Ferman Çiçeğ'in evinde ...

1421 Words
Birkaç gün geçti. Her şey… Yavaş yavaş değil… Hızla çökmeye başladı. İlk Bade. Patronu çağırdı. “Seninle devam etmeyeceğiz.” Ne sebep vardı. Ne açıklama. Bade anlamadı. Ama işsizdi artık. Sonra sıra… Çiçek’e geldi. Ama arada bir şey oldu. Kasap dükkanı. Suat içerdeydi. Tezgâhın arkasında. Kapı açıldı. İçeri üç adam girdi. Ağır. Soğuk. Suat kaşını çattı. “Buyurun?” Adam yaklaşmadı. Direkt konuştu: “Yanındaki kız…” “İşten çıkacak.” Suat anlamadı. “Ne?” Adam bir adım attı. “Yoksa…” “Dükkanını unut.” Sessizlik. Suat’ın yüzü değişti. Gözleri sertleşti. Hiç düşünmedi. Kasaya yürüdü. Çekmeceyi açtı. Silahı aldı. Ve… PAT! Kurşun. Adamın ayağına. Bağırdı: “Siktirin gidin lan!” Adam sendeledi. Diğerleri tuttu. Geri çekildiler. Ama giderken… Bakışları tehdit doluydu. Olanlar… Dakikalar içinde ulaştı Ferman’a. Adam içeri girdi. “Abi…” “Kasap … silah çekti.” "Boş değil sanki .." Ferman durdu. Yavaşça başını kaldırdı. “Ne?” “Adam silah sıktı…” “Bize.” Sessizlik. Sonra… Ferman’ın yüzü değişti. Sinir… Yüzüne oturdu. “Demek kasapta silah var he…” Ayağa kalktı. “Kim bu adam?” “Geçmişi ne?” “Ne ayak?” Bağırdı: “Araştıracaksınız!” “Her şeyini getirin bana!” Ama mesele artık sadece bu değildi. Çünkü… Ferman için konu… Çiçek olmuştu. Takıntı. Kontrol. Sahiplik. Her şey… O kızdı. İtiraf etmiyordu. Ama… Her anında vardı. Odada. Yatağında. Düşüncelerinde. Çarşafı bile yıkatmamıştı. O gece… Kalan izler… Artık onun için bir anlamdı. Bir bağ. Bir sahiplik. Kendi kendine mırıldandı: “O bana ait…” Gözleri karardı. Sonra tek bir cümle çıktı ağzından: “Kurşunlayın Çiçek içeride olmasın .Gece yapın .” Gece. Sessizlik. Mahalle uyuyordu. Ama… Bir yerde… Silahlar konuştu. PAT! PAT! PAT! Kasap dükkanı… Camlar indi. Tezgâh parçalandı. Duvarlar delindi. Sabah… Çiçek geldi. Durdu. Dondu. Dükkan… Yoktu. Suat geldi. O da baktı. Gözleri büyüdü. Sessizlik. Çiçek yavaşça konuştu: “Suat abi…” Başını eğdi. “Ben işten çıkıyorum.” Suat döndü. “Ne diyorsun sen?” Çiçek gözlerini kaldırdı. “Bu kişi her kimse baksana bana kafayı takmış…” “Senin ekmeğinle oynayamam…” Suat yaklaştı. “Saçmalama…” “Ben hallederim…” Ama Çiçek başını salladı. “Hayır…” “Artık gelmiyorum.” "Hakkını helal et abi .." "Özür dilerim, ama zararı karşılamak isterim bunu bil ." "Çiçek duymamış olayım bak .." Ve Çiçek Döndü. Ve gitti. Ev. Sessizlik. Paraları yoktu. İşleri yoktu. Ama… O gün… Garip bir şey oldu. Kapı açıldı. Kaya girdi. Eller dolu. Poşetler. Yüzünde gülümseme. Çiçek şaşırdı. “Abicim…” “Ne bu neşe?” “Bunlar ne?” Kaya güldü. “Abim…” “Bugün telefon geldi.” “Bir şirkette işe başladım.” “Avans bile verdiler.” Çiçek dondu. Tam o sırada… Bade geldi. O da… Mutlu. “Ablam?” “Sana ne oldu?” Bade heyecanlıydı. “Mail geldi bana!” “Başvurunuz onaylanmıştır diye!” “Büyük bir şirkette…” “Asistan oldum!” “Yarım gün…” “Ama maaş çok iyi!” "Ama ne zaman başvurur yaptım hatırlamıyorum.." "Ay Allah'ım çok mutluyum..." Kaya güldü. “Lan ne ballı gün!” Evde ilk defa… Gülüş oldu. Ama… Çiçek gülmedi. Başını eğdi. “Ben işten ayrıldım…” Sessizlik. “Suat’ın dükkanı kurşunlanmış…” Kaya’nın yüzü ciddileşti. “He duydum…” Sonra yumuşadı. “Bir şey olmaz abim…” “Sana da iş buluruz.” Abisi konuyu tam bilmiyordu.. Çiçek başını salladı. Ama içinde… Bir şey oturdu. Çünkü artık anlamaya başlamıştı. Bu olanlar… Tesadüf değildi. Ve biri… Hayatlarına dokunuyordu. İstediği gibi. Görünmeden. Sessizce. Ama çok güçlü şekilde. Ve Çiçek’in içinden tek bir şey geçti: “Bu adamlar kim neden ben ” "Yoksa o mu .." "Ya o ise .." "Of ya .." “Beni bırakmayacak…” Bir hafta geçti. Çiçek… Durmadı. Kapı kapı dolaştı. Dükkanlar. Ofisler. Kafeler. Her yere gitti. “Eleman arıyor musunuz?” Başta başlarını salladılar. “Tamam, bırak numaranı.” Ama… İki saat sonra telefon geldi. “Olmadı.” “Başka birini aldık.” “Uygun değil.” "Sizi beğenmedik gibi ..." Kapılar tek tek kapandı. Çiçek’in içi daraldı. En sonunda… Pes etmedi ama… Yoruldu. Derin bir nefes verdi. “Of…” Eve doğru yürüdü. Adımları ağırdı. Yüzünde yorgunluk. Ama gözlerinde… Bir korku. Çünkü artık emindi. Bu sadece şanssızlık değildi. Eve yaklaştı. Bahçeye girdi. Durdu. Abisi vardı. Yanında… Bir adam. Adamın arkası dönüktü. Ama… İriliği. Omuzları. Duruşu… Tanıdık bir his verdi. Çiçek kaşlarını çattı. Ama belli etmedi. Gülümsedi. “Abicim…” Kaya başını kaldırdı. “Gel Çiçeğ’im…” Gülümsedi. “Bak…” “Patronun kralını buldum.” "Bize misafir oldu .." "Allah ondan razı olsun.." Başını adamdan yana çevirdi. “Yeni patronum…” “Ferman bey.” Çiçek yürüdü. Çantasını masaya koydu. Ve… Başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Zaman durdu. Çiçek dondu. Nefesi kesildi. Gözleri doldu. O. Ferman. Kalbi sıkıştı. “Hayır…” Dedi içinden. “Bu olamaz…” Ama… Gerçekti. Kaya konuşuyordu hâlâ. “Ferman bey…” “Bu da kız kardeşim…” “Çiçek.” Ferman yavaşça ayağa kalktı. Gülümsedi. Ama bu gülüş… Yumuşak değildi. Tehlikeliydi. Kızın gözlerinin içine baktı. Hiç kaçırmadan. Elini uzattı. “Merhaba Çiçek.” "Ben Ferman ..." Sesi… Soğuktu. Ama içinde… Açık bir arzu vardı. Çiçek’in eli titredi. Yine de uzattı. Mecburdu. Ferman’ın eli… Onun elini tuttuğu an… Durdu. Gözlerini kapattı. Bir anlığına. Sonra açtı. Parmakları… Yavaşça kaydı. Elini okşadı. O sıcaklık. O ten. Aklına değil… İçine işlemişti. Çiçek irkildi. Hemen çekti elini. “Merhaba…” Sadece o kadar dedi. Başka bir şey çıkmadı ağzından. Ferman baktı. Hiçbir şey demedi. Ama gözleri… Onun üzerindeydi. “Abim…” Dedi sonra. “Size bir kahve yapayım.” Kaya gülümsedi. “Yap kızım hadi sana zahmet .…” Çiçek başını salladı. Ve eve girdi. Mutfağa geçti. Kapıyı kapattı. Tezgâha tutundu. Eller titriyordu. Nefes aldı. Verdi. Aynadaki yansımasına baktı. Gözleri doluydu. “Ne işi var burada…” “Amacı ne…” Sesi titredi. “Allah’ım…” “Ben neyin içine düştüm…” "Bu adam ne istiyor bizden ..." Gözlerinden bir damla yaş düştü. Ama durmadı. Kahveyi koydu. Cezveyi ocağa bıraktı. Ama elleri… Hâlâ titriyordu. Çünkü artık biliyordu. Kaçtığını sandığı adam… Artık evindeydi. Ve bu sefer… Hiçbir yere kaçamazdı. Dışarıda… Ferman sandalyesine oturdu tekrar. Gözleri evin kapısındaydı. Sigarasını yaktı. Dumanı yavaşça üfledi. Kendi kendine mırıldandı: “Kaçacak yerin yok artık…” "Kıvırcık .." Mutfağın kapısı aralandı. Çiçek çıktı. Elinde tepsi. İki kahve. Ama elleri… Hâlâ titriyordu. Adımlarını yavaş attı. Bahçeye geldi. Ferman oturuyordu. Rahat. Sahip gibi. Kaya konuşuyordu. Gülüyordu. Çiçek yaklaştı. Tepsiyi uzattı. “Buyurun…” Ferman elini uzattı. Ama… Kahveyi almak için değil sadece. Bilerek. Parmakları Çiçek’in eline değdi. Yavaşça. Bir saniyeden uzun. Çiçek irkildi. Ferman gözlerinin içine baktı. “Ellerine sağlık Çiçek…” Sesi düşük. Ağır. Altında başka bir şey vardı. Çiçek hemen elini çekti. “Afiyet olsun…” Sesi kısa. Kesikti. Bir adım geri çekildi. Ama Ferman bırakmadı. Gözleriyle. Kahveden bir yudum aldı. Ama bakışı… Kahvede değildi. Kızdaydı. Sanki… Onu içiyormuş gibi. Çiçek rahatsız oldu. Başını eğdi. Kaya hiçbir şeyin farkında değildi. Mutluydu. “Allah razı olsun Ferman bey…” “Bizi kurtardınız vallahi…” Ferman başını hafif salladı. Ama hâlâ Çiçek’e bakıyordu. Kaya döndü. “Güzelim …” “Otur sen de.” Çiçek istemedi. Ama… Mecburdu. Yavaşça oturdu. Sandalyenin ucuna. Uzak durmaya çalışarak. Ferman ayak ayak üstüne attı. Rahatça. Ama gözleri… Hiç rahat değildi. Direkt Çiçek’teydi. “Sen ne iş yapıyorsun Çiçek?” Soru basitti. Ama altı… Ağırdı. Çiçek irkildi. Bir an… Bar. Kasap. Kurşunlar. Her şey geçti aklından. Bu adamın işiydi. Biliyordu. Ama söyleyemezdi. Başını kaldırdı. Yüzü ifadesizdi. “Çalışmıyorum.” Düz. Kısa. Mesafe koyan bir cevap. Ferman hafifçe başını eğdi. Gülümsedi. Ama bu gülüş… Tehlikeliydi. “Bizim şirkette…” Durdu. “İstersen sana da iş verelim.” Kaya’nın yüzü aydınlandı. “Ferman bey , ya siz var ya Allah sizden razı olsun ” “Çiçek kızım bak…” Ama cümlesi bitmedi. Çiçek anında konuştu. “Teşekkür ederim.” Kısa bir duraklama. Sonra net: “İstemiyorum.” Sessizlik. Kaya şaşırdı. “Çiçek gülüm…?” Ama kız bakmadı bile. Gözleri yerdeydi. Kararlıydı. Ferman sustu. Bir an. Yüzü değişmedi. Ama gözleri… Sertleşti. Alışık değildi. Red edilmeye. Özellikle… Onun tarafından. Ama belli etmedi. Sadece kahvesinden bir yudum daha aldı. Yavaşça. Sonra bardağı bıraktı. Başını hafif yana eğdi. Ve yine baktı kıza. Uzun uzun. Bu sefer gülmüyordu. Sadece bakıyordu. Sahiplenir gibi. Sanki içinden şunu diyordu: “İstesen de…” “İstemesen de…” Ama söylemedi. Henüz. Kaya ortamı toparlamaya çalıştı. “Gençt işte .” “Okuyor falan…” “Sonra düşünür…” Ferman başını salladı. “Düşünür zamanı var …” Dedi. Ama gözleri… Hâlâ Çiçek’teydi. Ve o bakış… Bir teklif değildi artık. Bir başlangıçtı. ......
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD