20.BÖLÜM

4030 Words
Odama çıkmadan önce kendime güzel bir ziyafet çektim, tüm dünya mutfaklarını içinde bulunduran menü hoşuma gitmişti ama normalde paramın yetmeyeceği bu otelde kalmak lüksün zevkini almak beni pek etkilemiyordu. Yaşadığım hayattan memnundum bazı zamanlar ay sonunu kıtı kıtına getirsem de rahatsız değildim. Basit yaşamayı seviyordum, iki lokma yiyeceğe sadece süslü olduğu için dünyanın parasını vermek zoruma gidiyordu. Odama çıktım, bakalım İstanbul cephesinde ne haberler vardı. “Merhaba Polat!” “Sen var ya sen tam sopalıksın.” “İnanamıyorum bu nasıl bir kader, önüne gelen beni paralamaya çalışıyor.” “Kızım burada deli olduk, ablanın…” “Evet, ablamın ve eniştemin ölümü sonrası Khalifa aşiretinin bizi kaçırması falan fıstık… Uzun hikâye Polat gelince anlatırım.” “Annenden kurtulduğun haberini almasaydım neredeyse Kuveyt’e geliyordum, niye bana anlatmadın?” “Çok belalı adamlardı, kalleşçe çalışan adamlar. Sizlerden birine bir şey olsaydı aklımı oynatırdım. Neyse geçti gitti, zor kısmını atlattık sayılır.” “Bu arada işe başlama emrin geldi.” “Of çok sevindim, senden bir ricam var. Yirmi beş sene önce olmuş bir olayı nasıl araştırabiliriz?” “Zaman aşımına uğramıştır.” “Bunu ben de biliyorum, ama bir yerlerde kayıt olmalı.” “Açık konuşsana?” “Benim ikizim varmış, bir erkek bebek doğduktan bir gün sonra öldü denmiş, aslında öldürülmüş.” “Of Simay hayatın filmlere konu olacak şekilde karmakarışık.” “Vallahi öyle, işte ben kardeşimin ölüm olayını araştırmak istiyorum. Kocası Arap olan bir hemşire tarafından öldürüldüğü söylendi. O zamanlarda çalışan kişileri bir araştırsak…” “Bakarım, sen ne zaman geliyorsun?” “Birkaç güne kadar gelirim herhalde, araştırma yapmayı unutma gelince ben de kurcalarım.” Polat’la konuşurken Borkan odaya girdi, yanıma uzanarak yanağımdan öptü. Bu adamı her gördüğümde kalbim niye çırpınıp duruyordu ki? “Kapatıyorum, arkadaşlara selam söyle. Görüşürüz.” “Kiminle konuştun?” “Polat’la konuştum.” Keyifsiz görünüyordu, işe döneceğimi söylemenin sırası değildi. Uzanıp yanağından öptüm, “Neler yaptın?” diye sordu… “Asıl sen neler yaptın, yüzünün ifadesine bakılırsa çok hoş şeyler değil.” “Önemi yok, hazırlan gideceğiz.” “Neler olduğunu anlatsan…” “Hoş şeyler olmadığını anlamışsındır, senden ayrılmam gerektiği söylendi. Yeni eş olarak Henna teklif edildi. Hatta hemen nikâh kıymak için hazırlıklara bile başlandı evi terk edip geldim.” “Kabul etmemenin sonuçları nedir?” “Hiçbir şey, bana ihtiyaçları var.” Başka olaylarda vardı, anlatmak istemediği başka şeyler de olmuştu kesin. Böylesi baskıcı bir ailenin hadi sana güle güle diyeceğini hiç sanmıyordum. Birkaç parçacık eşyamı, Borkan’ın gelirken getirdiği bavulunun içine koydum. O bilet için konuşurken, babam beni aradı. “Annene ulaşamıyorum.” “Sana da selam baba, annem beklemekten sıkıldı ve gitti.” “Nasıl beni beklemez?” “Ona ulaşabilirsen sorarsın.” “Simay, annen nerede?” “Onu bulman, onun için çaba göstermen gerekiyor, annemi geri istiyorsan elini çabuk tutmalısın.” “Ne demek istiyorsun sen?” “Tüm olaylar ortaya çıktığına göre annemin seninle hiçbir bağı kalmadı. Bildiğin gibi hâlâ çok güzel bir kadın, ona huzur verecek erkeği hak ediyor” “Olamaz, başka biri mi var?” “Neden olmasın? Dünyadaki tek erkek sen değilsin.” “Konuşalım hemen geliyorum.” “Biz gidiyoruz baba” “Beni görmeden mi? Veda etmeden mi gidiyorsun?” “Annemi de beni de hak etmen gerekiyor, ailen yüzünden bizi hep görmezden geldin. Çaba verme sırası sende.” ***** Memleketimin gözünü seveyim, havaalanına iner inmez içim mutlulukla doldu. Uçakta Borkan’ın rahatı için her şeyi yapmıştım. Yine de ağrısı var gibi keyifsiz duruyordu. “Nereye gidiyoruz?” diye sordum. “Otele veya evinize, sen nereye istersen...” “Otele gidelim.” Borkan’a ablamın öldüğü evde yaşamak istemediğimi henüz söylememiştim… “Sabah otelden aradıklarında iptal etmelerini söylemiştim, yine de gidelim boş oda buluruz herhalde…” “O zaman eve gidelim, hem tüm kıyafetlerim orada.” Taksi tuttuk, çok kısa zaman olmasına rağmen sanki yıllardır ayrı kalmışım gibi çocukça bir sevinç içindeydim. Eve yaklaştığımızda bu sevincim üzüntüye dönüşmeye başladı o salonu görecek olmamın üzüntüsü içimde büyüyordu. Annem evde miydi? Hemen telefon açtım arkadaşlarının yanına gittiğini, biraz kalacağını anahtarımı komşuya bıraktığını söyledi. Demek babamı biraz zora koşacaktı. Anahtarı alıp içeri geçtim, salon tamamen değişmişti. Annemin kızının öldürüldüğü salonu öylece bırakmayacağını tahmin etmeliydim. Yerdeki halı ve çevresindeki koltuklara sıçrayan kanların görüntüsü ona da kötü gelmiş olmalıydı. Borkan da benim gibi şaşırmıştı. “Annen akıllı kadın!” “Sen olsan, silinse bile izi kalan, hem de evladının kanının izi kalan yerde yaşamak ister miydin?” “İstemezdim.” Gerçi kanlı ortam değişse de zihnimde hâlâ ablamın başından akan kanlar ve açık kalmış gözleriyle bana bakışı vardı. Kısa sürede bu evden gitmeliydim. Salon hariç hiçbir yerde değişiklik yoktu. Borkan hemen buzdolabının başına geçti. “Fazla yenecek bir şey yok, makarna var mı acaba?” “Sağdaki dolabın içinde paketler olması gerek.” Borkan makarna paketini alıp su ısıtıcısı çalıştırdı, dolapları açıp kapatıyordu. “Çekil oradan sen dinlen ben yaparım.” “Yolda gelirken, şu kıyafetlerden kurtulsam, diyen sen değil miydin? Git üzerini değiştir.” “Tamam, madem ısrar ediyorsun…” dedim, hemen mutfaktan dışarı çıktım. Borkan’ın bana anlatmadığı olaylar olduğundan çok daha fazla emin oldum. Yine mi eşofman? Yok, bu sefer çok rahat olsa da eşofman giymeyecektim. Lanet olsun en sevdiğim giyeceği ve kurabiyeyi zehir etmişlerdi. Yolculuğun yorgunluğu ve o ülkenin havasının verdiği kokudan kısa bir duşla kurtulmuştum. Şort üzerine penye giyerek odamdan çıktım, her ne kadar içinde olmak istemesem de insanın evi gibisi yoktu. “Hadi sıra sende ben masayı hazırlarım.” diyerek mutfağa girdiğimde Borkan iki büklüm masanın üzerine yaslanmıştı. “Sana dedim demeyeceğim, gel hadi…” Belinden destekleyerek kaldırdım, itiraz etmedi. Odama götürüp, dikkatlice yatağa yatırdım “Birkaç lokma ye hemen ağrı kesici vereceğim.” Halsizce başını salladı. Makarnayı süzüp üzerine bol peynir rendeledim. Yanına meyve suyu koydum. Odaya geri döndüm. Bir kolunu gözlerinin üzerine koymuştu. “Hadi bakalım beyefendi yemek vakti.” “Biraz uyusam iyi olacak,” “O ooo daha ilk günden bu ne naz yahu?” Sırtını yastıklarla destekledim, biraz şımartmamın bir mahsuru yoktu. “Masaya gelirdim.” “Bu seferlik böyle olsun, ben de tepsimi alıp geliyorum.” Yatağın üzerine örtü serince yatak pikniği yapar gibi olmuştuk. “Bunca zamandır kendini hiç anlatmadın, saraylarda, saray gibi evlerde yaşadıktan sonra…” elimle odamı gösterdim, “Böylesi basit bir odada olmak sana ne hissettiriyor?” “Yatağının darlığı ve yapmak istediğim şeylere yetmeyeceği endişesi dışında rahatsız değilim.” “Ya aklın hep belden aşağı çalışıyor.” Amanın, benim sesim mi tizleşmişti? Hemen meyve suyunu başıma diktim. Fark etmemiş olmasını umarak yüzüne baktım. Hınzır adam, fark etmez miydi yüz ifadesi gevşemiş sırıtır hale gelmişti. “Nerede olmasını bekliyorsun küçük hanım? Tadın damağımda kaldı ve sırtım yüzünden kedinin ciğere baktığı gibi sadece bakıyorum sana. Ama bir çaresini bulacağım…” dedi. Yüzüme kan yürüdü. Edepsiz adam acaba ne bulacaktı? Zoraki cinsel perhiz zor olmalıydı, çöldeki minik cennetimizdeki sevişmemizin görüntüleri henüz çok tazeydi. “Nereden hangi konuya geldik, sana Borkan’ı sordum… Onca rahatlık, sınırsız para?” “Paranın gücü tartışılmaz, bunu bir kenara bırakırsak; para mutluluk getirmiyor sadece yalancı mutlulukları daha kolay elde ediyorsun. Bu elde etme bazen o kadar aşırıya kaçıyor ki bir süre sonra, mutluluk zannettiklerin mutsuzluğun haline geliyor.” “Vah zavallı zengin çocuk!” “Alay etme kadın, seni dizlerime yatıracağım kadar yakın olduğunu hatırlatırım.” “Sonra?” “Çok eşli bir baban olması zor…” “Annen kaçıncı kadın?” Sanki utanır gibi bakışlarını kaçırdı ,“İkinci.” “Annenden hiç bahsetmedin, öldü mü?” “Annem babamın kısa süreli aşk yaşadığı kadınlardan sadece biri, yurt dışına gittiğinde genç bir İspanyol kadınla birlikte olmuş, annem hamile kalınca Kuveyt’e getirmiş. Tabi annem bir süre sonra başka kadınların varlığına dayanamamış ülkesine dönmek istemiş tek bir şartla izin verilmiş, beni bırakması istenmiş. Ya tüm hayatı boyunca başka kadınları kabullenerek yaşayacak ya da bensiz kalacak. Özgürlüğünü seçmiş.” İspanyol sevgilisi aklıma geldi, belki annesinin İspanyol olması onunla ilişkisinde etken olmuştu. Kalbim kasılıyor muydu ne? “Sen annene…” “Hayır, anneme asla kızgın veya küskün değilim. En iyisini yaptığını düşünüyorum. Özellikle erkek çocuk olduğum için beni asla bırakmazlardı, büyüdükten sonra annemle bağlantı kurdum. Babamla olan ilişkisinin hata olduğunu, beni doğurduğu için hiç pişman olmadığını defalarca söyledi. Yeniden evlenmiş ve çok mutlu olmuş, iki kardeşim var. Eşi çok iyi ve ikimiz iyi anlaşıyoruz. Hatta kendi öz babamdan daha fazla anlaştığımız kesin. Çoğu zaman gider yanlarında kalırım, en kısa zamanda senide götüreceğim. Çok eşli bir evde yaşamak kolay değildir, her kadın kendisinin gözde olmasını, kendi doğurduğu çocukların ön planda olmasını ister. Bu yüzden kavgalar çekişmeler hiç bitmez. Huzursuz bir ortamdır.” “Bunu ben de kabullenemem. Gerçi sen bu durumdan çok rahatsız değildin… Hani otelde…” “Bunu konuşmuştuk, onlar o zamanda kaldı. Şimdi benim bir eşim var, henüz keyfine varıp evliliğimi bile anlayamadığım bir eşim.” “Bu evliliği yürütebilir miyiz Borkan?” “Sen istiyor musun?” “Evet istiyorum.” “O zaman sorun yok sevgili karıcığım. Gel bakayım yanıma.” Kolumdan çekti elleri bir anda her yerimdeydi. “Ama Borkan sırtın,” diyerek yalancıktan itiraz ettim… “Sırtıma da acısına da…” diye homurdanarak devam etti. İlk kez yumuşacık bir yatakta birbirimizin keşfine çıkmak muhteşem ve oldukça keyifli oluyordu. Yalancı cennette hissettiklerimden çok daha fazlasını hissederek zevkin doruklarına vardım… **** Sabah kocamın kollarında uyanmak güzel olmuştu, gerçi ben onun değil o benim kollarımdaydı. Sırtından dolayı bazı pozisyonlarda hareket etmemiz ve yatmamız imkânsız olmuştu. Göğsümdeki başını, sırtını okşadım. “Hadi uykucu, işlerimize dönme zamanı.” Oflayarak gözlerini açtı, “Senin işin sonuçlanmış mı?” diye sordu, tekrar gözlerini kapattı, bu adamın gözleri bir ömre bedeldi. Tekrar açması için göz kapağını kaldırdım, elimi tutup öptü tekrar kapattı. “Polat geri dönebileceğimi söyledi, merkeze gidip ne olduğuna bakacağım.” “İyi,” “Sen Nebi ile mi işe gideceksin?” “Nebi gelmedi, Kuveyt’te kaldı” “Kıskançlığın yüzünden adamı orada bıraktığını söyleme, inan çok kızarım.” “Alakası yok, babamın ona ihtiyacı varmış.” “Bak doğru söylüyorsun değil mi?” “Doğru söylüyorum, kıskançlığımla alakası yok.” Borkan’ı yatakta bırakıp, hazırlandım. Çıkmadan kahvaltıyı da hazırladım, evlilik hayatına alışıyor muydum ne? Aslında evlilik fena değildi, birine bağlı olduğunu hissetmek, onu düşünerek bir şeyler yapmak… Senelerdir tek başına yattığın yatakta, sarılacağın sana mutluluk veren birinin olması hiç fena değildi. Yedek anahtarı masaya bırakarak kapıdan çıktım. Hava çok güzeldi, kollarımı kaldırarak gerindim arabama binerek radyoyu açtım, çıkan şarkıya eşlik ederek trafiğin içine girdim. Sabah trafiği bile keyfimi kaçırmaya yetmemişti evet ben mutluydum, hayatımda ilk kez bu kadar fazla mutluydum. **** İş yerimde neler olduğuna bakmalı, Polat’ın merak ettiğim dosyalara ulaşıp ulaşmadığını sormalıydım. Hasret neler yapıyordu acaba? Telefonumun kulaklığını taktım, işe varana kadar bu ağır giden trafikte zaman öldürmek iyi olacaktı. “Selam Hasret nasılsın?” “Ah Simay, sen nerelerdesin?” “Ne sen sor ne ben söyleyeyim.” “Çok kötü şeyler duydum, nedir bu başınıza gelenler?” “Geçti gitti, döndük nihayet. En kısa zamanda görüşelim.” “Çok isterim, klinikteyim vakit bulursan gel.” Vedalaşıp telefonu kapadım. Bir ara uğramalı, başımdan geçenlerin stresini gerçek hayata adapte olarak unutmaya çalışmalıydım. Merkez, her zamanki gibi kalabalıktı. Hoş geldin, başın sağ olsun, geçmiş olsun sözleriyle Amir’in odasına kadar geldim. “Hoş geldin Simay, seni tek parça gördüğüme çok memnunum. Neden bize hiçbir şey bildirmedin?” “Başıma gelenlere ben bile inanamadım amirim, hem bu olay benim özel meselemdi sizleri içine çekmek istemedim. Adamlar mantar gibi nereden çıkacakları belli olmuyor. Çok geniş coğrafyayı içine alan şekilde işler yapıyorlar çok fazla kötü işler, bire bir aileleri hedef alıyorlar. Hem uzaklaştırma almışken…” Masasından kalkıp karşımdaki koltuğa oturdu, “Bürokrasi kurallarını yıkamıyoruz, kimin eli kuvvetliyse o kazanıyor. Büyük balık küçük balığı yiyor.” “Biliyorum amirim, sizleri asla suçlamıyorum ama çok kırgınım. Geceni gündüzüne kat, canını dişine takarak her an ölüm ensende dolaş, çömezin birinin oyununa yenil…” “Belki söyleyeceğim olay biraz olsun içini rahatlatır, sana yaptığının aynısını yeniden yapmış yani emir almadan yine ortaya atlamış, ateş etmiş. Ama bu sefer şansı yaver gitmemiş, vurulmuş.” “Üzüldüm, durumu kötü mü?” “Allahtan kötü değil, belki bundan sonra aklı başına gelir. Gelelim senin uzaklaştırma emrine bir süre masa başı çalışmaya ne dersin?” “Yok amirim, masa başı işleri beni boğuyor. Ya dışarı çıkarım ya da gider evimde otururum.” “Çömezin son yaptığını delil göstererek uzaklaştırmanın tamamen kalkmasını sağlamaya çalışıyorum.” “Cezam biterse haber edersiniz.” diyerek dışarı çıktım, polisliği çok sevmeme rağmen bu tür işlerin olmasından dolayı soğumaya başlamıştım. Hasret’in dediği gibi başka bir iş yapabilir miydim? Daha tehlikesiz, evime eşime daha çok zaman ayırabileceğim bir iş. Polat’ı görmeliydim. Resmi görevde olmadığımdan kendim araştırma yapamazdım. Hastane çalışan dosyalarına resmi izinlerle bakabilirdim. Arkadaşlarım göreve çıkmak üzere hazırlanıyorlardı, içim burulur gibi oldu. Neyse bu günlerde geçecekti. “Polat, dediğimi halledebildin mi?” “Araştırmayı birlikte yaparız dedim, biraz kurcaladım.” “Ne zaman bakabiliriz?” “İşin yoksa gidelim.” “Sen göreve çıkmıyor musun?” “Bugün izinliyim, arkadaşlar beni yolda bırakacaklardı. Hadi gel minibüsümüzü özlemişsindir.” “Hem de ne özlemek…” Tekrar görev aracına binmek, eski günleri yâd etmek gibiydi. Amirimin dediği masa başı görevini yapamazdım. Arkadaşlarım birbiri peşi sıra göreve çıkarlarken oturamazdım. İşlerinin rast gitmesi dilekleriyle araçtan indik. **** Tanıdıkları araya sokarak, hastane arşivinin benim doğumum zamanında olan kısmına ulaştık. Tarih belliydi, saat belliydi. Kardeşimin ölüm saati belliydi, doğum katında çalışan hemşirelerin isimleri de nöbet fişlerinde yazıyordu. Şimdi hangi hemşirenin kocasının Arap olduğunu bulmak kalmıştı. İşte bu biraz zordu. O zamanlardan bu zamana kadar çoğu hemşire ya hastane değiştirmiş ya istifa etmişti. Geride kalan tek hemşirenin olayı hatırlaması için dua ettim. Kadın Allahtan görevdeydi. “Ben o zamanlar stajyer hemşireydim, olaya tam vakıf değilim.” “Eşi Arap olan bir hemşire var mıydı?” “Bilemiyorum, ama bilen birini bulabilirim. Senelerdir, neredeyse hastane kurulalı beri burada çalışan ebemiz belki biliyordur.” İşte şimdi olmuştu, kadına telefonla ulaştık. Evinin adresini alıp hemen yanına gittik Halime isimli hemşirenin kocasının Arap kökenli olduğunu, çok uzun süre önce istifa edip kocasının memleketine gittiğini söyledi. Eli böğründe kalakalmak deyimi tam bu ana uygun olmuştu. Şimdi nasıl ulaşacaktım… “Kocasına bir yerlerden miras mı kalmış ne, birden çok zenginleştiler.” dedi, hiç şaşırmadım. Kadın, “Neden bu kadar sordunuz Halime’yi?” deyince. Tüm olayı anlattım, kardeşimin ölümünü hatırlamıştı. “Seni ve kardeşini doğurtan ebe benim. Sağlıklı olan bebeğin ölümüne şaşırmıştım.” “Kardeşimin ölümünü gördünüz mü?” “Benim nöbetimde ölmedi, ertesi gün işe geldiğimde öldü dediler. Bebek çoktan morga konulmuştu.” “Halime Hemşire’de herhangi bir değişiklik var mıydı?” “Çok seneler geçti, bebek ölümleri olabilir. Ne gibi bir değişiklikten bahsediyorsunuz?” “Ne bileyim tedirginlik, korku, telaş…” “Hatırlamıyorum, zaten çok geçmeden ayrıldı. Son gününde, tüm servise pasta ısmarladı kocasının mirasa konduğunu rahat yaşayacağı için çok sevindiğini söyledi. O zaman zenginleştiklerini öğrendik.” “Adresini bilmeniz mümkün müdür acaba?” “Ben bilmiyorum ama kiracı olarak oturdukları evin kızıyla çok sıkı fıkıydılar, belki o bilebilir. Üç sokak aşağıda otururlardı, evi onlara ben bulmuştum.” İşte şimdi olmuştu, ufacıkta olsa ipucuna kavuşmuştuk. Hemen adresi alıp eve gittik, ev sahibi kadın; kızının, çocuklarını almaya gittiğini, hemen geleceğini söyleyince bahçede oturmak için izin istedik. Yeşillikler içinde çok güzel bir bahçeydi. Ev, eski görünüşlü olsa da bahçe her şeye değerdi. Kadın hemen çay yapıp bahçenin bir köşesinde yakmış olduğu kuzinenin fırınından çıkardığı sıcacık böreği dilimleyerek önümüze koydu. Polat’la birbirimize baktık el açması börek asla kaçmazdı. Türk insanının misafirperverliği dünyanın hiçbir köşesinde yoktu. Olsa da çok nadirdi. Yaşlı kadın çaylarımızı tazelerken kızı iki çocukla geldi. Ona da olanları anlattık. Adresini bilip bilmediğini sorduk… “Zengin olunca bir havalara girmişti. Halini görseydiniz, sanki sanırsın eski Yeşilçam filmlerindeki fabrikatör Hulusi Kentmen’in kızı. Bir havalar bir azamet…” Kadının kızgın olduğu belliydi… “Benim kıyafetlerimi yalvar yakar ödünç alıp giyerken iyiydi. Zenginleşince, aman hepsi rüküş şeylerdi, demesin mi… Hem de komşuların arasında. Çok kızmıştım ama düşmez kalkmaz bir Allah demişler, üç sene önce yine kapıma geldi. Kocası bol parayı bulunca üzerine kuma alıp durmuş, bunuda yaşlandı deyip kapının önüne koymuş. Ev kiralık mı, diye sordu. Ben oturduğumdan, yok, dedim postaladım. Geçenlerde yine rastladım bir doktorun yanında hemşirelik yapıyormuş. Haspam yaptıklarına bakmadan yine benden borç para istedi. Hadi yoluna, deyiverdim.” “Hangi semt, doktorun ismi ne?” “Teşvikiye de bir kadın doğum uzmanı, Doktor Kadriye Tatarca.” Gittiğimizde muayenehane kapalıydı. “Sağ ol Polat kaç saattir benimle beraber günü öldürdün.” “O güzelim börekleri yedik ya, her şeye değdi, şimdi nereye gidiyoruz?” “Ben evime gidiyorum, bildiğin gibi evli barklı kadınım artık. İstersen gel akşam yemeğini birlikte yeriz” “Sen evine kocanın yanına, ben bekâr evime yakışırız. Biraz eskiyin bakalım, sonra görüşürüz. Yarın kaçta buluşalım, amir kesin nöbet yazar.” “Artık senin gelmene gerek yok, ben hallederim.” ***** Eve geldiğimde, binanın önünde kocaman bir eşya kamyonu duruyordu. Arabamı park edip indim “Ne oluyor burada?” “Simay Fayed siz misiniz?” “Evet benim,” “Yatak ve baza getirdik, eşyaları teslim aldığınıza dair imza gerek.” Öyle ya, beyefendi dün gece daracık yatakta rahat edememişti. Adamın uzattığı faturayı imzaladım. Benim yatak artık ıskarta olmuştu, oda hemen yerleştirildi. Adamlar gittikten sonra bıraktıkları çarşaf takımını açtım. Vay, Borkan Bey siyah saten sevenler derneğine üye olmalıydı. Hemen serdim, birden odamın havası değişivermiş gibiydi. Mumlarım neredeydi benim, odanın değişik yerlerine bulduğum mumları yerleştirdim. Of ilk önce banyo mu yapsaydım, yemeği ne ara yapacaktım, daha ortalığı toplamamıştım. Kızım Simay sakin ol. Sen ki kendinden iri yarı adamları dövmüş, silahlara karşı koymuş, hatta çıkan bir göz görmüş kadınsın. Ev işiyle mi baş edemeyeceksin, diye söylenerek ilk iş mutfağa indim. En kolay yemeği bulmalıydım bu saatten sonra yaprak sarması yapacak halim yoktu. Bulmuştum, telefonumu elime aldım. “Kebapçı Beytullah mı? Hah, et şiş iki porsiyon yok birer buçuk porsiyon olsun. Yanına pilav ve bol salata, salata taze olsun… Adresi veriyorum.” Benim ev hanımlığım da bu kadar olurdu. Hemen salona masayı hazırlayıp, aceleyle ortalığı toparladım. Masayı güzel hazırlamıştım ama… Kendi kendimi tebrik ettim, bardakları yerleştirirken yiyecekler geldi. Salatayı kâselere paylaştırdım, pilavı eti mikrodalgaya koydum, işte şimdi kendimi hazırlamamın vakti gelmişti. Mis kokulu şampuanımla yıkanıp hemen tüm vücudumu kremledim. Hafif bir makyaj yapıp; bir zamanlar, bu da giyilir mi ne halt etmeye aldım, dediğim mini minicik eteği çekmecelerin köşelerinin birinden buldum. Üzerine göğsü oldukça açık dar bluzu giyince işte hazırdım. Saçlarımı sallayıp kabarttım Borkan ilk kez beni bu halde görecekti. Gördü, öyle bir gördü ki… Gösterdiği çabadan ne yemek yiyebildik ne de mumları yakmaya fırsat bulabildim. Sırt ağrısı yanına kâr olarak kaldı. Ne kendi uyudu ne de beni uyuttu. “Sırtın iyileşene kadar, ya sen misafir odasında yatarsın ya da ben.” “Sen de böyle giyinmeseydin.” “Şimdi de suçlu ben oldum. Sanki girer girmez üzerime saldır diyen bendim.” “Saldır, der gibi giyindiğini inkâr mı ediyorsun. Hem bu kıyafeti nerede giydin bakayım sen?” “İşe gidip gelirken giyiyorum” deyince şaplağı yedim. “Benimle her dalga geçtiğinde beşkardeşi göreceksin.” “Ya sen yumruğumu görmek ister misin? Sağ kroşem sağlamdır.”dedim, şaplağı yediğim yere bir öpücük kondu. “Sırtın ağrıyacak.” “Zaten ağrıyor.” dedi karnımın üzerine yattı, üzerimde yatmaya bayılıyordu. Bu işin tam ters olması gerekmiyor muydu? Neyse şikâyetçi değildim sırtı geçene kadar şımartmamın bir mahsuru yoktu. “Bugün neler yaptın?” “Amir masa işi teklif etti, kabul etmedim, bana göre değil. Sahaya çıkamamak beni üzecekti. Bu hale gelmeme sebep olan çaylak yine işgüzarlık etmiş, vurulmuş. Allahtan sadece yaralı, uzaklaştırmam belki bu sayede geri çekilir. Sonra Polat’la ölen yani öldürülen kardeşimin peşine düştük.” “Bir şey bulabildiniz mi?” “Bulduk sayılır, yarın kadını göreceğim. Üzerinden çok zaman geçse de ceza alması için ne mümkünse yapacağım. Sen neler yaptın?” “Gerekli izinlerin alınması için bir iki görüşme, yani senin sıkıcı bulduğun masa işi yaptım. Yarın yine Polat mı gelecek?” “Tek gideceğim, Polat göreve gidecek.” “Ben seninle gelirim, biraz değişiklik olur. Heyecana alıştıktan sonra masa işi bana da zor geldi.” “Karnın aç değil miydi? O kadar uğraştım, didindim, yoruldum…” “Doğru çok yorulmuşsun. Kebapçının getirdiği yemek kutularını açarken parmakların yorgunluktan acımıştır.” Bu adamın gözünden de hiçbir şey kaçmıyordu… **** Geç vakit yediğimiz yemekten sonra sabah ikimizde tok olduğumuzdan kahvaltı yapmadan evden çıktık. Vakit oldukça erken olduğundan deniz kenarında yürümeye karar verdik. Borkan’ın takım elbise veya beyaz entari giymemiş halini çok daha fazla beğeniyordum. Kot ve gömlek adama çok yakışıyordu. Koyu mavi kot pantolon üzerine giydiği kar beyaz spor gömlek esmerliğini daha çok vurguluyordu. Elimi tutunca içime sıcaklık doldu, biraz ters olmuştu ama evlendikten sonra flört ediyorduk. “Borkan, aşiret derdimiz olmasaydı benimle evlenir miydin? Ama doğruyu söyle.” Durdu, düşündüğü belliydi. “Sanmıyorum, ama kesinlikle seni baştan çıkaracak bir yol bulurdum.” “Serseri, sanki ben seni kabul ederdim.” “Ya sen küçük hanım sen benimle evlenir miydin?” “Asla evlenmezdim.” “Sen söyleyince hiçbir şey olmuyor da ben söyleyince neden kızıyorsun?” “Madem öyle ayrılırız olur biter.” Tabi ben kaşınmıştım, böyle soru sorarsam alacağım cevap buydu. Ama yine de daha ince olabilir belki evlenirdim falan filan diyebilirdi. Elini bıraktım, evlenmek istemediği kadının elini tutmasının anlamı yoktu, hızlıca yürümeye başladım. Deniz havası sakinleştireceğine sinirim tepeme zıplamıştı. Önüme geçip omuzlarımdan tuttu. Kurtulmak için omuzlarımı silktim, elleri pençe gibi olmuştu bir milim kıpırdayamadım. “Seninle şartlar öyle gerektirdiği için evlendim, şu an seni elimden almaya çalışan insanın canını alırım. Bana inanmaz gözlerle bakma; gördüğümüz deniz, uçan martılar hatta şu an bankta oturan iki yaşlı, koşan bu genç en önemlisi Allah şahidim olsun ki sana aşığım Simay. Beni iyi duy, kalbine bu sözlerimi iyi yaz, beyninin her köşesine yerleştir. Seni seviyorum havaya suya nasıl ihtiyacım varsa sana da öyle ihtiyacım var.” “Ama sen zorla ev…” “Bu dediğin seninle evlenmeden önceydi, dediğimi, dediklerimi sakın unutma. Seni seviyorum, senin için her şeyi yapacak kadar seviyorum. Benim tek karım benim tek kadınımsın. Sen benim için nasıl teksen, ben de senin için tek olacağım. Ayrılmak mı? Asla. Bir tek olay bizi ayırabilir o da ölüm. Benden, başka bir şekilde ayrılmayı sakın aklının ucuna dahi getirme.” dedi ve sustu. Bakışları, sen de bir şeyler söyle der gibiydi. Kanatlarım çıkmış olabilir miydi? İçimden gökyüzüne yükselip uçmak geliyordu. Beni… Beni sevdiğini âşık olduğunu söylemişti. “Simay?” “Ay kız şoka girdi” “Ah ah bir zamanlar ben de seni böyle kendinden geçirirdim.” “Nerede o eski günler, şimdi tansiyondan kendimden geçiyorum.” Yaşlı karı kocanın konuşmalarını gayet net duyarken, Borkan’ın sesini niye net duyamıyordum, çok uzaklardan geliyor gibiydi…Parmakları yüzümü okşadı, karşımda ayna olsa kesin gözlerimin hayretten, şaşkınlıktan en çokta mutluluktan kocaman açıldığını görürdüm. Birçok insanın ömür boyunca yaşayamayacağı günleri yaşamıştık. İlişkimiz baştan beri sınanıyordu. Borkan beni kabul etmeyebilirdi, olay bitince hemen ayrılabilirdi. Hele o ten uyumumuz yok mu beni kendimden geçiriyordu. Ve en önemlisi beni seviyordu… Ya, canım cicim ayları geçtiğinde eski haline dönüp değişik kadınları… Yok, bunları şu an düşünemezdim böylesi güzel sözleri onun ağzından duyarken beynim kötü olasılıkları düşünemezdi. “Simay, sen beni sevmesen de olur, ben ikimizin yerinede severim.” “Hı?” “E be kızım oğlanı çatlattın, ay ben bile çatladım. Söyle bir şeyler… Kadın milleti değil misiniz? Sus deriz susmazsınız, konuş deriz konuşmazsınız!” Yaşlı adamın sözleri kulağımın dibinde patladı… Evet, bir şeyler söylemem gerektiğini biliyordum ama sesim çıkmıyordu. Anbean Borkan’ın yüzündeki hayal kırıklığı artmaya başlayıp, bakışları ifadesizleşmeye başlamıştı. Bir şeyler söylemezsem ilişkimiz en başından yara alacaktı. İçimdeki tüm duygular nehir olup taştı, yüzümde olan parmaklarını tuttum, avucunun içini öptüm. “Ben de…” “Ay kocama bir haller oluyor” diye bağıran yaşlı kadının sesini duymamak mümkün değildi, yaşlı adamın gözleri kapanmış oturduğu banktan kaymıştı. Borkan hemen adamı kol altlarından tutup tekrar doğrulttu. Yaşlı kadın paniklemişti. “İlaç, alması gereken bir ilaç var mı?” dedim. Kadının titreyen elleriyle uzattığı ilacı aldım. “Ne yapmalıyım söyleyin.” “Dilinin altına koy kızım.” Borkan yaşlı adama “öksürün daha hızlı öksürün” derken, kadının yardımıyla ilacı adamın ağzına koydum. Adam kendine geldi, karı koca gitmek için taksi çağırdılar… Borkan, yaşlı adamın taksiye binmesine yardım ederken, yaşlı kadın bana sarıldı. “Bu adam seni seviyor kızım, duygularını söylemek için kaygı duyma. Bak hayat bir anda bitebiliyor, senin onun için hissettiklerini bilmezse seni sevmeye nasıl devam edebilir. Aşkı sevgiyle beslemezsen ölmeye mahkûmdur.” diyerek, kocasının yanına binip elini tuttu. İkimizde giden taksinin ardından baktık. Borkan “Zaman geldi, muayenehane açılmış olmalı gidelim.” deyince sesimi çıkarmadım. Aramızda oluşan o büyülü romantik an bitmişti. *****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD