"Bir sigara yaktım. Camel. Burada bulunuyor bu tütün... Kaçacak bir yer kalmadı. Gidecek bir yer kalmadı. Ölüm kaldı. Görmediğimiz bir o kaldı. Ölüm ve sonrası. Eğer varsa... Geçtiğim, maruz kaldığım bütün sınavları düşünüyorum. Bütün mücadeleleri. Sorular. Yanıtlar. Yarışlar. Çalışmalar. Uykusuz geceler. Ezberlemeler. Bilmiyorum ben. Hiçbir şey. Ezberledim zamanında. Herkes gibi. Ama unuttum hepsini. Hiç büyümedim. Hayatta kaldım. Terfi edemedim. İlerleyemedim. Gerilemedim. Felçli gibi oturdum. Hep aynı yerde. Hep aynı zamanda. "Vücudum çıkarabildiği bütün sıvıları tanıdım. Kan, gözyaşı, ter..."
Şehit olan kaymakam Cihat Kurtbay'ın çantasındaki kitabından altı çizilmiş bir paragraftı bu. Henüz 37 yaşında, iki kız çocuğu babası olan genç adam, yedi çocuklu Ağrı'lı bir ailenin üçüncü çocuğuydu. Öğrenme, sorgulama ve okuma yeteneği öğretmenleri tarafından keşfedilmiş, teşvikle sokulduğu bursluluk sınavlarında iyi bir derece aldıktan sonra ailesinden ayrılarak, geri kalan ömrünü dirsek çürütmekle geçirmişti. Eşi Nalan ile de Ankara Siyasal Bilgiler fakültesinde tanışıp hayatlarını birleştirme kararı almışlardı. Nalan hanım akademisyenliği tercih ederken, Cihat vatanın her karışını gezip bir hatıra bırakmak ve bir şeyler kazanmak istiyordu. Daha çok insan, daha çok teveccüh ve daha çok dua. Son görev yeri olan Bismil'den uğurlanırken gözyaşları sel olmuştu mesela. Bismil halkı sanki onu son görüşleri olduğunu bilircesine ağıt yakarak ağlamıştı. Kararname açıklandığında en çok Nalan hanım seviniyordu. Çünkü doktorasını bitiren kadına uygun kadrolardan birisi de Ege Üniversitesindeydi. O gün devir teslim törenine ailecek katılamamışlardı çünkü küçük kızı Narin, buz pateni sahasında düşüp kolunu çatlatmıştı. Bir insan evladının canının yanışına iyi ki der miydi? Nalan hanım içi yana yana demişti. Çünkü eğer o gün eşinin yanında olsalardı belki onlardan da geriye hiçbir şey kalmayacaktı.
Üniversite hastanesinin konferans salonunda emniyet birimlerininde katıldığı en zor toplantılardan birisi yaşanıyordu şimdi. Nalan hanıma kocasının ölümünün bir süre daha saklamaları gerektiği söylenmişti. Eşinin kardeşleri, annesi babası güle oynaya uğurladıkları oğullarının, kardeşlerinin sağ olduğuna dair dört gözle haber beklerken; Nalan onlara bir süre daha Cihat'ı kaybettiklerini söyleyemeyecekti. Zira televizyon kanalları dakika başı geçtikleri haberlerde, genç kaymakamın tedavisinin hala sürdüğünü ve hayati tehlikeyi atlattığını söylüyordu. Ardından da kaymakamın özel hayatı, kariyeri, başarıları, son görev yaptığı ilçede yapılan röportajlarla yayınlarını bitiriyorlardı. Nalan derin bir soluk alıp, kendisininden yanıt bekleyen insanlarda dolaştırdı gözlerini. Ardından "Ölüsü bile bu vatanın işine yarasın isterdi." dedi. İşte bu cümle herkesin yumruğunu sıkmasına ve boğazına oturan yumruyla mücadele etmesine sebep oldu. Vatanın, yetişmiş, eşssiz evlatlarından biri daha haince bir saldırıya kurban gitmişti.
Toplantı sonlandıktan sonra işin emniyet kanadında daha da hummalı bir koşuşturma başladı. Örgüt üyesi olduğu tespit edilen herkes eş zamanlı operasyonla inlerinden alındı. Aynı zamanda da TSK daha önce belirledikleri noktalara yoğun bir çıkarma yaptı. Örgüt ne yana dönse kendini başka bir operasyonun içinde buluyordu. Nasıl oldu, kim yaptı bilinmez; örgütün salıverilsin diye bu kanlı eylemi gerçekleştirdiği üç örgüt yetkilisi, bulundukları ceza evlerinde çeşitli sebeplerle ölü olarak bulundu. Örgütü finanse eden, konaklama ve diğer imkanlarını karşılayan, örgütün yanından geçip selam veren kim varsa tek hamle ile hepisinin ipi çekildi.
Tam dört saat önce 12 saatlik yayın yasağı kalkmış ve halk, kayıplarıyla yüzleştirilmişti. Şimdi ise kanallara geçilen son dakika bilgisinin sarsıcılığı ile yüzleşiyordu herkes.
"Saatlerimiz gece yarısından sonra 02.20'yi gösterirken ajanslarımıza bir son dakika haberi geçildi. Haberin içeriği şöyle sevgili izleyiciler. 24 Haziran Çarşamba günü öğlen saatlerinde gerçekleşen hain saldırı neticesinde 17 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, Konak ilçesinin yeni kaymakamı Cihat Kurtba'yın da aralarında bulunduğu 54 vatandaşımız yaralanmıştı. TSK; gece yarısı başlattığı ve terör örgütünü hedef alan operasyonlara Şehit Kaymakam Cihat Kurbay operasyonu adını verdiğini duyurdu. Bu bilgi ile anlamış olduğunuz üzere ne yazık ki Konak Kaymakam'ı Cihat Kurtbay'ı görevinin ilk gününde şehit verdik. Sizlerin huzurunda şehidimize Allah'tan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı diyoruz. Milletimizin tekrar başı sağolsun. Bir daha böyle acı kayıplar yaşamamak ümidiyle, Operasyonun ayrıntılarını almak üzere Ankara temsilcimiz..."
Haber ajanslara geçilmeden önce Ağrı Valisi ve beraberindeki heyet, şehit kaymakamın baba evine acı haberi vermek üzere gitmiş ve kurulan taziye çadırında aile ile birlikte tazyeleri kabul etmeye başlamışlardı.
....
Sabah uyandığında, odadaki televizyonun kısık sesiyle haberdar olmuştu olanlardan. Kaymakamın kızları ile birlikte çekildiği neşeli fotoğraflar boy boy yayınlanıyordu. Ölümün tam anlamıyla ne olduğunu bilmeyen çocuklarda belki de babalarını ve kendilerini televizyonda görmenin sevinci yaşanacaktı ama bir gün onları öpüp evden çıkan ve bir daha geri dönmeyen babanın eksikliği, bütün güzel anların üzerindeki koyu bir gölge olarak kalacaktı. Koltuk kıyısında iki büklüm uyuyan arkadaşına bir bakış atıp usulca ayaklandı yatağından. Banyoya girmesi, işlerini halletmesi ve buradan bir an önce çıkabilmesi için hazırlanması gerekiyordu. Parmak uçlarında yürüyerek banyoya girdiğinde aynada dağılmış yüzüyle karşılaştı. Saçı kusmuk olduğu için Çiğdem gidip şampuanlı bonelerden almıştı birkaç tane. Üç tanesini ard arda kullanmasına rağmen hala kendini berbat hissediyordu. Yunus bu haliyle onu öpmüştü üstelik. O an aklına gelince dudağı kıvrılmak için zorlandı ama sildi hemen o tebessümü. İnsanların yası sürerken bu mutluluk ona fazlaydı. İşlerini halledip çıktıktan sonra Çiğdem'in de yavaş yavaş kendine gelmeye başladığını gördü.
- Çiçeğim ne zaman kalktın sen? Neden beni uyandırmadın?
- Kendim kalkabiliyorum Çiğdem. Kırık, çıkık yok elhamdülillah. Hadi hazaırlanalım da doktor geldikten sonra hemen çıkalım. Bir dakika daha kalmak istemiyorum burada.
- O dediğin biraz zor işte. Doktorun saat on gibi gelecek. Son kontrolünü yapmadan da buradan çıkamayız.
- Offf, çok sıkıldım. Hem bugün öğleden sonra sevgi evnde görüşmem var. Eve gidip hazırlanmam gerekiyor daha.
- Pelo saçmalama istersen. Bu halde bir de işe mi gideceksin? Kızım beynin sarsılmış senin. Kafatasının duvarlarına çarpmış resmen. Hayatta izin vermem, eve gideceğiz ve sana salona yatak yapacağım, lohusa gibi yatacaksın orada.
- Bir de çeyrek tak istersen Çiğdem. Bugün o eve gitmek zorundayım. Çocukların beni görmesi şart. Güvenlerini ancak böyle kazanabilirim. Hem merak etme iyim ben. Birazdan doktor gelince ona sorar iyice öğrenirsin tamam mı? Ama sakın beni yat diye darlama vallahi cinnet geçiririm.
- Off tamam. Ama ben de seninle geleceğim anlaştık mı?
- İyi gel başımın belası, gel. Bu arada sormadım ama arabam ne alemde Çiğdem? Kurumun otoparkındaydı. Muhtemelen patlamadan o da etkilenmiştir.
- Dün sen uyurken bir polis memuru çantanı, telefonunu ve arabanın anahtarlarını getirdi. Akşam giderken Yunus komiser aldı benden anahtarları. Bununla ben ilgileneceğim dedi. Kızım hala aklım almıyor. Siz, hele ki sen; iki günde bir adamla nasıl bu seviyeye gelirsin? Başka zaman anlatsalar hayatta imkan vermeyeceğim bir şey bu. Nasıl güvendin Pelo, anlatsana biraz.
- Hani saçma bir replik vardı ya seninle sürekli gülerdik duyunca. Bir anda oluyor kuzum öyle şeyler, anlamıyorsun bile diyordu. İşte hakikaten bir anda oldu Çiğdem. Ama inan hiç yabancılık çekmedim. Konuştu; kulaklarım onu tanıdı, dokundu; tenim tanıdı, Öptü, dudaklarım tanıdı. Sanki benim geçmişimden gelen birisi gibi tanıdık. Beraber büyüdüğüm bir mahalle arkadaşı gibi. O da aynı sözlerle bana açıldı zaten. Hayatımda bir eksik varmış da aniden karşımda belirmiş gibi dedi.
- Bir dakika bir dakika öptü mü dedin sen az önce? Dudaklarım tanıdı dedin. Ohaaa bir de dudaktan mı öptü, hemen mi?
- Sakinleş Çiğdem, topla nefesini. Evet öptü. Hem de karşısında olduğuma, gerçek olduğuma inanmak istermiş gibi.
- Ben şu an bu yaşadıklarımıza hiç anlam veremiyorum çiçeğim. Benim resetlenmeye, yeniden başlatılmaya ihtiyacım var. Yani bunları bana senin anlatıyor oluşun saçma bir rüya gibi. Çünkü sen oldum olası mantıklı yaklaşırdın her şeye. Aşk kadını değildin sen. Ne yaptı o komiser benim arkadaşıma?
- Garip olan da bu ya. Hiçbir şey yapmadı, sadece kendi oldu karşımda. Hem sen şu garip ve karizmatik komşudan bahset bakalım biraz, ne iş? Adam konuşurken gözünün içine bakıyor resmen.
- Ne iş olacak be? Ben haberi alıp deli dana gibi ortalığa vurunca kendimi insanlık namına şaaptı.
- Naaptı?
- Bak kızım sinsi sinsi gülme, yolarım seni. Yardım etti işte. Sağolsun, olmasaydı seni bulamaz kalpten giderdim. Atak geçiriyordum az kalsın sakinleştirdi adam beni. Meğer daha önce bir kaç kez denk gelmiş atak geçiren birine. Öğrencilerinde görmüş.
- Hımm öğretmen miymiş, senin gibi?
- Evet. Konak lisesinde Biyoloji öğretmeniymiş.
- Anladım. Sağolsun, teşekkür etmek lazım. Eve yerleşince bir yemeğe çağıralım. Sonuçta o kadar şaapmış.
- Bak ya! Dayak mı istiyorsun kızım sen?
- Hem sahi, eşyalar ne oldu, geldi mi?
- Geldi geldi. Adamlar tam kurup yeni gitmişlerdi ki kendime bir su alıp oturdum televizyonun başına. Hep müzik kanalı açık olur biliyorsun bende. Bir dolaşayım dedim, bütün ulusal kanallarda son dakika haberlerini görünce neye uğradığımı şaşırdım. Sonra da nasıl çıktığımı bilmiyorum işte evden.
- Ah güzelim benim, çok korktun değil mi?
- Aklım çıktı Pelin. Seni de kaybederim diye çok korktum...
Pelin ve Çiğdem sarılmalarını henüz sonlandırmıştı ki kapı çaldı ve önde hayat hanım arkasında Turan bey, kurum pedagogu Yasin bey ve kalemden iki arkadaşı tebessümle yanına girdi. Pelin oturuşunu düzeltip hepsini karşıladı. Çalışma arkadaşlarını karşısında sağ salim görünce derin bir nefes almıştı. Sözü Turan bey alıp konuşmaya başladığında aslında hepisinin de ne kadar endişeli olduğunu görmüştü.
- Çok geçmiş olsun Pelin hanım. Biz sizin o na kurumda olduğunuzdan çok sonradan haberdar olduk. Öğlen arasında ben erken çıkmıştım biliyorsunuz. Daha önce kurumumuzda uzun süre çalışan bir memuremizin nişanını kutlamak için toplanmış arkadaşlar. Beni de davet ettiklerinde icabet ettim. Hayat hanım sizin özel bir görüşmeniz olduğunu söylediğinde neden aramızda olmadığınız sorusu da yanıt buldu. Sizin erken dönmeniz talihsizliğiniz, bizim geç kalmamız da şansımız oldu anlayacağınız. İsterdik ki siz de hiç yara almamış olun. Ama yine de her şeye rağmen çok iyi gördük sizi.
- İyim Turan bey. Gerçekten orada olmadığınız için hepinizin adına çok sevindim. Allah sizleri ailenize evlatlarınıza bağışladı çok şükür.
- Hı hı, o kadar iyi ki, öğleden sonra rutin ziyarete gitmek istiyor müdür bey. Amiri olarak kızar mısınız lütfen.
- Siz arkadaşıma bakmayın. Benim iyi olduğuma bir türlü inanmıyor. İki gün önce eve yerleştirdiğimiz çocukları ziyaret etmek zorundayım bugün.
- Arkadaşınız haklı. Siz lütfen iyi olmaya odaklanın. Yasin bey yeni bir takvim oluşturacaktır.
- Aslında benim kafamda bir çözüm var ama. Eğer gerekli izinleri siz ayarlarsanız iki tarafın da gönlünü yapmak isterim. Hem çocuklar da Pelin ablalarını sorup duruyor.
- Sizi dinliyorum Yasin bey.
- Kurum gözetiminde çocukları alıp Pelin hanımı evinde ziyaret edebiliriz. Tabii onlar için de uygunsa.
- Sanırım bu defaya mahsus bunu ayarlayabilirim. İki tarafın da gönlü olmuş olur. Siz ne düşünüyorsunuz Pelin hanım?
- Bence mükemmel bir fikir ama Ela ve Ömer'i de beklerim. Biz Çiğdem ablaları ile onlara muhteşem bir karşılama hazırlayacağız. Onlar beni çok güzel ağırlamıştı, bu misafirperverliğin altında kalamam.
Odadaki herkesin yüzünde memnun bir tebessüm yer aldığında ise teker teker vedalaşıp ayrıldılar. Hayat hanım Pelin'i bir anne edasıyla bağrına basarken, "çok şükür iyisin güzelim" diye mırıldanmıştı. Gidenlerin ardından bir süre bakan Pelin; Çiğdem'in çığlığı ile kendine geldi.
- Plooo evimize misafir gelecek ve biz henüz hiç bir şey yapmadık. Ay Allah'ım malzeme eksiğim var benim. Bir an önce gidip halletmemiz lazım. Allah'tan ustalar çıkınca evi süpürmüştüm. Ama yine de havalandırırız bir. Ay Pelo ilk misafirlerimiz geliyor farkında mısın?
Çiğdem'in çocuk sevgisi değil miydi onu ana okulu öğretmeni yapan? Çevresinde ne kadar çocuk olursa o kadar genişlerdi gülümsemesi. Pelin onun aklından geçenleri az çok tahmin edebiliyordu. Kesin bisküvili pasta yapmak isterdi bir de güzelce bir limonata. Keşke fırını almış olsaydım diye düşündü. Belki kendisi de ayıcıklı kalıplarla kurabiye yapardı. Çocukları evinde ağırlamak o kadar iyi gelecekti ki ona. Şu an tek eksiği Yunus'un yanındaki varlığıydı. Sanki düşüncelerini okuyormuş gibi komodinin üzerindeki telefonu titredi. Açıp baktığında gördüğü şey; tek kelimelik ama sayfalarca anlam taşıyan bir mesajdı. "Özledim" demişti Yunus. "Ben de özledim" yazıp göndermekten başka bir şey gelmedi elinden. Onu bu gün de göremeyeceğinin farkındaydı. Sesini duyamayacak kadar da meşguldü üstelik. Birini özlemek de güzel miş dedi sonra kendi kendine. O özlemi kendine saklayıp Çiğdem'in bıcır bıcır konuşup plan yapan haline tekrar döndü...