Robert Wilson.
Yaz boyu tek işim babamın yatırım ve kazanımlarını hesaplamak oldu. Bi de öldürdüğü kişileri ve düşmanları tanımak. Hayatımdan memnundum aslında. Ama işe ölüm karışınca olmuyordu.
Öldürmek dendiğinde gözümü kırpmadan bunu yapardım. Esas kırmızı cizgim suçlular yüzünden suçsuzların ölmesiydi. Bir adamın ihaneti sonucu koca aşiretin yarısı suda boğdurularak ölmüştü. Aralarında yeni evlenen çift de vardı.
Okul nihayet açılmıştı, bu işlerden uzak durabilmemin en iyi yolu okuldu. Mafya ailesinden olabilirim. Ama ders konusunda çok sıkı ve çalışkandım. Sınıf içinde birinci, ya da ikinci olurdum. Çalışmak, hesaplamak, farkı bulmak benim için çocuk oyuncağıydı.
Birkaç sorunum da vardı ki mafyalığın kalıntısıydı:
1. Simetri hastasıydım. Simetrik olmayan her şeye takar, düzeltmeden duramazdım. Deliye dönerdim.
2. Birileri bana saygısızlık yaptığında asla kabul etmez, ona bedel ödetirdim. Saygı derken, sadece kendime ait değil, etrafımdakilere de saygı gösterilmesini talep ederdim.
3. İçimden nasıl hissedersem, edeyim, dışarıdan hep ciddi ve sert görünürdüm.
Bu yaz beni epey yormuştu. Kestirmek istiyordum, ama yaz ödevlerimi hocalarıma vermem gerekiyordu. Yeni bir kız geldi ve yanıma oturdu. Belki ondan isteyebilirdim. Ama bende rica etme şeysi yoktu.
“Hocalar yaz ödevlerini sorarsa, bunları verirsin.” Kulaklığımı taktım ve başımı masaya koydum.
Kalktığımdaysa defterimi o değil, başka bir kız getiriyordu. Ben ondan rica etmiştim. Saygısızlık değil miydi bu?
“Neden sen götürmedin?"
“Çünkü senin defterin."
Çıkışması sinirlerimi bozdu. Sabrımı korumaya çalıştım. “Ama rica ettim."
“Rica etmedin, direkt emir verdin."
Ya ona vuracaktım, ya da dışarı çıkacaktım. Kıza vurulmaz! Yol vermesini isteyip dışarı çıktım. Okul çatısına çıktım. Burası bana ait en hoş yerdi. Esen hafif rüzgar eşliğinde sakinleştim ve şoförümü aradım: “Lily Enderson isimli kızı araştır, hemen. Kendisi bu yıl okuluma ve sınfıma yeni geldi.”
“Hemen efendim.”
Hatta bekledim. Az sonra cevap geldi:
“Efendim, kendisi 17 yaşında. 2 gün önce buraya taşınmışlar, annesi ve kız kardeşi var. Anne ve babası boşanmış."
“Sebep neymiş peki?"
Biraz kurcalanıp cevap verdi. “Babası annesini aldatmış."
Buz kesilmiş gibi oldum. Benim yaşadıklarımı yaşayan birisi daha vardı. Oysa ki başlarda mutlu görünüyordu.
“Ayrıca efendim, kolstrofobisi var. Kapalı alanlarda kalmak onu boğuyor. O zaman da esas kendine zarar veriyor."
“Tamam, bu kadarı yeter. Ev adresini yazılı olarak atarsın." diyip telefonu kapattım. Babam annemi aldatmıştı. Annem de intihar etmişti. Ama evlendiği o kadın bana gerçek anneliği göstermişti. İlgi, sevgi ve şefkati ilk kez onda görmüştüm. Öz annemse sadece benden nefret etmişti.
***
“Seni burada öldürsem de kimse bana bir şey yapamaz. Benim için basit bir şey."
“Anladık."
Hala aynı konuşması hoşuma gitti. Bıçağı kaldırdım biraz. Gözlerine baktığımda hala o umursamaz ifadesi vardı. “Anlaşmamıza sevindim. O zaman şimdiden yarın için kibar bir bayan olmaya hazırlan." diyip bıçağı cebime koydum ve sınıftan çıktım. O soğuk olduğumu sansa da ben arkadaşım olacağı için mutlu hissediyordum. Ama bir bayana nasıl kibar davranılır, o konuya pek hakim değildim. Okuldan çıkınca şoför kapıyı açtı ve arabaya bindim. Camdan okulun önünde bana attığı o ters bakışları gördüm. Şoför arabayı çalıştırdı ve yola koyuldu.
“Genelde birileri bıçak çıkardığımı görünce korkardı. Ama o hala sonuna kadar aynı tepkiyi verdi."
“Daha önce bir kıza bıçak çıkarttının mı?"
“Evet. Ama ikisi de yerinde donup kaldı. Dilleri tatlıya bağlandı. Buyda elinde olsa bana vurabilirdi. Bıçağı gördükten sonra bile umursamadı. Tuhaf kız, gerçekten." Artık canım dinlenmek istedi. “Eve gitmiyorum. Beni her zamanki ara sokaklığa bırak."
“Ne zaman almamı istersiniz?
“Ben seni ararım."
Ara sokaklar olan bir yere geldim. Huzur verici gibiydi. Arada buralara gelip dolanıp giderdim. Genelde boş olurdu buralar, ama bu sefer birinin sesini duydum:“Burası da değil. Neresi peki?"
Alt sokağa geçtim ve bıçağı çıkardım. Sürpriz, Lily buradaydı. Adımları tedirgindi, yolunu kaybetmiş gibiydi. Bıçağı geri koydum. Arkadan geldim ve:
“Merhaba".
“AAAYY…” çığlık attı. “Ahy, sen miydin? Ödümü patlattın!" Elini kalbine koydu.
“Orası ödün değil, kalbin."
“Ne?"
“Ne işin var burada? Evin burada değil."
“Sana ne?" Yere oturdu.
“Kalk ayağa."
“Kalkmıyorum."
“Kalk dedim. Kalk! Eteğin kısa olduğu için-"
“Tamam be! Kalktım. Ne istiyorsun?"
“Takip et beni."
“Nedenmiş?"
“Seni eve götüreyim."
“Ya aklından başka bir şey geçiyorsa? Sonuçta bana bıçak çıkardın."
“Niyetim öldürmek olsaydı, gelince merhaba demez direkt saplardım bıçağı. Bahane arama kendince. Takip et beni!"
Derin nefes alıp göz devirdi. Sadece bana mı tersti? Yoksa zaten böyle miydi?
Oturduğu mahalleye yakın yere geldik.
“Buradan sonrasını biliyorum. Teşekkür ederim."
“Kibarlığı öğrendin demek. İyi, aferin."
“Ben zaten kibarım."
“Okulda farkettim. Defterkerimi ben söylemeden imzalatman gpzlerimi yaşarttı."
“Uyanıksan, senin götürmek lazım işte. Ben oyuncak mıyım sana?"
“Oyuncak değilsin, ama artık arkadaşımsın. Ben ne dersem, o."
“Arkadaşlık öyle bir şey değil. Birbirine olan karşılıklı değer hissi gibi."
“Romantizm bu!"
Omzuma vurdu. Ama eli acıdı.
“Betondan mısın sen?" Elini ovmaya başladı.
“Aniden vurarsan, böyle olur."