2. ALTERNATİF ÇÖZÜM

1333 Words
••• BAVER ••• “Sen bana yardım et Allah’ım! Kafayı yiyeceğim amca! Gerçekten kafayı yiyeceğim” “Bağırma Baver!” “Bağırırım amca! Adamlar bana kızlarını kakalıyorlar” “Kardeşini sakat bıraktın!” “Parası neyse verecektim! Kızlarını vermek ne amca! Saçmalık değilde ne bu! Hiç mi korkmuyorlar kızlarını sınırı geçince atarım bir köşeye, satarım, öldürürüm diye” “Bilmiyorum, anlamıyorum neden böyle birşey yaptıklarını. Ama başka seçenek bırakmıyorlar. Ya kısasa kısas ya da kızı alın diyor” “Amca evliyim ben evli! Kızı nasıl alacağım! Zehra’ya ne diyeceğim! Kuma mı alayım yani!” “Baver bağırma! Yeter!” diye bağırdı amcam. “Hiçbir bok anlamıyorlar zaten, bağırsam ne bağırmasam ne” Dilimizi bilmediklerinden ne söylersem söyleyeyim anlamıyorlardı, ben de bunun rahatlığıyla konuşuyordum tabiki. “Bağırdığını anlayabiliyorlar! Başka seçeneğin yok Baver. Evleneceksin kızla” “Allah bilir nesi var da kakalıyorlar kızı! Ya bir ayıbı vardır ya bir kusuru ya da evde kalmışın tekidir. Belki de delidir, kızdan kurtulmak istiyorlardır!” Kapıdan birileri çıkıp bizi çağırınca amcam ve Hüseyinle beraber içeriye girdik. İçeri görünce anladım ki, “Kızı verip asıl kasaya ulaşacaklar tabi! Nasıl hemen anlamadım! Adamlar bir kan parasına doymuyor, Sancar soyadını biliyorlar tabi yolunacak kaz buldular kendilerince!” Salona girip köşedeki koltuklara oturduk. Eski püskü, bakımsız bir evdi. Paraya ihtiyaçları olduğuna emin oldum böylelikle. Amcam ve karşımızdaki adam konuşmaya başladı. Tüm sohbet boyunca sessizce izledim. Fırat amcam ara ara çeviri yaptı bana, “Nikahı hemen şimdi istiyorlar” “Düğün falanda isterler sanıyordum” “Hayır, nikah kıyılsın kızı al git diyorlar” “Köylü kurnazları!” Fırat amcam tekrar konuşmaya döndü. “Para istemiyorlar. Kızı bir daha buraya gönderirsen anlaşma bozulur kısas kısas yaparız diyorlar” “Tamam” “Kız tamamen senin. Biz arayana kadar bizi aratmasın diyorlar” “O ne demek amca? Neyin içine düştük biz!” “Kızı aldığından kimsenin haberi olmayacak, kayıtlı birşey istemiyorlar hatta Türkiye’ye gittiği bile bilinmesin istiyorlar, senin kan parası verdiğini söyleyeceklermiş” “Amcam bu işte bir iş var! Başımıza iş alıyoruz bak!” “Zengin ailesiniz kızımı fakirlikten kurtarsanız yeter diyor adam. Kız gelecek birazdan nikah için” “Hay sikeyim yapacağınız işi!” “Kendine gel Baver! Yanında amcan olduğunu unutma!” “Özür dilerim amca, haklısın” Konağa döndüğümde kopacak fırtınayı düşünmeye başladım. Zehra kahrolacaktı…Karnında bebeğimizle beni bekleyen karıma kolumda kuma ile gidecektim! Hiçbir yere kusamadığım öfkem beni delirtiyordu. ••• Yarım saat içinde imam geldi, hemen ardından da kız. Boynunu tamamen kapayacak bir başörtü, ağzını kapatan bir peçe ve gözlerini perdeleyen ince bir tülle girdi içeriye. Üzerinde siyah bir ferace vardı, öyle genişti ki vücut hatlarını tamamen örtüyordu. İmamın önünde diz çöktü. Amcam itekleyince bende hemen yanına oturdum. İmam uzun uzun birşey anlattı, hiçbirini anlamayarak öylece dinledim. Acaba imamın haberi var mıydı nasıl bir nikah kıydığından! Kızın kuma olduğundan! Benim zorlandığımdan! İmam elindeki kağıda birşeyler karalamaya başladı. Bana adımı, ailemin adını sorduktan sonra kıza döndü, “Şehrazat Hardani” dedi kız titrek bir sesle. Sesi yetişkin bir kadından çok bir kız çocuğununkine benziyordu. “Mehir ne vereceksin?” diye sordu amcam. “Bir kuruş vermem” “Baver!” “Ne amca! Kızı kakalıyorlar, onlar üstüne para versinler hatta!” Amcam imama dönüp birşeyler söylemeye başladı. İmam hepsini tek tek yazdı. Amcam devam ettikçe ben sinirlendim. Yanımdaki köylü kurnazı beni çaresiz bırakmıştı ve istediğini veriyordum. Evdeki herkesi tek tek öldürmek geliyordu içimden. En çokta kendime kızgındım alkollü araba kullandığım için. İmam duasını okuduktan sonra yazdığı kağıdı kızın eline tutuşturdu. Kız kalkıp herkesin elini öperken arkasından birde valiz getirdiler. Bende onun gibi ellerini öperken içimden küfürler ettim. Babasıyla duygusal bir vedalaşmadan sonra çıktık o harabeden. ••• Kapıya çıktığımızda büyük bir sessizlik karşıladı bizi. Girerken olan kalabalık yok olmuştu, benim arabam dışında başka araba dahi yoktu. Hüseyin valizi bağaja atarken Şehrazat arka kapının önünde dikildi. “Bir de kapısını açmamızı bekliyor hanımefendi!” dedim sinirle. Şehrazat tepki vermeden öylece yüzüme baktı. İnce tülün ardından tam olarak seçemesemde ağladığını anlayabildim. “Sabır! Ya sabır!” dedim ve kapıyı açtım. Şehrazat ardına son bir kez babasına baktıktan sonra bindi. Kapısını kapattıktan sonra amcama dönüp vedalaştım. “Döndüğümde arayacağım, şimdilik aramızda kalsın amca” “Tamam Baver, merak etme. Hadi sağsalim gidin, hayırlı yolculuklar” “Hayrı kalmadı bu işin ama neyse…” Hüseyin şoför koltuğuna geçti, bende yanına geçtim ve yola çıktık. Aklımda hala Zehra vardı, ne diyeceğim nasıl anlatacağım diye düşünüp durdum. Şehrazat’ın hıçkırık sesleri sinirlerimi bozunca müziğin sesini açıp bastırdım. “Oyuna getirdikleri yetmez gibi birde acındırmaya çalışıyor kendini” “Pek içten ağlıyor Baver ağam, deme öyle” “İçinden gülüp eğleniyordur. Acıma böylesine, bak köylü kurnazı kendini Sancar konağına gelin etti mi etti! Senden benden fena bunlar” dedim. “Tabi sen daha iyi bilirsin ağam” dedi ve önüne baktı. Kızın gözyaşları Hüseyin’de etkili olmuştu belli ki ama bende işe yaramazdı asla! ••• Petrol istasyonunda durduğumuzda Şehrazat’a doğru döndüm. Cama yaslanmış uyuyordu. Saçındaki örtüsü omuzlarına düşmüş yüzü ve saçları açığa çıkmıştı. Küçüktü gerçekten belki on sekiz on dokuz yaşlarındaydı. Saçları kahverengiyle kızıl arası bir renkti. Belki de bu kısıtlı ışıkta öyle görünüyordu emin olamadım. İri badem gözlerinin önündeki uzun kirpikleri birbirine girmişti. Dolgun dudakları pembenin en alımlı tonundandı. Zorla bana verilen kadının böylesine güzel olmasını beklemiyordum. Yüzündeki tüm detayları şaşkın bir hayranlıkla izlerken gözlerini yavaşça araladı. Yeşil gözleri benimkiyle buluştuğu anda panikledi ve eteklerini toplayıp doğruldu. Bende bir rüyadan uyanır gibi toparlandım, “Birşey istiyor musun?” dedim. Anlamadığından boş gözlerle baktı bana. “Tuvalet?” dedim dışarıyı göstererek. Camdan dışarı baktıktan sonra bana döndü ve başını iki yana salladı. Arabadan inip petrol ofisinin marketine girdim. Birkaç tane bisküvi ve bolca su alıp döndüm arabaya. Ben girer girmez başını yere eğdi Şehrazat. Rahatsız olmasın diye dönüp bakmadım. Su ve bir paket bisküvi uzatıp önüme döndüm. Şehre gidene kadar ara ara aynadan baktım. Bazen uyuyor bazen heyecanla dışarıyı izliyordu. Bir kez bile göz göze gelemeden yolculuğu tamamladık. ••• Şehire geldiğimizde bende kararımı vermiştim. “Diğer konağa gideceğiz Hüseyin” “Neden ağam?” “Kızı oraya bırakacağız” “Hevi ananın yanına mı?” “Evet, orada yaşayacak” “Nikahlı karındır ağam olur mu öyle şey” “Olacak Hüseyin. Onların her dediğine he dedim ama benim de ailem var Hüseyin. Ne olduğu belirsiz bir acem kızının korunması uğruna yuvamı yıkamam. Sen biraz biliyordun değil mi bunların dilini?” “Çok az bilirim ağam” “Tamam” dedim. Babaannemin yaşadığı konağa gelince kapının önünde durduk. Arkamı döndüğümde doğrulup baktı bana, “Şehrazat ben babana verdiğim sözü tutacağım, sahip çıkıp kollayacağım, para derdin falan da olmayacak” dedim. Hüseyin çevirsin diye bekledim. Kızın gözleri gölgelenmeye başladı. “Ama ben karıma kuma getiremem. Bu nikahı sen ben Hüseyin’den başka bilen yok, olmayacakta. Bundan böyle bu evin çalışanı olacaksın” Hüseyin şaşkınca baktı yüzüme. “Söyle Hüseyin!” Şehrazat’ın gözünden bir damla yaş aktı hızlıca. “Karım değil kardeşimsin. Benden sana koca senden bana karı olmaz, olamaz” Dudaklarını birbirine bastırdı. “Buradakiler seni Hüseyin’in İran’daki uzak akrabasının yetim kalmış kızı diye bilecekler” Başını sallayıp elinin altındaki kağıdı bana uzattı. Kağıdı açıp baktım, imam nikahında hocanın verdiği kağıttı. Buruşturup cebime koydum. “Hepimiz için en iyisi” diyerek gülümsedim ama kız aynı fikirde değildi. Beklemediğim bir sinirle indi arabadan. “Hadi hallet Hüseyin” dedim. Hüseyin arkasından indi ve konağa girdi. Yarım saat sonra da koşturarak döndü. “Tamam mı?” “Tamam ağam” “Duyduklarını, bildiklerini mezara götür Hüseyin” “Tamam ağam merak etme” dedi. Gaza bastık ve arkamdan kardeşim dediğim imam nikahlı bir kadın bırakıp kendi konağıma döndüm. Kapı açıldı ve hızlı adımlarla salona çıktım. Babam masanın başında oturmuştu, annem her zamanki gibi sol yanındaydı. Arhan ve Asya bir tarafa oturmuş yine aralarında konuşuyorlardı. Bekir, Hazal ve Zehra’da diğer köşedeydi. “İyi akşamlar” diyerek girdim içeri. Herkes dönüp baktı, Zehra masaya eğdiği başını kaldırdı, gözlerinin içi gülüyordu. Babamla annemi öptükten sonra masasaki yerimi aldım. Masaya oturur oturmaz ne Şehrazat’ı ne İran’ı düşünmedim. Hepsini Sancar konağının dışında bıraktım ve hayatıma döndüm.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD