Abin ölsede kurtulsam bende 😂❤️🚬🚬

1322 Words
Günler birbirinin içine karışarak akıp gidiyordu; dışarıdan bakıldığında her şey sakin, düzenli ve normal görünüyordu ama aslında görünmeyen bir ağ gibi Çiçek’in hayatının etrafında bir gölge dolaşıyordu. Çiçek bunun farkında değildi. Hastaneye gidiyor, ameliyatlara giriyor, hastalarıyla konuşuyor, akşam eve dönüyor, Bade ile yemek yiyip bazen televizyon karşısında uyukluyordu; hayatı yıllarca kurduğu gibi düzenli ve disiplinliydi ama bilmediği bir şey vardı — her adımı uzaktan izleniyordu. Ne rahatsız eden bir yaklaşma vardı… Ne tehdit… Ne zorlama… Sadece uzaktan, sessiz, sabırlı bir takip. Ferman verdiği kararı uyguluyordu. Zorlamayacaktı… kırmayacaktı… ama gözünden de kaybetmeyecekti. Bugün ise onun için diğer günlere benzemiyordu. Sabahın erken saatlerinden beri içi huzursuzdu, içinde tarif edemediği bir boşluk dolaşıyor, sanki kaburgalarının arasına sıkışmış bir özlem nefes almasını zorlaştırıyordu. Barın olduğu köşede ayakta duruyor, bir ileri bir geri yürüyordu. Seyfo ve diğer adamlar uzaktan bakıyordu, kimse konuşmaya cesaret edemiyordu. Ferman bir anda durdu. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı — yarı delilik, yarı kararlılık gibi. Adamına döndü. “Vur lan omzumdan beni.” Adam önce anlamadı. Kaşlarını çattı. “Abi… ne?” Ferman gözlerini kısmış, sabit bakıyordu. “Vur lan omzumdan hadi…” Adam geri çekildi bir adım. “Abi delirdin mi yengenin aşkı seni delirtti amına koyayım…” Ferman’ın sabrı bir anda taştı. “Doğru konuş lan siktigimin çocuğu… vur lan hadi!” Adam hâlâ tereddüt ediyordu. “Abi!” Ferman bir adım yaklaştı. “Vur lan!” Sessizlik bir saniye sürdü… sonra adam dişlerini sıktı, silahı çıkardı. Tetiği çekti. Kurşun omzunu sıyırarak geçti. Kan bir anda gömleğinin altından yayılmaya başladı. Adamın yüzü bembeyaz kesildi. “Abi vallaha sen istedin!” Ferman ise dişlerini sıktı… yüzü acıyla kasıldı ama dudaklarının kenarında tuhaf bir gülümseme belirdi. “Kes lan…” dedi hırıltılı bir sesle, “puşt herif beynimi siktin amına koyayım…” Adam panikle başını salladı. “Abi ne yaptım yav ben…” Ferman omzuna bastırdı eliyle, kanı hissediyordu ama umurunda değildi. “Seyfo nerde…” dedi sertçe. “Çiçeğ'i alıp gelsin.” Adam hemen telefonu çıkardı. “Arıyorum abi…” Telefon açıldı. Seyfo’ya kısa ve net konuşuldu. “Abi vuruldu… Çiçek yenge lazım… hemen al getir.” Seyfo telefonu kapattığı anda arabaya atladı, gazı kökledi. Dakikalar sonra hastanenin bahçesine girdi. Ama içeri adım attığı anda… dondu kaldı. Karşısında Bade vardı. Beyaz önlüğüyle… elinde kahve… gülümsüyordu. Ama yalnız değildi. Yanında bir adam vardı — beyaz önlüklü, düzgün giyimli, bakımlı bir doktor. Samimiydiler. Yakındılar. Adam hafifçe eğildi Bade’nin kulağına bir şeyler söyledi. Bade kahkaha attı. O kahkaha… Seyfo’nun kulağında çınladı. Adam bir adım daha yaklaştı… Bade’nin saçını geriye attı… sonra dudaklarını saçına değdirdi. Bade başını kaldırdı… adama baktı… o bakışta sevgi vardı. Açık, net, korkusuz bir sevgi. Seyfo’nun eli yumruk oldu. Çenesini sıktı. Adam vedalaşıp uzaklaştı. Seyfo kendini tutamadı, sert adımlarla Bade’nin yanına yürüdü. Bade onu görünce irkildi. Bir anlık korku geçti yüzünden… sonra yerini sert bir ifadeye bıraktı. Geçmişte attığı tokatlar… küfürleri… bağladığı o depo… hepsi aklına gelmişti. Gözlerinde tiksinti vardı. “Kimdi o adam!” diye sordu Seyfo dişlerinin arasından. Bade hiç korkmadı. Gözlerini gözlerine dikti. “Seni ne ilgilendirir?” dedi soğuk bir sesle. Seyfo’nun sabrı taşmak üzereydi. “Bade deli etme beni kimdi o adam?” Bade başını hafif yana eğdi. “Sevgilim.” Bu kelime Seyfo’nun göğsüne kurşun gibi saplandı. Dondu kaldı. Yutkundu. Nefesi ağırlaştı. “Sen…” dedi kısık sesle, “beni seviyorsun sandım ben…” Bade bir anda sinirli bir kahkaha attı. Elini kaldırıp göğsüne vurdu adamın. “Seni sevdim…” dedi, sesi titremiyordu artık, “ama korkak olduğunu gördüm…” Bir adım geri çekildi. “Abinin eteğinin altına giren bir korkağı… sadece anası sever Seyfo…” Sözleri sertti… keskin bir bıçak gibiydi. “Şimdi defol git…” dedi sertçe, “ben bir doktorum… sen benim dengim bile değilsin…” Bir saniye durdu… gözlerini küçülttü. “Belki ilk okulu zor bitirdin… konuşmayı bile abinden öğrenmişsindir sen…” Sonra en son cümleyi tane tane söyledi. “SAKIN… AMA SAKIN… KARŞIMA ÇIKMA BİR DAHA!” Seyfo öylece kaldı. Hayatında ilk defa biri ona böyle konuşmuştu. Böylesine aşağılanmış… böylesine çıplak kalmıştı. Bade son kez yüzüne baktı. Tiksintiyle kafa salladı. Ve döndü. Yürüdü gitti. Güçlü… kararlı… kendinden emin bir kadın gibi. Seyfo birkaç dakika öylece durdu. Kız haklıydı. İçten içe biliyordu. Sevmişti onu… ama korkmuştu. Abisinden… kendi hayatından… düzeninden. Sonra kendini toparladı. İşini hatırladı. Tam o sırada hastanenin kapısından Çiçek çıktı. Yorgundu ama dimdik yürüyordu. Seyfo hızlı adımlarla yaklaştı… beline silahı dayadı. Yüzünde tuhaf bir sırıtış vardı. “Abi vuruldu…” dedi alçak bir sesle, “gitmemiz lazım.” Çiçek dişlerini sıktı. Gözlerini devirdi. “Ölse de kurtulsam şu abinizden…” diye mırıldandı sinirle. Seyfo bir an irkildi. Sonra refleks gibi konuştu. “Allah korusun yenge…” dedi hemen, “tövbe de!” Ama içinden geçen tek şey şuydu: Bu hikâye… daha bitmemişti. Odanın içinde ağır bir sessizlik vardı; kalın perdeler yarı kapalıydı, gün ışığı içeri süzülüyor ama ortamın içindeki gerginliği dağıtmaya yetmiyordu. Ferman koltuğa yarı yaslanmış, omzunu eliyle sıkıca tutuyordu; kan gömleğinin kumaşında koyu bir leke gibi yayılmıştı ama yüzündeki ifade acıdan çok bekleyişe benziyordu. Kapı sertçe açıldı. Çiçek içeri girdi. Adımlarında tereddüt yoktu ama bakışlarında sabırsızlık ve sinir vardı; onu buraya zorla getirmiş olmalarına hâlâ öfkeliydi ve bunu gizleme gereği bile duymuyordu. Gözleri doğrudan Ferman’a takıldı. Bir an durdu. Sonra kaşlarını çattı. “Senin kadrolu doktorun muyum ben!” dedi sert bir sesle, içindeki öfkeyi saklamaya çalışmadan. Ferman başını hafif yana eğdi, dudaklarının kenarında o tanıdık sinsice gülüş belirdi; acısı vardı ama onun için şu an asıl önemli olan şey, karşısında duran kadının kendisiydi. “Benim haberim yok…” dedi sakin ama alaycı bir tonla, “Seyfo getirmiş seni… ben Doktor Banu’yu istemiştim.” Çiçek bir an durdu. Kaşları çatıldı. “Doktor Banu?” diye tekrarladı, sesi istemsizce daha keskin çıktı. Tam o anda Seyfo arka tarafta sigara yakarken lafa karıştı. “Heee… sarışın olan taş gibi hatun abi?” dedi dumanı üfleyerek, sanki ortamın gerilimini umursamıyormuş gibi. Ferman kısa bir kahkaha attı. “Aynen o…” dedi gözlerini Çiçek’ten ayırmadan, “ben onu istedim… sen gelmişsin Çiçek… yani Seyfo getirmiş.” Bu sözler Çiçek’in sinirini daha da artırdı. Başını dik tuttu. “Seyfo…” dedi ters bir sesle, “duydun abini… ben gidiyorum… sen Banu hanımı al gel.” Bir adım geri atacak gibi oldu. Ama Ferman aniden ciddileşti. Omzunu biraz daha bastırdı, yüzünü buruşturdu hafifçe. “Yani geldin o kadar…” dedi daha yumuşak ama içten gelen bir tonla, “benim de ağrım var… yardım et bari.” Bu cümle… beklenmedik bir şekilde yumuşaktı. Çiçek durdu. Derin bir nefes aldı. Sonra ters bir bakış attı ama geri dönmedi. Yavaşça çöktü yanına. Tıbbi çantayı açtı. Sessizce çalışmaya başladı. Pamuk aldı… antiseptiğe batırdı… Ferman’ın omzundaki yarayı temizlemeye başladı. O an… oda sanki daraldı. Ferman’ın bakışları onun yüzüne kilitlendi. Her detayını inceliyordu; kirpiklerinin titremesini, dudaklarının sıkılışını, kaşlarının arasındaki o küçük gergin çizgiyi… Yıllarca fotoğraflardan baktığı yüz… şimdi bir karış mesafedeydi. Nefesini tutar gibi oldu. Çiçek’in saçları yüzüne yakındı; hafifçe eğildiğinde birkaç tel omzuna düştü. Ferman fark ettirmeden elini kaldırdı… o saç tellerine değdi usulca. Çiçek fark etmedi. Ama o an… Ferman gözlerini kapadı kısa bir saniye. Kokusunu çekti içine. O tanıdık koku… yıllar önceki geceden kalan, zihninden hiç silinmeyen o koku… yine içini doldurdu. Göğsü ağır ağır indi kalktı. Seyfo ise biraz uzakta duruyordu. Sigaranın dumanını üfledi ama bakışları bir anda donuklaştı. Az önceki sahne… Bade’nin kahkahası… başka adamın kulağına eğilişi… “Sevgilim.” O kelime kulağında çınladı yeniden. İç çekti. Bir an için yüzündeki o sert maskenin altında kırık bir adam vardı. Bade gitmişti. Silmişti onu. Bir zamanlar gözlerinde gördüğü o hayranlık… yerini tiksintiye bırakmıştı. Başını yana çevirdi, gözlerini kaçırdı bir an. Ama Ferman… O başka bir alemdeydi. Transa girmiş gibiydi. Çiçek’in parmakları yarayı sararken, o sadece ona bakıyordu. Sanki zaman durmuştu. Sanki o odada sadece ikisi vardı. Çiçek işi bitirip bandajı sabitledi. “Bitti.” dedi kısa ve net bir sesle. Ama Ferman hâlâ bakıyordu. Hiç konuşmadan. Hiç gözünü kaçırmadan. Ve o bakışın içinde… Özlem vardı. Takıntı vardı. Ve hâlâ sönmeyen o karanlık sevda… Sessizce büyümeye devam ediyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD