Nefes...

1499 Words
- Bu istihbarat açığını yukarıya nasıl anlatacağız beyler? Ne demek şüpheliler üç ay önce hiçbir güvenlik kontrolüne takılmadan girmiş şehre? Üstelik bunlar gri listede isimleri olan adamlar. - Müdürüm güvenlik kontrollerine takılmamak için yoğun çaba göstermişler. Resmen hücre evinden dışarı çıkmamış adamlar. - Peki eylem için keşifi nasıl yapmışlar Sadık komiser? - Şüpheli listesinde olmayan ama örgüte çalışan birini kullanmış olabilirler. Sivil hayatta hiç şüphe çekmeyecek biri. Bir de 15 gün önce açıklanan kaymakamlar kararnamesinin tarihini bilen ve devir teslim töreni tarihine hakim olan biri. - Muhammed Safitürk suikastinin bir benzeri mi diyorsun Yunus? - Büyük ihtimalle müdürüm. Şüphelimiz kaymakamlık çalışanı olabilir. - Anlaşıldı. Öyleyse hastanede yaralı yatan personel de dahil olmak üzere kaymakamlık çalışanı kim varsa adına ulaşılsın. Aileleri, eşleri, arkadaş çevreleri hepsi araştırılacak. En kısa sürede elimde bir şüpheli listesi istiyorum. İçişleri gelene kadar bu liste hazır olacak. Aydın emniyeti ile ortaklaşa planlanan huzur operasyonu da geçici bir süreliğine ertelendi. Bütün birimler bu işe yoğunlaşacak. Hadi şimdi, herkes işinin başına. Yunus, Emniyet Genel Müdürlüğündeki toplantıdan ayrıldıktan sonra yönünü direk hastaneye çevirdi. Yoğun bir çalışma temposunun içine gireceklerdi ve bu sürede Pelin'i görmesi mümkün olmayabilirdi. Gidecek, iyi olduğunu gördükten sonra gönül rahatlığı ile görevinin başına dönecekti. Henüz ülke insanına bilgi verilmemişti ama 17 vatandaş hayatını kaybetmiş, 54 kişi de yaralanmıştı. Ağır yaralıların arasında Konak ilçesinin yeni kaymakamı da vardı. Hastane bahçesinde arabasını durduğunda, gündüze nazaran daha az bir yoğunluk dikkatini çekti. Anlaşılan ayakta tedavi olanlar gidince hastane epey sakinlemişti. Girişteki güvenliğe selam verdikten sonra Nöroloji servisine doğru adımlarını hızlandırdı. Kata geldiğinde ise herhangi bir uyarı ile karşılaşmamak için bankodaki hemşireye kimliğini gösterip Pelin'in kaldığı odaya doğru ilerledi. Gün içerisinde acil sorumlusu arayıp hayati tehlikesinin olmadığını, sadece orta derecede bir srsıntı geçirdiği için bir gece gözlem altında tutulup taburcu edileceğini söylemişti. Ama bugün onu o halde, bilinçsiz ve ölü gibi yatarken gördüğünde yaşadığı korkuyu asla unutmayacaktı. Onu bulduğu gün kaybettiğini düşünmüştü, az değildi ki korkusu. Usulca kapıyı aralayıp loş odaya gözlerini alıştırdığında Pelin'i yatağında masumca uyurken buldu. Ama bir aksilik vardı. Odadaki koltukta bir adam oturuyor ve o da tıpkı Pelin gibi uyukluyordu. Kaşlarını çattı, hafifçe boğazını temizleyip adımlarını odanın ortasına doğru attı. Adam, az önce daldığı uykusundan sıçrayarak uyandığında odanın ortasında uzun boylu, çatık kaşlı bir adam olduğunu gördü. - Buyrun, doktor musunuz? Şey, az önce uyudu kendisi. - Başkomiser Yunus Aksoy. Sen kimsin? - Ben, ben Pelin hanımın alt komşusu Ali. - Peki neden buradasın? Yunus artık yumruklarını sıkmış kendince mantıklı bir açıklama beklerken, odanın kapısı usulca açıldı ve kısık sesli bir kadın konuşması duyuldu. "Uyudu mu hemen? Aşkolsun Pelo ya." Arkasını sesin sahibine döndüğünde ise bu kez kaşları çatık bir şekilde kendisine bakan ufak tefek, hatta şaşırtıcı ölçüde Pelin'e benzeyen bir kız gördü. Bu odada bulunan insanlar bir an önce kim olduğunu açıklasa çok iyi olacaktı yoksa.. - Merhaba siz Yunus bey olmalısınız. Ben Pelin'in ev arkadaşı Çiğdem. Ali bey de alt komşumuz. Sağolsun, haberim olduğu andan beri beni yalnız bırakmadı. - Anlıyorum. Durumu nasıl pekii, kendine geldi mi? - Aslına bakarsanız iki saat önce ancak kendine geldi. Biraz bulantısı oldu ama genel olarak iyi. Kendine geldiğinde ilk sizi sordu ancak mesleğiniz yüzünden durumla ilgilendiğinizi düşündüğü için hiç bozulmadı, gerçekten. Uyanıp da sizi görünce çok sevinecek. - Öncelikle bana sadece Yunus dersen sevinirim. Pelin'in kıymetlisi benim için de kıymetli. Bu arada benim iki saatlik bir boşluğum var. İsterseniz gidip biraz dinlenebilirsiniz. - Yok gidemem, yani olmaz. Uyanırsa beni arar. Biz şey yapalım o zaman. İki saat bahçede oturalım, siz gidince çıkarız yukarı olur mu? - Nasıl rahat edersen Çiğdem. Yorgun olduğunu düşünerek söylemiştim. - Olsun. Ne kadar yorulsam da gidemem. O da gitmezdi. Siz bilmiyorsunuz ama bizim aramızda kan bağından da öte bir bağ var. - Bilmiyorum ama seve seve öğreneceğim. Yine de ben yokken yanında olduğunuz için size minnettarım. Ali ve Çiğdem odadan ayrıldıktan sonra yavaşça hala derin bir uykuda olan kızın yanına ilişti ve derisi hafifçe soyulmuş elini tuttu. Sanki bu anı bekliyormuş gibi kımıldanan Pelin ise usulca gözlerini açmaya çabaladı. Önce tavanda gezdirdiği gözlerini sonradan Yunus'un üzerine çevirdiğinde genişçe bir gülümseme belirdi yüzünde. Yunus, o ana kadar nefesini tuttuğunu bilmiyordu bile. Aldığı derin nefesle eğilip kızın bereli eline ufak bir buse kondurdu. Ve sonra da "iyisin" dedi. Sanki onun iyi olduğuna önce kendisini inandırmak istiyordu. - Ne zaman geldin, ne zaman öğrendin burada olduğumu? - Seni buraya ben getirdim. - Ama nasıl? Sen gitmiştin. - Trafik sıkıştığı için fazla ilerleyememiştim. Patlamayı duyunca da hemen geri döndüm. Binanın ön cephesi bayağı hasar görmüştü. Dışarıdakilerin arasında bulamayınca seni, arka girişten girip binanın içinde aramaya başladım. Hangi odada çalıştığını bilmiyordum, zaman kaybettim bu yüzden. Seni bulduğumda baygındın. O karmaşadan çıkarıp buraya getirdim ama sonrasında merkezden çağrıldığım için gitmek zorunda kaldım. - Bana bir polis tarafından getirildiğim söylendi. Senin gittiğini düşündüğüm için de ihtimal veremedim. Çiğdem'lere de polisler bilgi vermiş zaten, öyle bulmuşlar beni. - Seni arayabileceklerini düşündüğüm için adını anons geçip hangi hastanede olduğunu söylemelerini istemiştim. Nasılsın güzelim, nasıl hissediyorsun kendini? - Ben iyim. Biraz başım dönüyor ama genel olarak iyi hissediyorum kendimi. Ben şeyi merak ediyorum Yunus. Çok kayıp var mı? Kurumdan arkadaşlarımı da merak ediyorum, var mı başka yaralanan, ya da... - Güzelim bana bak. Bu bir terör saldırısıydı. Kayıplar da var, yaralılarda. Buraya gelmeden kurum personelinin durumunu sordum merak etme bir kayıp yok. Daha önce kurumda çalışıp tayin olan bir çalışanın nişanını kutlamak için öğle yemeğinde toplanmışlar. Onlar geri dönüş yolundayken olmuş patlama. O sırada kurum binsaında senden ve birkaç çalışandan başka kimse yokmuş. Onlar da binanın arka tarafında oldukları için yara almadan kurtulmuşlar. Ama daha fazla soruna yanıt veremem. Soruşturma hala devam ediyor güzelim. - Anlıyorum. Yine de bu kadarını paylaştığın için teşekkür ederim. Umarım sorumluları bir an önce bulunur. - Bunun için elimizden geleni yapacağız. Bir saat sonra yoğun bir tempoya gireceğiz. Hatta ekip arkadaşlarım hali hazırda çalışmaya başladılar bile. Uzun bir süre görüşemeyebiliriz. Bu yüzden iyi olduğunu görmek istedim. Fırsat buldukça seni aramaya çalışacağım. Daha ilk günden böyle bir şey yaşadığımız için çok üzgünüm ama mesleğim gereği bu işin tam da göbeğindeyim. - Yunus bana ne anlatmaya çalışıyorsun? Ben senin de mesleğinin de farkındayım. Sırf bu kötü niyetli insanlara inat hayata devam etmemiz gerektiğini de biliyorum. Bizim daha çok zamanımız olacak çünkü yaşıyoruz. Bugün kim bilir kaç insan hayatının daha baharında, daha yapacak çok şeyi varken canından oldu. Sen lütfen işine odaklan ve bu olanların müsebbibi kimse bul. Beni de merak etme. İşlerini kolayladığında nasıl olsa yanıma geleceksin. Yoksa unuturum diye mi korkuyorsun komiser? - Seni unutmam mümkün değil. Bu saatten sonra anca özlerim. İyi ol çiçek kız, benim için iyi ol ki yorulunca gelip yanında dinlenebileyim. Çiğdem'i tanıdım, sana çok iyi bakacağına beni ikna etti. Her ne kadar yanından gitmek istemesem de şimdi gitmek zorundayım. Benim için kendine çok iyi bak olur mu? - Sen de benim için kendine çok iyi bak. Gözün arkada kalmasın lütfen. Yunus için elini öpmek ya da koklamak tatmin edici değildi o an. Derin bir nefese ihtiyacı vardı güç toplaması için ve bu nefesi Pelin'in verdiği soluktan alabileceğine inanıyordu. Bu sebeple gözlerindeki ışığa tutunarak eğildi ve dudaklarından içti. Belki üç belki de beş saniyelik varla yok arası bir temastı ama birinin yaralarını iyi eden, diğerine de güç veren bir temastı bu. Ardından dudaklarını alnına değdirerek daha uzun bir buse kondurdu ve odadan ayrıldı. Pelin'i kaybettiğini sandığı andan itibaren kendine gelebilmek, kendini toplayabilmek için böyle bir şeye ihtiyacı vardı. Adımları hastane bahçesini bulduğunda yan yana oturup sohbet eden ikilinin yanına adımladı. İlk gördüğünde Ali'nin varlığından hiç hoşlanmamış, kafasında farklı senaryolar kurmuştu ama çok iyi bir gözlemciydi Yunus. Çiğdem'in odaya girdiği anda Ali'nin aydınlanan yüzü, o konuşurken yüzündeki mütebessim ifade ve hareketlerindeki saygılı seviyeyi tatbik etmişti. Yaklaşan adım seslerini farkedip de arkasını dönen Çiğdem, Yunus'u görünce hemen ayaklandı. - Gidiyor musunuz? - Evet gitmek zorundayım Çiğdem. Az önce resmiyeti kaldırdığımızı düşünüyordum, yanıldım mı yoksa? - Kusura bakma alışkanlık. - Bana da akşama kadar siz diye hitap etti. Daha yeni yeni adımı söylüyor. Halbu ki dünyanın en kolay ismi. - Çiğdem biliyorsun ben emniyet mensubuyum. Bu olay yüzünden başım oldukça kalabalık olacak şu sıralar. Pelin sana emanet. Sizden ricam birbirinize dikkat etmeniz. Lütfen ben aksini söyleyene kadar kalabalık yerlere girmekten sakının. Sizden telefon numaralarınızı isteyeceğim, lütfen siz de benimkini kaydedin ve en ufak bir sıkıntıda lütfen beni arayın. - Sen de kendine çok dikkat et. Pelo bana emanet merak etme sen. Onun sevmediği ama yediği takdirde iyi gelecek ne kadar cephane varsa hepsi dolapta. Kendi ellerimle besleyeceğim onu. Gözün arkada kalmasın. - Pekala, sana güveniyorum. Kendinize iyi bakın, en kısa zamanda, daha güzel şartlarda şu tanışma işini yeniden yapalım olur mu? - Yapalım tabii, iyi akşamlar, iyi görevler sana. Yunus aracına bindikten sonra hastane binasına tekrar bakıp derin bir nefes aldı. Onun iyi olduğunu görmek çok iyi gelmişti gergin ruhuna. Şimdi emniyet binasına geri dönecek ve onlarca masum insanın ve dahi Pelin'in canını yakanların peşine düşecekti. Yola koyulduğu sırada telefonu çalmaya başladı. Araç ekranından arayan isme bakıp dudaklarını kıvırdı. Bu kadar zaman sabrettiğine açıkçası şaşırmıştı. - Beni bu kadar çabuk özleme sayın savcım ben meşgul adamım seni gönlünü eğleyemem. - Yunus... - Bişey olmuş. - Kaymakamı kaybettik...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD