Bölüm4-Kökleri Eksik Bir Çiçek

570 Words
Sevda, yıllar geçtikçe okul sıralarında öğrendiği tek şeyin yalnızlık olduğunu fark etmişti. Çocukların fısıldaşmaları, sırtını dönen arkadaşlar, adını bile alay konusu yapmaları, onun içine kapanmasına neden olmuştu. Her teneffüs zilinde, kalabalık bir çemberin dışında kalıyor; herkes koşup oynarken o bir köşeye oturup sessizce gökyüzünü seyrediyordu. Babası, hâlâ aynıydı. İşten gelir, yemek yer, televizyon izler, tek kelime etmeden yatağa çekilirdi. Sevda bazen, “Baba, bugün öğretmenim bana aferin dedi” demek isterdi ama dudakları açılmazdı. Çünkü karşılığında alacağı şey ya bir sessizlik ya da sert bir bakış olacaktı. Yıllar böyle geçti. Sevda bir çiçek gibiydi; kökleri toprakta vardı ama üzerine güneş vurmuyordu. Sevilmeden büyüyen bir çocuk, gölgesiz kalmış bir fidan gibi… İçinde hep kırılmaya hazır bir incelik taşıyordu. Zamanla güzelliği ortaya çıktıkça, mahalledeki erkek çocuklarının gözleri ona çevrilmişti. Ama o bakışlarda masumiyet değil, hoyratlık vardı. Bu yüzden başını hep eğdi, hiç kimseyle göz göze gelmedi. Annesizliği, babasızlığı, hep üstüne yapışmış bir etiket gibiydi. İnsanlar onu gördüğünde yüzlerinde ya acıma ya da küçümseme vardı. Bir gün okuldan dönerken, yol kenarında iki kadın fısıldaştı. — Bu işte… Annesiz büyüyen kız. — Babası da içine kapanıkmış. Allah korusun, kim bilir nasıl olur? Sevda o sözleri duymamış gibi yürüdü ama kalbine bir taş gibi oturdu. İçinde hep bir çığlık vardı ama o çığlık hiçbir zaman dudaklarından çıkamıyordu. Şimdi, yağmurlu bir günde çaresizce bu yatakta yatarken, bütün o geçmiş anılar gözlerinin önünden bir bir geçiyordu. Babasının suskunluğu, annesizliği, okulda gördüğü yalnızlık… Hepsi sanki onu bugüne hazırlamıştı sanki. Küçükken “Ben de bir gün kurtulurum, kendi yolumu bulurum” diye umut etmişti. Ama kader, onu şimdi daha da karanlık bir yere getirmişti. Bir zamanlar arkadaşsız kalışına alışmıştı ama şimdi, yalnızlık hiç olmadığı kadar ağırdı. Çakan bir şimşeğin gürültüsüyle daldığı düşten sıyrıldı derin bir iç çekti. Bugün başına gelenleri iyice anımsamaya ve kafasında bir yere oturtmaya ihtiyacı vardı. Derin derin düşünmeye başladı. Dün sabah gözlerini açarken hayli zorlanmıştı. Başında hafif bir ağrı vardı. Yapacak çok işi vardı: Ev temizlenecek, kahvaltı hazırlanacak, kardeşlerini doyurduktan sonra parka götürecekti. Dün onlara söz vermişti. Her zaman sözlerini tutmaya çalışırdı çünkü babasız kalan o çocukların en büyük güvencesi kendisiydi. Yavaşça doğrulmak isterken üstüne bir karanlık çöktü. Başının içinde uğuldayan sesler, kulaklarına çekiç gibi vuruyordu. Yarı aralık gözlerini tam açtığında, dev gibi iki adamın üzerine doğru eğildiğini gördü. Karanlık gölgeler gibiydiler; nefesleri bile ağır, varlıkları boğucu. Avazı çıktığı kadar bağırmaya çalıştı ama iri gövdeli adamın ağzını kapatmasıyla neredeyse nefessiz kalmıştı. Kalbi çırpınan bir kuş gibi göğsünde debeleniyor, ciğerlerine hava girmiyordu. Daha sonra, bağırmamasını, ona bir şey yapmayacaklarını, patronun onunla konuşmak istediğini söylediler. Sesleri tok, duygusuzdu. Sevda, bu iri yapılı adamlara karşı koyamayacağını anlamıştı. Ama buraya nasıl gelmişti? Burası neresiydi? Üvey annesi ve kardeşleri neredeydi? Kardeşleri çok korkmuş olmalıydı... Adamların yönlendirmelerine tamamen uymuştu. Yağmurun altında, dün gece giydiği pijamalarıyla buz gibi soğukta, "bekle" denilen yerde tir tir titreyerek bilinmezi bekliyordu. Her geçen dakika, soğuğun yanı sıra çaresizlik de iliklerine işliyor, içini kemiriyordu. Bir anda kuru bir öksürük tüm düşüncelerini böldü. Öksürüğü sakinleştikten sonra yavaşça doğruldu. Nefesi göğsünde hapsolmuş, boğazı kurumuştu. Gözlerini, yavaş yavaş yağmurun dinmesiyle odaya dolan; güneş ışığıyla odada gezdirmeye başladı. Oda, hayret verici derecede güzeldi. Dün uyandığı ve o koca adamları gördüğü odadan tamamen farklıydı. Yeni ve eski dekorların harmanlandığı zarif bir şıklık hakimdi. Duvarlarda işlemeli halılar, yerde ipek dokumalar vardı; ağır bir geçmiş kokusu ile taze çiçeklerin kokusu birbirine karışmıştı. Onlara yakından bakmak için ayağa kalktı ama kalkmasıyla oturması bir oldu. Başı fırıldak gibi dönüyordu. Hafifçe uzandı. Anlaşılan, yine hızlı hareket etmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD