsun.”dedim, şaşırmıştım… “Üniversiteyi burada okudum.” “Üniversiteyi burada okuyup koruma mı oldun?” “Fayed’ler için çalışmak ayrıcalıktır, onlar tarafından okutuldum.” “İsmin nedir?” “Nebi” Saat oldukça geç olmuştu, kadınlar alışverişe doymamışlardı. Nebi telefonuna cevap vererek kadınların yanına gitti… Son bileziği koluna takan Aişe Hanım “İstediğim zaman otele giderim.” diyerek söylendi. Nebi elindeki telefonu uzattı, kadınlar iki saniyede ayaklandılar. Arayan Borkan olmalıydı. Yaşasın, diye bağırmamak için kendimi zor tuttum. Nebi gülümsediğimi görmüştü “Hadi kurtuldun” dese de, kadınlar sallanarak yürüyorlardı. Nebi’nin eli kolu paket doluydu. Abla olan birkaç paketi bana uzatsa da almamıştım. Ters bakması benim sorunum değildi. Uşaklık değil, resmi korumalık yapıyordum. Otele döndük odalarına kadar çıktım… Borkan onları bekliyor olmalıydı, Aişe Hanım koltuğa uzanıp bacaklarını ovmaya başladı. Eliyle bana gel işareti yaptı, yerimden kıpırdamadım “Gel bacaklarımı ovala, hiçbir işe yaramadın zaten.” Kadına bakmadan Borkan’a baktım, rahatsız olduğumu hissetmişti hiç ses etmeden durdu. “Hadi ovsana, sen nasıl benim sözümü dinlemezsin.”Kadın yarım yamalak Türkçe konuşuyordu… Gözlerimi Borkan’dan ayırmadım, yanlış anlamıyordum adamın gözlerinin içi gülüyor benim duyduğum rahatsızlıktan zevk alıyordu. “ Tonta” *( Salak) diye mırıldandım. İspanyolca bildiğim birkaç kelimeden biri şu ana tam uymuştu. Gözleri birden karardı “Göreviniz sona erdi. Saygılı hareketleriniz ve sözleriniz amirlerinize tarafımdan rapor edilecektir. Kapı arkanızda, çıkarken kapatın.” İşte bu kadardı dediğini ikiletmedim eziyet bitmişti. Koşarak aşağı indim, özgürdüm. **** “Anneanne ben geldim,” “Görevin nasıl geçti?” “İyiydi, sana neler anlatacağım kulaklarına inanamayacaksın.” Anneannemin yaptığı güzel yemekleri yerken olan biteni anlattım “İsimlerini duymuştum, oldukça nüfuzlu ve çok, çok zengindirler.” “Aman zenginlerde ne oluyor, halı için bir pazarlık edişleri var sana anlatamam.” “Dedenin ailesi onlardan hiç haz etmezdi, kaldığım kısa süre içinde iki taraftan da öldürülenler olduğunu biliyorum.” “Dertleri neymiş?” “Toprakları birbirlerine sınır, aradaki bölgede iki tarafta hak iddia ediyordu…” “Tabi açtıkları petrol kuyuları yeterli gelmiyordur. Borkan denen adamı görsen; bir azamet, bir tavır sanki ufak dağları ben yarattım havasında. Hele kadınlarını görsen adama biri yetmemiş, dört kadınla birlikte. Ailesi gelince kadınları çöp gibi başından atıverdi. Kaba herif, sevimsizin tekiydi.” “İlk kez bir erkekten bu kadar çok bahsediyorsun.” “Aman anneanne.” “Sakın kızım uzak dur, gördüğünde yol değiştir.” “Bir daha görüşecek değiliz o yoluna ben yoluma.” **** Çok büyük konuşmuş olacağım; Hasret’in düğünü Borkan’ın kaldığı otelde yapılacaktı. Kaş’tan geldiğimizden beri Hasret’le görüşüyorduk. Polat’ın ortak tanıdığımız olması çok kolay arkadaş olmamızı sağlamıştı. Bir taraftan da Polat’ın başına gelenlere kafamı takmış durumdaydım. El altından araştırmalar yapıyor onu tehdit eden adamların foyasını meydana çıkarmaya çalışıyordum. Hiç kolay değildi hepsi hatırlı nüfuzlu kişilerdi. Pisliklerinin üzerini örtmeyi kolay başarıyorlardı. Eninde sonunda biri açık verecek, ötekiler çorap söküğü gibi çözüleceklerdi. Gece gelen telefon üzerine, anneanneme gözükmeden evden çıktım. Taksim’in arka sokaklarında bar işleten, arada bir muhbirliğimi yapan adamla konuşma yapmamın tam zamanıydı. Birkaç kez başını dertten kurtardığım için bana borcu vardı. Kıyafetim özel olmalıydı ıvır zıvır insanları barına almaz daha çok üst tabaka müşterilere hizmet ederdi. Aldığım telefon, Polat’ın başının belada olduğu adamlardan birinin, barda olduğuyla ilgiliydi. Deri mini eteğim, deri ceketim aşırı makyaj ve oldukça yüksek ayakkabılarımla bahsi geçen bara oldukça uygundum. İri dalgalar halinde şekillendirdiğim kızıl peruğumu başımı öne eğerek daha çok kabarttım. Merdivenlerden ağır adımlarla indim işletmenin sahibi yaralı yüz lakabıyla nam salmış muhbirim başıyla barın ucunu işaret etti. Kelli felli adamlardan biriydi, gazetelerin dedikodu sütunlarında ismi sıkça geçerdi. Ağır adımlarla yanına gidip yüksek tabureye oturdum. Barmen hemen burnumun ucunda bitti “Hoş geldiniz sipariş vermek ister misiniz?” “Tabi ki sipariş vermek isterim bu ne biçim soru, örgü örmeye gelmedim herhalde buraya.” “Viski, bira, tekila?” “Kararsızım,” dedim, taburemi hafifçe döndürdüm, adamın kadehine minik bir dokunuş yaptım“Bundan olsun beyefendinin içtiği çok güzel gözüküyor.” Adamın dikkatini çekmiştim “Bayana benim içtiğim konyaktan ver.” Gözleri belli bölgelerimde daha çok takılmış, gördükleri hoşuna gitmiş olacak yüzünde pis bir sırıtış belirmişti. “Barmen, bayanın kadehi boş kalmasın.” Yaralı yüz’ü, barmenin yanında gördüm, konyak koyduğu kadehi el çabukluğuyla değiştirdi. Önüme konan kadehten bir yudum aldım soğuk çaydı. Barmene gülümsedim… Kadehimi kaldırdım “Konyak nefismiş, çok tatlısınız” Birde cilve yapmayı bilseydim daha iyi olacaktı… Adam kendinden çok emindi, kadehini bir yudumda bitirip ikincisini istedi. Gelen ikinci kadehi parmaklarının arasında çevirmeye başladığında hemen çayımı içip kadehi barmene doğru ittim, “Tazele” diyerek adama döndüm “Hadi siz de bitirin ikinci kadehlerimizi birlikte içelim.” Adam dediğimi yaptı yenilenen kadehler önümüze konduğunda elime alıp kaldırdım “Şerefinize” Adam“Sana Angelina Jolie’ye benzediğini söyleyen oldu mu?” dediğinde kahkaha attım. Tam eski filmlerdeki Suzan Avcı’nın kahkahası gibi olmuştu, elimin tersiyle saçımı geriye attım, parmaklarımı şöyle bir boynumda gezdirdim. Adamın gözleri parmaklarımı takip ediyordu“Söylediler, ondan çok daha güzel olduğumu söyleyenler de oldu.” “Haklılar çok daha güzelsin, ben hep buralardayım seni hiç görmedim.” “Buralara nadir takılırım, yurt dışından yeni geldim. Ya siz neden buradasınız?” Kadehler yine boşalmıştı yenilenerek geri geldiler “Can sıkıntısı bebeğim.” Adamın dili dolaşmaya başlamıştı “Anlat derdini açılırsın canım.” diyerek konuya girmeye çalıştım. Kocaman, terli eli bacağımı kavrayınca hafiften kıkırdadım. “Güzel kadınsın” diyerek bacağımı biraz daha sıktı. Şöyle tek harekette bileğini kıvırıp kırmak vardı ya… “Biliyorum şekerim, hadi derdini anlat keyfimize bakalım.” Bacak bacak üzerine atınca adamın eli düştü eteklerim daha da kısalmıştı. Şimdilik yapacak bir şey yoktu ellemesindense bakışlarına razıydım “Karın mı çocukların mı sıkıntı veriyor?” “Hiçbiri,” Adam bir türlü çözülmüyordu “Birlikte gideceğimiz bir evin var mı? Derdini söyle de kurtul. Birlikte olmak istediğim erkek bir tek beni düşünmeli yoksa zevki olmuyor.” “Benimle gelir misin?” Şapşal herifin gözleri parlamıştı “Neden gelmeyiyim şekerim,” dedim kulağına doğru eğildim “Şu koca barda senden yakışıklısını mı bulacağım, tam benim tipimsin,” diye fısıldadım… Adam bunca lafa çözülmezse, dünya yansa anlatmazdı… “Aptallar benimde kanıt topladığımdan haberleri yok” Aman da aman nihayet“Ne kanıtı?” “Hepsi gizli kasamda, onlar beni yakarsa ben de onları yakacağım. Adamlar tuttum.” “Niye?” Barmenin önüme doğru ittiği içki şişesinden bardağını ağzına kadar konyak doldurdum. Ellerim titremiş birazı dökülmüştü. Adam güldü “Kafayı buldum desene” “Ay ne güzel gülüyorsun bak derdini söyleyince ne güzel açıldın,” “Elimde belgeler var sizi mahvederim, diyen pisliğin burnunun ucuna; evine kadar girebilen adamlarım var. Aptal, polisim diye geçiniyor bir de…” “Polislerden nefret ederim, kendilerini bir şey sanıyorlar… Sanki öyle kolaydı tehdit etmek iyi yapmışsın canım.” Yaralı yüz yanıma kadar gelip barmene seslendi “Çabuk git arkadaşları geldi” fısıldamasını zorlukla duydum, adamın başı tezgâhın üzerine düşmüştü. Ayağa kalktım aniden koluma yapıştı “Nereye gidiyorsun?” “Merak etme şekerim, çişim geldi boşaltıp hemen geliyorum.” “Doğallığını sevdim… Çabuk gel hemen gidelim.” “Sen bir içki daha iç uçarak gidip geleceğim” Kaçmanın zamanı gelmişti… Kadınlı erkekli kalabalık bir grup merdivenlerden iniyorlardı. Görülmemek için tuvalete girdim biraz oyalanıp arka kapıdan çıktım. Tanınmayı göze alamazdım adamlar namuslu geçinen belalılardandı. Dışarı çıkar çıkmaz Polat’ı aradım “Yusuf Namlı, gizli kasasında belgeler olduğunu söyledi. Evine kadar giren adamları varmış dikkatli ol” “Sen ne yaptın?” “Ya bağırma kulağımın zarını patlatacaksın.” “Kızım bunlar belalı herifler seni mahvederler.” “Dünkü çocuk değilim herhalde… Kasası; ya evinde ya işyerindedir bulmak sana düşüyor.” “Burnunu bir daha işlerime sokarsan seni pataklarım.” “Kolaydı sanki hadi araştırmaya başla.” “Sağ ol dostum, sen cansın.” “Şimdi ağlatacaksın beni… Adam bulut gibi sarhoş, burnunun ucunu görmüyor fırsat bu fırsattır derim.” “Bir daha sakın karışma başının belaya girmesini istemem.” “Şimdilik yapabileceğim bu, kendine iyi bak; dostumu kaybetmeye tahammül edemem.” Telefonu kapattım cebime koymaya çalışırken yere düşürmem hiç hoş olmadı “Kaçıncı telefon kahretsin.” Eğildim yerden alıp doğruldum kırılmamıştı, bakışlarım karşı kaldırımda park eden araca takıldı. İçinden inen adamla göz göze geldim, vücudumu baştan aşağı süzdü. Kaşları çatıldı, hızla bana doğru yürümeye başlayınca önümde duran taksiye bindim. “Çabuk yürü sakın durma.” Borkan’dı benzetmiş ama tam emin olamamıştı. Bu kadar seksi görünen kıyafetin içinde zaten ben; ben değildim. ****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD