MÜJGAN’IN ANLATIMI İzmir’deki malikânenin o her zaman buz gibi olan sessizliği, televizyondan yükselen alkış sesleriyle paramparça oluyordu. Elimdeki kristal kadeh parmaklarımın arasında öyle bir şiddetle titriyordu ki, içindeki yıllanmış şarap bembeyaz ipek halıya kan kırmızısı bir leke gibi damlıyordu. Ama hissetmiyordum. Gözlerim dev ekrandaki o görüntüye mühürlenmişti: Ömer Araslı, "hiç kimse" sandığım o kızı alnından öpüyordu. "Hayır..." diye fısıldadım; sesim, boğazımda cam kırıkları varmışçasına hırıltılı çıktı. "Hayır, bu olamaz!" Ekranda Esra’nın elinde tuttuğu o mavi kâğıdı gördüğüm an, zihnimdeki bir sinir ucu koptu. Benim yarattığım, her hücresini hırslarımla yonttuğum, adeta bir heykel gibi şekillendirdiğim o kız; şimdi ellerimin arasından kayıp gitmiş, o ilkel Mardin t

