19.BÖLÜM

3862 Words
“Rahat yatakta yatmak gibisi yok, biraz ileri git, tüm yatağı kaplamışsın.” Gözlerimi zorlukla açtım, şaşkınlıkla “Borkan” dedim, tepemde dikilmiş soyunmaya çalışıyordu. “Evet, ben Borkan, kocan oluyorum, ileri git kadın zaten sırtım acıyor.” “Hastanede olmalıydın.” “Orada da uyuyordum, burada da uyurum, karımda yanımda olur.” diyerek, yüz üstü yatağa uzandı. Sevinmiştim, fazlasıyla sevinmiştim. Pikeyi üstüne örttüm. Uykuda sırtına vurmamak için iyice kenara çekildim. “Yakınıma gel, seni hissetmeye ihtiyacım var, dönebilsem sıkıca sarılacağım.” dedi. Yanaştım, yan dönüp alnımı omzuna dayadım, elimi tuttu. Uyuduk… İnleme sesi yanında, bir de küfür sözcükleri duyunca gözümü açtım. Borkan doğrulmaya çabalıyordu. “Seni uyandırdım, hadi uyu.” “Boğa sürüsü kadar ses çıkartırken nasıl uyumamı beklersin? Sancın mı var?” yüzünü buruşturunca tahminim doğru çıktı… “Ağrı kesicilerin nerede?” “Koltuğun üzerindeki çantada…” Ayağa kalkmamla, yerime oturmam bir oldu, iç çamaşırlarımla yatmıştım. Sutyenimi açmıştı göğüslerim ortadaydı. “Niye ağrın olduğu belli, ne ara açmaya çalıştın?” “Zor oldu.” “Çocuk gibisin kopçaları açmak için canını yaktın.” “Bir dahaki iç çamaşırların önden açılandan olsun.” “Emredersin sultanım.” Çarşafa sarınınca suratını astı, annemin iç çamaşır tutkumu bilmesine ilk kez sevindim. Siyah, dantel, oldukça seksi görünen bir çamaşır seçmişti. “Sanki görmedim niye kendini saklıyorsun?” “Merakın gitmiş olsaydı kopçaları açmaya çalışırken canını acıtmayı göze almazdın.” bir bardak suyla ağrı kesicileri uzattım. “Sırtın çok morarmış, alçak herif nasıl vurmuş.” “Benim morluğum gelip geçici, onun gözü bir daha yerine gelmeyecek.” Borkan zorlukla yerinden doğruldu “Nasıl?” “Güzel kadınlar seçip arzusu bitince onları çirkinleştirmekten haz alan bir sapıkmış. Kadınlara kalıcı zararlar veriyormuş. Gözünü kör ettiği kadının hışmına uğradı, ben dövdüm tam öldürecekken, kadın hakkım olmadığını söyledi. O anda kralın askerleri baskın yaptılar, adamı bağladık ben dışarı çıktım o gözünün diyetini tahsil etti.” “Keşke ölseymiş, dünya bir sapıktan kurtulurdu.” “Askerler gelmeseydi seni öldürdüğünü düşündüğüm için ölümü benim elimden olacaktı. Ne yazık ki fırsat olmadı. Kral asılacağını söylemişti.” “Son duyumlarıma göre aşiret karşı çıkıyormuş.” Devlet işlerine akıl sır ermiyordu, kralın doğru karar vermesini diledim. “Seni nasıl kurtardıklarını öğrenebildin mi?” “Beni bıçaklayan Kaid’in değil, Kral’ın adamıymış. Kaid’in beni öldüreceğini anlayınca bıçağı saplamış, adam profesyonel askerlerden biri. Fazla zarar vermeden yaralamayı biliyor, yere düşünce nabzıma bakıp öldüğümü ilan edende o olmuş. Sinyal karıştırıcı kullanıldığından olduğum konumu bildirememiş. Beni bulan turistler oldu, turist kafilesini geziye çıkaran adam yollarında giderken siyah bir atın önlerine çıktığını ısrarla onları durmaya zorladığını söyledi. Ne yaptılarsa başarılı olamamışlar, yanıma getirmiş. Turistlerden birinin ilk yardım bilgisi olduğundan kanamayı durdurmak için müdahale etmiş, onlarda telefonla irtibat sağlayamadıklarından birde bomba seslerinden korktuklarından en yakın yerleşim alanına gelip ilk tedavimin yapılması sağlanmış. Sonrası bildiğin gibi, ambulans helikopterle alınıp yattığım hastaneye getirildim.” “Yakışıklı her anlamda hayatımızı kurtardı, şimdi nerede? Çölde olmasına gönlüm razı olmaz.” “Turist grubuyla geldiği için şu an keyfi yerinde, haramızın en güzel yerinde taze yoncalarla, havuçlarla, elmalarla besleniyor. Ha bu arada birkaç güzel saf kan kısrağın çevresinde olması için emir verdim.” “Of Borkan!” “Ne of? Yakışıklı hak etti.” “Doğru. Fazlasıyla hak etti.” “Niye giyiniyorsun?” “Annem burada, onlarla konuşmayı yeterince erteledim.” “Ben de gelmek istiyorum.” “Sen dinlen bu bizim meselemiz.” “Simay, seninle olmak hayatıma renk getirdi, şimdi sırf bu yüzden olsa bile hiçbir olayı kaçırmak istemiyorum. Beni dışlayamazsın kadın.” “Ailevi meseleydi…” “Ben de senin ailenim.” Eh karışmak istiyorsa kendi bilirdi, babasının bana yaptığı gibi ben Borkan’ı dışlamayacaktım. Birbirimizin hayatının içinde olursak, zoraki evliliğimizi yürütme imkânımız olabilirdi. **** Otelden dışarı çıkmadan karnımızı doyurduk. Borkan ağır hareket ediyordu, ona ayak uydurdum artık hiçbir acelemiz yoktu. Arabanın başında bekleyeni görünce çok sevindim. “Nebi,” “İyi akşamlar efendim.” “Seni gördüğüme çok sevindim.” “Ben de sizi gördüğüme sevindim efendim.” Borkan, “Arabaya binsek mi artık, sırtım ağrıdı.” dedi, yüzüne baktım kaşları çatılmıştı anlaşılan yine kıskançlık damarları kabarmıştı. Arabaya bindik, elini tuttum kaşları düzeldi. “Nebi, neler oldu?” Borkan, “Araç kullanıyor konuşturmasan” deyince kulağına uzandım. “Şu nedensiz kıskançlık huyundan vazgeç, canavarların yanından yeni ayrıldım gözünü oymayayım.” “Senden her şeyi beklerim buyur sor ne soracaksan.” “İşte böyle ol canımı ye.” “Bir iyileşeyim, yemediğim yerin kalmayacak.” dedi, kısacık öpücükle dudaklarımı kavurdu. Nebi’nin görebilecek olmasından çekinmiştim. Ne mümkün? Şoför kısmıyla arka tarafı ayıran ara camı kaldırmıştı. “Senden iyi yankesici olur ha, ne zaman yaptın?” dedim sorumun cevabını beklemedim yan döndüm, resmen birbirimizi yiyip bitirmeye çalışıyorduk. Korna sesiyle kendimize geldik. Saçlarımı düzeltip aradaki paneli indirdim. Borkan, hâlâ boş durmuyor bacaklarımı okşuyordu. Elimi tutup kasıklarına koyunca işveyle gülümsedim. Çekmeye çalıştım izin vermedi, eh rahatsız olacak olan oydu. “Nebi olanları anlatır mısın?” “Ben nöbetçi değildim, arkadaşlardan biriyle görev değişimi yapmıştık. Sabah çok erken geldim. Tahmin edeceğiniz gibi öldürülmüştü, hemen eve koştum. Ablanız ve enişteniz aynı şekilde öldürülmüştü birer kurşun. Sizi aradım ulaşamadım. Beni orada bulurlarsa olaylar çok daha fazla büyüyecekti. Hemen biletimi aldım, cinayetleri ihbar ettim. Ülkeye geldim kaçırıldığınızı haber verdim. Başınız sağ olsun ablanız için üzgünüm.” “Teşekkür ederim.” Nebi birçok olayı bilmiyordu, öz ablamın bizi uyuşturduğunu, beni para için sattığını… Üzüldüğümü anlayan Borkan, ara paneli tekrar kapattı, başımı omzuna yasladım. Araba durana kadar hiç konuşmadık… **** Annemle babam bıraktığım evde değillerdi. Borkan’ın telefonundan annemi aradım. Babam, annemi o pislik kadının olduğu eve nasıl götürürdü? “O eve nasıl girebilirsin?” “Hayatımı mahveden kadınla hesaplaşma zamanım geldi.” “Beni bekle anne, lütfen beni bekle.” “Evde yok zaten. Baban aradı, yoldaymış çabuk ol, yoksa sensiz başlayacağım.” “Seni üzecek, o tam bir yılan.” “Ben toprağa iki evlat verdim, beni artık üzemez.” Telefonu kapattım, Nebi’ye acele etmesini söyledim. Zaten evler birbirinden fazla uzak değildi. Annemle babam salonda karşılıklı koltuklarda oturuyorlardı. Babam Borkan’ı görünce bozulur gibi oldu… “Nesiniz siz ha nesiniz, Borkan’ın babası da sen de niye tavır yapıp duruyorsunuz?” “Benim size bir tavrım yok, Affan evliliğinizin iptali için Kral’a haber göndermiş.” Borkan, “Zor ettirir.” diyerek sandalyeye yöneldi. Oturmasına yardım ettim… Yardımcı kadınlar masaları yiyeceklerle donattılar. Bir lokma yiyecek halim olmasa da Borkan’ın uzattığı kurabiyeyi yemeğe başladım belki şeker sinirlerime iyi gelirdi. İkinci bardak çayları içmeye başlamıştık ki Müneyke cadısı, yanında Kerima ile içeri girdi. Oğlunu görünce yüzünün ifadesi bir genç kız gibi yumuşadı “Hoş geldin canım” dedi, beni fark edince suratı asıldı. Asıl annemi gördüğünde ne yapacağını çok merak ediyordum, Borkan bir kurabiye daha uzattı. Elmalı kurabiyelerden tiksinmiştim içi fıstık dolu bu kurabiyelere çok kolay alışabilirdim. Antep usulü fıstıklı un kurabiyelerine benziyordu. Ve perde… Annemi fark eden Müneyke’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. “Sen, rezil kadın, evime nasıl gelebilirsin? Ne hakla evimi pis nefesinle kirletebilirsin? Defol, defol buradan!” diye cırtlak bir sesle bağırdı. Sıra annemdeydi “Yaptıklarının hesabını sormaya geldim. Sonra yalvarsan bile seninle aynı havayı solumam.” Vay, annem çok vakurdu, koltukta bir kraliçe edasıyla istifini bile bozmadan oturuyordu… “Borkan canım, bir kurabiye daha verir misin?” dedim. Elime tutuşturduğunda hemen kocaman ısırdım, ya bunlar ne güzel kurabiyelerdi ağzımda dağılıyorlardı, boğazıma kaçtı öksürdüm. Borkan, sırtıma birkaç kez vurdu“Boğulacaksın biraz yavaş ye” diyerek, çayı elime tutuşturdu ve yılana baktım, konuşma sırası ondaydı. Babam, “Anne sözlerine dikkat et, senin hakkında hiç iyi şeyler duymadım.” deyince Müneyke cadısı öfkeden morardı. “Siz ana kız, iki pislik, Aziz’i bana düşman etmeye çalışıyorsunuz, ama başaramayacaksınız. Her söylediğiniz yalan. Sakın onlara inanma Aziz.” Müneyke, babamın önüne gelmiş diz çökmüştü, başını babamın dizlerine yasladı. “İnanma onlara Aziz, sakın inanma.” Babam yerinden kalktı, Müneyke’yi yerden kaldırdı “Henüz ne olduğunu bilmeden nasıl savunmaya geçersin? Ne yaptığını açıkça söyle anne.” “Ben hiçbir şey yapmadım ne dedilerse hepsi yalan, sarı pisliği bu eve getirdiğinde beni hiç sevmedi. Senin bana olan düşkünlüğünü hep kıskandı, seni benden koparabilmek için gözyaşlarını kullandı.” Annem sinirlenmiş olmalıydı, yüzüne kan yürümüş gibi kıpkırmızı olmuştu. Önünde duran suyu aldı kızgınlığını geçirmek için yarısına kadar içip bardağı yerine bıraktı. Müneyke’ye tekrar baktığında gözlerinden yaşlar değil alevler çıkıyordu. “O gözyaşlarına neden olan kimdi acaba? Zorla getirildiğim bu evde bana hayatı zindan ettin. Aziz’in bana olan sevgisini kıskanan asıl sensin. Bana verdiği hediyeleri bile kıran, kesen, yolan hep sen oldun.” Babam şaşkınlıkla anneme baktı “Ne diyorsun?” “Hatırlar mısın bana camdan bir kuş vermiştin… Yere atıp kırdı, çok üzülmüştüm. Yerine canlı kuş alıp gelmiştin, bir gün onu kafesinde ölü buldum. Aldığın elbiselerin hepsi bir süre sonra parçalanıyordu. Getirdiğin çiçekleri sen gider gitmez odaya gelip yoluyor yere atıp parçalıyordu. Sana söylersem; hizmetçileri şahit tutarak beni yalancı çıkaracağını, döveceğini söylüyordu. Bacaklarıma vuruyor moraran yerlerim için düştüğümü söylememi yoksa çok daha fazlasını yapacağını söylüyordu.” “Niye hiçbir şey söylemedin?” “Çok küçüktüm, korkuyordum, şimdiki aklım olsaydı yaptıklarına izin verir miydim?” “Yalan söylüyor yalan.” Annemin çektiklerini ağzım bir karış açık dinliyordum. Sümerler zamanında bir gelinin savaştaki kocasına, kaynanasını şikâyet ettiği taş mektup tabletlere kazınmış olarak arkeologlar tarafından bulunmuştu. Bir erkeği paylaşmayı bilmeyen iki kadının savaşı dünya dönmeyi bırakana kadar devam edecekti. Sen bana bunu yaptın, yok sen bana daha fazlasını yaptın suçlamaları sürüp gidecekti. En önemli meselenin ortaya çıkması gerekiyordu. Araya girme zamanım gelmişti, bu kadına babaanne demeye dilim varmıyordu, yılan da diyemeyeceğime göre ismiyle hitap etmem en iyisi olacaktı. “Artık yeter, asıl meseleye gelelim.” diyerek ayağa kalktım. Müneyke’nin önüne gittim beni eliyle itmeye çalıştı. Bileğini tuttum, sıktım, öfkeyle gözlerimin içine baktı, “Seni rezil çekil önümden.” “Beni dinleyeceksiniz Müneyke Hanım, sorularıma cevap vermeniz gerek. Khalifa aşiretinin başı Calut sizin uşaklığınızı yapmış, tüm pis işlerini ona yaptırdığını söyledi. Annemi Calut’a vereceğini, istediği zaman alıp gidebileceğini söylemişsin. Bu yetmemiş, seneler sonra hamile kalan annemin yeni doğan bebeklerini öldürme emri vermişsin. İkiz kardeşim gün yüzü göremeden öldürülmüş, ben son anda kurtulmuşum.” “Yalan bunların hepsi yalan. Calut öldü…” Borkan’ın sehpanın üzerinde olan telefonunu aldım, elimde salladım. Borkan biraz şaşırsa da yapacağım blöfü anlayıp sessiz kaldı. “Calut’un söylediklerini telefona kaydettim, Kral’a Kraliçe’ye dinlettim. Senin en ağır cezayı alacağını, tımarhaneye kapatılman gerektiğini söylediler. Neredeyse seni almaya gelirler, bundan sonra ki hayatını orada geçireceksin.” “İnanma Aziz, söylediklerine inanma. Hepsi yalan söylüyor, seni benden uzaklaştırmaya çalışıyorlar.” Kadının gözü dönmüş gibiydi, boş atmış dolu tutmuştum bu kadın ruh hastasıydı… Eline köşede duran ağır vazoyu aldı. “Beni hiçbir yere götüremezler. Ben ne yaptım, seni sevmekten başka ne yaptım, söyle aşkım sana hiç zarar verdim mi?” Aşkım mı? Kadın uçmuştu… Bazı kadınların çocuklarına aşkım, sevgilim gibi sözlerle seslendiğine birçok kez şahit olmuştum. Ama çoğu çocuk yaşta olanlardı. Bu kadar büyük bir kadının fazlasıyla büyümüş olan oğluna aşk sözcükleri söylemesi tuhaftı. “Bana değil anne, tüm sevdiklerime zarar verdin. Evladımı öldürdün. Tedavi görmelisin” “Aziz, seni seviyorum gel birlikte buralardan gidelim eskisi gibi olalım. Beni çok severdin, eskisi gibi sev beni bu kadın gelmeden önce olduğu gibi sev…” diyerek, elindeki vazoyu anneme doğru attı. Borkan, annemi kenara çekmeseydi kesin yaralanmıştı. Kadının üzerine yürüdüm, merdivenlere doğru koştu yarıya kadar çıktı. Merdivenlerin başında kocası vardı. Hiçbir yere kaçamayacağını anlamıştı… Babam taş kesmiş gibi salonun ortasında duruyor, annesinin söylediklerinin şokunu yaşıyordu. Annemin yanına gitti sarıldı, kadının yüzüne baktım gözleri yuvalarında dönüyor gibiydi. “Ona sarılamazsın, bana sarılmalısın, beni sevmelisin.” deyince, büyükbaba bastonu hızla yere vurdu. Sesi duyan kadın kocasına doğru döndü. “Bu yaşlı adama beni on üç yaşında gelin ettiler, iğrenç sarkık vücudunun altında çocukluğumu acılarla yitirdim. Sen bir yaşındaydın annen ölmüştü teselliyi sende buldum, benim oyuncağımdın. Geceleri bu herifin iğrenç isteklerine katlanırken, gündüzleri seninle huzur buluyordum. Beni çok severdin, saçlarımı okşar göğsüme yatardın. Sen de ben de büyüyorduk, sana karşı olan hislerim değişmeye başladı. Gönlüm sana kaydı. Gençtin, yakışıklıydın bana çok düşkündün. Gerçek annen olmadığımı, hislerimi sana bir türlü açıklayamıyordum. Tam cesaret bulmuşken, bu rezil kadını evimize soktun. Onu benden daha çok sevdin.” dedi hızla merdivenlerden çıktı, peşinden gitmek için hareketlendim, Borkan kolumu tuttu. Büyük baba merdivenin başında öylece duruyordu. Kadın “Buradan gidiyorum, bu sefil iğrenç moruktan da kurtulacağım. Tımarhanede yaşayamam...” diyerek odasına girdi. Yeniden çıkıp “Bunu bana borçlusunuz…” diye bağırdı. Babam, annesi bildiği kadının gerçek düşüncelerinin ortaya çıkmasıyla ne olduğunu şaşırmış gibiydi.“Sana hiçbir şey borçlu değilim canavar kadın.” Müneyke, babamın sözlerini duymuyor gibiydi. “Lütfen biraz yardımcı ol, hadi gel beraber gidelim, seni çok mutlu ederim. Hiçbir kadının mutlu edemeyeceği kadar mutlu olursun.” Babam annemi de çekerek koltuğa oturdu, “Çok üzgünüm canım, sapık bir kadının eziyetlerine maruz kaldığın için çok üzgünüm.” Kadın çığlık attı hem de ne çığlık. “Nasıl? Gözümün önünde buna nasıl canım dersin? İkinizi de öldüreceğim. Hepinizi, hepinizi öldüreceğim.” derken, cebinden çıkardığı silahı elinde sallamaya başladı. Aklıma gelen başıma gelmişti, Borkan’a ters ters baktım. Büyükbaba “Müneyke” diye bağırdı. Kadın, tam arkasında bastonunu havaya kaldırmış kocasını görünce panikledi. Adam bastonunu savurdu. Müneyke kaçmak için merdivenlerden aşağı koşmaya çalıştıkça adam üzerine geliyordu. Kadının elbisesinin etekleri ayağına dolandı, sanki bir filmin ağır çekim görüntüsü gibiydi, kadın merdivenlerden yuvarlandı önüme düştü. Boynu tuhaf bir biçimde ve gözleri açık kalmıştı. Hemen eğildim tahmin ettiğim gibi boynu kırılmıştı, merdivenlerin ortasına kadar inmiş olan büyük babaya baktım. Omuzlarını silkti, bastonuna dayanarak merdivenlerden çıktı odasına girdi. Koltuğa oturdum, “Müneyke’nin nasıl düştüğünü gören var mı?” diye sordum… Borkan, “Ben görmedim sana bakıyordum” dedi… Babamla annem cevap bile vermediler, geriye bir kişi kalmıştı. Hayretle gözlerini açmış yerde yatan ölüye bakan Kerima… “Sen gördün mü Kerima?” “Yok görmedim.” Tekrar ayağa kalktım kadının cesedinin başına gittim “Elinizi hiçbir şeye sürmeyin, bu şekilde kalsın merdivenlerden yuvarlandı boynu kırıldı, yazık kadıncağıza. Ruhu canavar olsa da görünüşü ne yazık ki insandı.” Yerde duran silahı aldım, babama uzattım, elimden alıp cebine koydu… Borkan ambulansa telefon açtı, durumu anlattı. Gelmelerini beklerken hepimiz sessizdik. Yaşanan hayatlar, olup bitenler. Kadının hayatı içler acısıydı ancak her ne olursa olsun bu, anneme yaptıklarını, kardeşimi öldürmesini haklı çıkarmıyordu. Kadın kendince yaşadığı aşkının kurbanı olmuştu. Genç, neredeyse çocuk yaşta yaşlı adamlarla evlendirilen kadınların çektikleri, değişik şekillerde birçok hayata etki ediyordu. Kim suçluydu? Öz evladını çocukken evlendiren baba mı? Minicik kız çocuğunu kadın olarak görüp koynuna alan koca mı? Yoksa buna izin veren gelenekler, bunları görmezden gelen yönetimler mi? Çocuk gelin konusunda onlarca, yazı, kitap, makale okumuştum. Tüm dünyada küçük çocuklar fuhuş için kullanılıyor ve kız çocuğu erkek çocuğu ayrımı yapılmıyordu. Kendilerini ulema sanan pislikler bu konuda fetva vererek çocuk gelin olayını hoş göstermeye çalışıyor; cahil insanları kendi saflarına çekmek için, sapıkça düşüncelerini, iğrenç sözlerle pis ağızlarından akıtıyorlardı. Kimdi suçlu? İstedikleri gibi konuşanlar mı? Konuşmalarına izin verenler mi? Yoksa onlara inanacak kadar aptal olanlar mı? Kimdi suçlu, kimdi? ***** Çok geçmeden ambulansla birlikte polislerde geldiler, sorguya çekildik hepimizin söylediği birdi. Merdivenlerden inerken ayağı takıldı ve düştü. Babam, babasının yanına çıktı, annem koltukta öylece oturuyordu. Yıllarca eziyet çektiği eve gelmekten hiç mutlu olmadığı belliydi. Başını kaldırdı, gözlerinde yaşlar vardı. “Evimize gidelim mi yavrum?” dedi. Ev diyerek neresini kastettiğini biliyordum, gerçek evimizi Türkiye’deki evimizi söylüyordu. Borkan ayağa kalktı. “Birkaç gün misafirim olun, otelde kalırsınız sonra hep birlikte Türkiye’ye döneriz” dedi… Sessiz kaldım ne olacağını hiç bilmiyordum. Annem Borkan’a baktı “Durumu görüyorsun, çektiklerimin birçoğunu dinledin, daha çoğunu bilmiyorsun. Ben nasıl bu ülkede mutlu olamadıysam kızımda mutlu olamaz.” “Simay sizin gibi değil, o çok güçlü bir kadın.” Annem anlayışla başını eğdi, “Doğru, Simay çok güçlü bir kızdır ama benim kızımdır. Bu ülkenin kendine has yaptırımlarına dayanamaz. Daha şimdiden ailen kızımı istemediğini gelinleri olarak görmediğini ilan etti.” “Ailemin düşünceleri kendilerine aittir, benim düşüncelerimle uzaktan yakından alakası yok. Kızınızla evliliğimi sürdürmek niyetindeyim. Burada, Türkiye’de veya dünyanın herhangi bir yerinde…” dedi, bana baktı. “Senin düşüncen ne Simay?” “Kararı sadece sen ve ben vereceğiz.” dedim, Borkan rahat bir nefes aldı. “Anne, buradaki kişilerin yaptığı, yapmaya çalıştığı gibi bizim hayatımıza müdahale etmeye çalışma. İkimiz de yeterince büyüğüz, kendi kararlarımızı kendimiz verebiliriz.” Annem biraz bozulmuştu, istediği kadar bozulabilirdi. Annem olsa da bir yere kadar hayatıma müdahale edebilirdi. Kendi hayatının mutsuzluklarını bana eklemeye hakkı yoktu. “Seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun ama lütfen yapma, bırak ben kendi hayatımı kurmaya çalışayım. Bir gün yanlış yaptığımı hissedersem, senden istediğim tek şey kollarını kocaman açıp beni bağrına basıp teselli etmen olacaktır. Tabi, ben demiştim, demek yok.” “Evimize gelmeyecek misin?” “Sen bu evde bu ülkede nasıl yaşamak istemiyorsan, ben de o evde yaşamak istemiyorum.” “Neden, neden hiç ablanı sormuyorsun?” “Anne üzüntülerinin üzerine üzüntü eklemek istemiyorum. Ablamla geçinemediğimi çok iyi biliyordun.” “Ne olursa olsun o senin ablandı. Senin olayın yüzünden…” dedi şok olup kaldım, sözün devamının, senin yüzünden öldü, olacağına yüzde yüz emindim. “Cavidan Hanım, gerçekleri bilseniz Simay’ı böyle suçlamazdınız.” Borkan’ın ani çıkışıyla annem “Ben suçlamıyorum, kardeşini korumaya çalışmıştır. Her ne olursa olsun o Simay’ı severdi” dedi… Sever miydi? Annemin sözlerine inanamıyordum. “Evet, çok sevdiği için bana tacizde bulunan kocasının yaptıklarını görmezden geldi. Çok sevdiği için dövdü, dövülmeme izin verdi. Çok sevdiği için para yüzünden beni, bizi uyuşturdu aşirete sattı. Bu yüzden de canından oldu, sakın bana ablan şöyle böyle deme.” Öfkeyle bağırarak söylediklerimden sonra annem koltuğa çökercesine oturdu. Başını ellerinin arasına aldı… “Ben lanetliyim, git Simay, benden kurtar kendini ne yaparsam yapayım doğruyu bulamadım.” Annemin haline üzülmemek elimde değildi, yanına gittim omuzlarına sarıldım. “Sen lanetli değilsin anne. Kadere inanıyorsak kaderin kötüymüş, umarım bundan sonra hayat sana güler, artık güçlü olmayı savaşmayı öğrenmelisin.” “Nasihat etmesi gereken benim hâlbuki…” “Belki çok erken yaşta olgunlaşmaya mecbur kaldığımdandır.” “Bütün suç benim, seni yeterince koruyamadım. Ablana dur diyemedim, onu babasız bırakmamın vicdan azabıyla her istediğini yapıp bencil bir kişi haline getirdim. Tüm suç benim…” “Hayır anne, kendini suçlayıp durma, kişiliğimizi olaylar etkilese de bizler şekillendiririz. Ablam rahat yaşamı seviyordu, kocasının gerçek yüzünü bilerek ona bağlı kalmayı seçti. Suçlu değilsin, karar onun kararıydı.” “Ben o koca evde bir başıma nasıl yaşayacağım?” “Seni tek bırakacağımı nasıl düşünebilirsin?” diyen babamdı, annemin yanına gelip yerimi aldı. “Sana çektirdiklerim için çok fazla üzgünüm. Artık son demlerimiz, bundan sonra hep beraberiz. Bu ülkenin sana ters geldiğini biliyorum, tek suçlu anne bildiğim Müneyke değildi. Ben de çok suçluyum, bundan sonra kalan günlerimi sana adayıp çektiğin çileleri unutturmaya çalışacağım” deyince, annem genç bir kız gibi kızardı. Bundan sonra belki kader anneme güler babamla birlikte aşklarını özgürce yaşarlardı. Borkan’ın elini elimde hissedince sıkıca tuttum, kaderin bize neler getireceğini bilmiyorduk. İkimiz birlikte hayatın bizim için açtığı yolda yürüyecektik. Yolun başını görebiliyor sonunu göremiyordum. Hayat her an sürprizlerle doluydu… ***** Babam Müneyke’nin cenazesi için evinde kalınca ben de annemi yalnız bırakmamak için kaldığı eve gitmeye karar verdim. Borkan suratını astı… “Ne surat asıp duruyorsun, ne yapmamı istiyorsun. Annemi bu nefret ettiği yerde yalnız mı bırakayım?” “Seninle hiç baş başa kalmadığımızın farkında mısın?” “Bu benim suçum mu? Hem ailenle görüşmelisin sonrasında nasıl bir yol izleyeceğimize karar vermemiz gerek.” “Düşüncelerini bana söylemelisin.” “Bildiğini sanıyordum, burada asla kalmayı istemiyorum” “Ya ben kalalım dersem?” İşte karar zamanımız gelmişti, otele gelirken yoldan aldığım yeni kıyafetleri alarak banyoya geçtim. Soyunmaya başladım, kapıyı açıp içeri girdi, “Biraz rahat bırakılmak istiyorum, gördüğün gibi banyo yapacağım.” “Seni engellediğim yok, banyonu yap.” klozetin kapağını kapayıp üzerine oturdu, hâlâ canının yandığını biliyordum. Gözleri vücudumun açık kalan yerlerinde ateş olmuş dolaşıyordu. Belki de aramızdaki cinsel gerilim bizi etkiliyordu. Elini uzatıp göğüslerimin önüne tuttuğum bluzu aşağı çekti. Elimden bıraktım belimden tutup kendine çekip başını göğüslerime dayadı. Beyaz tenimde kara saçlarını görmek, sıcaklığını hissetmek… Parmaklarımı saçlarında gezdirdim, “Sırtım beni mahvediyor.” “Biliyorum işte tam bu yüzden benden uzak dur. Burada kalma mevzusuna gelirsen olmaz Borkan. Kalırsam mutsuz olacağımı biliyorum, bu mutsuzluğum da inşa etmeye çalıştığımız ilişkimizi etkileyecek. Burada kalmak istiyorsan sana hayır demeyeceğim, kalırsın. Ama ben giderim.” “Biraz esnek olamaz mısın?” “Esnekliğim bir yere kadar, karşılıklı tavizlerde bulunmamız gerektiğini biliyorum. Olmazlarım var ve bu ülke olmazlarımın arasında.” Duş kabinine girdim Borkan dışarı çıktı, odaya geri döndüğümde yatağa yüzüstü uzanmıştı. Gömleğini yukarı çektim, inledi. “Pansuman için gitmelisin, hastaneden çok erken çıktın. Sargı gevşemiş, sıkı sarılması gerek.” Giyinirken başını çevirdi, beni seyretmek hoşuna gidiyor olmalıydı. İç çamaşırlarımı banyoda giydiğimden fazla açık yerim yoktu. “Nebi seni götürsün, aşiret belası hâlâ sürüyor.” “Sen de ailenle konuşmaya git.” “Benimle gelmek istemez misin?” “Tavırlarını belli ettiler, lütfen beni zorlama.”Dedim, yanağından öperek odadan çıktım. Evlilik hayatımıza bir sıfır yenik başlamıştık. Daha asansöre binmeden yanıma geldi. “Seni annenin yanına bırakır oradan geçerim. Baban geldiği anda gel, seni burada bekliyor olacağım.” ***** Mümkün olmadı, babam göstermelik de olsa annesi için gelen taziyeleri kabul etmek için evinde kaldı. Annem ikide bir evimize dönelim diye başımın etini yedikçe benimde huzursuzluğum çoğaldı. Bekleme zamanı çok sıkıcı geçiyordu, annemle geçmişe dair ne varsa konuşmuştuk. “Müneyke’nin sapkınlığı yüzünden çocuğumun öldürülmesi içimi çok acıttı.” “İnsanların bu kadar acımasız olmasına aklım sırrım ermiyor.” “Ufacık bebekten ne istemiş, umarım cehennemin en derin çukurunda yanar.” Ana kız karşılıklı koltuklara oturarak çayımızı yudumlamaya başladık. “Neye karar verdin anne?” “Bilemiyorum, Aziz’le birlikte olduğumuz zamanların üzerinden çok geçti. Onunla tekrar birlikte olmak…” “Kabullenmek zorunda değilsin, kendine yeni bir hayat kurabilirsin.” “Belki…” Annemin yüzü kızarmıştı, bir şeyler düşündüğü belliydi. “Anne aklındakileri bana söylesen,” “Ben istemeden bu ülkeye getirildim, istemeden çocuk yaşta Aziz’in karısı oldum. Çektiklerimin birçoğunu duydun. Zamanla Aziz’e bir şeyler hissetmeye başladığım doğru ama bu mecburiyetten hissettiklerim gibi geliyor…” “Seneler sonra tekrar birlikte olmuşsun.” “Babanı gördün, çocukluğu zamanında bile yakışıklıydı, büyüdükçe çok daha fazlası oldu. O gece, senelerin verdiği yalnızlıkla onun çekiciliğine dayanamadım. Ondan başka hiçbir erkek tanımadım…” dedi ve sustu. Yüzüme bakmıyordu “Anne başka biri mi var?” “Arkadaşlarımın tanıdığı biri, benimle tanıştırdılar. Hiç evlenmemiş askeriyeden emekli olmuş. Hoş, yakışıklı bir adam...” “Eh belki böylesi çok daha iyi olur, babamın sana çektirdiklerinin karşılığı olmalı. Eğer seni gerçekten istiyorsa, savaşmayı seni tekrar elde etmeyi bilmeli. Sana bir sürü yaptırım uygulamış, seni cepte görürken kendisi değişik kadınlarla birlikte olmayı ters görmemiş.” “Bu yaştan sonra, ne bileyim.” “Yaşının nesi varmış, senelerdir kaç kez söyledim sana. İstiyorsan hayatını başka bir erkekle devam ettirebilirsin. Babam seni istiyorsa savaşmalı.” “Gitmek istiyorum Simay, neyi bekliyorum ki? Senelerdir ailesinin etkisinde kalıp beni üzen adamı beklememin ne mantığı var?” “Sen bilirsin anne, koskoca kadınsın kararlarını kendin verebilirsin.” dediğim anda annem yerinden kalktı, kaldığı odaya gitti, geri döndüğünde elinde bavulu vardı… Kararını çoktan vermişti, bavulun hazır durumda olması bunun göstergesiydi. İstediği sadece biraz destek olmuştu. Hiçbir şey söylemedim, şimdi koşturma sırası babamdaydı. Bavulunu elinden aldım, evin anahtarını kapı görevlisine verdik, taksi çağırdım havaalanına gittik. “Sen de benimle gel.” “Sonra geleceğim.” Birkaç saat bekledikten sonra annemi yolcu ettim. Otele gitme zamanı gelmişti. “Neredesin Borkan?” “Evdeyim” “Otele geçiyorum” “Annen?” “Gitti” dedim, Borkan bir süre sessiz kaldı “Kaldığına sevindim, hemen geliyorum.” “Acele etmene gerek yok, tüm pürüzleri temizlemeden gelme Borkan. Bu gece karar gecemiz olacak ya devam edeceğiz ya da bu ilişkiyi bitireceğiz.” ****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD