Sencerin anlatımı
Sabah sabah sinir küpüne çevirmişlerdi beni. Hakan denilen o ite bak hele; karşıma geçmiş, "Baldızımla ilgilenme," diyor. Resmen belasını arıyor. Hakan, Aselleri bırakmaya gider gitmez o hınçla soluğu şirkette aldım. Kardeş dedik, bağrımıza bastık; yaptığına bak! Çok geçmeden Hakan içeri girdi. Pişkin bir tavırla, "Ooo, hayırdır kardeşim? Sabah evi şaşırdın, şimdi de şirketi mi?" diyerek sırıttı.
Dayanamadım, gırtlağına çökecek gibi üzerine yürüdüm. "Ulan ne hain çıktın sen! Ne yapsaydım yani? Poyraz’la kızı aynı evde mi bıraksaydım? Deli mi s*kti beni!"
Hakan istifini bozmadan koltuğuna yayıldı. "Ulan ne olacak sanki? Esra ile aranda bir şey mi var? Yoksa vardı da bizim mi haberimiz yok?"
"Var ya da yok! İleride olmayacağının da garantisi yok, olabilir!"
Hakan bu kez sertleşti: "Olduğunda konuş o zaman amına koyayım! Ne diye şimdiden ne s*kime konuşuyorsun? Kızın adı senin yüzünden çıkarsa sıkarım topuklarına!"
Bir an duraksadım. Sesimdeki öfke, yerini çaresiz bir itirafa bıraktı. "Lan, olma yolundayız işte ama İstanbul’da biraz batırdım. Ne yaparsam yapayım kanmıyor. Özür diledim, peşinde dolanıyorum ama nafile. Hem bu saate kadar mesajımı görmemesi de garip, baksana şuna," deyip telefonu burnuna dayadım.
Hakan birden kahkahayı patlattı. "Oğlum, resmen siktiri yemişsin! Kız seni engellemiş lan. Ne yaptın da engelledi seni?"
Olanı biteni, tüm o fiyaskoyu anlattım. Hakan’ın suratı ciddileşti. "Kolay gelsin, sıçmışsın. Ben biraz Esra’yı tanıdıysam, sana bir daha günahını bile vermez."
"Lan kardeş misin kalleş mi belli değil! Yardım edeceğine köstek oluyorsun."
Hakan, "Tamam lan, bakarız bir çaresine," diyerek beni savuşturdu. "Şimdi geç kenara da işime bakayım. Öğlen karımla baldızı yemeğe çıkaracağım, sen de gelirsin, arayı düzeltmeye çalışırsın."
Hakan böyle deyince yüzümde ister istemez bir gülümseme belirdi. Ama huzurum uzun sürmedi. Yarım saat geçmeden annemin kapısındaki koruma aradı. Yüreğim ağzımda açtım telefonu: "Alo! Bir şey mi oldu anneme?"
Hattın ucunda Esra’nın o bıcır bıcır sesini duyunca derin bir nefes aldım. Ancak söyledikleri, nevrimi yerinden oynatmaya yetti. O yılan Sedef, babama boynuz takıyormuş; yetmiyormuş gibi bir de annemi öldürmeye çalışıyormuş! Esra, "Sana kamera kayıtlarını gönderene kadar sakın bir şey yapma, suçu bana atar," dedi ve yüzüme kapattı.
Suratıma telefon kapatmak ha? Bu kız benim sonum olacaktı. Sırf ben delireyim diye yapıyordu bunu. "Ben bilirim sana yapacağımı," diyerek hışımla odadan çıktım. Hakan arkamdan seslendi ama duymadım bile. Arabaya biner binmez ona kısa bir mesaj attım: "Saat 12:00’de hastanenin önünde görüşürüz."
Önce bir telefoncuya sürüp yeni bir hat aldım, ardından konağa geçtim. İçeri girdiğimde Sedef’i, babamın omuzlarını sıvazlarken gördüm. Kim bilir yine ne yalanlar yumurtluyordu. Gözlerimi ona dikip kükredim: "Suyun ısınıyor Sedef! O karnındakine de Eymen’e de DNA testi yaptıracağım!"
Sedef hemen savunmaya geçti, timsah gözyaşlarıyla babama sığındı: "Bak gördün mü ağam? Ben demedim mi o kız Sencer’i doldurmuş, namusuma bile laf eder olmuş!"
"Ne diyeceğimi nereden bildin de o kızın namusuna laf ettiğini söylüyorsun?" diye sordum, üzerine yürüyerek. Sedef kem küm etti: "Şey... Sen DNA testi deyince ben de..."
"Sus! Konuştukça batıyorsun. Ben sana annemin kaldığı hastaneye adım dahi atmayacaksın demedim mi?"
Babam araya girdi: "Ben dedim, gidip bir ihtiyacı var mı sorsun diye."
"Baba! Bu kadın iki kere anamı öldürmeye çalıştı ve sen onu hâlâ o hastaneye mi gönderiyorsun? Annemden bu kadar mı bıktın? Yazık!"
Biz avluda birbirimize girmişken Baki ile Damla geldi. Bize selam bile vermeden annemin odasına daldılar. Peşlerinden gittim. "Ne yapıyorsunuz siz?"
Baki, eşyaları toplarken cevap verdi: "Esra abla dedi ki; 'Anneniz taburcu olabilir ama o eve gidemez.' Nesi var nesi yoksa toplayıp onun evine götürüyormuşuz. 'İsterseniz siz de gelin,' dedi. Vallahi abi, bu gudubet kadının pis bakışlarını çekeceğime, gider çıtır gibi Esra doktorun yanında kalırım."
Baki’nin ensesine bir tane patlattım. "Abla diyeceksin lan! Esra ile yaşıt mısın sen? Bekleyin burada, kıpırdamayın. Esra ile konuşup geleceğim."
Bak sen bizim kıza! Annemi doldurmuş, babama savaş ilan ettirmiş. numarasını çevirdim, "Bekle, geliyorum," dedim ve aynı onun yaptığı gibi telefonu suratına kapattım.
Hastaneye vardığımda gördüğüm manzara kanımı beynime sıçrattı. Hakan’ın düğününde biten o dallama doktor, Hakan’la tartışıyordu. Esra ve Asel’in üstü başı kan içindeydi. O şerefsiz, Fatih Asel’i suçluyordu. Boğazına yapışmak için hamle yapmıştım ki Hakan’ın gür sesi koridorda yankılandı. Asel araya girip, "Sakin olun, 4K kameralarla her şey kayıt altında. Kim hata yapmış, kim bilerek damar kesmiş göreceğiz," dedi.
Esra, Fatih denilen o piçe dönüp, "Kendi ayağına sıktın," diye fısıldadı. Hakan, başhekimi ve hukuk bürosunu yanına alıp giderken Esra acil servise yöneldi. Arkasından seslendim: "Dur bakalım Esra Hanım! Seninle konuşacaklarımız var."
Aramızdaki mesafeyi kapatıp onu koridorun en kuytu köşesine çektim.
"Esra, ne söyleyeceksen çabuk söyle, işim var!" dedi tersleyerek.
"Birincisi; suratıma bir daha telefon kapatma! İkincisi; yeni numaramı kaydet ve sosyal medyadaki engeli kaldır. Üçüncüsü ve en önemlisi; annem sana taşınıyormuş, ben bunu neden çocuklardan öğreniyorum? Annemin oraya taşınması, babama resmen savaş açmak demek!"
Esra alaycı bir tavırla gülümsedi. "Ayy, sanki babanın umurunda kadının hali! İki haftadır hastanede, yanına o yılan kadını gönderiyor. Babanın iyi bir derse ihtiyacı var. Ayrıca neden savaş olsun ki? O çıtır karısı ve boynuzlarıyla yaşayıp giderler. Amine Teyze hak ettiği hayatı yaşamalı. Kadın daha kırk beş yaşında ama yetmişlik gibi duruyor, yazık değil mi? O yılan sürekli kadını öldürmeye çalışırken o eve asla gidemez. Hem annen de kabul etti. Benimle yaşarsa senin de bir bahanen olmaz, nasıl fikir?"
"O kadını göndereceğim zaten, o zamana kadar kalır," diye direttim.
"Hayır! Baban it gibi pişman olana, kadar Amine Teyze onu affedene kadar o konağa dönmeyecek. Şimdi ağalık yapacaksan anneni taburcu ettim onu ve eşyalarını eve bırak, hadi!"
Bu kızın atarına bayılıyordum ama belli etmedim. "Tamam, gelsin anam... Ama o kadın gitti mi eve dönecek!"
"Ona annen karar verecek Sencer. Belki babanı boşar da kendi hayatına bakar."
Düşüncelere bak! "He, boşansın da meydan o yılana mı kalsın?"
"Ay kalsın! Baban her istediğini yapacak, annen de sineye mi çekecek? Annenin başına gelen benim başıma gelse, ben de kocamın üstüne kuma getirirdim. Bak bakalım nasıl oluyormuş!"
"Esraaa! Ne dediğinin farkında mısın sen? Ne başka erkeği!"
Başka bir adamdan bahsetmesi bile damarlarımdaki kanı dondurmaya yetmişti. Esra, "Ne dedim be? Ne bağırıyorsun? Misal verdim. Benim üstüme kuma gelme olasılığı sıfır, ben o kadın geldiği an terk ederim. Seni de..." diye mırıldandı son kısmını.
Duyduğumu belli etmeden sırıttım. "Öyle bir şey yaparsam, çek vur beni."
"Ne alaka be! Neyse ne, git annenin eşyalarını topla, evime getir. Oyalama beni, işim var. Kamera kayıtları korumada, yedeği de bende; gidip ondan alabilirsin."
Esranın anlatımı
Sencer’i o kuytu köşede öylece bırakıp acile doğru yürürken, arkamdan hâlâ o meşhur "ağa" bakışlarını fırlattığını hissedebiliyordum. "Çek vur beni"imiş... Bak sen! Adamdaki özgüven değil, resmen genetik bir arıza. Ama dürüst olmak gerekirse, o son cümlesini söylerken gözlerinde çakan o tuhaf parıltı, bir an için tansiyonumu hastanedeki tüm hastalardan daha fazla yükseltmişti.
Hemen kendimi toparladım. Şimdi aşk meşk sırası değil, Amine Teyze’yi o cehennemden çekip alma sırasıydı.
Acil servisin o keskin dezenfektan kokusu genzimi yakarken, kanlı önlüğümü hızla üzerimden çıkardım. Asel, bankoda oturmuş, elleri hâlâ titreyerek kahvesini yudumluyordu. Yanına gidip elimi omzuna koydum.sen olması gerekeni yaptın eğer alıp elimden dikmeseydin damarı ölücekti gececik kız Fatih tam bir piskopat hala yaptığı şeye inanamıyorum gececik kızın hayatı ile oynadı sana iftira atmak için ... o pislik burdan kuyruğunu sıkıştırarak gidecek sen merak etme
hadi geçelim baş hekimin odasına " dedim ve Aselle sıkıca sarıldım Hekim odasına giderken kıskanç bakışlar bizi süzüyordu Pelin dene kız " Gelir gelmez kaos çıktı resmen " dedi
Pelin’in o zehirli sesi koridorda yankılanınca adımlarım olduğu yerde çakılı kaldı. Asel’in omuzlarının iyice çöktüğünü hissettiğim an, içimdeki o sakin doktor gitti, yerine çocukluğu sokaklarda geçmiş hırçın Esra geldi. Yavaşça arkama döndüm; Pelin, yanında bir iki hemşireyle birlikte ellerini kavuşturmuş, zafer kazanmış bir edayla bize bakıyordu.
"Kaos mu?" dedim, sesimdeki buz gibi ton koridorun sıcaklığını birkaç derece düşürürken. "Pelin, sen 'kaos' ile 'ihmali fark edip can kurtarmak' arasındaki farkı tıp fakültesinde değil de magazin dergilerinde mi öğrendin? Bir asistanın, bir cerrahın hatasını temizlemesi kaos değil, adalettir. Tabii senin lügatinde 'hata örtbas etmek' başarı sayıldığı için bunu anlamanı beklemiyorum."
Pelin’in suratı anında pancar gibi kızarırken, yanındakiler bakışlarını kaçırmaya başladı. "Ben sadece... Hastanenin huzuru kaçtı demek istedim," diye geveledi.
"Huzur istiyorsan yoga salonuna gideceksin Pelin, burası ameliyathane koridoru. Burada huzur değil, hayat kurtarılır," deyip Asel’i kolundan tuttuğum gibi başhekimin odasına yönlendirdim. Arkamızdan gelen fısıltılar umurumda bile değildi.İçimdeki hırçın Esra
" Asel normalde bu cevabı senin vermen lazım nerde bizim o hırçın karadenizli kızımız " " Aman Esra afkursunlar havlayan köpek ısırmaz ancak konuşur şimdi Hakanı düşünmem lazım barut gibi o pisliğe vurup başına bela açıcak diye korkuyorum daha buradayım haklarım nasılsa dedim ama sen benim yerime halettin " " oh be kendindeymişsin korktum dedim kız şoka mı girdi" dedim ve huş bir kahkaha attım
Baş hekim odasından
İçeri girdiğimizde hava kurşun gibi ağırdı. Hakan, masanın önünde ayakta durmuş, o meşhur "fırtına öncesi sessizliği" ile başhekime bakıyordu. Fatih ise köşede, sanki biraz önce bir hastanın hayatıyla kumar oynamamış gibi pişkin bir tavırla savunma yapıyordu:
"Sayın Başhekim, asistanın yetki alanını aşması kabul edilemez. Müdahale etmeseydi durum kontrol altındaydı."
Hakan bir adım öne çıktı, sesi o kadar derinden ve toktu ki odadaki camlar titredi:
"Kontrol mü? Damarı kesik, nabzı düşen bir kızı masada bırakıp gitmek mi senin kontrolün, Fatih? Eğer Asel o dikişi atmasaydı, o kız şimdi morgdaydı!"
Başhekim, önüne koyduğumuz 4K kamera kayıtlarına bakarken yüzü kireç gibi oldu. Görüntüler yalan söylemezdi; Fatih’in o panik anı, kasıtlı müdahalesi ve ardından suçu Asel’e yıkmaya çalışması saniye saniye oradaydı.Hakanın heyetle birlikte orda olması büyük bir hamleydi resmen Fatihi meslekten ihraç ettirdi ama Fatihin bakışı bakış değil babası nufuslu biri paçayı sıyırır ama şuanlık kurtulduk
**
Hastaneden çıktığımızda hava kararmaya yüz tutmuştu. Sencer, dediğim gibi Amine Teyze’nin eşyalarını benim eve bırakmış, kapıda nöbet tutan askerler gibi dikiliyordu. Beni görünce o meşhur kaşlarını çattı.
"Geldi sultanın," dedi, başıyla içeride dinlenen annesini işaret ederek. "Esra, bak tekrar söylüyorum; bu sadece geçici bir durum. O kadın gittiği an annem konağa döner."
Elimi belime koyup ona doğru bir adım attım. "Sencer, sen hala anlamıyorsun değil mi? Mesele sadece Sedef değil. Mesele, babanın anneni bir eş olarak değil, konağın bir parçası olarak görmesi. Annene sordun mu hiç? Belki de ilk defa o konak dışında nefes alıyordur."
Sencer bir şey diyecek oldu, sustu. Bakışları yumuşadı, elimi tutmak için hamle yaptı ama ben hızla geri çekildim. "Önce o engeli kaldırt sonra bakarız," diyerek sırıttım ve kapıyı yüzüne kapattım.
İçeride Amine Teyze, benim küçük ama huzurlu salonumda oturmuş, camdan dışarıyı izliyordu. Yanına gidip elini tuttum. "Korkma teyze," dedim, "Burada sadece sen ve huzur var."
Amine Teyze gözlerime bakıp acı bir tebessümle mırıldandı:
"Esra kızım... Ben kırk yıldır o konakta ölümü bekliyormuşum da haberim yokmuş. Senin sayende ilk kez yaşadığımı hissediyorum."
**
" Dur kız ne ölmesi daha kocan olacak adamın emdiği sütü burnundan getirecez.