BÖLÜM (Nemrut suratlı!)

1369 Words
Sinirden seğirmeye başlayan gözlerim ile dudaklarımı açıp kapattım. Söyleyecek binlerce kelimem varken şaşkınlıktan konuşamıyordum. Her defasında bu adama karşı sus pus olmak, sinirlerimi bozuyordu. Bu adamın benimle derdi neydi? Sürekli benimle uğraşıyor, sürekli bana laf sokma çabasına giriyordu. Hayır, hayat kadını olsam bile bundan ona neydi? Neden onu bu kadar geriyor? Neden bu kadar dert ediniyordu? Anlamakta zorluk çekiyordum. Ve sanırım hiç bir zaman anlayacak gibi değildim. Adamın bir günü bir gününe uymuyordu. Sürekli aynı kelimeler kullansada farklı anlamlar taşıyordu kelimeleri. Ve ben yine her defasında duyunca şaşırmaktan geri kalamıyordum. Ellerimi yumruk oluşturarak, tırnaklarımı etime batırdım. Sakin olmam lazımdı. Ona vurarak değil sözlerimle tokat atmaktan beter etmek istiyordum. Dudaklarımı aralayıp konuşacakken dudaklarımın üzerine kapanan elle, kelimeler boğazıma dizildi. "Şimdi uslu bir kız ol ve aşağıya inip kahvaltı yapalım." dedi nefesini dudaklarıma bırakarak. Gözleri gözlerimi inceledi. Cevabı orada arıyor gibiydi. Gözlerimi kırpıştırarak baktım. Lanet olsun yine dumura uğramış gibiydim. Başımı usulca sallayarak onayladım. Bir an önce buradan gitmek ve Aktan'ın çekiminden kurtulmak istiyordum. "Güzel, şimdi ben aşağıya iniyorum. Sende üzerine bir şeyler giyip gel." diyerek elini dudağımın üzerinden çekti. Derin bir nefes alırken, gözlerine baktım. Gözleriyle giysi dolabını göstererek "Oradan üzerine uygun bir şeyler bulabilirsin" deyip odadan çıktı. Odadan çıkışını izledim bir süre. Az önce aslan kesilen ben, şimdi uysal kedi gibiydim. Nefret ediyordum, ondan. Beni bu hale düşürdüğü için onu öldürmek istiyordum. Giysi dolabına giderek, kapağını açtım. İçinde bana uygun şort ve tişört bulurken, aklıma gelen bavulum ile gözlerimle etrafı taradım. Bavulumdan eser yoktu? Neredeydi bu lanet olasıca bavul? Oflayarak, dolabın kapağını kapattım. Hızla kıyafetleri üzerime geçirdim. Bana iki beden büyük gelen tişört, elbise gibi gelmişti ve şort görünürde yok gibiydi. Bu duruma kahkaha attım. Sanırım delirmek üzereydim. Kendi haline kahkaha atan insanlar arasına girmediğim kalmıştı. Başımı iki yana sallayarak odadan çıktım. Gözlerim, sonunda normal bir koridor gördüğüne sevinirken merdivenlerden aşağıya indim. Her yanı cam olan odada, kendimi çırılçıplak hissetmiştim. Ve bir an, evin her tarafı cam olarak düşünmekten kendimi alıkoyamamıştım. Duvar gördüğüme fazlasıyla sevinmiş ve yüzümde gülümseme oluşmuştu. Burnuma gelen enfes, omlet kokusuyla daha çok gülümsedim. Kokuyu takip ederek, mutfağa giriş yaptım. Aktan, masaya oturmuş beni bekliyordu. Gözleri, üzerimi süzerken yüzüne yerleştirdiği gülümseme ile tebessüm ettim. "Kıyafetlerimin, sana bu kadar çok yakışacağını tahmin etmiyordum." diye bir iltifatta bulundu. İltifat edişine şaşırırken, gözlerimi kırpıştırdım. Ağzından ilk kez, düzgün bir cümle duyuyordum. Ve bu ister istemez şaşırmama neden oluyordu. Gözleri, gözlerimi buldu. Gözlerime, gülümseyerek baktı. Sol yanağında oluşan çukuru, göz ziyafeti çekmem için sunmuştu bana. Başımı iki yana sallayarak karşısına oturdum. "Şort görünmüyor olsada güzel oldu." diyebildim gülümseyerek. Cevap vermek yerine gülümseyerek bakıp, kahvaltısına başladı. Gözlerim, kahvaltı masasında gezinirken, gözlerimden kalp fışkırıyordu âdeta. Masada kuş sütü eksikti. Açlıktan gurulduyan karnım ile daha fazla izlemek yerine kahvaltıya başladım. --- Kahvaltı boyunca konuşmak yerine sessiz kalıp, kahvaltımızı yapmıştık. Açıkçası her ne kadar Aktan'la sürekli tartışıp birbirimize laf sokuyor olsakta, şu an kendimi mutlu hissediyordum. Uzun zamandır adam akıllı kahvaltı yapmamış ya da sürekli tek başıma kahvaltı yapıyor oluşumdan kaynaklı olabilirdi, bu mutluluk. Sonuçta insan kahvaltı yaparken bile yanında birinin varlığını arıyordu. Belki de bende sadece birinin yanımda olduğunu bildiğim için mutluydum. Başımı iki yana sallayarak düşüncelerimden uzaklaştım. Bunu daha sonra düşünebilirdim. Şu an da, oturduğum koltukta, soğumadan bitirmek istediğim bir kahve vardı. "Her şey için teşekkür ederim Aktan" diyerek gözlerine baktım. İlk kez ismiyle hitap ediyordum. Ve bu biraz tuhaf hissettirmişti. Gözlerini, kahve kupasından çekerek, gözlerime baktı. Yüzüne yayılan gülümseme ile bende gülümsedim. Bugün ne çok gülümsüyordu böyle. Sanırım dünyanın sonu yaklaşıyordu. "Önemli değil... Seren." dedi. Adımı ondan duymak şaşırtmıştı. Damarlarımın titrediğini hissediyordum. Gözlerimi kırpıştırarak baktım. Adımı nereden öğrenmişti? Hastanede kimliğime bakarak öğrenmiş olmalıydı. Sorsamda cevap vermeyeceğine adım gibi emindim. "Şey bavulum nerede biliyor musun?" Diye sordum. Bavulum ortalıklarda görünmüyordu. Üzerimi değiştirip, kendi kıyafetlerimi giymek istiyordum. Aksi taktirde, kahvaltı boyunca kıyafetinden yayılan okyanus kokusunu, koklamamak için sarfettiğim çaba boşa gidecekti. Sanırım, Aktan'ın kokusunda afrodizyak vardı. Aksi taktirde, kasıklarımda tatlı bir sızıntı olmazdı. Olamazdı. 22 senelik hayatım boyunca hiç bir erkekle yakınlaşmamış ve hiç bir erkeğe karşı bu şekilde hisler beslememiştim. Çevremdeki insalanlar, kız ve erkek ayırt etmeden kendilerini bir şekilde tatmin ederken, ben o duyguları yaşamamıştım bile. Arkadaşlar 'onu arzulamaya başladığın zaman, kasıklarında tatlı bir sızı oluşuyor' dedikleri an güler geçerdim. Onlara inanmaz, 'kudurmuş bunlar' diyerek dalga geçerdim. Şimdiyse onların ne kadar haklı olduklarını anlıyordum. Diğer aptal kızlar gibi, hislerimi kabul etmemezlik yapmak yerine sonuna kadar hislerimi kabullenir ve bana zarar verecek olan hislerden kurtulmanın yollarını arardım. Tıpkı şimdi de yapacağım gibi. "Bavulun, seni bulduğum yerde kaldı. O anki durumla anca çantanı toparlayıp seni hastaneye götürebildim. Zaten çantanı da kimliğin için aldım." dedi elindeki kahve kupasını ortada bulunan, camdan masaya bırakarak. Kıyafetlerim yoktu. Ve büyük ihtimalle bavulumu çoktan çalmış olmalılar. Şimdi ben ne giyecektim? Omuzlarım düşerken, gözlerimi kaçırdım. Ağlayasım vardı. Bavulun içinde anneme ait resimler olduğuna emindim. Babam her ne kadar benden nefret etsede, benim anneme olan sevgimi biliyordu. Sırf resimleri almak için o kapıya tekrar gideceğimi de biliyordu. Bu yüzden bavula ilk resimleri koyduğunu tahmin etmek zor değildi. Babam dediğim adam beni evden kovarken, bir daha o eve almayacağının kararını da vermişti, kendisine. Çünkü babam böyle insandı. Sonunu düşünmeden hareket etmez. Etse de, sonunda pişman olsa da asla verdiği karardan vazgeçmezdi. Elimde kalan anneme ait fotoğrafları da kaybetmiştim. Yanağıma süzülen yaşla, hızla sildim. Kahve kupasını masaya bırakarak ayaklandım. "Şey, çantam nerede?" Diye sordum, titreyen sesimle. Gözleri, her bir hareketimi izlerken kaşlarını çattı. Hareketlerime anlam vermeye çalışır gibi bir hali vardı. "Şöminenin yanında." dedi, gözleriyle çaprazda kalan şömineyi göstererek. Adımlarımı o tarafa doğru atarken, ağlama isteğimi bastırmaya çalıştım. Çantamı alarak, kalktığım yere geri oturdum. İçinde, bir umut annemden küçük bir resim olması için dua ediyordum. Çantanın her gözünü taradım ama yoktu. Omuzlarım düşerken, gözlerimden yanağıma süzülen yaşlarla, başımı aşağı eğdim. Ağladığımı görsün istemiyordum. Kimsenin yanında ağlamazken, Aktan'ın yanında ağlamak son isteğim bile değildi. "Neler oluyor Seren?" Diye merakla sordu. Cevap vermek yerine başımı iki yana salladım. Konuşacak gibi değildim. Biliyordum ki dudaklarımı araladığım an, hıçkırık firar edecekti. Aktan, yerinden kalkıp yanıma geldi. Dizleri üzerine çökerken, parmaklarını çeneme yerleştirdi. Dokunmaktan korkar bir şekilde, başımı yukarı kaldırıp gözlerime baktı. Dokunduğu yerler cayır cayır yanarken, ürperdim. İşaret parmağının tersiyle yanağımdan süzülüp, göğsüme damlayan yaşı sildi. Yumuşak dokunuşları, gözlerimi kapatma isteği oluştursada, direndim. "Neden ağlıyorsun?" Diye sordu fısıldayarak. Ses tonundaki merak içime işlerken, anlatıp anlatmamakta kararsız kalmıştım. Bu zamana kadar beni sorgusuz sualsiz yargılayan Aktan, şimdi neler olduğunu ağzımdan duymak istiyordu. Acınacak haldeydim kesinlikle. Başımı iki yana sallayarak gözlerine baktım. "Bir şey yok, sadece bavulumu çalmışlardır kesin. Gitti bütün kıyafetlerim." dedim zoraki tebessüm ederek. Kıyafetler umrumda değildi. Yenilerini bir şekilde alabilirdim ama annemin fotoğraflarının yerine, asla yenisini alamazdım. Gözlerim tekrar dolarken hızla yüzümü sildim. Aktan, gözlerime inanamıyormuş gibi baktı. "Bunun için mi ağlıyorsun?" Dedi hayretle. Kaşlarım çatılırken, gözlerine sinirle baktım. "Herkes senin gibi zengin değil. Böyle lüks evde kalmıyor ya da sürekli alışveriş yapıp, marka kıyafetler almıyor. Birbirinden çok sevdiğim kıyafetlerim gitti benim." dedim sinirle. Yani, birbirinden çok sevdiğim kıyafetlerim olduğu kesindi ama fotoğraflar daha çok ağır basıyordu. Ayrı bir zamanda kıyafetlerim için üzülmeyi, aklıma not ettim. "Şimdi müsadenle gitmek istiyorum, taksi çağırır mısın?" Dedim gözlerine, itiraz kabul etmeyen bir şekilde bakarak. Derin bir nefes alarak, ayağa kalktı. Gözlerimin içine baktı bir süre. Ardından başını sallayarak onaylanıp, telefonunu çıkardı cebinden. Bir kaç numara tuşlayıp, kulağına götürdü. Telefonda bir kaç kelime ederek, kapattı. Bende yerimden kalkarak, merdivenleri çıkıp uyandığım odaya girdim. Çıkardığım geceliği alacaktım ama koymak için bir şeyler arasamda bulamadım. Geceliği giyip gitmem imkansızdı. Çantam zaten kutu kadardı. Üzerimdeki kıyafetler her ne kadar farklı bir görsel sunsada gecelikten daha iyiydi. Geceliği elime alarak, dolabın en köşesine koydum. Ardından odadan çıkarak aşağı indim. Aktan, hâlâ bıraktığım gibi duruyordu. Dışarıdan gelen korna sesiyle, Aktan'ın gözleri beni buldu. "Kıyafetlerini ödünç olarak alabilir miyim?" Diyerek üzerimdekileri işaret ettim. Başını sallayarak onayladı. "Teşekkür ederim." diyerek gülümsedim. Ardından "Her şey için" diye ekledim. Yüzüne yayılan gülümseme ile daha çok gülümsedim. Arkamı dönerek, dış kapıyı açtım. Arkamdan geldiğini, adım sesleriyle anladım. Ayağıma terlikleri geçirerek dışarı çıktım. Babam beni evden atarken, ayağıma son anda terlik giydiğime şükür ediyordum. Birde ayakkabılarım için ağlamam gerekiyordu. Bunu da aklıma not ederek, arkamı dönüp gözlerine baktım. "Kıyafetlerini en yakın zamanda geri iade edeceğim." diyerek, taksiye bindim. Taksici bana uzaylı görmüş gibi bakarken umursamak yerine, gözlerimi çevirip, Aktan'a baktım. Kapı eşiğinde, kollarını birbirine dolamış dikkatle bana bakıyordu. Gözlerindeki boşluk, bedenimi titretirken gözlerimi kaçırdım. Yine nemrut suratlı Aktan geri dönmüştü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD