özgür ruhun mardin çağrısı

4811 Words
Esranın anlatımı ​Ben Esra. Cerrahpaşa’nın koridorlarında uykusuz geceler devirmiş, neşterin soğukluğunda hayat aramış bir son sınıf öğrencisiyim. Aslında okul bitti; artık o kutsal beyaz önlüğün ağırlığını omuzlarımda taşıyan bir asistan doktorum. İzmir’in iyot kokulu sokaklarında büyümüş, beş dilin tınısını ruhuna kazımış, babasının büyükelçilik görevleri sayesinde dünyayı adımlamış o özgür ruhlu kadınım. İtalya’nın sanat kokan havasından İspanya’nın ateşli ritmine kadar her yerde bir parçamı bıraktım ama köklerimi hep ülkemde aradım. ​Ben bir "mantık kadınıyım." Aşk denen o belirsiz duyguya hiçbir zaman prim vermedim. Benim için hayat; nabız atışları, hormonların tepkimesi ve somut verilerden ibaretti. Ta ki en yakın dostum, ruh ikizim Asel’in o akıl almaz yardım çağrısına kadar... ** Kedini biraz daha tanıt dediğimiz duyar gibiyim En yakın arkadaşım Asel ama ona sonra değinicem Ben izmirliyim Annem Restorasyon ve mimar tarihçisi babam emekli büyük elçi babamın işi sayesinde çok ülke gezdim allahtan hep avrupa ülkelerindeydikte dillerine aşınalığım vardı liseyi ispanyada babam en son ispanya elçiliğinden emekli olup izmire döndü tabi ben onlardan önce geldim notlarım iyiydi ispanya bir çok fakülteden teklif almıştım ama geri çevirdim ülkemde olmak istiyordum o yüzden cerahpaşa tıp fakültesine notlarımı gönderdim onlarda kabul. etti yurt dışı kontejanından gelmiştim ilk seneler çok zorlandım Asel bana yardımcı oldu Hazılık dönemin Aselin başına çok kötü bir olay gelmişti kız depresyona girmişti o dönmeler bir birimize daha çok bağlandık ben tek çocuğum Asel aynı kandan olmasada kız kardeşim cerahpaşada berber çalışıyoruz gerçi en son beraber nöbetteydik sonra babası kalp krizi geçirdi onun yanındaydı Salak kız haber vermiyor telefonlarıda açmıyor nerdeyese iki hafta konuşmadık babasının kalp krizi geçirdiğinide yönetimden öğrendim Poyraz Asel adına izin almış Aselin ailesinide tanıyorum harika insanlar annesi babası Aseli bir proje gibi eğitmişler resmen.ben Aselin katlandığı çalışma temposuna mümkün değil katlanamazdım Şimdi zeki kız her sorunun üstesinden birşekilde geldi hep .benim ailemde beni eğitti ama bale,piyano keman daha çok sanat alanını geliştirmek için benim için bunlar zevkliydi hobi gibi. ev işlerinden hiç anlamam mesela Aselin annesinin öğretiği birkaç yemek dışında. Aselin annesi kadın dediğin becerikli olmalı yemekte yapmalı dikişte ev işide herzaman baba evindeki gibi bir elim yağda bir elim bağda olmaz demişti haklıda şimdi yanlız yaşıyorum birçok işi kendim halediyorum ama çokta becerikli sayılmam herneyse ben böyle bir kadınım özgür ruhlu ele avuca sığmaz planlı yaşam bana göre değil açıkcası aşk mı aşka inandığım söylenemez ben duyguları ile haraket eden biri değilim daha çok mantık kadınıyım ben vücudun verdiği tepkilere inanırım benim için tutku daha ön planda ne yazıkki şu yaşıma kadar hiç öyle tutkulu biri ile karşılaşmadım hiç bir erkek beni etlileyemedi o yüzden bende kendimi kariyerime adadım. Gerçi annem kariyerime sürekli bir gem vurma halinde ama neyse hergün arayıp izmire gelmem gerektiğini, klinik açıp burda gözünün önünde yaşamam için darlıyor oyyy düşüncesi bile korkunç çünkü ben macera insanıyım açıkçası böyle köylerde doktorluk yapmak falan istiyorum ama bu fikrimden annemin haberi yok tusdan sonra bu fikri anneme söylecem inşllah sonu iyi biter malum annem ne kadar elit olsada konturol manyağının tekidir herşeyi kendi konturolunde olsun ister. evet evet yanlış duymadınız beni dizginlemeye çalışmaktan hiç vaz geçmedi.Ruhumun nasıl çatlak olduğunu analtım birazda güzeliğimi konuşalım ay çok narsisçe oldu aman boşver biz bizeyiz nasılsa , Ben 1.65 boylarında kumral kehribar gözleri olan güzellik şöyle dursun baya seksi bir kadınım seksiliğim birazda cesur giyimime borçluyum kum saati gibi bir vücudum var görünüşümden memnunum şimdi genetiğimde iyi hani. Evet uzun uzun kendimden bahstiğime göre iş hayatıma dönebilirim Hastanede cerahi bölümündeydim bugün iki ameliyata girdim bu aralar Aselin yoklunu çok arar oldum cerahiden çıkıp kahve almaya gideceğim sırada Poyrazdan aldığım numarayı aradım ikinci çalışta açtı " Alo Esra napıyon kızım ." "Kız ben aynı seni sormalı Hastaneye uğradığın yok ne arıyorsun ne soruyosun bu numaranı Poyrazdan aldım diğer numaran bir iki çaldı sonra sana ulaşabilen aşk olsun yani nezmana aklına gelirdim tam olarak " "Oyyy kızım ne çok dolmuşsun ya bir haftadır neler yaşadım bir bilsen inan kafamı kaşıyacak vaktim olmadı. İdari izni bile Poyraza aldırdım ." "Biliyorum canım idareye seni neden gelmedi falan diye sordum Mehmet amca kriz geçirmiş bunu bile senden öğrenemedim." "Esra şuan tek ihtiyacım yanımda olman ben bir kaç gün sonra evleniyorum ve Mardine yanıma gelsen ne güzel olur ." " Oha kızım nasıl evleniyon lan bana sormadan hani müzbin bekar olarak hayatımıza devam edecektik sen kuralı çiğnedin evlediğin kişi Fatih de de şuraya falan bayılayım hazır hastahanedeyken ." "Haha ilahi kızım ya bende bekar olmak isterdim ama şuan dini nikahılı evli bir kadınım." "Kızım adamı çıldırtmasana kim bu adam söyle ne oldu" " kısaca özetlersek Bizim küçük fare kız kaçırdı kız mardinli ,abisi bastı evi berdel diye tuturdu ya kardeşlerimiz ölecek dedi yada biz evlenicez iş tatlıya bağlınıcak işte meselin aslı böyle ayrıntılı geldin mi anlatırım. Geliyorsun dimi ? "Tatilimi mardinde yapıcaz artık ne kadar zaman var." " Tam bende bilmiyorum ama bir hafta içinde olur herhalde elini çabuk tut sana itiyacım var." İyi bakalım iki günlük bir işim var salı ordayım canım kendine dikkat et öptüm ."dedik ve kapatık oha lan Aselin başına gelene bak dizi gibi lan ne macera ama iki günlüğüne izmire annemlerin yanıma uğramam lazım ana kraliçeye mardine gideceğimi söylemeliyim Aa Esra Mardinde ne işin var orda yapamazsın bla bla işte akşam hastaneden çıktıktan sonra yıllık izini yazdırdım ve izmire yola cıktım annemlere haber vermedim supriz yapıcaktım saat on iki gibi izmire geldim bizim evin kapısına geldim bahçeden içeri geçip ben geldim annem "Esra neden geleceğini söylemedin Hazırlık yaptırırdım" babam " Müjgan kız supriz yapmış işte bunlarla sıkma gel güzel kızım gel babana nasıl özledim seni " babamla kucaklaştık annem "Esra ne zaman izmire taşınıyorsun ayy Esra tatile gideceğimiz yer burası ne zaman izin alıyorsun uçakmbiletlerini ayarlıyalım hemde Kemal amcanların oğlu da orda yaşıyormuş bir tanışırsınız " " uff Anne ben tatile sizle gelmiyorum Mardine gidiyorum Aselin yanına düğünü var " " Asel Mardin ne alaka kızım kafıyı mı yedin ne deniz var ne kum bol bol güneş var sen yapamazsın orda" " Anne benim adıma karar vermekten vazgeç lütfen sizi görüp sabah uçakla geçeceğim mardine eğer sıkılırsam bir tatil planı tekrar yaparım ayrıca araştırdım acayip güzel evleri ve tarihi dokusu var bir mimar olarak hayran olman gereken bir yer " "Yapılarına diyeceğim yok harika konakları var ama insanları ata erkil bana göre değil " " Tabi babam senin yüzünden anaerkile evrildiği için sevmezsin zavalı babacığım " öpücük attım babama babamda bana öpücük attı annem " Aşk olsun süha yani ben seni baskılıyormuyum" babam " Beni karıştırmayın aranızda halledin " " eee annecim elcağızlarınla ne hazırladın bana kızın gelmiş " " Esra ne zaman mutfağa girdim ben allah aşkına Aşkın hanım hazılamıştır birşeyler " " Ahh Ayşe sultan ben gittim mi evlerine döktürürdü sen benim için yemek falan hazırlama anca darla beni ben gideyimde Aşkın abla ne yapmış bakayım " " Aşk olsun Esra kadını mesleği o" " Aman anne takılıyorum sana " yanaklarını sıktım " Aşkın abla ne yemek yaptın kabak çiçeği dolması karnıbahar salatası Esra hanım " " Et yok mu et" Annem " Babanın kolesterolu yüksek çıktı o yüzden vejeteryan olmaya karar verdikm" " Annecim Dengeli beslenme vücudun hepsine ihtiyacı var ayrıca sen vejeteryansın diye babamı neden vejeteryan yaptın ya şöyle kendime hergün et yiyen koca bulacam doğduğumdan beri otla besleniyoruz ya arada babam getirirdi şimdi onada veto koymuşsun " " Ay Esra diksiyonun ne kadar bozulmuş senin İstanbulda elit bir yer ama sen mağarayamı düştün kızım " " Tamam efendim ben gidip karnımı restoranta doyurayım biliyorsun ben etçil bir kadınım " Annem arkamdan her zamanki gibi saydırdı bende güzel bir kebabçıya geldim oh be kebabımı yedim kahvemi içtim Aselden önce içki içerdim falan Aselle tanıştıktan sonra bar meyhane iş bitti bende ben üniversitede bara gidelim desem Asel yakışıyormu doktor bir hanıma içki içmek falan gel biz termosumuza. çay koyalım sahilde içelim tavlada atarız derdi hep onla tanışıtıktan sonra hayatımdaki bir çok kötü alışkanlıktan kurtuldum bazen benim için rakı balık yapmaya geldiği olurdu ama içki içmezdi Asomu çok özledim ya yarın buluşucam. eve geldik sabah erken uçağım var. Annem " Esra eminmisin kızım benim içim hiç rahat değil yani" " Anne çocuk değilim ben ne olur yapma ben yatıyorum müjgan sultan " deyip sulu sulu öptüm yanağını " Ayyy Esra tükürük yaptın hep yaa " Annemi kızdırmak sevmediği şeyleri yapmak en büyük hobim bayılıyorum Sabah erken den uyanıp hava alanına gittim Asel 'e mesaj attıp " Yola çıktım beni hava alanında parnkartla karşılamazsan geri dönerim" " Sen gelde kocaman pankar yaptıracam sana sadece sen değil bütün hava alanı görecek " " Ayy sakın öyle birşey yapma şaka yaptım Asel ciddiyim sakın bak " Asel bu yapar mı yapar o yüzden bir korkmadım değil yani saat 8 burda 10 gibi mardindeyim iki saat göz açıp kapayıncaya kadar bitti inii yaptık izmir sıcaktı üstümde kot şortum ve sıfır kol crobum vardı saçlarım dağınık topuz gözlüğümüde taktım saçıma valizimi bekliyordum Asel mesaj atmış " Nerdesin dış hatların orda arabadayım içeri girmedim istanbuldaki arabam " valizimi aldım çıktım dışarı Aselin arabasını arıyordu gözüm Aselin arabasına benziyen arabanın önünde iki adam dikilmiş nir kadınla kavga ediyorlar gibiydi bir an Aselle bir şey yapıyorlar zannetim koştur koştur geldim valizi bıraktım birinin sırtına atladım " Siz kimin arkadaşını sıkıştırıyorsunuz he " Hem saydırıyorum hem sırtına atladığım adama vuruyordum Asel " Dur kız dur kimse kimseye saldırmıyor in adamın sırtından "adam tek hamlede beni sırtından indirdi göz göze geldik " Ay çok pardon ben şey Aselin arabasının önünde tartışır gibi konuşunca Aseli sıkıştırdınız zannetim çok pardon" " Pantermisin kızım nerden çıktın Asel yenge arkadaşın panter falanmı her yerimi tırmaladı bu ne " " Ay ne abartın be sende birde Asel buranın erkeleri sert falan diyor bu ne arkadaş benim gibi çıtı pıtı kızın yumruğuna laf ediyor " tam sencer denen uyuz birşey diyecekdiki Asel elini kaldırdı " Tamam ikinizde susun şimdi çekil" deyip sıkıca sarıldık öptüm kulağına eğilip " hangisi Hakan " Asel " Ay akılmı bıraktı bu ikisi ya Bu Hakan bu beyde Hakanın arkadaşı Sencer buda benim dostum Esra" " Memnun oldum Esra " bende memnun oldum enişte" Sencer" vallah ben de memnun oldum gibi dayak yemesem daha memnun olurdum" adam gözlerini çekmedi benden bir türlü sürekli sırtına atladığım için iğneleyici laflar edip durdu. Asel " Hadi akdaşlar siz işinize bizde Mardin sokaklarına Hakan hemen itiraz etti ve hep birlikte bir arabaya binip kahvaltı yapacağımız mekana yola çıktık Sencerin kaçamak bakışlarını yakaladım " Eee Esra hanım nasıl buldunuz Mardini" " Valla Sencer bey daha bir yer görmedim ama ilk izlenimim Mardin erkeklerinin pek kırılgan olduğu " deyince Hakan enişte gülmeye başladı Sencer " Mardin erkeklerinin sürekli panterler sırtına atlamıyor sonuçta " "Asel biliyormusun bizi hep kandırmışlar doğunun erkekleri şöyle sert böyle acımasız diye kız burdakiler resmen prenses erkek " Hakan" yavaş gel Esra Mardin Erkeklerinin prenses falan diye söyleme taşlarlar seni" Dudak büktüm "Doğrnsöyleyeni kavuyorsunuz anlaşılan baksana sabahtan beri kuş kadar kızın ağırlıdan yakınıp duruyor" ** Aselin dediği mekana geldik büyülenmiş gibiydim evler harika gözüküyor Ben mekanın terasından Fotoğraf çekerken Sencer yanıma geldi "Mardinin büyüsüne kapıldın dimi sende " " Harika gözüküyor evler ,insanlar yaşıyormu yoksa müze mi" Sencer kahkaha atmaya başaldı uyuz adam sanki adam akıllı cevap verse ölür" " Tabiki yaşıyorlar hatta bizim konaklarımızda böyle" " yaşıyoruz desene neden dalga geçiyorsun" Kızdığımı anlamış olcakki Sencer " Gel şöyle fotoğrafını çekelim"Yine uyuz uyuz konuşmaya devam etti sencer yukarıda yaşadığımız olayı Hakana anlattı uyuza bak gidip gelip benle uğraşıyor bende altta kalırmıyım hiç Napıyım ilk senle tanışınca mağarada yaşıyorsunuz zannetim mazur gör uzun zamandır ayıya denk gelmedim kusura bakma dedim Sencer sus pus olduğu söylediğimle Asel prtamın gerildiğini anlayınca lafı değiştirdi "bende konak aldım bir tane biraz eski ama .aaa aklıma gelmişken Annen ilgilenirmi acaba aldığım konağı yenilemek istiyorum ama tarihi dokuyada zarar vermek istemiyorum konak Artuklu zamanından beri var Müjgan teyze yaparmı" " Annemi biliyorsun Aselim ama sormak lazım şimdi ne desem boş yani" yemeğimiz yediğimiz gibi konağa geldik Hakanlarla vedalaşıp konağa girdik Aselin Aselşn aileisne merhaba diyip yjkarı çıtık. ** ​Akşam Asel’in yeni aldığı konakta dertleştik. Bana Hakan’la yaşadığı o "dağ evi" macerasını, aralarındaki o tuhaf çekimi anlattı. Ben tutku kadınıyım, onların arasındaki o elektriği kilometrelerce öteden hissetmiştim zaten. Biz terasta çayımızı içip dedikodu yaparken, birden duvarda bir karaltı belirdi. Hakan ve Sencer duvardan tırmanıp terasımıza damladılar! Hakan, Asel’in üzerindeki şortlu takımı görünce kıskançlıktan delirdi. Sencer ise o iğneleyici ama meraklı bakışlarını bir an bile üzerimden çekmiyordu. ​Anladım ki bu Mardin tatili sadece Asel’in düğünü için değil, benim hayatımın en büyük macerası için başlıyordu. Bakalım bu "mantık kadını," Mardin’in sert rüzgarlarına ve Sencer’in o sinir bozucu yakışıklılığına ne kadar dayanabilecekti? Sencerin anlatımı Mardin’de hayat, Mezopotamya güneşi gibi ağırdır; ne zaman yakacağı, ne zaman ısıtacağı bellidir ama hep oradadır. Ben Sencer. Bu toprakların kurallarıyla büyüdüm, sadakati ve dostluğu her şeyin önünde tuttum. Hakan benim kardeşimdir; o bir cendereye düşerse ben de onunla yanarım. Ben bir cendere düşsem o benimle düşünmeden yanar . Ben Sencer kiki aşiretin ağasıyım 187 boylarında tabir yerinde ise boylu poslu yalışıklı adamım dış görünüşüm için söyleyecelerim bu kadar 9 kardeşiz 5 erkek 4 kız kardeşim var sadece benim annemden 9 tane çocuğu var babamın şimdilerde yeni karısı var oda 2 çocuğuna hamile ben babamla öyle baba oğul ilişkisi yok ama anama kuma getirdikten sonra hiç saygım kalmadı hemde anam hasta iken bunu yaptı o yüzden babam olmasa çeker vururum o kadar kendinden nefret ettirdi zavalı kadın 9 çocuğu büyütecem diye hasta bile olmuştu ama 9 tane çocuk veren anam hasta olunca ilk yekmeyi kocasından yedi neyse babama olan nefretim baki babamın tersi bir adam olucam diye kendime söz verdim size simdi kardeşlerimi tanıtayım ben ailenin en büyük evladıyım bende sonra gelen kişi Ahmet benim hem sağ kolum hemde benim şırdaşım Ahmetle benim aramda 2 yaş var ben 27 di Ahmet 25 Ahmetin peşine Suna vardı şuan ailede değil Diyarbakılı bir Aşiretle evlendi Sunanın peşi ikiz kardeşimiz Dila ve Demir var 20 li yaşlarda üniversite okuyorlar 18 yaşında Baki ile 16 yaşında Damla liseye gidiyorlar bir ikizimiz daha var 14 yaşında Sefa ve Sena vardı küçüklerimiz Babanın fiğer eşinden Eymen var daha 2 yaşında Babam ne kadar diretsede ben kardeşlerimin arkasındaydım her konuda Suna iksat mezunu çalışmak istemedi evlendi ben Mimar Ahmet makine mühendisi Dila öğretmenlik okurken Demir Uçak mühendisliği okuyordu babamın diretmelerine rağmen hepsi okumuştu Annem naif ama sert mizaçlı bir kadın törelerinede dininede bağlı Evlen diye başımın ettini yiyor ölmeden torun sevmek istiyormuş babama katlanma sebebi bu düşünceymiş ah anam bir bilse gönlüm kime düşecek . Bir kaç gün önce Hakan berdel oldu diye geldi kulağımıza yoğunluğum vardı bir sonraki gün aşiret toplandı kızı gördüm dişli kız Hakan abayı yakmış oda belli Asel hakkımda ilk izlenimim zeka idi ama babsını gördükten sonra Güçlü bir arakası var babası mehmet bey silah ticaretini elşnde tuttan bir adam tanımadan ben tehlikeliiym dşye bağırıyor resmen adamı tüm aşiretler görünce bir geri adım attılar zaten aşiret değin şeyde çıkarlar ön plandaydı eve geldikten sonra annem bana dönüp " Hakanın oğlumun karısını pek beyendim doğrusu hakikatlı kız keşke örtülü olsaydı ama Hazal bu kadar güçlü kızı pek barındırmaz yanında kıskançtır çok" " Ooo Halime sultan herşeyi yine ön gördün demek Hazal yenge kız geldiğinden beri uğraşıyormuş onla kuma iması bile yapmış ama Asel biraz sert kaya çok fena benzetmiş Hazal yengeyi" " Hazal hırslı kötü bir kadın durmaz kız ne işle meşgulmüş kız kardeşi varmı acep" "Yine başladın mı kız bakmaya be ana uçan kuşa görücü gidecen dur allah aşkına " " Çok konuşma kızın güzelliği maşallah ne olmuş kardeşinide sana alsak" " Yok ana kardeşi yok yarın arkadaşı gelecekmiş ona bir alıcı gözle bakayım he ana ne dersin " Ahmet hemen atladı " Sen beğenmezsen ben bir şansımı deneyim he ağam " " Kes zevzekliği lan git projelere bak işle ilgilen " Sabah hakanın zoru ile geldim yanlarına Asel yenge bozuk atıyormuş bizim mal hala eski sevgilisinin tesbihini kullanmış Asel farketmiş sıçmış ağzına ​Hakan’la birlikte Asel yengemizin arabasına yaklaştık Aselle Hakan Bir ara hararetli bir konuşma geçiyordu , sesimiz yükseldi. Tam o sırada sırtımda bir ağırlık hissettim. Öyle bir yapıştı ki, sanki bir leopar avını boğazlamaya çalışıyor! Küçük ama demir gibi yumruklar sırtıma inerken bir yandan da saydırıyordu. Tek hamlede onu sırtımdan indirip karşıma diktiğimde ise hayatım boyunca gördüğüm en cesur ve en "tehlikeli" kadını gördüm. ​Üzerinde Mardin’in tozuna toprağına hiç uymayan bir kıyafet, kehribar gözlerinde şimşekler çakan bir kadın... Asel yengenin arkadaşı Esra’ymış. "Panter" dedim ona o an; çünkü tırnaklarını geçirmeye ne kadar hazırsa, o kadar da vahşi bir güzelliği vardı. Havaalanındaki o ilk karşılaşmadan sonra, bu kızın sadece dış görünüşüyle değil, diliyle de bela olduğunu anladım. Kahvaltıda bana "çıtkırıldım" dedi ya... Mardin’de bana kimse sesini yükseltemezken, bu İzmirli "doktor hanım" beni mağara adamı ilan etti. Ama dürüst olayım; o sürekli konuşurken, o kehribar gözleri her parladığında kendimi onu izlemekten alıkoyamadım. Dik başlıydı, özgürdü ve belli ki kontrol edilmekten nefret ediyordu. Benim gibi bir adam için tam bir sınavdı. ​Akşam, Hakan’ın içi rahat etmeyince yine kendimizi Asel’in konağının duvarında bulduk. Eski alışkanlıklar işte; kapıdan girmek yerine duvardan tırmandık. Terasa çıktığımızda manzara beklediğimden de sarsıcıydı. Esra, duştan yeni çıkmış haliyle ve o cesur kıyafetleriyle oradaydı. Göz göze geldiğimizde o "mantık kadını" maskesinin altında bir anlık şaşkınlık yakaladım. ​Hakan, Asel’i kıskanıp üzerine titrerken, ben sadece Esra’nın o umursamaz tavırlarını izledim. Bu kadın, buraların tozunu dumanına katacak, orası belliydi. İçimden bir ses, bu "panterin" Mardin’in sokaklarında sadece tarihi binaları değil, benim yıllardır ördüğüm o soğuk duvarları da yıkıp geçeceğini söylüyordu. ​Geleneklerim bana "uzak dur" diyordu ama içimdeki o tanımlayamadığım tutku, ilk kez mantığımın önüne geçmeye başlamıştı. Bakalım, İzmir’in özgür ruhu mu kazanacaktı, yoksa Mardin’in sessiz ve derinden gelen fırtınası mı?​Konağın duvarından inip arabaya geçtiğimizde Hakan hâlâ Asel’in o şortlu takımı üzerine söylenip duruyordu. Ben ise sessizdim. Kafamın içinde sadece o kehribar gözler ve "mağara adamı" diyen o ince, alaycı ses dönüp duruyordu. ​Hakan direksiyonu sıkarken yan gözle bana baktı. "Sende bir haller var Sencer. Duvarın tepesinde donup kaldın. Esra’yı mı dikizliyordun lan yoksa?" ​Derin bir nefes verip sigaramı ateşledim. "Dikizlemek değil Hakan, anlamaya çalışıyorum. Bu neyin özgüveni, bu neyin cesareti? Mardin’in göbeğinde, elin adamının sırtına atlıyor, sonra da karşısına geçip 'çıtkırıldım' diyor. Panter dedik ama bu bildiğin bela." ​Hakan güldü. "Bela ki ne bela... Ama yakıştı sanki yanına. Sen seversin zor işleri. Ama dikkat et, o kız senin bildiğin Mardin kızlarına benzemez. Gem vuramazsın, kafesine koyamazsın." ​"Benim kimseyi kafese koymaya niyetim yok," dedim dumanı dışarı savururken. "Ama o kehribar gözlerini üzerime dikip bana meydan okuduğunda, içimde bir yerlerde bir şeyler yerinden oynadı. Öyle bir kadın ki... Hem nefret ettiriyor hem de kendine baktırıyor Kimin Mağarası Daha Güzel?" ​Ertesi sabah, Asel ve Hakan düğün hazırlıkları için erkenden çıkınca, Esra’yı gezdirme görevi "mağara adamı" olarak bana kaldı. Konağın kapısında onu beklerken yine o cesur tarzıyla çıktı karşıma; uçuş uçuş bir elbise, güneş gözlükleri ve o bitmek bilmeyen enerjisi... ​"Günaydın Sencer Bey. Bugün hangi mağaraları gezeceğiz?" diye iğneledi hemen. ​"Mardin’in her taşı bir hikâyedir Esra Hanım. Tabii anlayana..." dedim ve önden yürümeye başladım. ​Eski Mardin’in o dar, labirent gibi sokaklarına girdiğimizde Esra bir çocuk gibi heyecanlıydı. Sürekli fotoğraf çekiyor, mimari detaylara bakarken adeta büyüleniyordu. Bir ara bir taşın üzerindeki motifleri incelerken dengesini kaybetti, kolundan yakaladığım gibi göğsüme çarptı. ​Nefesi boynuma değerken bir an durduk. O "mantık kadını" bir anlığına gitmiş, yerine savunmasız bir kadın gelmişti. ​"Bırakabilirsin, iyiyim," dedi ama gözleri öyle demiyordu. ​"Düşmeyesin diye tutuyorum. Buraların taşları serttir, İzmir’in kordonuna benzemez," dedim sesimi kasten alçaltarak. ​"Sen de buraların taşları gibisin Sencer. Sert, soğuk ve inatçı. Ama sanki biraz kazısak altından başka bir şey çıkacak gibi." ​Gülümsedim. "Ne çıkmasını bekliyorsun? Tutku mu?" ​Duraksadı. O meşhur "mantık kadını" zırhını hemen kuşanıp gözlüklerini düzeltti. "Ben sadece vücudun verdiği tepkilere inanırım demiştim ya... Şu an nabzın biraz hızlandı sanki. Panterden korkuyor musun yoksa?" ​Kulağına doğru eğildim, kokusu başımı döndürürken fısıldadım: "Korkmuyorum Esra. Ben sadece vahşi hayvanların nasıl evcilleştirileceğini iyi biliyorum." ​Yüzündeki o şaşkın ama etkilenmiş ifadeyi arkamda bırakıp yürümeye devam ettim. Arkamdan "Sen kimi evcilleştiriyorsun be!" diye bağırsa da, o günün sonunun nereye varacağını ikimiz de çok iyi biliyorduk.​Sencer önden mağrur bir edayla yürürken, Esra arkasından dişlerini sıkarak bakıyordu. “Evcilleştirmek ha? Sen gör bak kim kimi parmağında oynatıyor Sencer Efendi,” diye geçirdi içinden. ​Mardin’in kalabalık bir çarşısına geldiklerinde Esra aniden durdu ve acıyla bir çığlık attı. Sencer, refleksle arkasına döndü, yüzünde gerçek bir endişe vardı. “Esra! Ne oldu? Burktun mu ayağını?” ​Esra, elini kalbine götürmüş, nefes nefese bir dükkanın gölgesine yaslanmıştı. Sencer koşturup yanına geldi, o güçlü elleriyle Esra’nın omuzlarından tuttu. “Konuşsana kızım, neyin var?” ​Esra, kehribar gözlerini baygınca süzerek Sencer’in gözlerinin içine baktı. Sencer iyice yaklaştı, yüzleri arasında sadece birkaç santim kalmıştı. Esra birden elini Sencer’in boynuna, tam şah damarının üzerine koydu. Sencer donup kalmıştı. ​Esra, o meşhur alaycı gülümsemesini takındı: “Nabız kontrolü Sencer... Az önce ‘evcilleştirme’ falan diyordun ama şu an kalbin göğsünden fırlayacak gibi çarpıyor. Bir doktor olarak söylüyorum; bu çarpıntı korkudan değil. Bence sen bu pantere karşı pek de bağışıklık kazanamamışsın.” ​Sencer, oyuna geldiğini anladığında geri çekilmedi. Aksine, Esra’nın belini kavrayıp onu duvara daha çok yasladı. Sesi bir fısıltıdan ibaretti: “Doktor hanım, teşhisi koydun da... Tedavisini biliyor musun?” ​Esra ilk kez cevap veremedi. Mantığı "kaç" dese de, bedeni o "tutku" dediği şeye teslim olmak üzereydi. Sencer tam o an geri çekildi, göz kırptı ve “Düğünde görüşürüz panter,” diyerek onu çarşının ortasında bıraktı.​Mardin gecesi, davul zurna sesleri ve binlerce yıllık taş konakların ışıklarıyla şenlenmişti. Asel ve Hakan’ın düğünü, herkes için bir son değil, bir başlangıç gibiydi. ​Esra, bu gece için özel hazırlanmıştı. Sırt dekolteli, kehribar gözlerini ortaya çıkaran zümrüt yeşili saten bir elbise giymişti. Saçlarını serbest bırakmış, boynuna annesinin antika kolyelerinden birini takmıştı. ​Terasın karanlık bir köşesinde, Mezopotamya ovasına bakarken arkasında o tanıdık kokuyu hissetti: Odunsu, sert ve erkeksi. ​“Mardin’in havası yaramış sana Esra. Ama bu elbise... Buralar için biraz ‘fazla’ tehlikeli,” dedi Sencer. ​Esra arkasını dönmedi. “Tehlikeyi sevdiğini sanıyordum Sencer. Yoksa geri mi adım atıyorsun?” ​Sencer, Esra’nın yanına gelip korkuluğa yaslandı. İkisi de bir süre sessizce ovayı izlediler. Aşağıdan gelen zılgıt sesleri, kalplerinin ritmiyle karışıyordu. Sencer yavaşça elini uzatıp Esra’nın açıkta kalan sırtına, kürek kemiklerinin arasına dokundu. Esra’nın vücudundan bir elektrik akımı geçti. ​“Ben hayatımda hiç geri adım atmadım,” dedi Sencer sesi titreyerek. “Hele ki karşımdaki uçuruma bu kadar yakınken.” ​Esra ona döndü, gözleri karanlıkta bile parlıyordu. “Mantık kadınıyım dedim Sencer... Ama şu an vücudumun verdiği tepkiyi kontrol edemiyorum.” ​Sencer daha fazla dayanamadı. Elini Esra’nın ensesine koyup onu kendine çekti ve Mardin’in o bin yıllık sessizliğini bozan, sert ama bir o kadar da susanmış bir öpücükle mühürledi bu geceyi. Asel’in berdel hikayesi bir zorunluluktu belki ama Esra ve Sencer’in hikayesi, Mardin’in gördüğü en büyük tutku yangını olmaya adaydı Esra’yla öpüşürken telefonum acı acı çaldı. Arayan kardeşi Ahmet’ti: " Abi anam... Anam yine kötüleşti, nefesi kesiliyor!"Esra " Ne oldu der gibi baktı suratına annem kötüleşmiş kim bilir ne oldu evde " "hemen konağa gidelim bir bakalım " " Sen anlarmısım ki " " Cerahım ben daha dal seçmedim ama analarım merak etme " arabayı öyle bir sürdü ki, Mardin’in dar sokaklarında lastik sesleri yankılandı. Büyük, işlemeli demir kapı ardına kadar açıldı. Avlu ana baba günüydü; kardeşlerim ağlıyor,Anamın kuması Sedef kenarda timsah göz yaşaları döküyor için için mutlu oluyordu gözleri parlıyordu resmen şimdi şiret kadını boş verip anama odaklamam lazım avluda büyük adjmlarla çıkarken Esra da çantasını kapıp arkamdan koşuyordu Üzerindeki o modern uçuş uçuş elbise ve dağınık saçlarıyla aşiret üyelerinin şaşkın bakışları arasında merdivenleri üçer beşer tırmandı.arkamdan hızır kadında geldi babam bedirhanda annemin yanındaydı sanki çok iyi bir kocaymış gibi Esra içeri girer girmez" Herkes dışarı! Hemen! Pencereyi açın, oksijen lazım!"Kendini bilmez kadın Esraya çıkıştı " Sen kimsin de bizi dışarı atıyorsun? Burası bizim mahremimiz!" Esrayı birde fırat vurulunca böyle görmüştüm Sedefe buz gibi bir sesle " Ben doktor Esra bozkurt eğer 5 dakikada burayı boşaltmazsanız Halime hanımı siz katili siz olursunuz Sencer çıkart şunları" Babam bişe diyecektiki elimle susuturdum " Herkes dışarı içerde sadece Esra kalacak" Esra hemen çantasından stetoskopunu ve acil durum kitini çıkardı. Halime Sultan'ın göğsünü dinlerken yüzü ciddileşti. ​"Akciğer ödemi başlangıcı gibi duruyor, kalp de yorulmuş. Sencer, annenin başını yükselt, yastıkları koy. Korkma, ben buradayım." ​Esra damar yolunu açarken ilk kez kendimi bu kadar çaresiz hissettim Koca aşireti parmağında oynatan ben, Esra’nın o incecik ellerinin maharetini izlerken adeta büyülenmiştim Hakan Aseli anlatığında abartıyor diyordum ama şimdi gördüğüm şey beni büyülemişti sanki. Esra gerekli ilaçları yaptıktan sonra Halime Sultan’ın elini tutup nabzını saymaya başladı. ​"Şşşt... Halime Hanım, benim, Esra. Derin bir nefes almaya çalış, geçti... Hepsi geçti." ​On beş dakika sonra annemin ’ın rengi yerine gelmeye, nefesi düzene girmeye başladı. Gözlerini hafifçe aralayıp karşısında o "Esrayı" görünce hafifçe gülümsedi. Esra son konturolleri yapıp annemin yanından çıktı bana dönüp " Hakan annenin Akciğer ödemi olduğunu biliyormusunuz evdeki kimler bundan haberdar?" " Aşağı yukarı herkes " " Peki doktorunuz size söylemedimi bu gibi hastaların odasında tütsü gibi birşey yakılmaz diye nasıl böyle birşey izin verirsiniz az daha geç kalınsaydı kadın ölürdü ayrıca bu tip hastalar aşırı kokulara maruz kalmamalı odası hava almalı odası saf su ile temizlenmeli herhangi bir kimyasal oda temizliğinde kullanılmamalı hemen tıkanır annen ayrıca en kısa süre ciğerindeki su alınmalı neyi bekliyorsunuz kısa süre Asellerin Hastaneye getir Asel baksın Asel genel cerahi alanında ızmanlığını yapacak " " Sen ne diyorsun Esra kim annemin odasında tütsü yakar yasak olduğunu herkese söyledim bu dediklerini bir bir tembihledim " " O zaman bilerek yapıldı " deyip elime yakılan tütsü odunu verdi "annenin baş ucundaki tütsü kabının içindeydi ve odaya girdiğinde ağır bir koku bizi karşıladı bence bir araştır" Esra böyle söyleyince aklıma kuması olacak kaltaktan başkası gelmiyor ama babamın öyle gözünü boyamışki ikna asla edeme suç üstü lazım bana diye düşünceler kafamdam geçiyor du ki Esra bana seslendi" Bugün annenin yanında kalayım ama sabah beni Hakan eniştenin konağına bırakırsın Aselin işk kahvaltısında yanlız bırakmak istemiyorum " " Tamam Hallederim" " Şimdi bana giyebileceğim rahat birşeyler getir ben annenin yanındayım" Kafamı salayıp yukarı doğru çıkarken babam kolumu yakaladı " Kim o kız ne diye konağa getirdim Sedef beğenmemiş gönder kızı çokta açık giyinmiş kardeşlerin var kolu komşu laf eder" " Esra doktor baba karın kendi işine baksın benim getirdiğim doktor beni ilgilendirir hem ananın doktoru var o baksın" "Gerek yok Esra anamın yanında kalacak sende o şeytan karında anamın odasından uzak durun ben bu evdekş herkese demedim mi anamın odasında tütsü ağır kokular falan olmayacak diye " Babamın avucuna tütsü odunu koydum " Ama. bulucam yakanı bendne bu tütsü gibi yakıcam çırasını şimdi oyalama beni" Gidip odamdan en rahat ettiğim, yumuşak dokulu siyah bir eşofman altı ve hiç giymediğim, ona bol geleceğini bildiğim beyaz bir tişörtümü aldım. Kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdiğimde, Esra pencerenin kenarında durmuş, ovaya bakıyordu. Zümrüt yeşili elbisesi ay ışığında parlıyordu ama yorgunluğu omuzlarından belli oluyordu. ​"Esra... Şunları getirdim. Rahat edersin," dedim sesimi alçaltarak. Annem derin bir uykudaydı, göğsü artık o korkunç hırıltı olmadan inip kalkıyordu. ​Bana döndü, gözlerindeki o alaycı parıltı yerini derin bir minnete bırakmıştı. "Sağ ol Sencer. Annene bakmam lazım, ateşi çıkabilir." ​"Sen neden bu kadar iyisin?" diye sordum birden. Cevabını bildiğim bir soruydu belki ama onun ağzından duymak istiyordum. "İzmir’in kordonunda kahveni içmek varken, neden bu tozlu konakta, tanımadığın bir kadının başında sabahlıyorsun?" ​Bana yaklaştı. Aramızdaki mesafe azaldıkça, o düğündeki öpücüğün yakıcılığı tekrar damarlarımda dolaşmaya başladı. "Ben doktorum Sencer. Ve senin 'mağara adamı' sertliğinin altında, o kadına nasıl baktığını gördüm. Ben sadece hayata inanırım, hormonlara, nabza... Senin nabzın o an korkudan değil, çaresizlikten atıyordu. Dayanamadım." ​Elimi uzatıp yanağına düşen bir saç telini kulağının arkasına ittim. Parmak uçlarım tenine değdiğinde ikimiz de irkildik. "Sana bir can borcum var," dedim fısıltıyla. "Mardin’de can borcu öyle kolay ödenmez." ​"Ödetirsin o zaman," dedi meydan okurcasına. "Ama şimdi dışarı çık, üzerimi değiştireceğim." ​Dışarı çıktım. Kapının önünde, karanlık koridorda sırtımı duvara yasladım. İçeriden gelen hışırtıları dinlerken zihnimdeki tilkiler birbiriyle savaşıyordu. Babamın o tütsü odununa bakarkenki şaşkınlığı, Sedef’in o sinsi gülüşü... Ama en çok da Esra’nın o kehribar gözleri. ​Biraz sonra kapı açıldı. Esra, benim devasa tişörtümün içinde kaybolmuş, saçlarını tepesinde gelişigüzel bir topuz yapmış halde çıktı karşma. O kadar masum ama bir o kadar da kışkırtıcı duruyordu ki... ​"Sencer," dedi ciddiyetle. "O tütsü meselesi... biliyor gibisin ama kanıtın yoksa pekte bir işe yaramıyor bilmen o yüzden kim olduğunu tepkilerine bakıp öğreneceğiz sabah aselin yanına daha geç giderim sabah kim bunu yapmış öğrenelim . ** ​Gülümsedim. "Sen gerçekten belasın Esra Bozkurt. Ama hayatımda gördüğüm en güzel belasın." ​Sabahın ilk ışıklarıyla aşağı indiğimizde, avluda büyük bir sofra kurulmuştu. Babam tesbihini çekerek en baş köşede oturuyordu. Sedef ise sanki gece hiçbir şey olmamış gibi sahte bir neşeyle çayları dağıtıyordu. Esra, yanımda benim tişörtümle, o dik başıyla merdivenlerden indiğinde tüm bakışlar bize döndü. ​Babam kaşlarını çattı. "Bu ne haldir Sencer? Elin kızı senin libasınla mı gezecek konakta?" ​Esra, babamın gözlerinin tam içine baktı, bir adım öne çıktı. "Günaydın Bedirhan Bey. Gece eşyalarım kan ve ilaç oldu, Sencer Bey nezaket gösterdi. Ayrıca 'elin kızı' değil, eşinizin hayatını kurtaran doktorum
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD