3. Bölüm: Ona dikkat et!

832 Words
Yanımda uyku sersemi, önümde kocaman matematik dersi. Matematiği severdim tabi, ama bi o kadar da nefret ederdim. Formülleri fazlaydı çünkü. Ben defteri çıkarırken o da başını kaldırdı ve bütün defterlerini çıkardı. Üst üste sırayla düzenledi ve önüme koyup “Hocalar yaz ödevlerini sorarsa, bunları verirsin." Kendisi de bir şey olmamış gibi uzanıp tekrar uyudu. “Pardon da, kölen-" “Şşşşt, sessiz." Önümdeki kız bana döndü. “Bence ne diyorsa, yap. Sıkıntı çıkmasın." “Ben niye-" “Yap işte." Önüne döndü, ne halin varsa, gör der gibi. Yapmamacaktım tabi, uyanıkken yapabilirdi. Müdür yardımcısı dışarı çıktı ve hoca derse başladı. Tahtaya daire ve dikdörtgenler çizip yanlarında da formüllerini yazıyordu. Geometriyi severdim aslında. Hatta her şeyi ezbere bilirdim. Tahtaya bakmadan bitirdim. Hoca dersin sonunda yoklama defterini açtı. Sonlara geliyordu. “Tobey? Elena? Gabriel? Ve son olarak, Robert?" Bir çocuk elini kaldırdı ve kısık sesle “Hocam, uyuyor." dedi. Uyumak izinli miydi yani? Mantıksız gelse de bir şey demedim, daha ilk günüm. “Evet, millet. Herkes yaz ödevini getirsin. Acele edin. Zile 5 dakika var." Herkes defterini alıp gitti. Ben de bu Robert denen sıra arkadaşımın defterlerine bakıyordum. Önümde oturan kız geri dönerken bir bana, bir de defterlere baktı. “Götürsene!" “Benim değil ama." Defteri alıp hocaya götürdü. Zil çaldığı gibi onun da telefon alarmı çaldı. Başını kadırdığında bir defterini getiren kıza, bir de bana baktı. Ama ben oralı olmadım. “Neden sen götürmedin?" “Çünkü senin defterin." “Ama rica ettim." “Rica etmedin, direkt emir verdin." Ayağa kalktı ve bana da “Kalk." dedi. Kalkıp yol verdim. Yanımdan geçip hızla sınıftan çıktı. Çıkışıyla kızlar kafama toplandı. “Kızım, götür dedi, neden götürmedin?" “Deli misin? İlk günden ne bu havalar?" Bir çocuk arakarından geçip hepsini susturdu. “Öncelikle, ben David. David Lee. Babam koreli diye böyle. Bu arkadaşımız da Robert. Düşündüklerinde haklı olsan da, yapman gerek. Çünkü arkadaşımız biraz sorun çıkaran birisi." “Biliyorum, kuzenlerimde de duydum. Ama size de saçma gelmiyor mu? Zengin olmak emir vermek anlamına gelmez." “Onunkisi zenginlik değil." Yan sıradaki kız söyledi. “Bazı aileden gelme bir şeyler var. Sadece zengin olsaydı, egolu ve gösteriş budalası olurdu. Bizim Alex gibi." “Sen sadece yola ver ve sabret. Zaten son yılımız." diye David yerine geçti. Umarım anlar diye fısırdaşarak diğerleri de yerlerine geçti. Az sonra Robert sınıfa girdi ve zil çaldı. Sıradaki dört ders boyunca uyanık kaldı ve kendi defterlerini kendisi verdi. Tavırlardan anlıyordum, bir hesap verme şeysi vardı. Zil çaldı, beşinci ders de bitti. Saniyeler sonra Emely ve Amely sınıfın önüne gelip beni çağırdı. Yanlarına gittim. “Sizin daha dersiniz mi var?" Amely şaşırdı. “Evet, son dersimiz kaldı." “Biz eve gidiyoruz. Seni bekleyelim mi?" “Gerek yok. Yolu hatırlıyorum." “Bu arada kimle oturuyorsun?" “Bahsettiğiniz o problem arkadaşla." İkisi de şaşırdı. “N'apabilirim? Başka boş yer yoktu." “Söylediklerimizi unutma, tamam mı?" “Aranız nasıl peki?" “Normal, hiçbir şey olmadı." Anlatırsam, fazla uzatabilirlerdi. Zil çaldı. “Tamam kuzen, o zaman biz gidiyoruz." “Sana iyi dersler." Kızlar gidince rahatlar gibi oldu. Yerime doğru ilerledim. 2-3 adım kala gözgöze geldik. Sert ifadesi vardı, ama tepki vermedim. Önüme not bıraktı: Dersten sonra sınıfta kal! Hala emir veriyordu. Bana sadece babam emir verirdi. O da olmadığına göre kimseden emir gibi cümle kabul etmiyordum. Ders bitince herkes çantasını toplamaya başladı. Çantamı topladım ve ceketimi giydim. Çantamı sırtıma atacakken ipinden tuttu. Evet, galiba beklemek zorundaydım. Herkes çıkınca ben de sıramdan çıktım. Oturarak konuşacak değildik ya. Ayağa kalktı. “Sen kimsin?" “Anlamadım?" “Kim oluyorsun da söylediğimi yapmıyorsun?" “Ben buraya senin emirlerine uymak için değil, okumak için geldim." Kaşlarını kaldırdı. “Okumak için mi, yoksa baban anneni aldattığı için mi?" Şaşırdım, hatta buz kestim. Burada daha 2 gün önce gelmiştik. Nereden biliyordu bunu? “Şu anda da nerede yaşadığını biliyorum. Senin hakkında bir çok şey biliyorum. İstediğim şekilde de kullanabilirim." “Peki bu muamelelerin hakkında ne düşündüğümü biliyor musun? Saçma." Yaklaşmaya başladı. Geri adım attım, ama kolumdan tuttu. Burnumun dikine kadar yaklaştı. Gözlerindeki bakışlar filmlerdeki katillerin bakışları kadar soğuktu. “Ya birlikte kibarca geçiniriz." “Ya da?" “Ya da seni gebertirim. Kızsın diye vurmam. Ama silahla öldürebilirim. Ölmek için yalvaracağın hale de getirebilirim. Anladın ne demek istediğimi. Hangisini istersin? Aramız tatlı mı olsun, acılı mı?" “Şeye benzemedi mi bu? Mafya tehditleri." Bakışları aydınlık ve zevke dönüştü. “Sen zaten onlardansın. Tabi kibarca takılmak isterim. Ama hakkımda çok şey bildiğine göre bence bunu da biliyorsundur. Ben emir almayı sevmem. Normal söylemen yeterli." “Kime söylediğini biliyor musun?" Cebinden bıçak çıkardı. “O arkadaşa hiç gerek yoktu." “Seni burada öldürsem de bana kimse bir şey yapamaz. Benim için basit bir şey." “Anladık." Bıçağı boğazıma götürdü. O kadar yakın oldu ki, başımı kaldırdım. “Anlaşmamıza sevindim. O zaman şimdiden yarın için kibar bir bayan olmaya hazırlan." Bıçağı cebine koydu ve dışarı çıktı. Anlık titreme geldi. Katil ve mafya dizileri fazla izlemiştim. Bu yüzden bu tavırları iyi bilirdim. Ama bıçağa kadar hesaplamamıştım. Tabi yaşamayı seçiyordum. Annem ve Helen'in bana ihtiyacı vardl. Üstelik babamdan intikam alma düşüncesi aklımda dolanıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD