Küçük Şey...

1155 Words
"Aşktan nasibi olan insan yedi kat toprağın altında bile olsa çıkıp mâşukuna kavuşur. “ Yunus 30 yaşının başında, yaşına göre bir çok şey görüp geçirmiş, hayatın en harlı ateşlerinde pişmiş, mesleği gereği o ateşlerin sayısızcasına şahit olmuş genç bir adamdı. Aynı zamanda da hayatı akışına bırakamayacak kadar zamansız bir dünyada yaşadığının da farkındaydı. Bu sebeptendir ki, her zaman güvendiği hislerinin doğrultusunda Pelin ile yürümek istediği yolu belirledi. Ve bu konuda ne kadar ciddi olduğunu anlaması için de niyetini saklamadan, gizlemeden açık etti. Karşısındaki kızın toy ve tecrübesiz olduğu her halinden belli olsa da cesaretli olduğunu görebiliyordu. Nitekim cesaretini göstermiş ve Yunus'un istediği şansı tek seferde vermişti. Birlikte yemek yedikleri yerden ayrıldıktan sonra biraz daha vakitleri olduğu için kahve içmeyi teklif etmişti Yunus. Gözü sürekli saatteydi ve bu kısa anın bitmesini bir türlü istemiyordu. Sahil kenarındaki kafelerden birine oturduklarında ise Pelin biraz olsun çekingenliğini üzerinden atmıştı. - Ayda kaç gün nöbet tutuyorsun? - Benim hizmet bölgemde iki kez falan ancak denk geliyor. Neden sordun? - Senin nöbetçi olduğun gecelerde işlerimi ayarlamak için. Nereye gidersen seninle geleceğim. - Neden? Yani gerek var mı? - Belki yok ama ben yanında olmak istiyorum. İzmir karışık bir şehir. Asayiş tam olarak sağlanabilmiş değil. Olay yerlerinde güvende olduğunu bilmek isterim. - Anlıyorum ama seni tanımadan önce de birçok kez nöbet tuttum. Hem biliyorsun, emniyet güçlerinin olmadığı yerelere girmiyoruz. Sırf bunun için kendi işinden vazgeçmeni isteyemem. - Sen istemezsin belki ama ben, seninle bir arada olabileceğim hiçbir fırsatı kaçırmak istemiyorum. Artık yokuşa sürmesen mi? - Pekala, madem öyle olsun istiyorsun... - Evet, istiyorum. Şimdi söyle bakalım, yarın gidecek misin sevgi evine? - Evet. Yasin bey öğleden sonrası için bir takvim oluşturmuş. Saat iki gibi evde olmalıyım. - Öyleyse yarın da birlikte yemek yiyoruz ve ardından ben seni eve bırakıyorum. Belki ev ziyaretlerine her zaman dahil olmam uygun olmaz ama yine de seninle biraz daha fazla vakit geçirmek varken bu fırsatı kaçıramam. Neden kızardın? - Yani, bilmem.. Fazla açık sözlüsün sanırım. Ben alışkın değilim. - Pelin... Biz öylesine bir arkadaşlık denemiyoruz. En azından ben öyle düşünüyorum. Niyetim belli, isteğim belli. Tamam sen alışkın değilsin, bocalayabilirsin ama ben net bir insanım. Baştan bil diye söylüyorum; aynı zamanda rahat da bir insanım. Yanımdaki kişinin de benimleyken rahat olması hoşuma gider. Mesela restorandan çıkarken çantanı iki elinle tuttun, kendini iletişime kapadın belki ama buradan çıktığımızda, arabaya kadar olan mesafeyi alırken ben senin elini tutacağım ve bundan sonra bir daha bırakmayacağım. Nereye gidersek gidelim bu böyle olacak. - Tamam, sanırım buna alışabilirim... - Sevinirim. Hadi soğutma kahveni. Bu arada da şekerli içtiğini öğrenmiş oldum. Kızartmayı diğer yemeklere tercih ettiğini, şerbetli değil sütlü tatlı sevdiğini, utanınca dudaklarını ısırıp başka yerlere baktığını, merhametini gizlemekten hoşlanmadığını ama yeri geldiğinde soğuk kanlı olduğunu öğrendiğim gibi. Sen de beni seyretmeyi başarabildiğinde yavaş yavaş tanımaya başlayacaksın. Ama şimdilik utangaçlığının geçmesini bekleyeceğiz. - Bu kadar şeyi nasıl, iki günde mi? - İnsanları tanımak için uzun zamanlara ihtiyacımız yok güzelim. Her insanın belli bir kıstası vardır. Kendisine yakın tutacağı insanları da o kıstasa göre belirler. Güzel, masum ve merhametlisin. Benim için bunlar yetti. Seni tanıdım ve hayatımdaki eksik yan olduğunu farkettim. Ve bu farkındalıktan sonra benim de senin eksik yanın olduğum konusunda seni ikna etmekle geçecek zamanım. - Sen baş komiser değil misin? Yani zamanın kıymetli olmalı. - Bana kelime oyunu yapma küçük hanım. Ben bir çok şeye aynı anda kıymet verebilirim ama şu saatten sonra sen o kıymet piramidinin en üstündesin. Şimdi pek kıymetli hanım efendi. Eğer şimdi kalkmazsak mesaine geç kalacaksın. Pelin'e bugün yaşadıklarını birisi önceden gelip söylese dalga geçer ve gülerdi. Hayatı boyunca kız arkadaşlarının yaşadığı anlık heyecanlara takılır ve bir insanı ilk görüşte tanımanın mümkün olmadığını savunurdu. Şimdi ise daha dün tanıştığı adamdan bu gün kıymetler piramidinin tepesinde olduğunu işitiyordu. Karakter olarak; yönlendiremediği hiçbir durumun içinde olmak istemez, böyle durumlarda konfor alanının dışına çıktığını düşünür ve paniklerdi. Şimdi kasada hesap ödeme sırası bekleyen ve gözlerini üzerinden bir an olsun ayırmayan adam; hem konfor alanını genişletiyor hem de onun daha önce hiç olmadığı bir güven çebreine sokuyor gibiydi. Yunus hesabı ödedikten sonra az önce masadayken söylediği gibi direk kızın küçük elini tutmuş ve güneş gözlüklerini taktıktan sonra sanki uzun zamandır birlikte olan bir çiftlermiş gibi yolun karşısına geçirmişti. Hatta bununla da kalmadı; kapısını açtıktan sonra koltuğa yerleşmeden saçlarına derin bir öpücük kondurdu. Bir de ne demişti o; "Ohhh dünya varmış." Yunus, Pelin'in çalıştığı kurum binasının önüne geldiğinde arabasını sıkıntı olmayacak bir yere parketti ve yönünü ona doğru çevirdi. "Bu gece ortak bir operasyon için Aydın'a geçeceğim. Muhtemelen yarın öğleden önce dönerim. Ararsan ulaşamayabilirsin ama mesaj atarsan fırsat buldukça okurum. Kendine benim için çok iyi bak. Yarın yine aynı saatte burada bekliyor olacağım." dedi. Pelin ise sadece gülümsemekle yetiniyordu. Şimdi ağzını açsa, biraz hızlı gitmiyor muyuz dese saçmalayacağını biliyordu. Derin bir nefes aldı ve ona ayak uydurmayı seçti. "Yarın seni burada bekliyor olacağım. Kolay gelsin, sen de kendine benim için çok iyi bak ve sağ salim dönmeye çalış. Yarın görüşürüz." Tam kapı koluna uzanmış, inmeye yeltenmişti ki; Yunus'un eli çıplak koluna dokundu ve hareket etmesini engelledi. "Bir şey unutmadın mı?" diye sordu. Pelin ciddi ciddi ne unuttuğunu bulmaya çalışıyordu. Yunus onun bu haline gülümseyip yüzünü ellerinin arasına aldıktan sonra burnu ve dudağının arasındaki bene sıkı bir öpücük kondurdu. Ardından da; "Seni gördüğüm andan itibaren bu küçük şeyi öpmek için yanıp tutuşuyorum. Şimdi motivasyon öpücüğümü de aldığıma göre gidebilirsin." dedi. Pelin, gerçekten bu adamla baş edebilmenin çok zor olduğunu düşündü. Şaşkınlığını üzerinden güçlükle atıp arabadan indi ve kapıyı kapamadan önce eğilip sevimlice gülümsedi. " O küçücük şeyden başka yerlerimde de var. Eğer görmek istiyorsan kendine iyi bak komiser. Asıl motivasyonun bu olsun." dedi. Söylediklerine kendisi de inanamıyordu ama adama ayak uydurmanın açık ve filtresiz olmaktan geçtiğini anlamıştı. Geride şaşkın bir adam bıraktığının farkındalığı ile adımlarını sekerek attı. Kaleme girdiğinde henüz kimsenin gelmediğini görmüş ve yerine oturmadan önce odadaki sebilden, matarasına soğuk su doldurmak istemişti Herhangi başka bir işi çıkmadan Ali ve Asu'nun raporundaki eksikleri tamamlamak için bilgisayarının kapağını açtı ve güç düğmesine bastı. Yüzündeki tebessüm bir an olsun azalmamıştı. Elini çenesine koymuş, parmakları ile üst dudağının hemen üzerinde ritim tutarken Yunus'un onu öptüğü anı düşünüyordu. Adamın kendisine has kokusu hala burnundaydı. Bilgisayarının çoktan açıldığını farkettiğinde ise düşüncelerinden güçlükle de olsa sıyrıldı. Kalemdeki mesai arkadaşları gelmeden raporunu tamamlamıştı bile. Telefonunu çantasından çıkarmadığının farkettiğinde ise yerinden yeniden ayaklandı ve askıya astığı çantaya doğru adımladı. İşte tam da o anda kulakları sağır eden bir ses duyuldu. Pelin'in az önce oturduğu masasının üzerinde şimdi kırık camlar ve duvardan kopan molozlar vardı. Çalıştığı kalem, binanın caddeye bakan tarafındaydı ve caddenin tam karşısında Konak kaymakamlık binası vardı. Patlamanın şiddetiyle kulakları uğulduyor ve kolunda keskin bir sızı kendini belli ediyordu. Saniyeler geçip de duyma yetisi yerine gelmeye başladığında kalemin dışından insanların attığı çığlıklar kulağına doldu. Az önce telefonunu almak için yerinden kalkmasaydı belki de daha fazla zarar görecekti. Yerinden kalkmak, kalemden çıkmak, dışarıda neler olduğunu anlamak istiyordu ama bir türlü doğrulamıyor, her seferinde baş dönmesi ile kalktığı yere geri çöküyordu. Son denemesi de başarısız olunca giderek hissizleşen bedenini karanlığa teslim etti...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD