Korku...

1423 Words
"Sayın seyirciler, olay yeri geniş bir güvenlik çemberine alınmış durumda. Basın mensuplarının ve yakınlarının hayatı için endişelenen sivillerin girişine izin verilmiyor. Ekranlarını yeni açan izleyicilerimiz için bir kez daha tekrar edecek olursak; bugün öğlen saatlerinde, saat 13.37'yi gösterirken; İzmir, Konak ilçesi kaymakamlık binası yakınlarında bomba yüklü bir aracın infilak etmesi sonucu büyük bir patlama meydana geldi. Olaya ilişkin ayrıntılar hakkında henüz net bir bilgi verilmemekle birlikte, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili yayın yasağı getridi. Bu sebeple olay yerinden canlı görüntüleri şu anda sizinle paylaşamıyoruz. Patlamadan etkilenen kişi sayısı hakkında valilik, ne yazık ki henüz kesin bir açıklama yapmadı. Gelişmeler oldukça sizlere aktarmak için burada olacağız." Televizyonun karşısında adeta kilitlenip kalan Çiğdem, nihayet Pelin'i aramayı akıl edebildiğinde ise ulaşılamıyor uyarısıyla karşılaştı. Emniyet güçleri, uzaktan kumandalı ikinci bir saldırı olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak bölgedeki bütün telefon sinyallerini kesmişti. Pelin'in, çalıştığı cadde üzerinde olan patlamadan ne derece etkilenip etkilenmediğini bilmiyor oluşu onu şiddetli bir panik atak kriznin eşiğine sürüklüyordu. Ailesi ile birlikte geçirdiği ve sağ kurtulduğu kazanın ardından bu sekel ona acı bir hatıra olarak kalmıştı. Evde daha fazla bu şekilde eli kolu bağlı bekleyemezdi. Hem de bir an önce temiz havaya çıkması gerekiyordu. Hayattaki tek yakınım diye sahiplendiği Pelin'in başına bir şey gelmiş olma ihtimali yeterince kötüydü. Üzerindeki ince askılı kısa ev elbisesini umursamadan terliklerini ayağına geçirdiği gibi merdivenleri üçer beşer inmeye başladı. Çantasını ve anahtarını almayı son anda akıl edebildiği için şanslıydı. O sırada ailesinin yanından yeni dönen ve arabadaki eşyaları alt kattaki dairesine taşıyan Ali ise kızın telaşlı halini görüp bir terslik olduğunu anladı. Çünkü Çiğdem elini kalbine atmış derin derin soluyor ve belirgin bir şekilde titriyordu. - Hanfendi iyi misiniz? - Taksi, taksi bulmam lazım. Pelin, Pelin'e gitmem lazım benim. - Sakin olun lütfen. Bana sakince anlatın ki size yardımcı olabileyim. - Patlama olmuş az önce. Konak'ta kaymakamlık binasının önünde. Arkadaşım o caddede çalışıyor, haber alamıyorum. - Tamam, şimdi şöyle yapacağız. Taksi ile vakit kaybedemeyiz. Benim aracımla gideceğiz. Henüz tanışmadık biliyorum ama ben sizin alt komşunuzum. Lütfen biraz sakinleşin, arabam hemen şurada. Çiğdem'in o an durumu irdeleyecek hali yoktu. Bu sebeple başını sallayıp Ali'nin gösterdiği arabaya yerleşti. Hızla yola koyulduklarında ise Ali'nin gözü sürekli, sanki birazdan bayılacakmış gibi duran kızın üzerindeydi. Daha önce birkaç öğrencisinde böyle krizlerin gelişimine şahit olmuştu. Tecrübe ile öğrenmişti ki, kalp ritmini yoluna sokmanın tek yolu sakinleştirici konuşmalardı. - Endişe etmeyin lütfen. Polis önlem olsun diye sinyal kesmiştir. Büyük ihtimalle o da size ha er vermek için uğraşıyordur. - Çok yakın. Binaların arasında sadece yol var. Televizyon büyük bir patlama olduğunu söyledi. Ya, ya ona bir şey olduysa. Benim ondan başka kimsem yok. Henüz yeni tanıdığı kızın sözleriyle kısa bir an afallasa da, durumun aslında tahmin ettiğinden de ciddi olduğunu gördü. Manisa tarafından geldiği için patlamayı duymamıştı. Sadece trafikteki yoğun siren sesi ile bir aksiliğin olduğunu düşünmüştü ama bu kadar büyük bir olayın olduğu aklına gelmiyordu. Görev yaptığı lise de Konak'taydı ve okullar yaz tatilinde olduğu için ne kadar şükretsem az diye düşündü. Nihayet olay yerinin sınırlarına geldiklerinde ise tahmin ettiklerinden daha büyük bir kaosun içinde buldular kendilerini. Polis ve askeri birliklerin ortaklaşa kurduğu barikat sayesinde kuş uçurtulmuyor, yakınlarını merak edenlerin isyanları oldukları yerden bile duyuluyordu. Ali Çiğdem'e dönüp. "Siz arabada bekleyin, ben bilgi almaya çalışacağım. Arkadaşınızın adı ney demiştiniz?" diye sorduğunda; Çiğdem titreyen sesi ile "Pelin Sümer" dedi. O da arabanın dışında ayakta duramayacağını farkettiği için Ali'nin söylediğini kabul etmiş bulundu. .... Yunus, henüz Konak sınırlarından çıkmadan duyduğu patlama sesi ile yönünü tekrar geri çevirdi. Bu bölgede trafik oldukça yoğun olurdu ve bu sayede henüz çok fazla uzaklaşma imkanı bulamamıştı. Kurumun önüne doğru yol alırken cadde boyu şahit olduğu kaos içini sıkıştırmaya yetiyordu. Nihayet en yakın yerde aracını durduğunda ise, çevredeki binaların gördüğü zarar, bağıran insanlar ve etrafta yardım bekleyen yaralılar ile soluğunu tuttu. Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü binası da oldukça büyük hasar almıştı. Hatta az önce Pelin'in seke seke çıktığı basamaklar neredeyse tamamen yıkılmıştı. Polisin kurmaya çalıştığı barikatı yararak binaya ulaştığında ise adımları aniden durdu. Önce etrafa göz gezdirdi, çıkmış olabileceğini düşündü ama insanların içinde onu göremeyince binanın arka girişine doğru koşmaya başladı. Nihayet binanın içine adımladığında ise patlamanın büyüklüğü bir kez daha gözler önüne serildi. Bina neredeyse kullanılamaz haldeydi. Eğer hala binanın içindeyse yaralı olma olasılığı muhtemeldi. Odalara teker teker giriyor, içerdeki harabiyeti görüp başka bir odaya yöneliyordu. En sonunda ön girişin solunda kalan odaya girdiğinde daha büyük bir yıkımla karşılaştı. Ön cephe neredeyse tamamen yıkılmış, molozlar odanın içinde adeta bir dağ oluşturmuştu. Gözleriyle biraz etrafı aradı fakat tam burada da olmayacağını düşündüğü anda kısık bir inleme sesi duydu. Dışarıdaki bütün kaosun sesi, kırılan camlar yüzünden içeri doluyordu ve bu gürültüde o inleme sesini duyması neredeyse mucize gibiydi. "Kim var orada?" diye seslendi. Sonra yeniden kulak kabarttı aynı sesi duymak için. Bu kez duyamayınca molozların üzerinden atlayarak odanın içinde ilerledi. Binanın yan cephesine balkan duvarın dibinde kendi kusmuğunun içinde yatan, sabah üzerinde görüp ona çok yakıştırdığı krem rengi keten elbisesinin bir kısmı kanla kaplanmış kızın yarı cansız bedenini gördü. Pelin'in hemen yanında yattığı su sebilinden biraz su alıp yüzünü temizledi ve kendine gelip gelemeyeceğini kontrol etti. Fakat kızdan hiçbir tepki alamıyordu. Hissiz, cılız bedenini kucakladıktan sonra binaya girdiği arka kapıya doğru koşar adım ilerledi. Bir an önce onu bu kaostan kurtarıp en yakın hastaneye yetiştirecek ve görevinin başına geri dönecekti. Barikatı aşmadan önce görevli polise kurum görevlisi Pelin Sümer'i Eşrefpaşa Hastanesine götürdüğünü ve telsizden bu bilgiyi geçmesini istedi. İş arkadaşlarının ve ev arkadaşının onunla ilgili haber almak isteyeceklerini biliyordu. Aracının arka koltuğuna dikkatlice yatırdığı kızı, normalde 5 dakika mesafede olan ama yoğun trafik nedeniyle onbeş dakikada varabildiği hastaneye getirdiğinde ise buranın da büyük bir kaos içerisinde olduğunu gördü. Görevliden sedye isteyip yine aynı özen ve dikkatle hala baygın olan bedeni sedyeye yerleştirdi. Acil servis irili ufaklı bir çok yaralanma ile tam bir curcuna yeriydi. Etrafına bakınıp boşta gördüğü bir görevliye seslendi ve patlamada yaralanan bilinci kapalı birini getirdiğinin bilgisini verdi. Pelin'in durumu mavi kod olarak değerlendirilip acil müdahaleye başlandı. Görünürde ufak tefek yaralanmaları vardı. Hala açık olan ve enfeksiyon riski barındıran ön koldaki kesi dezenfekte edilip sarıldıktan sonra acil tomografiye alındı. Yunus'un verdiği bilgiler; ciddi bir beyin sarsıntısının belirtilerini içeriyordu ve bu vaziyette hayati risk göz önünde bulundurulmalıydı. Pelin'in tomografiden çıkmasını beklerken bir yandan da emniyetle iletişime geçip vaziyetin içeriğini öğrenmeye çalışıyordu. Edinilen ilk bilgilere göre terör örgütünün şehir yapılanması, kaymakamlık devir teslim töreninde eylem yapıp hala tutuklu olan üyelerinin serbet bırakılmasını istemişti. Üstelik Konak ilçesinin eski ve yeni kaymakamı da yaralılar arasındaydı. Valilik Şehrin bütün çıkışlarını kapatmış, şehirle bağlantılı olan bütün yollara güvenlik noktası kurdurmuştu. Pelin'i her ne kadar yalnız bırakmak istemese de acilen emniyet müdürlüğünden çağrıldığı için gitmek zorundaydı. Hastanenin acil sorumlusuna iletişim bilgilerini verdi ve en ufak bir değişiklikte aranmasını istedi. Yunus'un başkomiser kimliği bu isteğin daha da özenle dikkate alınması için yeterliydi. ... Ali kontrol noktasında konuşabileceği bir yetkili ararken bir yandan da görebildiği kadarıyla arabasında endişeli bir şekilde bekleyen kızı gözlemliyordu. Nihayet bir muhatap bulduğunda ise polis memuru az önce telsizden geçilen bilgi doğrultusunda onları Eşrefpaşa hastanesine yönlendirdi. Dışarıdan bakıldığında herkes aynı anda konuşuyor, aynı anda bağırıyor ve aynı isyanı ediyordu. Şehirdeki kaosun ne zaman, nasıl sakinleşeceği, hasarın boyutunun ne zaman açıklanacağı, sorumlularının ne zaman cezalandırılacağı ise tam bir muammaydı. Tekrar aracına döndüğünde ise kendisine merak ve çokca endişe ile bakan kıza sakinleştirici bir tebessüm gönderdi. "Eşrefpaşa hastanesine götürülmüş, yaralıymış. On dakikaya kalmaz biz de orada oluruz merak etmeyin." dedi. Çiğdem onun yaşadığını duyunca derin bir nefes almıştı ama yaralarının derecesini tahmin etmeye çalıştıkça da içi eziliyordu. Şu an yanındaki adama bu kadar güvenmesine daha sonra şaşıracaktı Çiğdem. Eğer Ali ile raslaşmasaydı ne halde olacağını, Pelin'e nasıl ulaşacağını kestiremiyordu bile. Hastanenin önüne geldiklerinde dahi nasıl davranacağını bilemez bir haldeydi. Ali, onu ürkütmeden koluna dokunmuş ve "Hadi bakın burada, ileride özel bir danışma masası kurmuşlar. Gidip arkadaşınızın nasıl olduğunu öğrenelim. Ben yanınızdayım, sakin olun artık ne olur. "dedi. Çünkü genç kadının kendisini çok sıktığını ve her an dağılabileceğini biliyordu. Çiğdem, sakince onunla konuşup yönlendiren adama başını salladı ve bu kez Ali'nin koluna tutunan o oldu. Ali ise hiç bozuntuya vermeden sakin adımlarla danışma masasının önüne doğru ilerledi. Bir boşluk bulup görevliye Pelin'in adını verdiğinde ise nöroloji servisinde gözlem altında olduğunu öğrendiler. Çiğdem'in kolunu delercesine sıkan parmaklarını usulca ayırıp elinin içine hapsetti Ali. "Onu bulduk, o iyi, şu an bu hastanede ve birazdan onu göreceksin. Lütfen artık sakinleş. Arkadaşın seni böyle görmesin." diye telkin ettiği kız, sadece onun sözlerine güveniyormuş gibi dikkatle dinliyordu ağzından çıkanları. Çiğdem'in dudaklarından sadece "çok korkuyorum" cümlesi çıkmıştı. Açıkçası Ali'nin de nereden baş gösterdiğini bilmediği bir korkusu vardı. Yeni tanıdığı ve ürkek bir kuş gibi önüne düşen bu kızın bir kayıpla ellerinde dağılmasından çok korkuyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD