Doktor Çiçek Pastaj 🤎🖤

1498 Words
Yıllar geçmişti; o eski korkular, o dar sokaklar, o nefes aldırmayan günler artık geride kalmış gibi görünüyordu ama aslında her biri Çiçek’in içinde başka bir şeye dönüşmüştü, onu zayıflatmak yerine sertleştirmiş, kırmak yerine şekillendirmişti ve şimdi aynaya baktığında o ürkek, titreyen kızı değil, dimdik duran, ne istediğini bilen, kimseye boyun eğmeyen bir kadını görüyordu. Ankara’nın yoğun temposu içinde, hastanenin koridorlarında hızlı adımlarla yürüyen o genç kadın artık sadece Çiçek değildi; beyaz önlüğünün içinde, hayat kurtaran, karar veren, gerektiğinde saniyeler içinde insan kaderine dokunan bir genel cerrahtı ve mesleğinin ağırlığını omuzlarında taşırken, geçmişinin yükünü de sessizce içinde taşıyordu, ama artık o yük onu ezmiyor, aksine ayakta tutuyordu. Ameliyathane ışıklarının altında, eldivenlerini giyip maskesini taktığında dünya susuyordu onun için; keskin bakışları, net kararları ve soğukkanlılığıyla herkesin saygı duyduğu bir doktordu, korku kelimesi onun sözlüğünden silinmiş gibiydi çünkü bir zamanlar korkunun en dibini görmüş bir insan için artık hiçbir şey eskisi kadar ürkütücü değildi. Özel hayatında ise bambaşka bir Çiçek vardı; enerjik, deli dolu, zaman zaman kahkahasıyla evi dolduran, zaman zaman balkonda sessizce oturup uzaklara dalan… ama bir şey hiç değişmemişti: kimseyi hayatına almıyordu, kimseye kalbini açmıyordu, çünkü sevmenin neye mal olabileceğini çok iyi öğrenmişti. Yanında ise her zaman Bade vardı. Bade de kendi yolunu çizmiş, kadın doğum uzmanı olmuştu; hayatın en kırılgan anlarına şahitlik eden, yeni hayatların ilk nefesine dokunan bir doktordu, ama kendi içinde hâlâ bazı yaraları taşıyordu, özellikle geçmişte yaşadığı o hayal kırıklığı, o güven kırılması… yine de güçlüydü, ayaktaydı ve en önemlisi kardeşinin yanındaydı. İki kız kardeş, Ankara’nın sakin bir semtinde küçük ama huzurlu bir evde birlikte yaşıyordu; evleri lüks değildi ama sıcaktı, duvarlarında anılar, kahkahalar ve birlikte atlatılmış zorlukların izleri vardı, akşamları yorgun argın eve geldiklerinde bazen yemek bile yapacak halleri kalmaz, mutfakta bir şeyler atıştırıp salona geçerlerdi, bazen de hiçbir şey konuşmadan sadece yan yana oturmak bile yeterdi çünkü birbirlerini anlamak için kelimelere ihtiyaçları yoktu. Geçmiş ise artık konuşulmayan ama tamamen unutulmayan bir gölgeydi; bazı geceler, özellikle sessizlik çöktüğünde, Çiçek’in aklına o günler gelirdi, o adam, o bakışlar, o tehditler… ama artık korku değil, sadece uzak bir anı gibi hissediyordu, çünkü o hayatın içinden çıkmış, kendine bambaşka bir yol çizmişti. Ferman ise bir süre gerçekten deli gibi aramıştı. Her yere adam salmış, her ihtimali değerlendirmiş, her iz peşinde koşmuştu ama zaman geçtikçe bir şey değişmişti onun içinde; bir gece yalnız başına otururken, elinde içkisi, karanlığa bakarken ilk defa durup düşünmüştü… eğer bulursa ne yapacaktı? Gözlerinin önüne Çiçek gelmişti. O haliyle. O bakışlarıyla. Ve içinden geçen cümle onu bile durdurmuştu: “Bulursam ölür…” Bir an durdu. Nefes aldı. “Öldürürüm…” Ama ardından gelen düşünce her şeyi bitirmişti. “Ve ben onun ölmesine dayanamam…” O an başını eğmiş, gözlerini kapatmıştı. İlk defa geri adım atmıştı. İlk defa vazgeçmişti. O günden sonra aramayı bıraktı. Ama unutmadı. Hiçbir zaman unutmadı. Odasında fotoğrafları ile avundu sadece ... Ve yıllar sonra, Ankara’nın kalabalığında, kendi hayatını kurmuş, güçlü bir kadın olmuş Çiçek, aslında hâlâ bir adamın en büyük zaafı olarak bir yerlerde yaşamaya devam ediyordu… sadece artık yolları kesişmiyordu. Şimdilik. Ve bugün Çiçek için yine tempolu bir hastane günüydü... Sabahın erken saatlerinde hastanenin koridorları her zamanki gibi yoğun ama düzenli bir telaş içindeydi; monitör sesleri, hızlı adımlar, arada yükselen kısa konuşmalar… Çiçek ise tüm bu karmaşanın içinde sakinliğini koruyabilen nadir insanlardan biriydi, ameliyathane kapısının önünde durduğunda gözlerini bir an kapattı, derin bir nefes aldı ve ardından o tanıdık soğukkanlılıkla içeri girdi. Bugünkü vaka zordu. Genç bir adam, iç kanama şüphesiyle acil getirilmişti ve zamanla yarışılıyordu; Çiçek eldivenlerini giydiğinde artık dünya dışarıda kalmıştı, sadece o masa, o beden ve yapılması gerekenler vardı, keskin bakışlarıyla hızlıca durumu değerlendirdi, talimatlarını net bir şekilde verdi ve ameliyat başladı. Dakikalar saat gibi uzadı ama onun için her şey kontrol altındaydı; ne bir tereddüt ne bir panik… sadece odak. Ve sonunda, son dikişi attığında başını hafifçe kaldırdı. “Stabil.” O tek kelimeyle odadaki herkes rahat bir nefes aldı. Ameliyattan çıktığında maskesini yavaşça indirdi, yüzünde yorgun ama tatmin olmuş bir ifade vardı; hemen dışarıda bekleyen aileyi gördü, gözleri umutla ona kilitlenmişti. Yanlarına yürüdü. “Ameliyat başarılı geçti,” dedi sakin ama güven veren bir sesle, “şu an durumu iyi, yoğun bakımda gözetim altında olacak ama en kritik kısmı atlattık.” Kadının gözleri doldu, ellerini birleştirip dua eder gibi baktı. “Allah sizden razı olsun doktor hanım…” Çiçek hafifçe başını eğdi, bu cümlelere alışmıştı ama yine de her seferinde içinde küçük bir şey kıpırdardı; kısa birkaç bilgilendirme daha yaptıktan sonra izin istedi ve koridordan uzaklaştı. Gün bitmişti. Üzerindeki önlüğü çıkardı, saçlarını toparladı ve hastanenin çıkışına doğru yürüdü; hava kararmaya başlamıştı, yorgundu ama içi rahattı, sıradan bir gün gibi görünüyordu her şey… ta ki o ana kadar. Otoparka doğru yürürken bir anda arkasında bir hareket hissetti. Refleksle dönmeye fırsat bile bulamadan soğuk bir metal beline dayandı. Vücudu bir anda gerildi. Nefesi kesildi. Arkadan gelen ses alçak ama sertti. “Ses çıkarma…” Çiçek dondu kaldı. Adam silahı biraz daha bastırdı. “Benimle gel doktor… yoksa burada ölürsün.” Kalbi hızlandı ama yüzü ifadesizdi; yıllar içinde öğrendiği en önemli şeylerden biri panik yapmamaktı, yavaşça ellerini kaldırdı, gözleri etrafı süzüyordu ama bağırmanın ya da direnmenin şu an için bir çözüm olmadığını biliyordu. “Ne istiyorsun…” dedi kısık ama kontrollü bir sesle. Adam kısa ve net cevap verdi. “Hayat kurtaracaksın abim kötü durumda gel doktor söz sana zarar vermeyiz biz ..” Çiçek kaşlarını hafifçe çattı ama bir şey demedi. Adam onu hızlı adımlarla park halindeki siyah bir araca doğru yönlendirdi, kapıyı açtı ve içeri girmesini işaret etti; içeride iki adam daha vardı, ortam gergindi, hava ağırdı, belli ki zamanları yoktu. Kapı kapandı. Araç hızla hareket etti. Çiçek camdan dışarı bakarken zihni çalışıyordu, bu bir kaçırılmaydı ama amaç farklıydı, adamların panik hali, konuşmalarındaki sertlik… bir şey olmuştu. Ön koltuktaki adam telefonda konuşuyordu. “Kan kaybı fazla… çabuk olun dedim size…” Çiçek’in içindeki şüphe netleşmeye başladı. Bir yaralı vardı. Ve ağırdı. Araç birkaç dakika sonra ıssız bir yere, büyük bir depoyu andıran bir binanın önünde durdu; kapı açıldı, Çiçek’i indirdiler, içeri soktular, adımlar hızlandı, sesler yankılanıyordu. Ve sonra… Onu gördü. Yerde, kanlar içinde yatan adamı. Çiçek’in gözleri bir an dondu. Kalbi sanki durdu. Bu yüz… Bu adam… Yıllar önce geride bıraktığını sandığı o karanlık hayatın merkezindeki adam… Ferman’dı. Solgun, hareketsiz, kan kaybından neredeyse bilincini yitirmiş halde yatıyordu. Çiçek’in nefesi kesildi. Dünya bir anlığına durdu. Adamlar bağırdı. “Doktor! Hadi ne duruyorsun, kurtar onu!” Ama Çiçek hâlâ ona bakıyordu. Kader, yıllar sonra onları tekrar aynı noktaya getirmişti. Ve bu sefer… Kaçacak yer yoktu. Deponun içindeki hava ağırdı; demir kokusu, barutun keskin izi ve en çok da taze kanın boğucu kokusu ortama sinmişti, Çiçek bir anlığına donup kalsa da kendini toparlaması uzun sürmedi çünkü yıllar önce bıraktığını sandığı o karanlık şimdi tam karşısında yatıyordu ve o artık o eski kız değildi, o bir doktordu ve yerde yatan adam kim olursa olsun önce hastaydı. Dizlerinin üzerine çöktü, hızlıca nabzını kontrol etti, göz kapaklarını kaldırdı, solunumu düzensizdi ve en kötüsü kan kaybı fazlaydı; başını kaldırıp sert bir şekilde konuştu. “Bu adamı burda tutarsanız ölür, ameliyathane lazım, steril ortam lazım, kan lazım…” Ama sözünü bitiremeden biri sertçe karşılık verdi. “Burdan çıkamaz, sen ne gerekiyorsa burada yapacaksın!” Çiçek dişlerini sıktı, gözleri sinirle parladı ama tartışmanın bir faydası olmadığını anladı çünkü adamların gözünde tek gerçek vardı: Ferman yaşayacaktı. Hızlıca etrafa baktı. “Temiz bez, su, ışık… ne bulursanız getirin, çabuk!” Ses tonu o kadar net ve emirdi ki adamlar istemsizce harekete geçti, biri ışık tuttu, diğeri getirebildiği kadar temiz sayılabilecek malzemeleri taşıdı; Çiçek hemen yarayı kontrol etti, mermi girişini buldu, kanamayı bastırmaya çalıştı ama durum açıktı. Kan gerekiyordu. Başını kaldırdı, sert ve kesin konuştu. “Kan vermemiz lazım, hemen!” Adamlar birbirine baktı. “Grubu ne?” diye sordu biri. Çiçek hızlıca kontrol etti, sonra yüzü gerildi. “Uygun kan yoksa… ben veririm.” Bir an sessizlik oldu. “Emin misin doktor?” dedi biri şüpheyle. Çiçek gözlerini Ferman’dan ayırmadan cevap verdi. “Eğer şimdi vermezsek emin olun ölecek.” Tereddüt etmediler. Kısa sürede ilkel bir düzen kuruldu, Çiçek kendi kolunu sıktı, damarını belirginleştirdi, iğne yerleştirilirken yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu ama iç dünyası darmadağındı; yıllar önce kaçtığı adam şimdi onun kanıyla hayata tutunacaktı. Gözlerini bir an kapattı. Derin bir nefes aldı. Sonra tekrar açtı. Artık sadece işine odaklandı. Kan yavaş yavaş akmaya başladı, bir tarafta onun kolundan çıkan hayat, diğer tarafta Ferman’ın solgun bedenine karışıyordu; Çiçek bir yandan kan akışını kontrol ediyor, bir yandan yaraya müdahale ediyor, tüm gücüyle adamı hayatta tutmaya çalışıyordu. Zaman kavramı kaybolmuştu. Dakikalar birbirine karıştı. Sonunda Ferman’ın nabzı biraz daha düzenli atmaya başladı, solunumu toparlandı, ölümün eşiğinden geri çekiliyordu. Çiçek yavaşça geri çekildi. Başını çevirdi. Onu izlememeye çalıştı. “Şu an stabil… ama hâlâ risk var,” dedi yorgun bir sesle, “en kısa sürede hastaneye götürmeniz lazım, yoksa tekrar kötüleşir.” Ama içinden geçen bambaşkaydı. “Kurtardım seni…cellat ” Ferman hâlâ baygındı. Onu görmedi. Onun orada olduğunu bilmedi. Ve belki de kaderin en acı oyunu buydu; bir zamanlar hayatını karartan adam, şimdi onun kanıyla yeniden hayata tutunuyordu… ama bundan habersizdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD