İzmir'de aradığınız bütün mobilyaları bir arada, hatta genellikle üretimden bulabileceğiniz tek bir semt vardır. Ekonomik ürünler seçme niyetindeyseniz eğer; imalathanelerin çoğunlukta olduğu Karabağlar semtine uğramanız bir zorunluluk gibi gelir. Bu sebeple; Çiğdem ile birlikte hazırladıkları sabah kahvaltısının ardından hızlıca evden çıkıp yola koyuldular. Trafik yoğunluğunun olmadığı bir saatte evden çıktıkları için varmaları normalden daha kısa sürdü. Tabelaları takip ederek girdikleri ilk yerde, aradıkları her şeyi bir arada bulmaları onlar için büyük bir şanstı. İki komodin, kullanışlı bir tualet masası, salondaki pencere önüne koymayı planladığı iki küçük koltuk ve orta büyüklükteki bazalı bir yataktan sonra Pelin, evde ihtiyaç olarak gördüğü birkaç eksiği de tamamlamak istedi. Bu niyetle Çiğdem'in bütün ortak olma çabalarını reddederek; bir kitaplık ve ayakkabılığı da siparişlerine ekledi. Yaz aylarında oldukları için halıları almayı bir süre erteleyebilirdi ama Çiğdem'e o çok sevdiği keklerden yapmayı düşünüyorsa mutlaka güzel pişiren ufak bir fırın almalıydı. Evin mutfağı oldukça küçük olduğundan tezgah üstü ufak hazneli bir fırın şimdilik işlerini görecekti. Fırın ve ihtiyaç duyduğu diğer elektronik eşyaları daha sonra internetten almaya karar verdiğinde ise ödemeyi yapmış ve çoktan Karabağlar'dan ayrılmışlardı.
- Eşyalar öğleden sonra gelecek. Daha vaktimiz var gibi görünüyor, birlikte yemek yiyelim mi?
- Çiçeğim beni bugün affetsen. İşimizi erken bitirdik ama kuruma uğrayıp dünkü vakanın raporlarını tamamlasam iyi olacak. Sakın ben gelmeden eşyaları yerleştirmeye kalkma olur mu?
- İstesem de beceremem ki. Kurulumu yaparlar, yerleşimi beraber hallederiz. Ayy hala inanamıyorum Pelin. Farkında mısın en büyük hayalimiz gerçek oldu.
- Farkındayım ve en az senin kadar mutluyum. İçim içime sığmıyor resmen. Umarım çok güzel günlerimiz olur evimizde.
Çiğdem'i evlerine bıraktıktan sonra kurumun yolunu tuttu. Dün gece uyumadan önce komiserden gelen mesaja hala cevap vermemişti ve aklı deli gibi bu meseledeydi. Cevap alamayınca ne düşünmüştü? Keşke son görülmesi kapalı olsaydı. Mesajı görmüş olduğu ortadayken cevap vermemiş oluşu çok aptalcaydı ama hala daha nasıl bir durumla karşı karşıya olduğunun ayrımını yapamamıştı. Komiser gözlerinin içine bakarak neyin sözünü verecekti ki? Bir ara ciddi ciddi mesajı başka birisine gönderirken kendisine attığını bile düşünmüştü. Bu düşüncelerle boğuşurken kurum binasının önüne geldiğini farketmedi bile.
- Kolay gelsin Hayat hanım. Yoğunluk var mı bugün?
- Teşekkür ederim tatlım, hoş geldin. Öyle çok yoğun değil aslında, idare ediyoruz. Öğleden önce beklemiyorduk seni.
- İşim erken bitince dünkü vakanın raporlarını tamamlayayım dedim. Öğleden sonra başka bir şey çıkarsa kalacak çünkü.
- Hah seni görmüşken unutmadan söyleyeyim. Alsancak'taki yuvada evlat edinilmek istenen Deniz bebek için hazırladığın raporu istedi müdür bey. Sanırım ev ziyaretlerini uzatmanı istemiyor.
- Ama nasıl olur? Prosedür belli. Raporu kurula sunmadan en az beş görüşme gerçekleştirmem, birinci derece akrabaların aile ile iletişimini değerlendirmem gerekiyor. Bu konuda ayrıcalık sağlayamayız ki.
- Özsoy'lar istiyordu değil mi bebeği?
- Evet. Tuncay ve Nilüfer Özsoy.
- Sanırım biraz fazla sözleri geçiyor.
- Ne olursa olsun, herkese eşit yaklaşmak zorundayız. Sırf varlıklılar diye bazı şeyleri görmezden gelemyiz ki. Odasında mı müdür bey, gidip konuşayım bari.
İlk görüşmeleri gayet olumlu geçmişken; ailenin bu meseleyi bu kadar aceleye getirmek istemesi aklını kurcalamıştı. Üstelik kesin evlat edinme için Deniz bebeğin en az bir yıl onlarla yaşaması gerekiyordu ve bu süre için gerekli ön görüşmeler bile henüz tamamlanmamıştı.
- Turan bey müsait misiniz?
- Hah Pelin hanım. Erken gelmişsiniz, bir problem mi var?
- Hayır, işim tahminimden erken bitti. Ben de gelip Tuncer vakasının raporunu tamamlamak istedim. Ama Hayat hanım benden Deniz bebek için hazırladığım ön raporu istediğinizi söyledi. Ben açıkçası bu acelenin sebebini anlayamadım Turan bey.
- Tuncay bey bakanlıkla iletişime geçmiş. Bebeği aldıktan sonra gözetimlere devam edebileceğimizi söylemiş üstelik. Gerekçe olarak da Deniz'in yaşı itibari ile büyüdüğü aileyi daha kolay benimseyebileceğini öne sürüyor.
- Tamam, makul bir gerekçe ama kurumun da belli kaideleri var. Herkes birilerini araya sokarsa bizim ne hükmümüz kalıyor ki? Üstelik ailenin işitme engelli dört yaşında bir çocuğu var ve ameliyat olması gerekiyor. Öncesinde ise özel ihtimam gerektiren bir süreci tamamlaması lazım. Bu şartlar altında Deniz'e ne kadar ilgi gösterebilecekler ki?
- Tuncay beyin ulaştığı yetkili, bölge müdürünü arayıp meselenin onun sorumluluğunda olduğunu söylemiş.
- Eğer izniniz olursa aile ile bir görüşme daha yapmak istiyorum. Nedenini sorarlarsa; süreci hızlandırmak isteyenlerin kendileri olduğunu söylersiniz. Tamam belki ilk izlenimim olumlu olabilir ama Özsoy ailesi sadece dört kişilik bir kalabalığı temsil etmiyor. Tuncay bey ve Nilüfer hanımın aile yakınlarını, geçmişlerini, adli sicil kayıtlarını da raporlamamız gerekiyor.
- Sizi oldukça iyi anlıyorum Pelin hanım. Ama biliyorsunuz ki emir demiri kesiyor. Bu işlemde prosedürü tersten işleteceğiz. Evlat edinme işlemi gerçekleştikten sonra gözlem ziyaretlerini tamamlayacağız.
- İş işten geçtikten sonra o ziyaretlerin ne anlamı kalır ki?
- Siz de biliyorsunuz ki; evlat edinilen çocuğun ömrünün sonuna kadar korunması devlet insiyatifindedir. Olası bir aksilikte ailenin ebeveyn olma yetisini elinden alma hakkını gizli tutacaktır.
- Peki bana son bir görüşme daha ayarlayacak mısınız? En azından neden prosedürleri çiğnediklerini öğrenmem gerekiyor.
- Ayarlamaya çalışacağım. Ama ön raporu bir an önce tamamlayıp bana getirirseniz sevinirim.
Pelin bu durumdan hiç memnun değildi. Çünkü, kardeşine yaklaşmak için bu aileye uzun ziyaretler yapmayı planlıyordu. Hatta şansını zorlayacak ve daha önce evlar edinilen kişi ile de görüşmek istediğini söyleyecekti. Belki de başka yollar denemesine gerek kalmadan onu bulabilecekti. Ama şimdi kimliği sır gibi saklanan aile içinde onu bulma ihtimali ondan giderek uzaklaşırken, seyirci kalmaktan başka yapabilceği bir şeyi olmadığı söyleniyordu. Çalıştığı kaleme indiğinde ise masasındaki telefona gözü ilişti. Hiçbir yolun kalmadığı zamanlarda başka yollar aramanın ne demek olduğunu iyi bilenlerdendi Pelin. Herkesin kendi işi ile meşgul olduğunu anladığında ise mesaj uygulamasına girip komiserin mesajını açtı. O an aklına gelen ilk cümleyi yazarak heyecanla yanıt vermesini bekledi.
" Eğer müsaitsen öğlen yemeğinde buluşabiliriz. Benim de yemeklerini sevdiğim harika bir yer var."
Mesajı görldü fakat bir süre karşı taraftan yanıt gelmedi. Tam pişman olup omuzlarını düşürecekti ki; uygulama bildirim sesi yükseldi.
" Kuruma çok yakınım. Ne zaman alayım seni?"
Okuduğuyla yüzünde muzip bir gülümseme peydah oldu. Komiserin onun arabasına inip binerken ne kadar zorlandığı aklına gelince ufak bir kıkırtı kaçtı dudaklarından. Bu durum Hayat'ın dikkatini çekmişti fakat henüz aralarında çok samimi bir ortam gelişmediği için irdelemeye kalkışmadı.
"20 Dakika sonrası senin için uygun mu?"
" 20 dakika sonra kapıdayım. "
Mesajı gönderdikten sonra bilgisayarında halihazırda beklettiği ön raporu kontrol edip, gördüğü birkaç eksiği tamamladı. Ardından da çıktısını alıp ıslak imzasını attı. Ali ve Asu için hazırladığı raporda da pek bir eksik kalmamıştı. Yemek sonrası tamamlamayı umarak masasını toplamaya başladı.
- Hayat hanım öğle yemeğinde bir arkadaşımla buluşacağım. Bu gün size eşlik edemezsem ayıp etmiş olmam değil mi?
- Aşkolsun Pelin'cim böyle bir şey mümkün mü? Tabii ki de aramızda böyle bir durumun lafı bile olmaz. Rahatına bak sen. Öğleden sonra görüşürüz.
Hayat'a içten bir tebessüm gönderip, elindeki raporu çıkmadan Turan bey'e yetiştirmek için acele etti. Şu kısa zamanda öğrendiği bir şey varsa o da; Turan beyin on dakika erken çıkıp kızını kurstan aldığıydı. Odasının önüne çıktığında onu ucu ucuna yakaladığını farketti. "Turan bey, benden istediğiniz raporu hazırladım." dediğinde; adam bir kez kilitlediği kapıyı yeniden açmak ve raporu masasına bırakmak zorunda kalmıştı. Kalan on dakikalık zamanda ise çantasını alıp lavaboya gitti. Sabah evden çıkarken ne olur ne olmaz diye üzerine özen göstermişti ama sıcakta makyaj yapmayı tercih etmemişti. Şimdi Yunus'la buluşmadan önce yüzüne bir renk verip, görünüşünü düzeltmesi fena olmayacaktı. Dakik bir insan oluşunun verdiği el çabukluğu ile Yunus'un ona verdiği zamanın tam 19. dakikasında kurumun önünde beklemeye koyuldu. Çok geçmeden önünde duran araba, tam da Yunus'a göreydi. Öyle ki; Pelin'in arabaya binebilmek için yüksek bir basamak çıkması gerekmişti.
- Merhaba, nasılsın?
- İyim, teşekkür ederim. Sen?
- Ben de iyim, teşekkür ederim. Öğleden sonra kuruma geleceğinden bahsetmiştin yanılmıyorsam. Bir sorun mu oldu?
- Ah, hayır. Bir sorun yok. Sadece işim tahmin ettiğimden daha erken bitti. Ben de yoğunluk olmadan işlerimi tamamlamak istedim.
- Aradığın her şeyi buldun mu? Eğer bulamadıysan senin için soruşturabilirim.
- Çok teşekkür ederim ama kolayca buldum aradıklarımı. Öğleden sonra gelip kurulumunu yapacaklar. Çiğdem yalnız karşılamak zorunda kalacak, sadece onu düşünüyorum.
- Anladım. Umarım teslimat ve kurulum sırasında bir sorun çıkmaz. Şey, biz böyle ilerliyoruz ama nereye gideceğimizi henüz söylemedin.
- Ah, ne kadar aptalım. Bir dakika bakayım, neredeyiz... Hımm şimdi şu ikinci aradan sağa dönelim. Bir kilometre sonra göbek var, oradan sağa sapacağız.
- Pekala. Bugün tamamen senin yönlendirmene uyacağım.
Pelin bir iki kez daha konuşup, gidecekleri mekanın yolunu eksiksiz tarif etmişti. Nihayet restoranın önünde durduklarında ise buranın sıcak bir esnaf lokantası olduğunu gördü genç adam. İçeri girdiklerinde Pelin oturmak yerine ilerleyip yemek tezgahının önünde durunca Yunus da onu takip etti. Her biri yeni çıkmış olan yemekleri iştahla süzen kıza döndüğünde yüzünde engelleyemediği bir tebessüm oluştu. "Benim yerime de sen seç. Dün benim önerimi dinlemiştin, bu gün de ben senin önerine uymak istiyorum." Yunus'un sözleriyle daha da dikkatli süzdü camekanı.
- Aslında bugün sıcak yemek istemedi canım. Sen ne düşünürsün bilmem ama yoğurtlu karışık kızartma söyleyelim mi? Yanına da soğuk birer içecek söyleriz. Hı ne dersin?
Pekin bunları söylerken; Yunus da onun iştahla aydınlanan yüzünü izliyordu. Sanki bugün o karışık kızartmayı yiyemezse çok kötü şeyler olacakmış gibi istekli oluşu onu güldürdü. "Dedim ya, sen ne dersen o." Pelin çocuk gibi sevindiğinin farkında değildi. Uygun bir masaya geçip oturduklarında siparişleri de hızlıca geldi.
- Dün gece sana bir mesaj atmıştım.
Pelin, onun konuya bu kadar çabuk gireceğini beklemediği için biraz afalladı. Bir yanıt vermesi gerektiğini biliyordu ve aklına gelen ilk ve doğru olduğuna inandığı açıklamayı yaptı.
- Aslına bakarsan ben nasıl bir cevap vermem gerektiğini bilemedim. Hatta başkasına göndermek isterken yanlışlıkla bana gönderdiğini bile düşündüm. Ben daha dün sabah tanıdın. Gecesinde neyin sözünü vermek isteyebilirsin ki?
- Buradan bakınca o kadar saçma bir şey yapmış gibi göründüm ki, inan utandım şu an. Ama evet. Seni daha dün sabah tanımama rağmen sana bir söz vermek istiyorum. Pelin, hani dün dedin ya yalnız olmadığın için çok şanslıymışsın diye. İşte ben; nasıl desem... Sana bundan sonra seni yalnız bırakmayacağıma dair bir söz vermek istiyorum. Her ne yaşarsan yaşa, bana güvenebileceğine dair bir söz vermek niyetim. Pelin ben seni tanımak istiyorum...
- Ben...
- Biliyorum çok ani oldu ama ben net bir adamım. Benim karalarımı zamana yayacak lüksüm de sabrım da yok. Çünkü biliyorum ki zaman bize bir şeyleri getirdiği kadar bizden çok şey götüren de bir lanet. Ben zamanın oyuncağı olmak istemiyorum. Sana kendimi anlatmam için bana bir şans verecek misin?
- Evet çok ani oldu. Senin aksine ben zamanın her şeyi çözeceğine inananlardanım. Buna inanmak için çok zaman harcamam gerekti. Ama belki de doğru olan seninkisi gibi davranmaktır. Emin olamıyorum bir türlü.
- Bunu beraber deneyimleyebiliriz bence. Birbirimize öğretecek, birbirimizle paylaşacak çok şeyimiz var. Senden sadece bir ışık bekliyorum Pelin.
- Şey... peki. Bu bir ışık mı senin için bilmiyorum ama en azından birbirimizi yakından tanımak için kendimize bir şans verebiliriz.
İşte bir cümlenin; muhatabının yüzünde nasıl güneş doğdurabildiğini o an farketti Pelin. Yunus'un bu kadar geniş ve içten gülümseyebileceğini, hatta bir çocuk gibi elini ayağını nereye koyması gerektiğini bilemeyişi onun da yüzünü güldürdü. Dün geceden beri muhteviyatı merak edilen sözler dillendirildiğine göre bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini de; güvenilirliği hakkında bir türlü emin olamadıkları zaman gösterecekti...