Komiser...

1790 Words
Kurum aracı Menderes caddesindeki binanın önünde durduğunda, henüz birkaç saat önce tanıdığı başkomiseri, kendi aracına dayanmış bir şekilde yolu seyrederken gördü. Ali'nin sorusunu geçiştirmek için onu öne sürdüğünü bilse ne düşünürdü acaba? "Yunus komiser de gelecek bizimle misafirliğe. Gelsin istersin değil mi?" diye sormuştu. Ali ise sanki; sorduğu soruya bir daha olumlu bir cevap alamayacağının bilincine varmış gibi küskünce omuzlarını düşürmüş ve camdan dışarıyı seyretmeye başlamıştı. Çocukların arabadan inmesine yardımcı olurken; gözleri bir yandan da duruşunu değiştirmeden onları seyreden adamdaydı. Kardeşlerin elini tutup bir kaç adımla yanına vardığında ise nihayet duruşunu dikleştirmiş ve çocukların başını okşayarak nasıl olduklarını sormuştu. Adamın her yanından büyük bir yorgunluk akıyordu. Sanki bu yorgunluk acıyla harmanlanmış gibi yüzünü buruşturmuş ve tepkilerini durağanlaştırmıştı. - Nasıl geçti, sorun çıkardılar mı? - Çok usluydular. Ama hala neden burada benimle olduklarını anlamakta zorlanıyorlar. Kurum bizi karşılamak için bir pedagog göndermiş eve. Umarım onun açıklmaları yeterli olur. - Umarım. - Bizimle eve gelmek ister misiniz? Ali buna çok memnun olur. Sanırım size epey güvenmiş. - Bir saat kadar bir boşluğum var aslında. Eğer sizin için de sorun olmazsa gelebilirim. Pelin ellerini sıkı sıkı tutan çocuklarla birlikte önden ilerlerken, Yunus da onları takip ediyordu. Dışarıdan bakan birisi, site bahçesine giren dörtlüyü kolaylıkla bir aile sanabilirdi. Zaten bakanlık politikası gereği sevgi evleri, aile ve mahalle kültürüne önem veren, suç oranlarının düşük olduğu, tercihen nezih semtlerde kurulurdu. Evlerde sıcak bir yuva ortamı sağlanmaya çalışılırken; görevlilerin yeterlilikleri de üst düzeyde tutulmaya özen gösterilirdi. B bloğa girip dördüncü kata çıktıklarında ise; 9 numaralı dairenin kapısı çoktan açılmış, evin hali hazırdaki sakinleri, yeni ev arkadaşlarını karşılmak için beklemeye koyulmuştu. Kurum amirinin söylediğine göre bu ev henüz yeni açılmıştı ve Ali ile Asu'dan başka iki kardeş daha kalıyordu. Normalde en fazla 6 çocuk kapasiteli olan bu evler, genellikle kardeşleri bir arada tutmayı amaçlar ve çocukların kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlardı. Ev sorumlusu Sema hanım, belindeki mutfak önlüğü ve yüzündeki eşsiz gülümseme ile evin yeni sakinlerini içeri buyur etti. - Hoş geldiniz. Gözlerimiz yollarda kaldı bizim. Çocuklar kardeşleri için kurabiye yapmak isteyince mutfağa girmiştik biz de. Ela'cım ablayla abiye salonumuzu gösterir misin? Ben de ellerimi yıkayıp hemen geliyorum. "Tamam Sema anne" diyen, Ali yaşlarındaki küçük kız harika bir ev sahipliği ile misafirlere salonu göstermiş, sonra da deminden beri çekinik hareketlerle Asu'yu seyreden kardeşi Ömer'i elinden tutup yanına oturmasını sağlamıştı. Pelin'in iki yanına ürkekçe oturup evi seyreden çocuklar ise, nasıl bir evde olduklarını anlamaya çalışıyordu. Çok geçmeden salon kapısından 20'li yaşların sonunda genç bir adam girince bütün dikkatler ona yöneldi. Adam, salondaki büyükleri es geçip, direk Asu'nun önüne oturmuş ve pembe kısa taytının, sökülen ipi ile cebelleşen elini tutup üzerine küçücük bir buse kondurmuştu. - Bana bu eve güzel bir kız ve onun yakışıklı abisi gelecek demişlerdi ama bu kadarını beklemiyordum. Hoş geldiniz çocuklar. Çocukların ürkek bakışlarının kendisine döndüğnü görünce Pelin konuşma isteği duymuştu. Şu durumda hemen önünde dizlerinin üzerine çökmüş olan adamın verdiği yakınlık onu rahatsız etmişti. Çocuklara olan yaklaşımını yargılayacak yetide olmasa da Yunus ile aynı ortamda oluşu aslına bakılırsa duyduğu rahatsızlığın asıl sebebiydi. Ne düşünüyordu ki aklınca? Yunus bu yakınlıktan rahatsız mı olurdu? Allahtan genç adam hemen ayaklanıp uzaklaştı da rahat bir nefes aldı. Üstelik beline yasladığı sol elinin yüzük parmağında bir alyans vardı. - Ela'cım bana yardım eder misin? Ali ve Asu'ya oyun odamızı gösterelim. Ela, adamın lafını ikiletmeden ayaklanmış ama kardeşi Ömer'in elini bir an olsun bırakmamıştı. Ela'nın peşine takılan Ali ve Asu'nun ardından bir süre baktıktan sonra yönünü Pelin'e çeviren adam elini uzattı. - Merhaba Pelin hanım. Turan bey beni arayıp durum hakkında bilgilendirdi. Ben kurum pedagogu Yasin Kılıç. Çocukların uyum sürecinde takiplerini ben sağlayacağım. - Merhaba Yasin bey. Çocukalrın durumu hakkında bilgi sahibi olduğunuz kanısındayım. Beyfendi olay yerine giden ekip amiri başkomiser Yunus Aksoy. Çocukları eve yerleştirirken yanlarında olmak istedi. - Anlıyorum, hoş geldiniz başkomserim. Elbette biliyorsunuz ki uyum süreci oldukça sancılı olacak. Çocukların sorumluluğu sizde olduğu için eve gün aşırı ziyarette bulunmanızı isteyeceğim. Bunun saatlerini kendiniz belirleyecek, çocuklara bu saatler hakkında güvence verecek ve asla saat aralığının dışına çıkmayacaksınız. Daha sonra bu ziyaretlerin sıklığı azalacak. Mehkeme süreci sonuçlanana kadar zaten çocukları yakınlarına teslim etmiyoruz ama mahkemeden ziyaret kararı çıkarırlarsa belli günlerde gelip, sizin ve benim gözetimimde görebilirler. Bu gece onlar için en zor gece. Sonrasında alışacaklarını umuyorum. Ela ve Ömer'de benzer bir süreçten geçti ama şimdi deneyimli ev sorumlumuz Sema hanımla çok iyi anlaşıyorlar. Hem yaşları da birbirine yakın olduğu için adaptasyon sürecinde bu durumun bize yardımcı olacağını umuyorum. Şimdi izin verirseniz çocuklarla yalnız görüşmek zorundayım. - Pekii Yasin bey. İletişim numaramı Turan bey size iletecektir. Ben de numaranızı almak isterim bir sakıncası yoksa. Çocuklardan an be an haberdar olmak istiyorum. - Elbette. Kolaylıkla iletişim kurabilmemiz sağlıklı olacaktır. Misaadenizle. Yasin ile oldukça profesyonel bir şekilde konuşan Pelin, genç adam salondan ayrıldıktan sonra sanki çöküntüye uğrayan bedenini güçlükle koltuğun üzerine bıraktı. O an, Yunus'un orada olduğunu da bütünüyle unutmuştu. Birbirlerine sıkı sıkıya bağlanan, ellerini bir an olsun bırakmayan bu kardeşler, onda daha önce hiç bilmediği ama yaşasaydı nasıl olurdu diye deli gibi merak ettiği hisleri uyandırıyordu. Yanındaki adam; "İyi misin?" diye sormasaydı belki de uzun süre kendisine gelemeyecekti. - Kolay kolay iyi olur muyum bilmiyorum. Günüm o kadar güzel ve heyecan verici başlamıştı ki; böyle bir şeyle karşılaşmak çok sarsıcı. Üstelik çocuklar... onların duruşu, uslu, akıllı halleri... İnanın biraz yaramaz, hırçın olsalardı sanki daha kolay olacakmış gibi geliyor. Ali'nin gözlerinde sanki her şeyin farkında olan ama inkara yönelen birinin bakışı var. Uzun süre gözüne bakıp da hiçbir şey olmamış gibi konuşmak çok zor. - Niye yaptın diye sordum. Kadından para istemiş dün, o da yok demiş. Ama bu sabah çocuklara ekmeğe sürmeleri için çikolata aldığını görünce çileden çıkmış it. Bir kavanoz çikolataya yüz lira verip de bana vermeyince çıldırdım dedi. Kadın ekmek doğruyormuş, elinden bıçağı çekerek boğazına dayamış. Çocuklar iyi ki girmemişler eve. Öyle çok kan vardı ki; basacak temiz yer bulamadık. Kadın can havliyle yardım istemek için çıkmış evden. Eşiğin önünde tükenmiş nefesi. - Kahretsin! Bu çocuklar o evde daha kim bilir neler yaşadı. - Zavallı kadın. Sanki anlamış gibi sabah göndermiş çocukları. Ali söyledi. Komşu teyzeniz sizi çok özlemiş demiş. Ben çağırana kadar gelmeyin diye de tembihlemiş. Komşu teyze bizim eve gelmek istemeseydi biz de gelmeyecektik dedi. Küçük adam söz vermiş annesine. Kardeşi ağlarsa sakinleştirecekmiş. Ev sorumlusu Sema hanım salona girince anlaşmış gibi sustu ikisi de. Pelin'in hızlıca göz yaşını sildiğini farketmişti Yunus. Yaklaşık bir saat kadar Ela ve Ömer'in eve uyum sürecinden ve Sema hanımın gönüllü annleiğinden bahsettikten sonra Yasin bey girdi içeri. Ömer ve Asu'yu kucaklamıştı ve ikisi de içeride ne yaşandıysa kikir kikir gülüyordu. Yasin bey, Pelin'e bakarak; "Pelin ablası Ali'nin seninle konuşması gereken şeyler varmış, içeride seni bekliyor." deyince usulca ayaklandı yerinden. Yunus bu süre içinde telefonda birime haber vermiş ve karakola geri dönmeyeceğini söylemişti. Bu gün yaşadıkları onun geçti dediği travmalarını öyle kaşımıştı ki; göğsünde bir nokta tırnakla kanırtılmış gibi sızlıyordu. Pelin, oyun odasına girdiğinde Ela ile Ali'yi oyun masasının başında legodan bir maketi yapmaya çalışırken buldu. - Vay canına! Ne kadar da güzel bir figür bu? Sakın bana bunu biz yaptık demeyin. - Pelin abla, bu legolar bizimmiş biliyor musun? Daha bir sürü var kutuda. İstediğimiz her şeyi yapabilirmişiz. Bir de bizim bir odamız varmış bu evde. Sema teyze gösterdi az önce. Asu'ya pembe yatak örtüsü örtmüşler, çok sevindi bir görsen. Gelip sarıldı bana, çok mutlu oldu. - Pekii sen mutlu oldun mu Ali? Sen ne düşünüyorsun bu ev hakkında? - Ev çok güzel. Mis gibi kokuyor. Çikolatalı kurabiye gibi. Annem de dün bize almıştı çikolata. Aynı onun gibi kokuyor. Burada kalacakmışız biraz biz. Sen sürekli bizi görmeye gelecekmişsin. Geleceksin değil mi? - Gelmez olur muyum küçük adam. İşlerimi halleder etmez koşa koşa geleceğim sizin için. Ama yarından sonra anlaştık mı? Siz bu gece yeni odanızda uyuyacaksınız. Sabah uyanınca Sema teyzeniz size güzel bir kahvaltı hazırlayacak. Sonra Yasin abiniz yeniden gelecek sizinle oyun oynamaya. Ben de işlerimi bitirmek için çok çalışacağım. Belki bir dahaki gelişimde hep birlikte kek yaparız olmaz mı? Üzümlü hem de. Asu'nun sevdiğinden. Boncuk boncuk gözlerini heyecanla kırpıştırıp başını sallayan çocuk, bir de sıcak bir kucaklama bahşetmişti Pelin'e. Onunla vedalaştıktan sonra, henüz olayların pek ayırdında olmayan Asu'ya da sıkı sıkı sarıldı. Sonra da Ela ve Ömer'i öptü sıcacık. Binadan çıkıp arabasının yanına gidene kadar konuşmadı yanındaki adamla. Ama ona bir teşekkür borçlu olduğunun farkındaydı. - Ben, her şey için teşekkür ederim. Valizimi bırakamadan hazırlıksız yakalandım. Size de zahmet vermiş bulundum. - Önemli değil. Hem ben de sayenizde çocukların yaşayacağı yeri görmüş oldum. - Yine de teşekkür etmek zorunda hissediyorum kendimi. - Kabul ettim öyleyse. Bu arada eğer sakıncası yoksa valizin ne için olduğunu sorabilir miyim? Bir yere mi gidiyordunuz? - Aslında bir hafta önce atamam gerçekleşti İzmir'e. Bu güne kadar konuk evinde kalıyordum. - Bu güne kadar? Bundan sonra nerede kalmayı planlıyorsunuz ki? - Çocukluk arkadaşım var burada. Tesadüfe bakın ki çocuklara çok yakın evi. Yalnız yaşadığı için birlikte yaşamayı teklif etti, ben de kabul ettim. Aslında öğleden önceki işimi bitirince birkaç parça eşya bakmak istiyordum kendime. Maalesef bu olay yaşandı ve fırsat bulamadım. Bu gece kanepede uyuyacağım sanırım. -Sevindim. Yani kalacak bir yerinizin olmasına. Eğer vaktiniz varsa şu ileride ev yemekleri yapan güzel bir yer var. Bütün gün hiçbir şey yemediğinizi tahmin ediyorum. Birlikte gidip karnımızı doyurabiliriz. - Aslında arkadaşımı aramam lazım. Eğer benim için yemek yaptıysa ayıp etmiş olurum. Bana biraz müsaade eder misiniz? - Elbette. Pelin, bu gün yaşadığı binbir çeşit duygunun hızına yatişecek kudrette olmadığını düşündü. Bir saat içinde tondan tona girmişti duygularının rengi. Heyecanla Çiğdem'i aradı ve biraz geç kalacağını, yemeğe beklememesini söyledi. Ona söz hakkı bile tanımamıştı neredeyse. Yunus'a karşı içinde her dakika artan merak duygusu, bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Hem belki de onun gibi birisiyle karşılaşması Pelin için bir işaretti. Belki de kardeşini bulması için ona yardım ederdi. Yardım istemek için bir asayiş başkomserinden daha iyi kimi tanıyabilirdi ki Pelin? Genç kızın küçük arabasına bindiklerinde, komiserin iri bedeninin nasıl da rahatsız durduğunu farketti. Aslında bu hali ona çok komik gelmişti. Fakat gülüşünü saklayamadığını anlaması oldukça geç oldu.Çünkü başkomiser; "Neden güldünüz?" diye sorunca ne demesi gerektiğini bilememişti. - Aslına bakarsanız şu ana kadar aracımın gayet geniş ve ferah olduğunu düşünüyordum. - Ciddi olamazsınız. Buraya gelene kadar iki büklüm oldum neredeyse. - Koltuğu en arkaya itip, sonuna kadar yere yaklaştırdığınız halde bile mi? - Siz ne sanıyorsunuz bilmiyorum ama arabanız gerçekten çok küçük. Yani bir kişi için bile çok küçükken, içinde bir de kocaman bir valiz var. Bir de şimdi iki kişi bindi. İnanın bu yaştan sonra klostrofobi sahibi yapar adamı. - Abartmayın bence. Gayet konforlu bir araba. Üstelik benim kendi imkanlarımla aldığım ilk büyük şey. Ona küçük demeyin alınır. Maneviyatına ters bir kere. Günün bütün yakıcı, yıpratıcı ayrıntılarına rağmen kısa bir süre de olsa yüzleri gülmüş ve ikisi de birbirinin gülüşünde takılı kalmıştı. Belki bu arabada yapacakları en kısa yolculuktu ama bundan sonraki hayatlarının gidişatına yön vereceği için çok kıymetli bir yolculuk olacaktı onlar için.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD