Meriç ile havalimanından sonra bir Meriç'in burda bulunan evine gelmiştik. Yine her zaman ki gibi şehir merkezine uzak bir alandaydı. Dört tarafı bu sefer ormanla kaplıydı. Aslında daha çok dağ evi denilebirdi. Tek katlı olmasına rağmen modern bir şekilde döşenmiş bu eve hayranlıkla bakıyordum.
'Meriç burası çok güzel' Meriç yüzünde nadiren oluşan gülümsemesi ile bana baktığında başını salladı.
Ev dört taraflı camlarla çevrili olduğu için dışarda ki her şey çok kolay gözüküyordu. Camın önüne gittiğimde cama düşen yağmur damlası yüzümde bir gülümsemeye dönüşmüştü. Bir süre burda bu şekilde beklediğimde Meriç'in sesini duymamla ona döndüm.
'Bu manzarayı izlerken en iyi giden şey kahvedir. ' elindeki kahvenin birini bana uzattığında gülümseyip tekrar önüme döndüm. Elimde ki bardağı iki elimle tutup içtim.
'Teşekkür ederim' Meriç tek elini havada sallayıp indirdiğinde yüzümde ki gülümseme daha çok büyümüştü. Kahvelerimiz bittiğinde bardakları alıp mutfağa götürmüştüm. Meriç'de yanıma geldiğinde Meriç bana bakıp elini ensesine götürdü. Saçlarını karıştırıp tekrar baktığında gülümsedim. Bu hareketi genellikle bir şey söyleyeceği zaman yapıyordu. Bu durumdan vazgeçmiş olucak ki elimden tutup bir odanın kapısını açtığın içerde çift kişilik yatak vardı.
'Beraber uyuyacağız ' tek kaşımı kaldırıp Meriç'e baktığım da omuz silkti. Beni kucağına alıp yatağa yatırdığında kendiside yanıma yatıp pikeyi üzerimize örttü.
'Meriç sen burada uyu ben salonda yatarım' Meriç'in kolları arasından kalkmaya çalıştığımda izin vermeyip tekrar yatırmıştı.
'Meriç' ses vermediğinde bedenimdeki kolunu çekmeye çalışmıştım ama ona karşı benim gücüm bir aslanla farenin kapışması gibi kalıyordu. Sırtımı Meriç'e döndüğümde oda belimdeki eli sayesinde beni kendine biraz daha çekip başını boyun girintime koymuştu. Kımıldamama izin dahi vermezken kollarının arasından kurtlamayacağımı anlamıştım. Daha fazla zorluk çıkarmayıp Meriç'in kolları arasında uykuya dalmıştım.
*********
Sabah kahvaltı yapıp evden çıktığımızda uzun bir yolculuğun ardından New York'ta bulunan özel bir hastaneye gelmiştik. Meriç önceden randevu aldığı için tedavi olmuştum ve şimdi emara gidecektim. Türkiye'de emara girdiğimde baygın olduğum için bir şey anlamamıştım. Ama şuan emara gireceğim için korkuyordum. Meriç bir saniye bile yanımdan ayrılmazken bende onun gitmesini istemiyordum.
'Meriç korkuyorum' yanıma gelip sarıldığında hiç düşünmeden kollarımı beline dolamıştım. Ağlamamak için kendimi zor tutarken içeri giren hemşire ile Meriç'ten ayrılmak zorunda kalmıştım. Yattığımda emara tamamen girmeden önce Meriç'e el sallamış ve o şekilde girmiştim. İçeri girdiğimde gözlerimi kapatıp biran önce bu işkencenin bitmesini bekledim.
Uzun bir süreden sonra çıktığımda hemen yanıma gelen Meriç'e sarıldım. Oda da bulunan kabinde üzerimde hastane elbisesini çıkartıp tekrar Meriç'in yanında gittiğimde bir köşede oturuyordu yanına oturduğumda hemen elimden tuttu.
Hemşire olduğunu düşündüğüm kız. İsmimi söylediğin de doktorun odasına girmiştik. Meriç elimi tutarken bir koltuğa yan yana oturmuştuk. Doktor bana bakıp Meriç'e döndüğünde İngilizce olarak Meriç'e anlatmaya başlamıştı. İngilizcem o kadar iyi olmasa da bildiğim için bende dinlemiştim ve duyduğum şeyler ise bütün duygularımı bedenimden söküp atmıştı.
Doktor, beyin tümörünün iyi huylu olduğunu söylemişti. Yani ameliyatla alındığı zaman sorun yaratmayacaktı. Ama ameliyat masasında uyanamayabilirmişim ya da felç olma, bazı duyu organlarımı kaybetme gibi sonuçlar doğurabilirmiş. Meriç'in bakışları beni bulduğunda bir şey anlamadığımı düşünüyordu sanırım.
Doktora başını sallayıp dışarı çıktığımızda hastanenin bahçesinde ki bir banka oturmuştuk.
'Lina.. ' Meriç yuktunduğunda yüzümde buruk bir gülümseme oluştu.
'Biliyorum Meriç. Ve ben ne olursa olsun bu ameliyatı olucam. Uras'a, abime ve sana verdiğim bir söz var. Bu sözümü tutamasamda.. ' Meriç sözümü kestiğinde yine sert ifadesine bürünmüştü.
'Sözünü tutucaksın Lina' yüzümde alay dolu bir gülümseme oluşmuştu.
'Ben sadece olma ihtimalini konuşuyorum Meriç. Eğer sözümü tutamasamda denemiş olacağım.’
**********
Bilmediğim bir ülkenin bilmediğim şehrinde gezinirken soğuk ellerimde hissetiğim el beni ısıtıyordu. Yanımda bulunan bedeni sanki bana bir kalkan oluşturmuş gibiydi.
Şuan dışardan bakanlar için sevgili gibi durduğumuzu biliyorduk ama ne ben bunu umursuyordum ne de Meriç'in bu durumu umursayacak bir yapısı vardı. Onu yeni tanımış olmama rağmen ya da her insanın Meriç'i bir saat bile gözlemlemeden doğacak sonuç umursamaz olmasıydı.
Meriç gözlerinde ki bütün duyguları yok etmiş o gözlerde sadece bir boşluğu görebileceğin bir ağa örmüştü. Meriç duygularını dışa yansıtmak yerine içine atıyordu. Herkesden gizli yaşamayı tercih ediyordu. Neyden bilmiyorum ama korkuyordu. Duygularının açığa çıkmasından korkuyordu. Benim gibiydi biraz aslında. Belkide bu yönden benziyorduk Meriç'le sadece.
'Ne düşünüyorsun' kaşlarını çatmış bana bakan Meriç'e baktığımda gülümsedim.
'Senden bir şey isteyebilirmiyim? ' Meriç bu soruma karşı tek kaşını kaldırıp baktığında tekrar gülümsedim.
'Bir günlüğüne bilmediğimiz bir ülkede kimseyi umursamadan istediğimizi yapalım mı?' Meriç kendinden beklenmeyecek şekilde başını salladığında gülümseyip sarıldım. Bugün yaptığım şeyler için pişman olmak istemiyordum. O ameliyat masasından uyanamayabilirim. Ve ben bu iki gün yaptıklarımı sorgulamak istemiyordum. Meriç'ten ayrıldığımda
'Tamam o zaman biraz ilerle' dedim. Meriç dediğimi yapıp biraz ilerlediğinde gülüp sırtına atlamıştım.
Meriç bu hareketim karşısında beni bacaklarımdan tuttuğunda hiç sorgulamayıp Amerika'nın sokaklarında böyle gezmeye başlamıştı.
Bazıları bu halimizi gülümseyerek izlerken bazı çiftlerde bizim gibi gezmeye başlamışlardı. Bazı kişiler kameradan çekiyorlardı. Meriç beni indirip belimden tuttuğunda alınlarımızı birleştirmişti.
'Yağmur yağıyor' başımı sallayıp bu huzurlu anı hiç bozmak istemedim.
'Biliyorum'
'Şarkı söyle' dediğinde izlediğim bir filmde kızın söylediği şarkı aklıma gelmişti. Kız hastaydı ve bir oğlana aşık oluyordu. Son günlerini sevdiği adamla geçirip onun için bir iyilik yapıyordu. Ve sonunda ölüyordu. Gözlerimi kapatıp Meriç'in kollarına daha çok sığındığımda yağmur umrumuzda bile değildi.
Gece yıldızların altında tek başıma
Sıcak bir el beklerken yalnızlık sardı beni
Derin karanlıklarda bir başıma
Gitme adamım ben sensiz ne yaparım
İnatçı adamım gülümse bakalım
Bir gün ben olmasam da unutma
Seni hep seveceğim
Göz yaşlarını sil hep dik dur hayatta
Yaşam hızla akmakta, onu yakala
Bir gün ben olmayacağımki senin yanında
Ama seni seviyorum adamım
Gözyaşlarım yağmurla karışıp aktığında Meriç'le kimseyi aldırmadan sadece o şekilde duruyorduk. Dünyadan soyutlanmış gibiydik. Ne Meriç hareket ediyordu ne ben. Sadece nefes alışverişlerimiz duyuluyordu.
Başımı kaldırdığımda Meriç'le göz göze gelmiştik. Bakışlarım dudaklarına kaydığında onunda bakışları benim dudaklarımdaydı. Hiç beklemediğim anda dudaklarımda hissetiğim baskı ile gözlerimi kapattığımda yalnış yaptığımı bile bile dudaklarımı aralamıştım. İlk öpücüğüm Meriç Arslanoğlu'nun olmuştu ve ben bu yaptığımdan pişman değildim. Onun öpüşüne acemice karşılık verdiğimde Meriç dudaklarımızı ayırıp alınlarımızı birleştirdiğinde dudaklarım Meriç Arslanoğlu tarafından mühürlenmişti.
Meriç Lina'yı öptü sjsjs ve Lina'da karşılık verdi jsjsjs. Sizce ne olucak sjsjsjs.
Ve Meriç'in ağızından olan bölüm diğer bölümde bu bölüme yazamadım üzgünüm.
Yorumlarınızı bekliyorum. Meriç ve Lina hakkında ne düşünüyorsunuz.