Kaya'nın oyunu .😈

1368 Words
Devam ediyor .... Kaya ve Ferman yüzleşme... “Elinde ne var da hâlâ konuşacak cesaretin var, merak ettim,” dedi alayla karışık bir tonla. Kaya yutkundu ama devam etti. “Bizim bir örfümüz var,” dedi ağır ağır, kelimeleri tartarak. “Kız kapıdan öyle çıkmaz… telli duvaklı gelin olur çıkar. Yoksa adı çıkar, laf olur, biz biteriz.” Ferman gözlerini kıstı, dikkatle dinliyordu. Kaya devam etti, bu sefer daha sakin ama daha hesaplı. “Sen diyorsun ki alacağım, evleneceğim… tamam. Ama bu böyle olmaz. Kız şimdi senin yanında kalırsa, herkes konuşur. Düğün olmadan bu iş olmaz.” Oda bir anda sessizliğe gömüldü. Ferman sandalyesine yaslandı, gözlerini Kaya’dan ayırmadan sigarasını yaktı, derin bir nefes çekti ve dumanı yavaşça üfledi. Sinirliydi. Çok sinirliydi. Ama düşünüyordu. Çünkü Kaya’nın dediği şey… mantıklıydı. Ferman sinirlendi ama dedikleri doğruydu adamın . "Tamam .." Kaya şok oldu gözleri açıldı. "Ama kızın kılına zarar gelirse kendini ölü bil ..." "Çiçek evine dönsün ,yakın zamanda düğün olacak ..Her şey usulüne uygun olacak ." Ferman sağol demedi . Ama kafa salladı. Çiçek bir iki saat içinde geldi . Kapı açıldığında Çiçek birkaç saniye eşikte öylece kaldı; bu evden çıkarken içinde nasıl bir korku, nasıl bir çaresizlik varsa şimdi geri dönerken de bambaşka bir ağırlık vardı omuzlarında, çünkü aynı duvarlar, aynı eşyalar, aynı koku… ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildi, o evden çıkan kızla geri dönen kız aynı kişi değildi. Bade ilk gören oldu onu. “Çiçek…” dedi kısık bir sesle, sanki yüksek sesle söylese yine birileri gelip alacakmış gibi korkuyordu. Çiçek başını kaldırdı, gözleri doldu bir anda ama bu sefer korkudan değil, o tanıdık yüzü görmekten, o güven hissine dokunmaktan. Koştu. Sarıldılar. Öyle bir sarıldılar ki, sanki günlerdir tutulmuş nefeslerini birbirlerinde bırakıyorlardı; Bade saçlarını okşadı, kokladı, “geçti… geçti…güzelim benim canım ” diye mırıldandı ama aslında ikisi de biliyordu, hiçbir şey geçmemişti, sadece biraz nefes alma fırsatı verilmişti. Kaya kapının yanında duruyordu. Kımıldayamıyordu. Kızına bakar gibi baktı Çiçek’e ama yaklaşmaya cesaret edemedi, çünkü o an en ağır yük onun omzundaydı. “Çiçek…” dedi sonunda, sesi çatladı. Çiçek başını kaldırdı, göz göze geldiler. Bir saniye. İki saniye. Sonra Çiçek yavaşça ayrıldı ablasından ve abisine baktı. O bakışta kırgınlık vardı. Korku vardı. Ama en çok da soru vardı. “Kızım…” dedi Kaya, hep öyle derdi Çiçeğ'e bir adım attı ama durdu, ellerini ne yapacağını bilemedi, sonra yavaşça dizlerinin üzerine çöktü. “Affet beni.” Bu kadar. Başka bir şey diyemedi. Çiçek dondu kaldı. “Affet beni…” diye tekrar etti Kaya, bu sefer başını eğerek. “Ben… ben seni koruyamadım.” Çiçek’in gözleri doldu, dudakları titredi ama bir şey demedi. Kaya devam etti, sesi artık daha ağır, daha pişman. “Orda sana ne yaptı, ne yaşadın… bilmiyorum,” dedi. “Bilmek de istemiyorum… çünkü dayanacak gücüm yok.” Bir an sustu, sonra başını kaldırdı. “Ama şunu bil… bir daha kimse sana dokunamayacak.” "Ben bile ..." Çiçek’in gözünden bir damla yaş düştü. Kaya ayağa kalktı yavaşça, kızına biraz daha yaklaştı ama yine mesafesini korudu. “Seni burdan çıkaracağım,” dedi bu sefer daha kararlı bir sesle. “Tamamen… sonsuza kadar.” Bade şaşkınlıkla baktı abisine. “Nasıl yani?” dedi. Kaya derin bir nefes aldı. “Planım var,” dedi. Çiçek kaşlarını çattı. “Ne planı abi…” dedi yorgun bir sesle. Kaya etrafa baktı, kapıyı kapattı, pencereye yöneldi, perdeyi çekti; sesi düştü ama ciddiyeti arttı. “Dinle şimdi beni iyi dinle,” dedi. Çiçek ve Bade sessizce ona baktılar. “Bu adam normal biri değil,” dedi Kaya. “Güçlü… hasta… takıntılı. Gidip kapısına dayanıp ‘ver kız kardeşimi’ diye alamam seni.” Çiçek başını eğdi. Bunu o da biliyordu. Kaya devam etti. “O yüzden akılla oynayacağız,” dedi. “Zaman kazanacağız… güven kazanacağız… sonra seni çıkaracağım oradan.” Çiçek başını kaldırdı, gözleri doluydu. “Nasıl…” diye fısıldadı. Kaya yaklaştı, sesi daha da düştü. “Sen ona ters yapmayacaksın,” dedi net bir şekilde. “Ne diyorsa… dinliyormuş gibi yapacaksın. Kavga etmeyeceksin. Bağırmayacaksın. Onu itmeyeceksin.” Çiçek’in yüzü gerildi. “Abi ben—” “Dinle!” diye kesti Kaya ama bağırmadan, sert bir fısıltıyla. “Bu bir oyun Çiçek. Oyun oynayacağız.” Bade nefesini tuttu. Kaya devam etti. “O seni sahipleniyor,” dedi. “Bu bizim avantajımız. Onu karşısına alırsan kaybedersin… ama yanında duruyormuş gibi yaparsan… kontrol bizde olur.” Çiçek’in gözleri doldu. “Ben yapamam…” dedi kısık bir sesle. “Onun yanında… öyle davranamam…” Kaya bir adım daha yaklaştı. “Yapacaksın,” dedi yumuşak ama kesin bir tonla. “Çünkü başka çaremiz yok.” Sessizlik oldu. Ağır bir sessizlik. Sonra Kaya elini uzattı, bu sefer gerçekten dokundu kızına; yavaşça başını okşadı. “Korkma,” dedi. “Bu sefer seni yalnız bırakmayacağım.” Çiçek gözlerini kapattı, o dokunuşa yaslandı bir an. Kaya eğildi, alnını kızının alnına değdirdi. “Seni burdan kaçırcağım,” dedi fısıltıyla. “Söz veriyorum.” Çiçek ağladı sessizce. Kaya son bir kez baktı gözlerinin içine. “Ama planı bozarsan…” dedi ciddi bir şekilde, “ikimiz de yanarız.” Çiçek yutkundu. Başını yavaşça salladı. Tamam der gibi. Ve o an… Artık sadece bir kurban değildi. Bir oyunun içindeydi. Günler ağır ağır geçti; her sabah aynı evde uyanıyor, aynı duvarlara bakıyor ama artık içindeki korkunun yanına başka bir şey daha ekleniyordu Çiçek’in… rol yapmak. Başta zorlandı. Çok zorlandı. Telefon her çaldığında eli titriyordu, ekranda Ferman’ın ismini gördüğünde içi daralıyor, nefesi kesiliyordu ama abisinin söyledikleri aklına geliyordu her defasında; “ters yapma… iyi davran… oyunu bozma…” İlk günler sadece açtı telefonu. Konuşmadı bile doğru düzgün. “Efendim…” dedi kısık sesle. Ferman o sessizliği fark etti. “Ne o gülüm, sesin çıkmıyor?” dedi hafif alaylı ama dikkatli bir tonla. Çiçek yutkundu. “Yo… yorgunum sadece,” dedi. Yalan söylemek zor geliyordu ama mecburdu. Ferman sustu bir an. “Yorgun olma güzelim bak herşey geçti gitti artık ,” dedi sonra, daha yumuşak bir sesle. “Ben varım.” Çiçek’in içi burkuldu ama sesine yansıtmadı. “Tamam,” dedi sadece. İşte o “tamam”… Ferman’ın hoşuna gitti. Günler ilerledikçe telefonlar arttı; sabah arıyordu, akşam arıyordu, bazen sebepsiz yere arıyordu sadece sesini duymak için ve Çiçek her seferinde açıyordu, kaçmıyordu artık, terslemiyordu… ama bu da Ferman’ın kafasını karıştırıyordu. Çünkü o alışmıştı direnen bir Çiçek’e. Kaçan, iten, ağlayan… Şimdi ise karşısında daha sakin, daha kabullenmiş gibi duran bir kız vardı. Bir gün dayanamadı, geldi. Kapının önünde iki araba, dört adam… artık bu mahalle için alışılmadık bir görüntü değildi ama yine de herkes perdenin arkasından bakıyordu. Ferman arabadan indiğinde gözleri direkt evi buldu. Kapıya yürüdü. Kapıyı Çiçek açtı. Bir an… İkisi de sustu. Ferman baştan aşağı süzdü kızı; sade bir elbise, toplu saçlar, makyajsız yüz… ama yine de o aynı kızdı. “Değişmişsin, ama hala çok güzelsin” dedi hafifçe kaşını kaldırarak. Çiçek geri çekildi kapıdan. “İçeri gel,” dedi. Bu da yeniydi. Eskiden “git” derdi. Ferman içeri girdi, gözleri evin içinde dolaştı ama dikkati yine kızdaydı. “Akıllandın mı yoksa?” dedi sırıtarak. Çiçek gözlerini kaçırmadı bu sefer. “Sorun çıkarmak istemiyorum,” dedi düz bir sesle. Bu cevap… Ferman’ın hoşuna gitmesi gerekirken, içinde bir şeyleri huzursuz etti. Çünkü bu kız… fazla sakindi. Yavaşça yaklaştı ona. “Bu kadar kolay mı yani?” dedi gözlerini kısarak. “Dün ‘dokunma’ diyen kız, bugün ‘sorun çıkarmam’ diyor.” Çiçek’in kalbi hızlandı ama belli etmedi. “Yoruldum,” dedi sadece. “Kavga etmekten, korkmaktan… yoruldum.” Bu cümle… Gerçekti. Ama aynı zamanda oyunun en güçlü parçasıydı. Ferman baktı uzun uzun. Sonra elini kaldırdı, saçına dokunmak istedi. Bu sefer… Çiçek geri çekilmedi. Sadece gözlerini kapattı. Ferman’ın içi yandı o an. “Böyle daha güzel,” dedi kısık bir sesle. Ama içinde bir şüphe de büyüyordu. O gün uzun kalmadı. Gitti. Ama giderken dışarıda adamlarına döndü. “Evin etrafını boş bırakmayın,” dedi sertçe. “Gözünüz üstünde olacak.” "Giren çıkan herşey kontrol altına alınsın ..." Adamlar kafa salladı. O günden sonra… Ev hiç yalnız kalmadı. Sokak başında bir araba. Karşı kaldırımda iki adam. Gece başka bir ekip. Çiçek fark ediyordu. Her adımının izlendiğini, her hareketinin rapor edildiğini hissediyordu. Ama belli etmiyordu. Çünkü artık sadece kaçmaya çalışan bir kız değildi. Oynayan biriydi. Ve Ferman… Her gün biraz daha bağlanıyordu. Ama aynı zamanda… İlk defa şüphelenmeye başlıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD