Kızlar bütün hazırlıklarını tamamlayıp çıkışa doğru adımladıklarında kendilerine doğru telaşlı adımlarla ilerleyen Ali'yi gördüler. Genç adam yanlarına gelip önce derin bir nefes aldı, sonra da; "Çıkışa yetişemeyeceğim diye çok korktum." dedi. Kızlar birbirlerine baktıktan sonra adamın bu jestine neredeyse birbirinin aynısı içten bir tebessümle yanıt verdi. Ali, Pelin'i fazla yürütmemek için aracını hastane kapısının hemen önüne park etmişti. Kızların yerleştiğine emin olduktan sonra sürücü koltuğuna geçip arabasını çalıştırdı.
- Kendinizi nasıl hissediyorsunuz Pelin hanım? Bir gün daha mı kalsaydınız acaba?
- Merak etmeyin Ali bey, kendimi daha iyi hissediyorum. Üstelik size bu iki günde oldukça zahmet verdik. Hakkınızı nasıl ödeyeceğiz bilmiyorum.
- Evvela şu sizi bizi aradan kaldıralım öyleyse. Bundan sonra komşu olacağız birbirimize. Hem Çiğdem'le bu konu üzerine anlaştık. Sen de bu kararımıza ortak olursan çok sevinirim. Ne dersin Pelin, başarabilir misin adımın yanına bey sıfatını eklememeyi?
- Sanırım başarabilirim.
- Hah şöyle. Şimdi söyleyin bakalım, eve gitmeden önce uğramak istediğiniz bir yer var mı?
- Aslında markete uğrasak fena olmaz ama sana da zahmet vermek istemeyiz.
- Unuttun mu hoca hanım, yaz tatilindeyiz. Yani en az senin kadar ben de işsizim. Nereye isterseniz gidebiliriz.
- Pekala öyleyse, hani bizim mahallede büyük bir market var ya, oraya gidelim önce. Oradan istediğimiz her şeyi buluruz Pelo. Fırınımız yok, kek börek yapamayız ama hava zaten sıcak. Soğuk atıştırmalıklar en iyisi. Zaten bisküvili pasta yapacağım, çocuklar kesin bayılır.
- Bende fırın var. İsterseniz kullanabilirsiniz. Çocuklu misafir mi gelecek?
- Aslında Pelin'in kurumda sorumlu olduğu çocuklar gelecek. Normalde onun ziyarete gitmesi gerekiyordu ama durumundan ötürü kurum müdürü bir kereye mahsus böyle bir ayarlama yaptı.
- Ne güzel. Benim yapabileceğim bir şey olursa söyleyin mutlaka ama. Bu arada fırın konusunda ciddiyim. Kullanmak isterseniz sakın çekinmeyin.
- Tamam aklımızda bulunsun. Eğer planda bir değişiklik olursa kapını çalarız. Ayyy ben çok heyecanlıyım Plo. Evimizin ilk misafiri geliyor hemde ilk çocuk misafirimiz olacaklar. Şey de mi yapsak, birkaç oyuncak mı alsak. Benim performans oyunlarım var ama onlara ilk etapta ağır gelebilir. Biri kız biri erkekti değil mi? Ben en iyisi birkaç oyuncak da bakayım.
- Çiğdem sakin ol lütfen. Bu bir kereye mahsus bir ziyaret. Çocuklara da bu izlenimi vermeliyiz. Yaşadıkları yere uyum sağlamaları için bu çok önemli. Gelişlerinin nedeninin benim rahatsız oluşum olduğunu bilecekler ve bir dahakine ben onlara ziyarette bulunacağım. O yüzden onları evimize bağlayan bir şeylere izin veremeyiz. Şimdilik birkaç atıştırmalık ve limonata yeterli. Tamam mı? Eğer oyuncak almak istiyorsan ziyaretlerine gideriz seninle. O zaman istediğini götürürüsün.
- Pelin hatırlıyor musun, Bize ara ara oyuncak getirirlerdi. Ben hep bir lahana bebek istemiştim ama bir türlü öne atılıp alamazdım istediğim şeyi. Hep başka çocuklar alırdı. Sen de bana söz vermiştin. İlk kazandığın parayla bana lahana bebek alacaktın. Aldın da. Hala saklıyorum onu biliyorsun. Nereye gidersem benimle geliyor. O çocuklara beni hatırlamaları için bir şeyler vermek istedim sadece.
- Biliyorum güzelim. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini biliyorum. Ama dediğim gibi birlikte ziyeretlerine gideceğiz. Sen de istediğin şeyi götürebileceksin.
Ali, ikilinin konuşmasını dinlerken dikkatini çeken cümleler kaşlarını çatmasına sebep olmuştu. "Siz?" dedi, "yetitirme yurdundan mı tanışıyorsunuz?" Çiğdem'in yüzünde beliren buruk tebessümle sorusunun cevabını almıştı. İşte şimdi; bu iki genç kızın birbirine olan bu sıkı bağını daha iyi anlıyordu. Muhabbeti dağıtmak için kendinden bahsetmeye karar verdi.
- Ben de işte Selendi'li bir ailenin, beş erkek çocuğundan en küçüğüyüm. Bizimkiler teammüllerin aksine kız çocuğunu bulmak için çok çalışmışlar ama atışlar hep karavana olunca beş tane baş belası erkek evlatlerı olmuş. En büyüğümüz doktor. Sınır tanımayan doktorlarla birlikte kim bilir hangi Afrika ülkesinde şimdi. İki numara Manisa merkezde matemetik öğretmeni. Üç ve dört numara tek yumurta ikizi. Garip bir şekilde ne anne ne de baba tarafımda ikiz yok ama bizimkiler erkek bulmakta pek mahir oldukları için aynısından iki tane yapmayı da başarmışlar. İkizler mühendis. Makine mühendisi oldular ve doğalgaz işi yapıyorlar. Bendeniz de sıradan bir Biyoloji öğretmeniyim işte. Öğretmenlikte beşinci yılım. Anamın sizi kesin tanıması lazım. Hayalindeki kız çocuklarısınız resmen.
- Ali, eminim böylesine kalabalık bir ailenin böyle tek nefeste anlatılması oldukça zordur. Seni gerçekten bu performansından ötürü tebrik ediyorum. Ben bile dinlerken yoruldum.
- Szi bir de bana sorun. Evin küçüğüyüm diye bütün angarya işlerini bana yaptırıyorlar. Neymiş efendim babam kümesi onaracakmış da hepisinin işi başından aşkınmış. Ben boş beleş adamın tekiymişim, gidip ben yardım etmeliymişim. Bütün haftasonumu tavuk gübresi koklayarak geçirdim. Ama onlar yeğenlerime dua etsinler. Yoksa hiç birinin yüzüne bakmam.
- Kaç yeğenin var ki?
- Ellerinizden öperler yedi tane. En büyüğü 7 yaşında. Anne baba yurt dışında olduğu için yaz tatilini babamların yanında geçiriyor. Annesi haftaya dönecek ama. Bu sefer kesin dönüş yapacaklar. Yurtta bir hastanede çalışmaya karar verdiler. Kızları bu yıl okula başlayacak ve onun kurulu bir düzene ihtiyacı var. Diğerlerinin de irili ufakli ikişer tane veledi var işte.
- Ne kadar şanslısın Ali. Kalabalık bir ailen var.
- Kızlar bunu kendi halinize acıyın, üzülün diye anlatmadım. Tamam herkes pastadan eşit pay almıyor ama şu halinize bir baksanıza. Ne kadar güzel yetiştirmişsiniz kendinizi. Elbette aile kuracak ve kendi mutluluğunuzu inşa edeceksiniz. Geçmişi değiştiremeyiz ama geleceğimizde söz sahibi olabiliriz değil mi hocam? Hem eğer çok özendiyseniz ailemi sizinle seve seve paylaşırım. Biraz da siz gider tavuk boku koklarsınız ne olacak sanki? Canıma minnet.
Bu keyifli sohbeti başlatan Ali'nin asıl amacı kızları yaşadıkları ve hala etkisi altında oldukları korkudan uzaklaştırmaktı. Hem ikisini de çok sevmişti. Pelin, dünya ahiret bacısı olsundu zaten de bu Çiğdem çiçekte başka bir haller vardı. Böyle içini sımsıcak eden, sürekli onu görmek istemesini sağlayan haller.
Markete geldiklerinde Pelin'in arabada kalmasını sağlayarak çabucak rafların arasına karıştılar. Çiğdem alacağı her şeyin içeriğini dikkatle incelerken, Ali de onun bu özenini hayranlıkla inceliyordu. "Bak bunun içinde sitrik asit varmış. Kemik gelişimini engelliyor, bunu almayalım. Ay yok mu bu marketin organik ürünler reyonu Allah aşkına. Çocuk eğleyeceğiz çocuk. Düşman kuvvetlerine saldırıya hazırlanmıyoruz." Kendi kendine söylenen kızın sözlerine kıkırdayınca ancak dikkatini çekebilmişti. "Bence bir defaya mahsus daha az organik şeyler yerseler bir şey olmaz. Eğer böyle giderse geldiklerinde sizi evde bulamayacaklar." dedi. Çiğdem durumun farkına varınca da bu kez de iki ayağı bir pabuca girmiş şekilde dolanmaya, önüne geleni arabaya atmaya başladı. Ali de onun ardından yürüyüp, gereksiz gördüğü her şeyi raflara geri koyuyordu. Hayır yani şu durumda bulaşık süngerini ne yapacaktı ki? Bisküvili pastanın üzerini düzleyecek değildi heralde.
Pelin ise, kliması açık bir şekilde bırakılan arabanın arka koltuğunda şehrin kaosunu seyrediyordu. Bugün öğleden sonra şehit kaymakam için resmi tören düzenlenecek ve Yunus da o törene katılacaktı. Hastaneden çıkmadan önce kısa bir an konuşma fırsatı bulmuşlardı. Sesindeki azaptan, onun yanında olmadığı için ne kadar üzgün olduğunu anlayabiliyordu Pelin. Turan bey ve Yasin beyin ona yaptığı jesti anlatıp ne kadar heyecanlı olduğundan bahsetti. Amacı biraz olsun Yunus'un aklını dağıtmaktı. Yunus ise derin bir nefes alıp; ne olursa olsun senin yanında olmak isterdim demişti. Yunus'un ona karşı olan yaklaşımı zaman geçtikçe tüm benliğini kuşatıyor ve bu güne kadar hiç olmadığı şekilde kendini güvende hissetmesini sağlıyordu. Telefonunu eline aldı ve meşgul olduğunu bile bile ona bir mesaj yazdı.
"Belki bu mesajı saatler sonra ancak okuyabileceksin ama yine de yazmak istedim. Sen çok güzel bir adamsın Yunus. Seninle, vicdanınla, işine olan aşkın ve disiplininle gurur duyuyorum. Ben de her an senin yanında olmak istiyorum ama sorumlulukların farkındayım. Sakın benim aksi şeyler düşündüğümü varsayıp kendini yorma olur mu? İşini bitir ve yanıma gel. Evimin balkonunda seninle çay içmek istiyorum. Lütfen gelirken sütlü nuriye al. Çiğdem'in yaşadığı eve başka türlü giremezsin çünkü :)"
Mesajı gönderdikten sonra tebessümü daha da büyüdü. Onun nasıl cevap vereceğini deli gibi merak ediyordu. Onu daldığı yerden açılan kapı ve Çiğdem'in ülke ekonomisine söverken kullandığı ince ayarlı küfürler çıkarmıştı. Çünkü arkadaşı az önce "maliye bakanının kulağını eşek çiğnesin" demişti. Çiğdem'in sözlerinden çok; Ali'nin surat ifadesi güldürmüştü onu. Kalan kısa yolu da aldıktan sonra nihayet evlerine geldiler.
Pelin henüz bir gecesini geçirmiş olmasına rağmen evini çokça özlediğini farketti. Eşyaları gelmiş ve kurulmuş, zaten sıcacık bir havası olan ev, sanki mümkünmüş gibi daha da çok yuvaya benzemişti. Arkadaşının yatak odasını elinden geldiğince yerleştirdiğini görünce ona sıkıca sarıldı. "Sana bir şeye elleme, beni bekle demiştim." Diye sitem etmiş ama Çiğdem'in cırlamasıyla karşılaşmıştı. Üzerine birkaç parça kıyafet alıp kendini duşa attığında ise yaşadıklarıyla birkez daha yüzleşti. Dün az kalsın ölüyordu. Daha planladığı hiçbir şeyi başaramadan, henüz kardeşini dahi bulamadan. Hayatın ne kadar kısa olduğu ayrımına çok acı bir şekilde varmıştı Pelin. Yunus'un ne demek istediğini şimdi daha iyi anlıyordu. Bundan sonra kendini hiçbir şekilde geri çekmeyecek ve hayatın ondan aladıklarını geri almak için savaşacaktı. Hayat ondan bir aile almıştı. Evvela bir aile kurup daha güçlü kafa tutacaktı her şeye. Sonra o aile sayesinde kardeşini bulup ailesini büyütecek ve hayalini kurduğu gibi dallanıp budaklanacaktı. Yek başına olmaktan, köksüz dalsız kalmaktan bıkmıştı artık...