Amanın da Amanın Kim Gelmiş...

2509 Words
Eğer şu an canlı yayında olsaydım söze şöyle devam ederdim: "Evet sevgili dinleyenler sıradaki şarkıyı kendime, kadersizliğime armağan ediyorum. Orhan Gencebay'ı n 1974 yılında İstanbul Plak etiketiyle çıkardığı 'Kaderimin Oyunu' adlı albümüne ismini veren 'Kaderimin Oyunu' şarkısı, şu an benim halet-i ruhiyem için en doğru seçim. Ne demiş Orhan Baba; "Alıştım kaderin zulmüne artık bana gülmese bile. Geri dönmez artık giden sevgililer, her ümit ufkunda ağlıyor gözler Bitmeyen çilenin, derdin sarhoşuyum. Kahredip geçiyor en güzel günler. Bıktım artık yaşamaktan. Çekmekle biter mi bu hayat yolu ahhhh, bu dertler..." Kendimi kadersiz bilirdim ancak, benim arabesk evreninde söveceğim bir kaderim varmış meğer. Onu görebilecek olmanın beni endişelendirdiğinden değil, onu bir daha görmek istemediğimden bu çileli bakışlar, anlamıyorsunuz. Dakikalardır cansız manken Vaha gibi durmuş olmalıyım ki, Sema abla ucu açık kabloya dokunur gibi korka korka dürtmeye başladı beni. Eğer iyi olsaydım çok pis korkuturdum ancak, konumuz eşek şakası değil, eşeğin ta kendisi. "Şule iyi misin? Neden dondun kaldın birden?" " Sema abla ne olur onun bu nişana gelmeyeceğini söyle, yalvarırım." " Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum ama Sefa ile Mete aynı şirkette çalışıyor. Mete onu davet etmiş olmalı. Biliyorsun Meral abla da davetli. Annesinin yanına gelebilir kuzum." " Ben burada dursam bana darılmazsın değil mi? Onunla karşılaşmak istemiyorum." Hay aksi! Beş para etmez birisi yüzünden Semoş' umun kalbi kırıldı. Beni anlamaya çalışıyor fakat gözlerinden geçen bulutlar kırıldığının kanıtı. Fulya' ya durumu toparlasın diye bakıyorum ama gelin görün ki benim kronik ağız ishali arkadaşım durumu iyice sıçıp sıvıyor. " Saçmalama Şule! O salağın yüzünden Sema ablayı yarı yolda bırakamazsın. Senin kaçıp saklanacak bir kabahatin yok. Adamsa o karşına çıkmaya utanır. Şimdi ikiniz de düzeltin yüzünüzü, misafirler gelmeye başlamıştır. Sen de başını dik tut ve gelirse eğer yokmuş gibi davran." Aslında söylediklerinde çok haklıydı. Kendimi bir suçluymuş gibi geri çekmem saçmalıktan başka bir şey değildi. Onun yerine gözlerinin içine bakıp; "Dön de kaçırdığın cevhere bir bak yiğidim." demeliydim. Yok yok onu asla dememeliyim. Biriniz lütfen benim ağzıma japon yapıştırıcısı sürsün. " Tamam sakinim. Sadece onunla karşılaşmaya hazır hissetmiyorum. İçim hala soğumamış durumda. Umarım beni tanımaz ve muhatap olmak zorunda kalmam. " " Niye muhatap olmak zorunda kalacaksın ki salak? O kim köpek ki sana yanaşabilecek artık?" " Vallahi mavi akım boru hattı gibisin, çok pis gaz veriyorsun Fulya. Tamam hadi biz çıkalım, millet çoktan gelmiştir. Birazdan Mete abi de dayanır kapıya yavuklusunu almak için." Uzun süredir sessiz kalan Sema ablama baktığımda, henüz kırgınlığının geçmemiş olduğunu gördüm. Nişan başlamadan onun gönlünü almak zorundaydım. " Semoşum, güzel gözlüm. Ben çok özür dilerim. Konu o olunca bütün sinir sistemim alt üst oluyor, saçmalıyorum. Ancak hiçbir şey, hiç kimse senden, senin mutluluğundan önemli değil benim için. Bunu laf olsun diye söylemediğimi biliyorsun değil mi? Sen benim ailemsin." " Tamam Şule. Ben de biraz fazla alınganlık yaptım. Stresli olunca ekstra alıngan oluyorum biliyorsun. Onun için kendini kısıtlamana, kendini bizden esirgemene katlanamıyorum. Mutlu olmayı en çok hak eden sensin aramızda. Lütfen geçmişi düşünme. Seni çok güzel bir hayat bekliyor, ben inanıyorum." İkimiz de su sızdırmaya başlamış olacağız ki, Fulya artık isyan bayraklarını açtı. " Kalk kız, Mete abi mesaj atmış, hazırsanız geliyorum diye. Semoş senin aklın da artık neredeyse telefonunu evde unutmuşsun ablam. Allah bilir adam sana ulaşamayınca korkup kaçtın sanmıştır." " Anaa hakikaten ya. Ben de diyorum telefonun niye hiç çalmadı bugün? Hay aklıma tüküreyim. Neyse hadi siz gidin de nişanlım gelsin, bıktım gudubet suratınızdan." Tedirginliğini, duygusallığını şakayla kapatmaya çalıştığını en iyi ben biliyordum. Gözlerini kaçırarak söylediği her şey bunun kanıtıydı. Derin bir nefes aldım ve odanın çıkışına yönelen Fulya' yı takip ettim. Gerginliğimin farkındaydı ve kolumu sıvazlayarak bana güç vermeye çalıştı canım arkadaşım. Üstelik ben; onu aşk acısı çekerken üç yıl yalnız bırakmıştım. Kendi derdine rağmen benim yanımda olmuş ve hiç şikayet etmemişti. Hiçbir şey için olmasa da bu iki güzellik için güçlü durmak zorundaydım. Salona girdiğimizde bizi 8'er kişilik yuvarlak masalar karşıladı. Fulya'nın anne babası, bizimkiler ve Meral abla bir masadaydı. Bizim sandalyelerimiz ise sahneyi tam gören bir şekilde konumlanmıştı. Geriye sadece bir boş sandalye kalıyordu ve ben o sandalyenin malum kişi tarafından dolmaması için yaratanla arama çoktan dua köprüsü kurmaya başlamıştım bile. Allah'ın ne kadar sevgili kulu olduğum da bu vesileyle ortaya çıkacaktı. Böyle düşündükçe iyice gerildim. Kendimi şeytana uyup ahiretini yakan münafık gibi hissetmem normal miydi bilmiyorum ancak, buradan çıkınca sabaha kadar tövbe edeceğime dair kendime söz verdim. Bütün davetliler neredeyse yerini almış vaziyetteydi. Daha kimsenin gelmeyeceğine kanaat getirmiş olacaklar ki halamlar ve sevgili dünürleri de kendileri için ayrılan masaya yerleştiler. Onların masayı süzdüğümde arkası bize dönük, uzun boylu ve yapılı olduğunu tahmin ettiğim bir yabancıya takıldı gözlerim. Bulunduğu ortamdan pek memnun olmadığı sürekli ayağını sallamasından belliydi. Fulya daldığım yere bakınca pis pis sırıtmaya başladı. " Nereyi kesiyon lan aç gözlü? Mekandaki bütün erkekleri birbirine düşürmeye mi ant içtin? " Ne saçmalıyorsun be? Şu adamı tanıyamadım, kim olduğunu merak ettim sadece. Durmadan ayağını sallamasa dikkatimi çekmezdi." " O mu? O, eğer Semoş eline yüzüne bulaştırmaz da becerebilirse senin müstakbel herifin. Mete abinin kuzeni Eray. Şaka maka çocuk efsane. Kafanı çevir ve kız kurularına bak bir. Herkesin gözü o masada. Kimsenin bu nişandan bekar dönmeye niyeti yok kızım. Let The Nişanlı Game Begin anlayacağın. " Sus salak güldürme beni." " Niye lan, gülerim de bütün bekar kızların şansına ederim diye mi korkuyorsun? Dikkat çekmek kötü bir şey değil Şule. Aş şu çekingenliğini artık. Dünya ahiret bacım olmasan sayende tercih değiştireceğim. O kadar güzel karısınız hanım efendi." " Çekingenlik kolay kaybolmuyor ki. Hayatımın %80'ini olumsuz yönde dikkat çekerek yaşadım. Ne kadar görünmez olursam o kadar iyi anlayacağın." " Hayır iyi değil. Senin şimdi gerçek Şule' yi gün yüzüne çıkarma zamanın. O erkek ırkındaki güzellik algısının ne kadar sığ olduğunu, onların aslında ne kadar aptal olduğunu haykırma zamanın. Sakın kendin olmaktan çekinme, yoksa nefes alan bir ölüden farklı geçmez hayatın. Ayağına gelen şansları değerlendir. Sema abla sana layık gördüyse vardır bir bildiği. Eray' a bir şans ver mesela. Ne kaybedersin?" " Aslına bakarsan kaybedecek ne varsa 3 yıl önce kaybetmiş gibi hissediyordum uzun zamandır. Gölge gibi yaşamaya o kadar alışmışım ki, ete kemiğe bürünmek ürkütüyor beni. Ancak aramızda kalsın, son bir kaç aydır bir uzmandan yardım alıyorum ve onu sayesinde bir hafta gibi uzun süre burada kalmaya cesaret ettim. Yoksa bana kalsa nişan günü gelip geri dönerdim biliyorsun." " Tahmin etmiştim bir şeylerin değiştiğini. Ne olur böyle devam et. Kendinden sakın vazgeçme. Sen benim tek dostumsun Şule. Bunu sakın unutma. Seni seven bir ailen, kuzenin de var. Onlar seni yeniden aralarında görmek istiyorlar. Baban okulda bana kaç kere Şule diye seslendi biliyor musun? Çünkü onun zihninde ben senin bir yansımanım. O yüzden lütfen bizim için güçlü ol. Geçen zaman bir daha asla geri gelmiyor bunu unutma." Yılların hovardası, vurdum duymazı Fulya' yı bu hale getiren şeyler yaşanırken ben yine kendi derdimdeydim ne yazık ki. O kadar doğruydu ki söyledikleri, ben sadece kendimi değil, bütün sevdiklerimi de cezalandırmıştım istemeden. Benden başka evladı olmayan ailemi, Bana ihtiyacı olan dostumu, her koşulda yanımda olan ablamı yalnız bırakmıştım ve onlar dönüp bir kez bana sitem etmemişlerdi. Sıradan çinko karbon pillerimi, duracell ile değiştirip oturduğum yerde dikleştim ve etrafta aynı anda bir alkış sesi yükseldi. Kendimi o kadar gaza getirmiştim ki, bir an beni alkışlıyorlar sandım. Bunun tek suçlusu, radyoda olur olmadık yerde alkış efekti sokan Cemo elbette. Benim hayal gücümle ne alakası var? Anlayacağınız, sıradaki alkış Mete ve Sema çifti içindi ve ben onların alkışına konmuştum. Birbirine çok yakıştıklarını inkar edemeyeceğim, heyecanları her hallerinden okunan, güzel mi güzel bir çift yürüyordu ışıklı yoldan. Onların yürüyüşüne alkış ve ıslıklarla eşlik ederken, girişte üç beden belirdi birden. Birini çok iyi tanıyordum. Diğer ikisinin pek kıymeti yoktu nazarımda. Yanak kaslarımın acıdığını hissettiğimde ancak fark ettim dişlerimi sıktığımı. Bir kaç saniye duraksadıktan sonra kendimi toparladım ve onları hiç görmemiş gibi gecenin baş rollerine odaklandım. Gece asıl şimdi başlıyordu ve benim performansım sonunu belirleyecekti. Bizim masaya doğru yürüdüklerini fark eden bir tek ben değildim. Fulya etlerimi sıkarken, Meral abla arkadan " oğluşum gelmiş." diye abartılı sesler çıkarıyordu. Bense odağımı belirlemiştim. Gece boyunca bakışlarım, Mete abi ve Sema ablamdan başka kimseye değmeyecekti. Yerime yerleştiğimde o da sağ çaprazımda oturan Meral ablanın yanına geldi ve hasret giderdikten sonra da masamıza kuruldu. Beni fark etmiş miydi bilmiyorum, ancak ona bakmamak için direndiğim kesindi. Neden bakmak istiyorum ondan da emin değildim. Belki yüzündeki afallamayı görmek istiyordum belki de beni birine benzettiğini düşünüp çıkarmak için uğraşacaktı. Fulya gerginliğimi anlamış olacak ki beni Sema ablamın iş arkadaşlarıyla tanışmam için masadan kaldırdı. Biz masadan müsaade isterken babam o an yapmaması gereken bir şey yaptı ve bana adımla seslendi. " Şule, hazır kalkmışken Mete abinin ailesine de bir hayırlı olsun de kızım. Geldiğimizden beri seni sordular." Sadece tebessümle yanıt verebilmiştim. Sesim ya içime kaçmıştı ya da ben o an konuşmayı falan unutmuştum. Evet ben; hecelerin hörgücü olan kız. Adım gibi emindim ki dumura uğramış bir şekilde beni süzüyordu. Keza biz masadan ayrılırken, Meral ablanın sesi doldu kulaklarıma. "Sen de tanıyamadın değil mi Cihan? Bizim Şule ayol. Muharrem amcanın kızı. Çok değişmiş yavrum, ben de ilk gördüğümde tanıyamadım." Sizin önceden tanıdığını sandığınız genç kıza şu an ulaşılamıyor bayan. Gelin görün ki o artık bambaşka biri. Fulya adımı seslenince daldığım sığ sulardan irkilerek çıktım. " Kızım sana sesleniyorum iki saattir. Umursamıyorum sansınlar diye botokslu Seda gibi ifadesiz dolaşıyorsun ne zamandır. O öyle olmaz. Eğlen, gül, sohbet et, kaynaş insanlarla. İnan gerçekten işe yarayacak." " Neyse boş ver. Hadi Mehmet amca ile Sezen teyzeye de hayırlı olsun diyelim de ihtiyarların gönlü olsun. Dediğin gibi sosyalleşelim bakalım." Gecenin ev sahiplerinin olduğu masaya yaklaştığımızda halam yine karşılama alayı moduna büründü. " Oy kuzum ne de güzel olmuşsun. Gel halacım yanıma iyi ki geldin. Bak Sezen teyzenler de seni soruyordu. " " İyi akşamlar Sezen teyze, Mehmet amca. Hayırlı olsun, Allah tamamına erdirsin inşallah. Bu arada çok iyi gördüm sizi." " Ah Şule'cim teşekkür ederim. Ben de seni çok iyi gördüm, maşallah. Ankara epey yaramış sana." " Teşekkür ederim, çok incesin yine her zamanki gibi. Halacım bir ihtiyacınız var mı diye sormaya geldim. Sizin için yapabileceğim herhangi bir şey var mı?" Yılların Halide'si gözümün içine; "seni düzenbaz seni. İsteyince nasıl da prenses gibi davranıyor." Gibi bakarken dilleri elbette başka şeyler söylüyordu. "Ah dünürüm görüyor musun? Yaşıtları gibi umursamaz davranacağına bizim eksiğimizi düşünüyor. Yok yavrucum sen keyfine bak güzel kızım." Halide sultan sen de az dansöz değilsin. Neyse ki senin havaların çalmıyor da hanım hanımcık oturuyorsun yerinde. Olanca asilliğimle devam ettim konuşmaya. " Öyleyse izniniz olursa, biraz da Sema ablamın yanına gideyim. Buradan bakınca çok gergin görünüyor." " Ah deli kız. Bir türlü yenemedi heyecanını. Tamam kuzum sen git sor bakalım bir şeye ihtiyacı var mıymış. Lazım olacak her şeyi ben odaya bıraktım zaten." Ayıp olmasın diye ilk önce yan profilini gördüğüm ancak, masada bulunduğum sürece bakışlarını üzerimde hissettiğim bankacı Eray'a da kısa bir baş selamı vererek ayağı kalktım. Ancak sanırım onun söyleyecekleri vardı ki benimle birlikte ayaklandı." "Demek Sema'nın; o gelmeden nişanlanmam diye ayak dirediği, Mete'ye ecel terleri döktüren Şule sensin. Tanışmak bu güne kısmetmiş. Ben Eray, Mete'nin kuzeniyim. Tanıştığımıza çok memnun oldum bu arada." " Gelmemin bu kadar mesele yapıldığını bilmiyordum. Sanırım enişte beye bir özür borçluyum. Bu arada ben de tanıştığıma memnun oldum. Şimdi müsaadenizle, gelin hanım bakışlarıyla gövdemi delmeden ne derdi varmış bir öğreneyim." Fulya ve Semoş beni sıkıştırmadan önce sizin merakınızı gidereyim. Eminim ki Eray hakkındaki ilk izlenimimi soruyorsunuz. Ben aşka olan inancımı kaybedeli çok oldu malümunuz. Ancak, bakışlarıyla güven, sesiyle huzur veren, gülümsemesi bulaşıcı olan bazı ender insanlar vardır ve onlarla tanıştığınızda sanki bu tanışıklığın yıllar öncesine dayandığını hissedersiniz. Bazı hal ve hareketler dikkat çeker. Mesela benimle konuşmak için kalktığında önünü iliklemesi, tokalaşırken rahatsız olmayayım diye sadece parmak uçlarımdan tutması, bakışlarını tüm hatlarımda aç aç gezdirmeyip, konuşurken gözümün içine bakması şimdiden A + + + enerji. Beyaz eşya mı alıyorsun demeyin. İnsan buz dolabı alırken bile harcadığı enerjiye göre seçiyor. Zamanında bütün enerjisini boşuna harcamış biri olarak konuşuyorum burada, bana inanın. Sema ablanın yanına gittiğimde ise, gelecekteki kocasına götünü dönüp tamamen bana odaklandı. Kusura kalma enişte. Hiyerarşide hep benim ardımdan geleceksin. " Anlat bakalım sırık, Eray ne dedi?" " Çok güzel karısınız hanım efendi. Eğer izniniz olursa bu güzelliğiniz karşısında FED'in Türkiye analizini okumak istiyorum dedi." Az önce gözümden yaş geldi, hiçbiriniz görmediniz tabii. Bacağımın açıkta kalan yerini öyle bir sıktı ki, şimdi gugıla kangren nedir diye yazmak üzereyim. " Beni sinirlendirme Şule. Zaten gerginim, bir an önce taksalar yüzükleri de şu bakışlardan kurtulsam diye saniye sayıyorum, bir de sen beni zıvanadan çıkarma." " Sakin ol be. Ben sadece güldürmek istedim seni mendebur. Yüzün ekşimekten bi hal olmuş. Bir şey demedi. İsmimi sizden çok duymuş, nihayet tanıştığı için çok memnun olmuş falan fişman işte." " Ee sen ne düşünüyorsun peki? İlk izlenimin ne?" " Fulya bu kendi nişanından vaz geçti halkayı bize takacak sanırım. Kızım nereden bileyim, ellemedim ki? Şeftali sert mi yumuşak mı şu an yorum yapamam." " Ya bak hala zevzekliğe devam ediyor, kafayı yiyeceğim. Cezalısın kızım, yandın sen. Eray'la bütün gece dans et de o zaman anlarsın şeftali sert miymiş yumuşak mı?" " İyi tamam be! Eli yüzü düzgün, efendi çocuk. Daha ne diyeyim ilk dakikadan?" Biz goy goy yapıp, gülüşürken; Mete abi birden ayaklandı ve 'oo hoş geldiniz beyler' dedi. Gayrı ihtiyari kafamı kaldırıp gelenlere baktığımda ise gözlerini üzerime dikmiş hala anlamını çözemediğim bakışlarla beni süzen Cihan ile karşılaştım. O an nereden geldiğini bilmediğim soğuk kanlılıkla muhabbete kaldığım yerden devam edip, o üç salağı hiç umursamıyor gibi davranmaya başladım. Biraz düşününce, eskisi kadar umursamadığımı görmek ise açıkçası beni biraz şaşırttı. Birinin adımla seslendiğini duyunca kafamı tekrar onlara doğru çevirmek zorunda kalmıştım. Konuşan Sefa'ydı. " Şule, bu gerçekten sen misin? İnanılmaz değişmişsin. Sen olduğunu söylediklerinde çok şaşırdım." Sefa, Fulya'nın asrın hatası diye tanımladığı lüzumsuzdu. Uzun süre kızın peşinden koşmuş, nihayetinde ilgisini kazanmış ve ben Cihan'a açıldıktan sonra arkasına bakmadan terk etmişti. Eminim bunun da sebebi Cihan'dı. Çünkü çevresindeki insanlar öz güveni eksik ve Cihan'ın havasından nasiplenen zavallılardı. O dediyse 'görüşme o salağın arkadaşıyla' diye kesin sözünü dinlemiştir. " Evet ismim Şule ama seni tanıdığımı sanmıyorum? Çıkaramadım kusura bakma." " Yapma Şule aynı mahallede büyüdük, hatta aynı okulda okuduk. Tanımaman imkansız." " Pardon, haklısın yanlış bir tanım kullandım. Tanımazlıktan geliyorum demeliydim. Çünkü hayatımdan lüzumsuz insanları sileli çok oldu." Ortamda esen buz gibi havayı anlamsız bulan tek kişi elbette Mete abiydi. O da bizim mahallenin çocuğu olmasına rağmen, eğitimine yurt dışında devam etmiş ve sadece tatillerde ailesinin yanına gelmişti. Ve o sokakta adam gibi adam diyebileceğim birkaç kişiden biriydi. " Çocuklar neler oluyor? Bir anlaşmazlık mı var aranızda?" Biraz ortamın gerileceğine olan endişesi biraz da bana abilik yapma kaygısıyla bakışlarını sertleştirip öyle sormuştu sorusunu. Fulya yeniden imdadıma yetişti ve; " Bizim aramızda geçen tatsız münasebet yüzünden tavırlı Şule Mete abi. O yüzden kendine hakim olamadı. Gerilecek bir şey yok." Cenk de 'hadi abi, çıkalım da birer sigara içelim' diyerek her zamanki sibop görevini üstlenmişti. Gözlerim tekrar Cihan'ı bulduğunda bu kez oldukça farklı bakıyordu. Pişmanlığını saklamaya çalışan su samuru gibi. Üç salakşörler yanımızdan biraz uzaklaşmıştı ki, Eray yanımızda belirdi ve bakışlarını direk bana çevirerek, "Eğer iznin olursa senden bir dans sözü almak istiyorum" dedi. Bakışları anında bize dönen Cihan'ı umursamadan; "Dünür kuzenler olarak bu gece bütün danslarım size rezerve Eray beyciğim." dedim. İfademe masadan kıkırtılar yükselirken, Eray'ın bakışlarında çocuksu bir heyecan, Cihanda ise tır çarpmış hissi vardı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD