5. Bölüm: Şöyle başlayalım

1076 Words
Lily Enderson. Elim kırılacak gibiydi. “Neyse, gittim ben." diyip arkama döndüm. Kolumdan tuttu ve beni geri çekti. Aramızdaki mesafe baya kısaldı. Kalbim hızla atmaya başladı. “Betondan değilim, spor yaptığım için böyleyim." “O zaman protein yerine beton içiyorsun. Ayrıca, acaba bu mesafeye son mu versek?" Geri bıraktı. “Daha çok işimiz var anlaşılan." “Niye benle arkadaş olma inadındasın? Git kedi köpekle arkadaş ol. Onlar insanlardan daha sadıktır." “Telefonunu ver." “Neden? " “Ver." Telefonu verdim. Geri uzattı. “Şifreyi aç da ver." Numarasını kaydedip geri verdi. Sonra kendi telefonunu uzattı.“Al, numaranı yaz." “Ne anlamı var ki bunun? Zaten konuşmayacağız." “Nereden biliyorsun?" Telefonu alıp yazdım ve geri verdim. “İyi, arada haber-" yazdığım adı gördü. “Dalga mı geçiyorsun? 'Bıçak çıkardığım kız' da ne?" “Ne bileyim? Hayatında kim bilir, kaç tane Lily vardır diye düşündüm. Bu daha akılda kalıcı, değil mi?" Ciddiyetle yüzüme baktı, hatta iyice yaklaştı. Ses çıkaramadım. “Bu da akılda kalıcı, değil mi?" diyerek geri çekildi. “Sen ciddiyet manyağısın, ben de çok konuşuyorum. Ne güzel, bulduk birbirimizi." diyerek elimi uzattım. N'aptığımı sorgulayıp elimi geri çekmek isterken elimi tutup sıktı. Şaşkınlıkla gözgöze bakıştık. Sonra saçmaladığımı anladık ve ellerimizi geri ektik. “Yalnız, arkadaşım olmadığı için arkadaşlıkla ilgili pek bir şey bilmiyorum." “O zaman niye arkadaş olalım istiyorsun?" “Çünkü sen bana öğreteceksin." Hala emir verir gibi konuşuyordu. Birkaç saniye sonra dediklerinin farkına varmış gibi bakışları değişti. “Neyse, arada haberleşir, konuşuruz. Bir sorun olursa, bana yaz. Git, ben buradayım." Aramızda garip bir ilişki yarandı. Dönüp gittim. Merakla arkama döndüm. Telefonla konuşarak peşimden bakınıyordu. Biraz daha gittim. Köşeyi dönerken tekrar baktığımda yanına aynı siyah araba geldi ve arabaya binip gitti. Tamam, uzun, cüsseli, yakışıklı, zeki, orası kesin. Ama dili de çok tuhaf. Bi şirin, bi sert konuşuyor. Anlaması zor birisi, yeminle. Eve yürüdüm. Annem beni görünce rahat nefes aldı. “Kız neredesin sen?! Aklım başımdan gitti!" Yıllarca görmemiş gibi gelip sarıldı. “N'oldu annem?" “Kızlar sabah o kadar şey anlattı ki aklım sende kaldı." “Ha, o mu? Merak etme, iyi anlaşıyoruz. Arkadaş olduk bile." “Canım, öyle tiplerden uzak dur, canın yanar sonra." Saçımı açıp karıştırdı. Bunu ne zaman endişesi geçerse o zaman yapardı. Robert Wilson. “Nasıl geçti, efendim?" “Dediğim gibi, tuhaf bir kız. Ölmekle tehdit ettim, normal. Arkadaş olalım dedim, normal. Acaba ben mi birilerini korkmuş ya da endişeli görmeye alışığım?" “Olabilir, efendim. Belki de-" Telefonum çaldı. Arayan babamdı. “Efendim baba?" “Neredesin sen? Depoya gel çabuk!" Sesindeki sertlikten birinin bir işler karıştırıp belasını bulduğunu anladım. “Hemen geliyorum." dedim. Şoföre “Depoya sür." dedim. Babam depoya anca silah ve adam vurmak için giderdi. Keyifliyse silah, keyifsizse ölecek birisi var demekti. Daha 17 yaşındaydım, ama etrafımdaki herkesin psikolojisini iyi bilirdim. Depoya geldik. Korumalar beni görünce kenarlara çekilip yol açtı. Tuhaf bir koku sezdim, ateş ve metal kokusu. Aşağı indikçe koku sertleşiyordu. Peşimden gelen korumalardan birisi önümdeki kapıyı açtı. Gördüklerime şaşırmadım. Bir kadın diz çökmüş, ağlıyordu. Bir adam da sandalyeye bağlıydı ve sert bir dayak yemişti. Ağız etrafı kandı, belki de dişleri kırılmıştı. Soğukkanlı imajımdaydım. Bir şey demeden babamın yanına geçtim. Babam masanın üstünde üstüne kan damlaları sıçramış altınları yavaş ve keyifle sayıyordu. Yeni bir onluğu bitirdi ve yanındaki koruma adamın suratına yumruk attı. “123, 124, 125, 126, 127. Aaah, hemen de bitti. Ama bu kadar da çabuk bitmemeliydi." diyerek babam ayağa kalktı. Sesi gayet sakindi. Hatta alaycı bir konuşmaydı. “Bir mafyanın evine çalışan adıyla girip altın çalmak… Sende kafa yok mu? Bu kadar altınla ne yapacaktın lan? Ev mi alacaktın, araba mı? Yoksa başka bayanları mi etkileyecektin?" dedi kadına bakarak. “Karın mı? Fena görünmüyor. Ama yazık oldu. Eğer isteseydin, daha fazla para verirdim. Çalmak iyi bir fikir değildi zaten. Cezası da belli. Robert!" Babam beni çok kötü eğitmişti. Bana ne zaman emir verir gibi bağırsa kendi elimde olmadan ne istediğini biliyor ve refleks olarak yapıyirdum. Masanın yanına geldim ve silahı aldım. “Nişan al!" diye bağırdı. Silahı adama doğrulttum. Adam korkudan bir şeyler diyordu ama anlaşılmıyordu. Kadın “Hayır, yalvarırım, yapmayın…" diye ağlamaya başladı. Sesini bir yerden sonra duyamadım. Gözlerim kararmıştı. Sadece son emri belkiyordum. Babam “Ateş!" diye bağırdı. Ateş ettim. Gülle adamın alnının ortasına girdi. Kafası hızla geri, sonra öne gitti. Kendime geldiğim zaman adamı bir tarafa, kadını bir tarafa götürüyordular. Kadın hem küfürler savuruyor, hem de “Beni de öldür, onsuz yaşayamam." diyordu. Silahı masaya koydum. İki yıldır böyle ölüm manzaraları izliyordum. Alışmıştım diyebilirim. Babam yanıma geldi. Hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya başladı. “İlk günün nasıl geçti? Fark var mı? Yoksa her zamanki gibi mi?" Kızla arkadaşlığımızdan bahsedemezdim, hele ters tavırlarından hiç bahsedemezdim. Babam böyle şeylerde biraz net ve sertti. “İyi, normal. Tek farkı, sınıfa yeni kız geldi." “Yanında mı oturuyor?" “Evet, zaten tek boş yer benim yanımdır." “Güzel mi bari?" “Imm, sayılır." Tabi ki de çok güzeldi. Ama babamın amacının aklımı okumak olduğunu bildiğim için sadece rahat cevaplar verdim. “Güzel. Bak, sakın bu da eskisi gibi olmasın. Sıkıntı çıkmasın. Yoksa sonunu biliyorsun." “Elbette. Beni sen eğittin. Sana değil de kime boyun eğeceğim?" Gururu okşanan babamın keyfi tamamen yerine geldi. “İyi, bugün ne istersen, yap. Gir bir yerlerde takıl." Kredi kartını uzattı. Takılacaktım tabi. Ben basit makine ve oyun konsollarını değil, daha ağır iddialı yerleri seçen biriydim. Depodan çıktığımda telefonuma mesaj geldi. Tahmin edin kim? Lily. Yazacağını beklemiyordum aslında. Anlaşılan konuşmaktan ne kadar çok kaçarsa, o kadar çok konuşan biriydi. Mesajı açtım: “Madem arkadaşlıkla ilgili bir şey bilmiyorsun. O zaman şöyle başlayalım. 1. Sevdiğin film ve ya animasyon var mı? 2. Ne tip kitaplar okursun? 3. İnsanları tek bakışta mı tanırsın, yoksa tanımak biraz zaman mı alır? 4. Neden sürekli ciddisin? 5. Mafya olmak normal biri olmak gibi mi? Yoksa birilerine hükmetmek hissi veriyor mu? Daha fazlası var, ama aklıma gelmiyor." Yazılı yazamazdım, rahatlığımı bizzat anlamasını istedim. Ses butonuna bastım. “Dizi, film ve ya animasyon izlemem. O kadar uzun zamanım yok. Eğer sorarsan diye, sinemaya da gitmedim. Esasen psikolojik kitaplar okudum ve bu sayede sıkı gözlemleme ve çözme şansım var. İnsanları gözlemleyerek duruş, yüz ifadesi, düşünce ve gözlerinden tanırım. Ayrıca, sürekli ciddi değilim. Gülümsemeyi bilirim de yüzüm buna izin vermiyor. Mafya olmama gelirsek, tabi ki normal his. Ama bazen hüküm hissi de veriyor. Diğer sorularını sınıfta sorarsın. Neden? Çünkü yüz mimiklerini görmek istiyorum. Telefomun elimde ama, şimdiden sorabilirsin. Konuşurken karşımdakinin beni dinlediğini yüzünden izlemeyi seviyorum. Yarın okula yarım saat erken gel. Görüşürüz. Telefonum gün içinde kapalı olacak. Teşekkür ederim."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD