FERQ PRENS'İ

1099 Words
Şehrin güney girişine yığılan kalabalığın içinde sıralarını beklediler. Günlerdir aç susuz kat ettikleri yol tenlerini kurutmuş, kemiklerini saran et yığınını inceltmişti. Ormandan ayrılmalarından bu yana göz bebekleri milim genişlememişti. Hala bilinçsiz olan hareketleri kuzgun kadının emirlerini yerine getiriyordu. Gürültülü konuşmalar, at nallarının tıkırtısı, emir yağdıran askerlerin küfürleri havada yoğun bir buhrana neden oluyordu. Yüksek duvarların tepesinden dürbünüyle bakan kıdemli asker, zırhının altındaki gömleğini çekiştirerek alnını sildi. Güneşin ağır sıcaklığının altında boz topraklardan alev yükseliyordu sanki. “Hala dönmediler mi?” diyen arkadaşına döndü yüzünü. Tahta dürbünü alelacele eline tutuşturdu ve “Daha fazla dayanamayacağım!” diyerek sızlandı. Günlerdir bir grup yağmacının dönmesini bekliyorlardı. Ancak henüz onlara ulaşamamışlardı. Sırtını duvara vererek çöktü ve belindeki kırbayı alarak tıpasını dişleriyle çekti. Kuru dudakları suya kandı. Aşağıdan yükselen ıslık sesiyle ayaklandı. “Onlar mı?” Kırbasını beline takmak için bir süre debelendi. Heyecandan titreyen ellerini dizginleyememişti. “Sanırım” diyerek dürbünü ona bırakan adam, duvarı tırmanan basamakları üçer üçer indi. Yüksek kemerli kapıya ulaşır ulaşmaz askerlerin oluşturduğu çemberi delerek aralarına karıştı. “Mühür?” “Burda efendim” Eline tutuşturulan gümüş oymanın üzerine kazınan harflere bakarak başını salladı. Slime ailesi sonunda gelmişti. “Geç kaldınız!” Dedi ses tonunu sertleştirerek. Cevap beklemeden mührü belindeki kalın bağın içine tıktı. Başını kaldırarak onlara baktığında hastalıklı görüntüleri karşısında biran bocaladı. Üzerlerine yapışan toz toprak kirpiklerine kadar ulaşmıştı. Genç adamın kollarından sarkan kadına görünce rahatsızca kıpırdandı. Ölmüş müydü? “Acele et!” Yukarıdan bağıran arkadaşıyla silkelendi ve “Beni izleyin” diyerek yola koyuldu. Adamlarına eliyle işaret vererek onları takip etmelerini sağladı. Kalabalık sokakları geçerek ilerlemek onlara zaman kaybettiriyordu. At arabalarından yük boşaltan satıcılar, duyuru tahtasında toplanarak kolay para kazanmanın yolunu arayan avcılar ve olmazsa olmaz sokak soytarıları... Neyse ki prensin kaldığı han yakınlardaydı. “Yolu açın!” diyerek bağıran askerin ardından bir süre daha gittikten sonra tabelasında “Zümrüt” yazan hana ulaştılar. Kapıda bekleyen iki görevli onlar için kapıyı itti. Kapıya vuran zilin sesi, masalarda oturan soyluların kafalarını kaldırarak onlar odaklanmalarına neden oldu. Yemeğin ağır kokusuna karışan alkolün nefes kesen ekşiliğiyle birlikte içeriye girdiler. Önlerini kesen görevli yağlı ellerini, beline bağladığı döküntü kumaşa sildi. “Kime baktınız?” dediğinde elinde tutmaya devam ettiği mührü gösterdi asker. Saçlarına ak düşmeye başlamış olan adamın gözleri kısıldı. İçeriyi aydınlatan gaz lambalarının sönük ışığı, okuması için zar zor yetiyordu. Mırıldandı. Başını yukarı aşağı salladı. Sonra elini uzatarak merdivenleri gösterdi. Önlerinden çekilirken “Soldan üçüncü kapı” Dedi. Adamın izniyle birlikte başını sallayarak askerlerine döndü ve emir verdi kıdemli. “Dışarıda bekleyin” Geniş merdivenin basamakları, kalitesini belli edercesine parlatılmıştı. Normal bir handa olsa kırık dökük tahtaların arasında oynaşan kurtları bile görebilirlerdi. Ancak burası zenginler ve soylular içindi. Yemekleri ve içkileri en kaliteli malzemelerle hazırlanırdı. Kadın dansçılar çalgı eşliğinde dans eder ve şarkı söylerlerdi. Yatak odaları ise onların hayatlarını verseler karşılığını ödeyemeyecekleri kumaşlarla süslenirdi. Yağmacıların arkasından geldiğinden emin olmak için omzunun üzerinden sık sık geriye baktı. Odaların kapıları dahi oymalarla doluydu. Üçüncü kapının önüne geldiğinde derin bir nefes aldı ve elini kaldırdı. Tak tak... “Gir!” Elini çekti ve kapının kolunu sarıldı. Metal kolu indirerek ileri itti. Odayı dolduran çürük ve leş kokusu burnunu sızlattı. Gözleri sulandı. Bu kokuya neyin neden olduğunu merak etti. Ancak karşısına dikilen muhafız görmesini engelliyordu. İçeriye girmeden mührü uzattı. Muhafızın ağzını ve burnunu kapatan siyah kumaşın altında dudakları kıpırdadı. “Onları içeri al” Geri çekilerek yağmacıların içeri geçmelerine izin verdi. Kendisi de odaya girmek için ileri atıldığında kapı yüzüne kapandı. YYYYYYY Kardeşinin bedeni gün geçtikçe çürümüştü. Onu kurtarmak için yaptığı hiçbir şey sonuç vermemişti. Son umudu olan yağmacılar ise bir gün kadar geç kalmışlardı. O çoktan kaybetmişti prensesini. Saatlerdir nefes almayı bırakan bedeninin başında oturuyordu. Elini tutmak, son kez ona sarılmak, abisi olarak onu koruyamadığı için özür dilemek istiyordu. Ancak yapamıyordu. Zira bedeninden geriye onu anımsatacak hiçbir şey kalmamıştı. Güzeller güzeli kardeşini bu hale sokanlardan intikam almalıydı. Aynı acıları... Hayır! Çok daha fazlasını tatmaları gerekiyordu. “Geç kaldınız” diyerek doğruldu oturduğu sandalyeden. Ses tonu kadar ağırlaşmıştı vücudu. Yatağı çevreleyen pudra tülleri araladı. Gözü yağmacıların üzerinde birkaç saniye dolandı. Aldıkları iş onlar içinde pek iyi gitmemiş gibiydi. Öfkeyle zonklayan bedenini rahatlatmak için gerindi. Karşılarına geldiğinde hala bir özür duyamamıştı. Elini kaldırarak anlaştığı adamın, Adan Slime’nin omzuna koydu. Yeşil irislerini dolduran boşluk yatağı çevreleyen tüllere dikilmişti. Elinin altındaki omzu sıktı. Dişlerinin arasından güçlükle nefes alıp veriyordu. Diğerlerine baktığında onlarında aynı manasızlıkla dikildiklerini görmek öfkesini tetikledi. Bir iki adım gerileyerek yatağın yanında duran sandalyeyi tuttuğu gibi duvara fırlattı. Çatttt... Tahta duvarlar titredi. Gürültüyle dağılan sandalyenin parçaları etrafa saçıldı. Eğilerek sıktığı yumruklarını diz kapağına yasladı. Omzuna dökülen saçları ter içindeki yüzüne yapıştı. Onlara güvenme nedeni şehirdeki en iyi yağmacılar olmalarıydı. Ancak onlar dahi kuzgunlarla baş edememişlerdi. Arkada duran genç adamın kucağındaki kadına takıldı öfkeli gözleri. Görünen o ki onları hipnotize etmekle kalmamışlar, içlerinden birini de avlamışlardı. Bu görüntü ne kadar tanıdıksa o kadar can sıkıcıydı. Doğruldu. Öfkesini zapt etmeye çalışarak “Oturun!” Dedi. Odanın bir kısmını kaplayan, yatağın hemen karşısına kurulan geniş koltuklara yerleştiklerinde adam kucağındaki kadını hala bırakmamıştı. Yanına ilerledi. Öne doğru eğilerek kadının bedenini saran gömleği kenara çekti. Zaten göğüs kısmı yırtılarak parçalanmış ve teninin gözle görülür hale gelmesine neden olmuştu. Göğsünün üzeri şimdiden renk değiştirmiş, çürümeye başlamıştı. Tedavi edilmezse kadında kardeşi gibi acılar içinde can verecekti. Gerçi onun çektiği acı umurunda değildi. Aksine kardeşini kurtaramadıkları için onların acısından zevk alacaktı. Gömleğini bıraktı ve elini boynuna, nabzının üzerine koydu. Sıcak teninin altında gümbürdeyen kalbi hala sağlıklıydı. Prenses için geç kalmıştı. Peki bu kadını kurtarabilir miydi? Yahut onu kurtarmalı mıydı? Doğruldu ve kardeşinin yatağına ilerledi. Umrunda olmamalıydı ama kardeşine bunu yapanları bulmak istiyorsa kadını hayatta tutmalıydı. Kabullenmek istemese de onun daha fazla acı çekmesine izin vermek istemedi. “Hazırlıklar tamam mı?” dedi kapıda dikilen adama. “Evet” “Götürün onu” Adam kardeşini yatağı kaplayan çarşaflara sararak sırtlandığında çıkması için kapıyı gösterdi. “Kimsenin haberi olmasın” “Emredersiniz efendim” Adam kapıyı açarak sessizce çıktı odadan. Kardeşine uygun bir tören yapamayacak olmak canının daha fazla sıkılmasına neden oldu. Bedenini yakarak küllerini rüzgara bırakmak dışında elinden hiçbir şey gelmezdi. Odanın havasızlığından kurtulmak için pencereyi yukarıya doğru itti. Kenarda duran ince tahtayı alarak pervaza dayadı. Dışarının gürültüsü kulaklarına ulaştı. Tozlu hava ciğerlerini doldurdu. Boğazını gıdıklayan hisse karşı gelmek için hafifçe öksürdü ve nefeslendi. Saniyeler sonra, “Öldü mü?” diyen adamın düz sesi, onu hazırlıksız yakaladı. Öksürükleri sertleşti. Pencerenin önünden çekilerek genç adama döndü. Yeşillerindeki boşluk kaybolmuştu. Diğerlerine hızlıca göz gezdirdi. Ancak onlar aynı donuklukla duvara bakmaya devam ediyorlardı. “Evet” Dedi prens, adımları onları karşı karşıya getirdi. Başını sallayarak kucağındaki kadına bakan yağmacı, şaşkınlık içinde ayağa fırladı. Öne atılan bedeni neredeyse ona çarpacaktı. Dengesini kaybetti. Kollarında ki kadınla dizlerinin üzerine düştü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD