izmir yolculuğu

1493 Words
Sencerin anlatımı Sedef, Esra’nın bu dik çıkışıyla iyice gerildi ama yüzündeki sahte maskeyi düşürmemeye çalışarak araya girdi: "Canım doktor hanım, biz minnettarız tabii ama Bedirhan Bey haklı, buralarda usul erkân vardır. Hem o oda... Ben akşam her şeyi kontrol etmiştim, o koku nasıl oldu hiç anlamadım." ​Esra, Sedef’in gözlerinin tam içine bakarak gülümsedi; ama bu gülümseme bir neşter kadar keskindi. "Anlayamamanız normal Sedef Hanım, sonuçta tıbbi bir eğitiminiz yok. Ama merak etmeyin, ben Sencer’le konuştum. O tütsü kabını ve içindeki kalıntıları İstanbul’da bir laboratuvara göndereceğiz. İçinde sadece koku veren bitkiler mi var, yoksa Halime Hanım gibi hastaları bilerek krize sokacak kimyasallar mı, o zaman netleşir." ​Sedef’in elindeki çay bardağı hafifçe titredi, çay tabağına "tık" diye bir sesle çarptı. Babamın gözleri bir anda Sedef’e döndü. O an konaktaki hava buz kesti. Esra bana dönüp göz kırptı; "mağara adamı" dedik ama taktiksel zekada benimle yarışacak bir kadın vardı karşımda. ​"Hadi Sencer," dedi Esra, "Kahvaltımı yaptım sayılır. Şimdi o panteri, ruh ikiziyle buluşturma vakti." ​Hakan’ın konağına doğru yola çıktığımızda Mardin güneşi Mezopotamya’yı altına boyuyordu. Arabada bir süre sessiz kaldık. Sonra Esra dayanamadı, o kışkırtıcı ses tonuyla sordu: "Sence baban o tütsüyü kimin yaktığını anladı mı?" ​"Anladı," dedim direksiyonu sıkarken. "Ama babam gibi adamlar için itibar, gerçeğin önündedir. Sedef’i suçlarsa kendi otoritesini de sarsmış olur. Ama ben babam değilim Esra. O evde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Annemi korudun, beni kurtardın." ​"Ben sadece işimi yaptım Sencer," dedi camdan dışarı bakarak. Ama yanaklarının hafifçe kızardığını görebiliyordum. "Ayrıca, o tişörtü geri alabileceğimi sanma. Çok rahatmış, artık benim." ​Hakan’ın konağına geldiğimizde, avluda Asel’i gördük. Üzerinde bembeyaz bir yerel kıyafetle, sanki yüzyıllardır bu topraklara aitmiş gibi duruyordu ama gözlerindeki o tanıdık "asistan doktor" yorgunluğu ve heyecanı Esra’yı görünce bir anda parladı. Esra arabadan indiği gibi "Asooo!" diye bağırarak Asel’in boynuna atıldı. ​Hakan’la ben kenarda durup onları izledik. Hakan omzuma dokundu. "Görüyorum ki bizim panter, senin mağaranın kapılarını sonuna kadar açmış Sencer. Ne oldu, 'evcilleştireceğim' diyordun?" ​"Evcilleştirmek mi?" dedim Esra’nın Asel’le gülüşürkenki o özgür, ele avuca sığmaz halini izlerken. "Hakan, bu kadın evcilleşmez. Olsa olsa seni kendi dünyasına ortak eder. Ve sanırım ben o dünyaya girmeye çoktan razıyım." ​Gün boyu Hakanla siyah gülü gönderen hakında konuştuk Hakan Aselle iskenderuna gidecekmiş ,Aselin bunu Esraya dediğine emimim .Akşam olduğunda Esra beni terasın kuytu bir köşesine çekti. Mardin ışıkları ayaklarımızın altındaydı.Sencer," dedi ciddiyetle. "İzmir’e dönmem lazım. Yarın uçağım var. Annemle konuşup TUS'tan sonraki planlarımı anlatmalıyım." ​İçimde bir şeylerin koptuğunu hissettim ama belli etmedim. "Gideceksin demek... Panter Mardin’e alışamadın mı?" " benim için bir yere alışmak çok basit sencer helede Asel burdayken benim ömrümün yarısı seyehatle geçti ayrıca mardinide sizide çok sevdim hem biliyormusun burası baya eğlenceli aksiyonlu " böyle bıcır bıcır konuşmasına çok alışmıtım nasıl bırakıcam bu kızı "beraber gidelim arabayla hem benimde o taraflarda işim var " " Saçmalama Sencer böyle bişeye gerek yok sen annenin yanında kal ben Aseller dönmeden gelicem " " Senle alakalı değil kızım hafta sonu gitmem lazımdı iş için ordaki bir ev için hazır sende gidiyorsun beraber gidelim " Esrayı zar zor ikna ettim Annemin odasına bizim çalışan hanife teyze haricinde odaya herkesin girmesini yasakladım iki korumayı kapısana diktim Esra Annemin konturolunu yaparken onu izliyordum Annem uyanmış Esra bıcır bıcır anneme talimat veriyordu " Amine teyze bu ilaçları kullanıcaksın doktorun verdiği ilaçlar bu hastalıkta işe yaramaz bol bol oksijen al camını açık tut ben izmire gidip gelicem kendine iyi bak kızlarla akşam yürüşü yap " Esra odadan çıktı bizi annemle yanlız bıraktı Annem" Sencer bu kızı gelinim olarak görmek istiyorum eğer evlenmeyeceksen kıza yanaşıp adını çıkarma oğlum kız biraz açık ama iyi kız tam bana yaraşır gelin" " Beğendin mi geçtimi senden anam sana açık olucam ben galiba bu kızdan hoşlanmaya başladım şimdi izmirr gidicez beraber" Annem yüzünde kocaman nir gülümseme oldu " De hayde git kızı bekletme benim için yaptıklarınıda duydum pekte memnun kaldım" anamı öpüp çıktım birde ne göreyim kardeşlerimi etrafına toplamış bıcır bıcır onlarla konuşup şakalaşıyor Esra bizim aramızda sanki kırk yıldır bu konağın kızıymış gibi şakalaşırken görünce durup bir süre izledim. O "neşter dilli" doktor gitmiş, yerine mahallenin en sevilen ablası gelmişti. Bizimkiler ağzının içine düşüyor, o ise eli kolu durmadan bir şeyler anlatıyordu.yanına geldiğimde gözlerindeki o ifadeyi ilk kez görüyordum. Gözlerinin içi gülüyor sanki hep yanlızmışta son bulmuş gibi mutlu Ahmet yanıma geldi ​"Bak hele şuna," dedi dirseği ile beni dürterek. "Bizim afacanları bile hizaya sokmuş. Bu kız Mardin’de kalsa, aşiretin yarısını dize getirir, kalan yarısına da zorla vitamin içirir." ​Ahmet in dediğine hafifçe güldüm, ama gözlerim hâlâ Esra’daydı. "Gidiyoruz bırakın bakalım ablanızı" Bizim küçükler dudak bükerek " Esra abla temelli mi gidiyorsun " Demir" Biz abimle evlenirsin diye düşündük yenge" Demirin dedğine Esra kızardı "Evet çocuklar sohbet güzeldi ama yolcuda yolunda gerek İzmir yolu göründü bize." ​Dedi ve kalktı oturduğu yerden arabaya bindik ** Esra’nın Anlatımı ​İzmir yolu… Yanımda Sencer, altımızda asfalta meydan okuyan bir araba ve içimde Mardin’in o tozlu ama büyülü havasından kalan tarif edemediğim bir sızı. Sencer, direksiyonu tutarken o kadar odaklanmış görünüyor ki, bazen gerçekten bir heykel olduğunu düşünüyorum. Ama o akşamki öpücüğün yakıcılığı hala dudaklarımda. Mantık kadınıymışım, peh! Kalbim ritmini şaşırmış bir davul gibi çarparken hangi mantıktan bahsedebilirim? ​"Sencer," dedim, sessizliği bozmak isteyerek. "İzmir’e gelince seni bizimkilerle tanıştırmamı beklemiyorsun herhalde, değil mi? Hemen evlendirmeye kalkar "dedim içimden" Gerçi mardin olunca uzak durmam için yapmadığınıda bırakmazya neyse.." ​Sencer hafifçe gülümsedi. O gülümseme yüzüne yayıldığında, o sert aşiret ağası gidiyor, yerine bambaşka bir adam geliyordu. "Benim acelem yok panter," dedi sesiyle içimi titreterek. "Ama İzmir’in o meşhur elit havasını koklamak için sabırsızlanıyorum. Bakalım senin 'mağaran' neresiymiş." Sencerin anlatımı ​Yol boyu Esra’yı izledim. Bazen uykuya daldı, bazen dışarıyı seyretti. O devasa tişörtümün içinde hala o kadar küçük ama o kadar dev bir yüreği varmış gibi duruyordu ki… Annemi kurtardığı o an, hayatımda ilk kez bir kadına karşı sadece tutku değil, sonsuz bir saygı hissetmiştim. ​İzmir’e girdiğimizde deniz kokusu bizi karşıladı. Mardin’in nemsiz, kuru sıcağından sonra bu koku bana yabancıydı ama Esra’nın gözlerindeki o parıltıyı görünce her şeyi unuttum. "Geldik," dedi heyecanla. "İşte benim dünyam." ​Onu evine bıraktığımda, kapıda Müjgan Hanım belirdi. Beni gördüğündeki o şaşkın bakışları, ardından Esra’nın üzerindeki benim tişörtümü fark edişi… Sanırım Mardin’deki o tütsü meselesinden daha büyük bir fırtına kopmak üzereydi. Ama bu sefer kaçmayacaktım. Çünkü bu panter, benim dünyamı çoktan değiştirmişti. Esra’nın Anlatımı İzmir tabelasını gördüğümde içimi tuhaf bir huzur kapladı. Deniz kokusu, nemli hava ve özgürlük... Ama yan koltuğumda oturan Sencer, tüm bu manzaraya o kadar aykırıydı ki! Üstünde hala Mardin’in ağırlığı, bakışlarında o bitmek bilmeyen korumacı tavır. Annemin evine yaklaştıkça nabzım hızlanmaya başladı. Hayır, heyecandan değil; Müjgan Sultan’ın Sencer’i gördüğünde vereceği tepkiyi, asıl o "hormonal tepkimeyi" düşünmekten! ​"Sencer," dedim, evimizin sokağına girerken. "Bak, annem biraz... nasıl desem, 'fazla' titizdir. Ve senin üzerindeki o Mardin havası onu biraz sarsabilir. Lütfen hemen silahını ya da aşiret kurallarını masaya koyma." ​Sencer hafifçe gülümsedi, o meşhur tek gamzesi belirdi. "Korkma panter, biz de biliyoruz nerede nasıl duracağımızı. Ama senin bu üzerindeki benim tişörtümle annenin karşısına çıkman... Bence asıl fırtına orada kopacak." Sencer’in Anlatımı İzmir denilen yer, Esra’nın ruhu gibiymiş; hırçın, aydınlık ve kuralsız. Arabadan indiğimde ciğerlerime dolan iyot kokusu, Mezopotamya’nın tozuna hiç benzemiyordu. Esra’nın "evim" dediği o beyaz boyalı, çiçekli balkonu olan eve baktım. Bizim taş konakların yanında ne kadar narin duruyordu. ​Kapı açıldı. Karşımızda, Esra’nın bahsettiği o "Ana Kraliçe" Müjgan Hanım duruyordu. Bizi süzmesi sadece üç saniye sürdü. Gözleri Esra’nın üzerindeki bana ait, dizlerine kadar gelen siyah tişörte takıldığında yüzündeki o dehşet ifadesini hayatım boyunca unutmayacaktım. ​"Esra?" dedi Müjgan Hanım, sesi bir cam kırığı kadar keskindi. "Bu üzerindeki... ve yanındaki bu beyefendi kim?" ​Esra, o her zamanki dik başıyla annesine yaklaştı. "Anne, bu Sencer.Müjgan Bozkurt." ​Eğilip Müjgan Hanım’ın elini öpmek için hareketlendiğimde, kadın bir adım geri kaçtı. İzmirli elitizmi, Mardin usulü saygıyla ilk çarpışmasını yaşıyordu. "Hoş geldiniz Sencer Bey," dedi Müjgan Hanım, "Ama Esra, derhal o... üzerindeki çaputu çıkarıp odana git!" Esranın anlatımı Akşam yemeği,zamanı geldiğinde annemin şık yemek odasında tam bir strateji savaşına dönüştü. Masanın bir ucunda babam ile, Sencer’in mimarlık projelerini ve Mardin’in restorasyon çalışmalarını büyük bir ilgiyle dinliyor; diğer ucunda annem, Sencer’in tabağına koyduğu enginarı nasıl yediğini bir laboratuvar deneyi gibi izliyordu. ​Sencer, ona "mağara adamı" dememe inat, son derece incelikte davranıyordu Ben mi bu sessiz gerginlikten sıkılmıştım ve bombayı patlatım ​"Anne," dedim çatalımı bırakarak. "Ben kararımı verdim. TUS’tan sonra uzmanlığımı alıp Mardin’de, Asel’le beraber bir Hastanede devam edicem." ​Annem elindeki kadeh masaya sertçe indirdi.Gözleriyle beni hançerliyor gibi "Mardin mi? Esra, sen buradaki o muazzam hastaneleri, senin için hazırladığım çevreyi bırakıp dağ başında mı doktorluk yapacaksın?" ​Sencer araya girdi, sesi sakindi ama odadaki herkesi susturacak bir ağırlığı vardı: "Müjgan Hanım, Esra’nın nerede olduğu değil, kim olduğu önemli. O, okyanusta da olsa okyanusu iyileştirir, çölde de olsa çölü yeşertir. Mardin’in ona ihtiyacı var, ama anladığım kadıyla onun da Mardin’in o 'sert' havasına ihtiyacı var."duyduklarımla kalp ritmim hızlandı masanın altından Sencer’in elini tuttum. O an, İzmir’in rüzgarı ile Mardin’in fırtınası ilk kez aynı yöne esmeye başlamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD